# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
NOCTURNUS – Thresholds
| 28.09.2019

Kozmik dehşetin klasik bir death metal yorumu.

Emir Şekercioğlu

İlk albümleri “The Key” ile death metalde çığır açıcı nitelikte bir işe imza atarak mevcut türdeki özgünlüğünü kısa bir sürede kanıtlamış, isminin yazılı olduğu tişörtleri death metalin diğer dev üyelerine dahi giydirtmiş ilhamla dolu bir grup olan Nocturnus, iki sene sonra da kapımıza benzer bir anlayışa ve müzikal zihniyete sahip albümü “Thresholds” ile dayanmıştı. Grubun kurucu üyesi Mike Browning’in “Nocturnus AD” adını alacak bir oluşumla yıllar sonra karşımızda yeniden belirmesinden önce, üç albümlük kısa ama etkili bir geçmişe sahip olan Nocturnus’ün bu çalışmasını, esasında ondan aşina olduğumuz death metal yorumu itibariyle son değerli işi olarak görebiliriz. Çünkü her ne kadar, bu grup ismiyle çıkan son albümleri “Ethereal Tomb”da bir kişi dışında grubu özgünlüğüne kavuşturan ana kadronun korunması, sound olarak modernleşme ve yer yer etkileyici partisyonlarla bezenmiş şarkılar gibi olumlu yanlarla karşılaşıyor olsak da, tam da eksik olan o “bir kişi”nin Nocturnus’ü Nocturnus yapan esas adam Mike Browning olması, yine grubu kendi karakteristiğine kavuşturan klavyenin gitarlar ve prodüksiyon altında büyük ölçüde bastırılması neticesinde grubun sound’unu tanımlayıcı niteliğini yitirmesi gibi sebeplerle tam olarak bir “Nocturnus albümü” demeye dilimin varmadıkları bir işe imza atmışlardı. Başka bir grubun elinden çıksa takdir edilme potansiyeli daha yüksek olacak “Ethereal Tomb” için, söz konusu Nocturnus olunca işler değişiyordu bu nedenle. Nitekim çok da uzak olmayan bir zaman önce Nocturnus AD’den çıkan “Paradox” albümü, zannımca bir zamanlar Nocturnus’e ruh veren “esas adamın” kim olduğunu yeterince ispatlayacak kadar muazzam bir çalışmaydı. Hal böyle olunca ister istemez, yukarıda “Thresholds” ile ilgili vardığım yargı benim için biraz daha keskinleşmiş oluyor; grubun bu isimle çıkan ikinci ve son özgün çalışması olması.

Nocturnus’ün müziğinde aşina olduğumuz belirli temel ögeler elbette “Thresholds”u da kuşatmış durumda. Bilim-kurgu senaryolarıyla bezenmiş kozmik dehşet öyküleri, H.P. Lovecraft etkileşimleri de içeren kurgusal mitolojik yaratıklar, bu temaların müzikal dışavurumunun birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olması, Mike Browning’in; türün geneline kıyasla çok daha basit ve yalın bir düzeyde kalan davulculuğu ile kimi zaman fazlasıyla boş bıraktığı ama bu şekilde gönlümüzü kazandığı drum fill’leri, rif ve solo yazımı olarak dahilik kokan gitar işçiliği ve bütün parçaları dokunuşlarıyla olduğundan daha yüksek bir boyuta taşıyan bir klavye kullanımı ( bu öyle bir klavye ki, bir motif olmaktan öte, black metalde Emperor için neyse, Nocturnus için de death metalde o muhtevaya sahip bir klavye ) ve tüm bunların sonuçları neticesinde de sonu gelmeyen headbang silsileleri.

Ancak ilk albümleriyle beraber bir tartıya koyduğumuzda bariz farklılıkları da göze çarpıyor elbette “Thresholds”un. Bu noktadaki ilk husus, vokalde Mike Browning’in yerine Dan Izzo’nun olması. Yalnız vokal tonu ve söyleyişi Browning’i o kadar çağrıştırıyor ki ilk dinlediğimde vokalisti yine Mike Browning zannetmekten kendimi alamamıştım. Başka bir nokta olarak klavye kullanımının biraz daha normal bir standarda çekilmiş olmasını gösterebilirim. “The Key”de adeta bütün müziği domine eden, gitarları dahi bastıracak derecede cesur bir rolü olan klavyenin bu albümde biraz dizginlenmiş olduğu, hatta gitarların çok azıcık gerisine atıldığı dikkatlerden kaçmayacaktır. Tabi “Nocturnus in Bm” gibi, bizi oturduğumuz koltuktan çekip uzay boşluğuna fırlatan, kişinin duygu dünyasında adeta kaleydoskopik bir kıvılcım yaratabilecek potansiyele sahip o enstrümantal beste harikasını istisna tutmak koşuluyla. Yine de klavyenin bu hafif dizginlenmiş rolü, bazı Nocturnus dinleyicilerini tatmin etmeyebilecek bir olasılık da taşımıyor değil.

Bununla birlikte grubun, albümün açılış şarkısı “Climate Controller”, kapanış şarkısı “Gridzone” ve ortalarda bir yerde konumlanan “Aquatica” parçalarında görülebileceği üzere progresif yanı ağır basan şarkıların sayısını arttırdığını görüyoruz ki, şahsen “Gridzone” albümün incilerinden biri diyebileceğim kadar başarılı bir beste. Diğer yandan “Tribal Vodoun” parçasında da grup kulağa hoş gelebilecek küçük etnik tatlar denemekten kaçınmıyor. Albümün geneli, kendini dinlettirebilmesi ve etkileyicilik açısından Nocturnus’den bekleyebileceğimiz bir yeterlilik taşıyor. Hatta o yeterliliği zaman zaman birkaç tık aşan bir kaliteye de sahip.

Nocturnus’ün death metali ele alış şekli ve bestecilik mentalitesini de baz alarak konuşacak olursam albümle ilgili kayda değer diyebileceğim olumsuz nokta, şarkıların genelinde bir “boşluk” hissinin olması. Klavye kullanımının değişen rolüyle bağlantılı olabileceğini hesaba katmakla birlikte, sanki şarkıların içerisinde müzik akıp giderken engellenemeyen bir aralık, bir boşluk kalıyormuş gibi bir hisse kapılmaktan kendimi alamıyorum. Bu durum, grup üyelerinin kasıtlı olarak “uzay boşluğu” hissini yaratmak için kullandığı bilinçli bir hamle gibi yorumlanabilecek ve istense üstü bu şekilde örtülebilecek bir malzeme verse de, böyle bir yorumun albümde kusur bulmak istemeyecek bir zihniyete işaret eden ve abartıya kaçan bir noktaya vardığı aşikar olurdu. Gitarlar son derece melodik olsa da, kulakta bir önceki albümde olduğu şekliyle gümbür gümbür yankılanmıyor, kulağı doldurmuyor, bu nedenle de notasyon olarak bakıldığında elimizde gayet progresif ve yer yer de teknik bir bestecilik olsa da, işitsel olarak sanki çok yalın, sade düzenlenmiş parçalar bütününü dinliyormuşcasına bir algı manipülasyonuna maruz kalmak mümkün olabiliyor. Bilgimin, işin teknik kısımları söz konusu olduğunda zaman zaman yetersiz kalmasıyla birlikte, mevcut sorunun bir prodüksiyon sorunu olduğu kanaatindeyim. Yine de bu konuda daha etkili ve geçerli yorum yapabilecek arkadaşların fikirlerini de dinlemek isterim.

Bu eksikliği bir kenara koyarsak, taşıdığı değer ve müzikal anlamdaki başarısı sebebiyle son sözüm şudur; içine yeterince nüfuz edildiğinde, kişide tabir yerindeyse bir “Nocturnus effect” yaratabilecek potansiyelde, şarkılarının melodilerini, riflerini kulağımızda bir takıntı haline getirebilecek kadar başarılı bir icra ortaya koyan “Thresholds”, arşivinizde uzun süredir diplerde duruyorsa, dilerim bu inceleme vasıtasıyla tekrar gün yüzüne çıkardığınız bir albüm olur.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.73/10, Toplam oy: 15)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1992
Şirket
Earache Records
Kadro
Dan Izzo: Vokal
Mike Davis: Gitar
Sean McNenney: Gitar
Louis Panzer: Klavye
Mike Browning: Davul
Şarkılar
1) Climate Controller
2) Tribal Vodoun
3) Nocturnus in Bm
4) Arctic Crypt
5) Aquatica
6) Subterranean Infiltrator
7) Alter Reality
8) Gridzone
  Yorum alanı

“NOCTURNUS – Thresholds” yazısına 5 yorum var

  1. Boba Fett says:

    Tam bir klasik.

  2. killyourselfchuck says:

    ’92 yılında böyle bir yapıt sunmak…

    Barış

    @killyourselfchuck, 92 yılı dediğin bu işlerin esas zamanı,çaylak!

  3. Zero_Tolerance says:

    Döneminin çok ilerisinde bir albüm, tadı çok başka.Sizi elinizden tutup uzay boşluğunda sürükler okyanusun dibine sokar ordan çıkarır kaotik bir uzay savaşının içine sokar helikopteri tepenizden geçirip düşürür.Gitarların tonu ise sanki su altında kayıt yapılmış hissi veriyor bkz:(aquatica) yada dediğin gibi bir uzay boşluğunda. Bence bu albüm için eksi değil albümün hikayesiyle tam olarak bağdaşan bir gitar tonu.Benim gözümdeki tek ekisisi ise klavye kullanımın ilk albüme göre az olması,klavye kullanımın az olma sebebi ‘The Key’e nazaran ritim olarak daha yavaş bir albüm olması olabilir.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.