# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MGŁA – Age of Excuse
| 10.09.2019

Yitirilen umutlar yerleri kamçılıyor, hiçbir şeyi hak etmeyen insanoğlu yok oluşunun taşlarını döşüyor.

Black metalin 2000 sonrasına baktığımızda yükselişine tanık olduğumuz iki ülke görüyoruz. Bunlardan ilki, başta DEATHSPELL OMEGA olmak üzere yansıttığı sıra dışı karakterle yeni bir black metal dalgası yaratan Fransa. Derinlerine indiğimizde doksanlarda da önemli işler yapan Fransa metal sahnesi, yeni milenyumla birlikte tartışmasız bir üretkenlik ve kaliteyle black metalin en önemli sahnelerinden birine dönüştü ve sunduğu ilham verici işlerle black metal tarihinin 2000 sonrasına damga vurmayı başardı.

İskandinavya’yı bir kenara ayırırsak black metal konusunda Avrupa’nın en verimli diğer bir ülkesi de aslında her türden çok kaliteli gruplar çıkaran Polonya. Doğu Bloku’nun yıkılmasının ardından zaman içinde ayağa kalkan ve doksanların başlarında epey sıkıntılı zamanlar yaşamasına rağmen sonrasında işleri rayına oturtan ülke; doksanlarda uyguladığı politikalarla belini doğrulttu, ekonomik olarak düzlüğe çıktı, sanata zaman ayırabilir hâle geldi ve metal bağlamında da ilk fırsatta ipini kopararak ortamı sallamaya başladı.

Doksanlarda olaya black metal olarak başlayan ancak “Bewitching the Pomerania” EP’siyle birlikte dümenini death metale doğru kırmaya yeltenen BEHEMOTH, doksanların Leh topraklarında mekânın sahibi gibi gözüken VADER’ı tahtından etmiş ve ülkenin tartışmasız lideri konumuna gelmişti. Dünya genelinde de çok bilinen bir gruba dönüşen BEHEMOTH’un bu başarısı, gözlerin Polonya’ya çevrilmesini sağlamış ve ülke bir anda “biz de yapabiliriz” diyen gençlerin uğrak yerine dönüşmüştü. 2000’lerin ilk yarısında, tıpkı Fransa’da olduğu gibi Polonya’da da bir dolu grup türemiş ve birçoğu da başarılı denilebilecek işler sunmuştu.

Bu gruplardan biri de 2000 yılında Krakov’da kurulan ve günümüzde bile büyük oranda yanlış telaffuz edilen adını hızla duyurmaya hazırlanan MGŁA’ydı.

Kısa süre içerisinde Polonya black metal devriminin başrol oyuncularından birine dönüşecek olan MGŁA’nın “Groza”yla yaptığı giriş, sonradan dönüşeceği şey düşünüldüğünde aslında o kadar da sıra dışı değildi. Orta tempo bir müzik, genel olarak epey sade davullar ve M.’in kederli iç dünyasından beslenen bir black metal ile MGŁA; esas amacı soğuk bir atmosfer ve keder yaratmak olan bir grup izlenimi çiziyordu. Her şeyin bir anda değişmesi ve MGŁA’nın bayağı ciddiye alınması gereken bir şey olduğunu hissettirmesi ise ikinci albümleri “With Hearts Towards None” ile oldu. Grup bu albümde aslında tekerleği yeniden keşfetmiyor, ama buna rağmen çok karakteristik bir karanlık, nihilist bir kimlik ve karşı konulmaz bir çekicilik sunuyordu.

2012-2015 arasındaki “MIGLA diye bir grup var biliyor musun?”un bir anda değişip “MIGVAAAAAA!!!!”ya dönüşmesi, insanların grubun farkına varması da 2015 yılında çıkan “Exercises in Futility” başyapıtıyla oldu. Black metalin her döneminin kendi klasikleri vardır. İlk dalga black metalde BATHORY – “Bathory”, VENOM – “Welcome to Hell” birer klasiktir. İkinci dalgada MAYHEM – “Mysteriis Dom Sathanas”, BURZUM – “Hvis Lyset Tar Oss”, DARKTHRONE – “Under a Funeral Moon” birer klasiktir. Senfonik black metalde EMPEROR – “In the Nightside Eclipse” bir klasiktir. 2000’lerle birlikte başlayan Fransa devriminde DEATHSPELL OMEGA – “Fas – Ite, Maledicti, in Ignem Aeternum” bir klasiktir, başyapıttır. Olayın Polonya tarafındaysa, tüm Polonya black metal tarihinin en önemli albümü nedir diye sorsalar adı söylenebilecek belki de ilk albüm MGŁA’nın “Exercises in Futility”sidir. Şu anda farklı düşünenler varsa bile, bu soru bundan 10-15 yıl sonra sorulduğunda bence cevabı bu olacaktır.

Bir albüm her şeyiyle baştan sona kusursuz olabilir mi sorusuna cevap olarak yaratılan “Exercises in Futility”, MGŁA’ya black metal tarihinin en büyük patlamalarından birini yaptırarak grubun tüm dünyada bilinir olmasını, durmaksızın konserler vermesini ve sırf adıyla bile tüyleri ürpertebilen bir auraya bürünmesini sağladı. Büyük oranda adı sanı, kimliği, sureti bilinmeyen bu adamlar bir anda Avrupa black metalinin en gözde, en değerli isimlerinden birine dönüştü ve türün fanatiklerinin aklını başından almaya başladı. Aradan geçen 4 yıl boyunca MGŁA sayısız konser verdi, pek çok yeni hayran kazandı ve görünürken kaybolan kimliğini hiç yitirmeden gizemini, karizmasını ve hiçliği yücelten tavrını sürdürdü.

Grubun karakterini ve duruşunu bilen herkes, aradan geçen bunca yılın ardından MGŁA’nın bir anda yeni bir albümle çıkageleceğini tahmin ediyordu. İnanılmaz kaliteli diğer grupları KRIEGSMASCHINE’de de böyle yapıyor, yeni materyalleriyle bir anda gündeme oturuyor, çıkardıkları albümler çeşitli kitleler tarafından çıktıkları yılın en iyi albümü seçilebiliyordu.

Ve beklenen oldu. MGŁA yeni albüm haberini bir single eşliğinde verdi, kitlesinin adrenalinini bir anda yükseltti ve arayı hiç açmadan, laga luga yapmadan albümü de çaaaat diye ortamlara saldı. Böyle durumlarda, yani başyapıt kabul edilen bir albümün sonrasındaki albümlerde genelde bir “acaba” sorusu mutlaka olur. İster istemez öncekiyle kıyaslanmak durumunda kalan yeni albüm, çoğu zaman maça 1-0 yenik başlar ya da en azından kendini kanıtlama baskısını hisseder. Lakin sözünü ettiğimiz grup, muhtemelen kendisi de dâhil var olan hiçbir şeye fazla bir değer atfetmeyen MGŁA olduğundan, M.’in ve Darkside’ın “Exercises in Futility”yi aşmak adına ekstra bir çaba sarf ettiklerini, bu tarz bir baskı hissettiklerini sanmıyorum. Muhtemelen turneler sırasında albümü yazdılar ve bu anda ve bu noktada yaratmak istedikleri şeyin bu olduğuna karar verip albümü yayınladılar.

MGŁA herhangi bir grup değil. Şarkıları herhangi birer şarkı, albümleri herhangi birer albüm değil. Bir söylemleri, duruşları, tavırları var. Yarın grubu dağıtsalar bu bile nihilist yaklaşımları içerisinde anlamlı bulunabilir ve kabul görebilir. Böylesi nevi şahsına münhasır bir gruptan bahsediyorsak, kitlelere neşrettikleri yeni yaratımlarını “Ne kadar iyi?” veya “Nasıl?”dan ziyade “’Exercises in Futility’ye göre nasıl?”, “Onun kadar iyi mi?” şeklinde sorularla karşılamak bence geniş anlamda müziğe, esas önemli olan dar anlamda ise MGŁA’nın bu zamana kadar oluşturduğu duruşuna saygısızlık olacaktır. Bunu baştan söylüyorum ki, metal basınında göreceğim “’Exercises in Futility’den sonra bir geri adım”, “Onun kadar iyi değil” gibi ifadelerin sahiplerinin MGŁA’yı hiç anlamamış olduklarını varsayacağım şimdiden bilinsin. Temelini hiçlik üzerine kurmuş bir grubun genel anlamda değer vermeyeceği “gelişim”, “değişim”, “daha iyisini başarma”, “kendini aşma” gibi mefhumların SIFIR değer taşıdığı bir ortamda, “Age of Excuse” adlı bu yeni epizoda MGŁA’nın şu anda yapmayı uygun gördüğü mutlak yaratım gözüyle bakıyorum ve albümün karanlık dehlizlerine dalıyorum.

MGŁA’nın yaptığı müziğin içine işlemiş, adeta birer enstrüman gibi kimliklerini koymuş bir nihilizm, bir depresyon ve bir de mizantropi var. Bu üç kavram bir araya geldiklerinde MGŁA’nın içinden çıkılamaz, çıkılsa da bir değer ifade etmediği varsayılan felsefi bakış açısını oluşturuyorlar. Grubun tarama gitarlarının üzerinde ağlayan melodileri sanki her şeyin beyhude olduğunu gösterirken, canhıraş bir yaratıcılık ve kibirli bir gösterişle öne çıkan davullar ise ne yapılırsa yapılsın her şeyin hiçlikle son bulacağını anlatır gibiler. “Age of Excuse”da bu üç hissin değişken baskınlıklarla karşımıza çıktığını görüyoruz. KRIEGSMASCHINE’den, dolayısıyla kendilerinden ilham alarak davulları daha da ön plana alan grup, beste karakteri olarak yine “Exercises in Futility”ye benzer bir kimliği öne çıkarıyor. “Age of Excuse”u dinlerken yıkılmışlığı, mahvolmuşluğu “Exercises in Futility”deki kadar kudretli şekilde hissetmiyoruz. Bunun yerine “Age of Excuse III”teki gibi gözü dönmüş bir kin ve nefreti, önceye oranla çok daha saf ve dizginlenemez şekilde içimize çekiyoruz.

Sanki “Age of Excuse”, ezelden beridir devam eden çilesinden dolayı artık hissizleşmiş, körelmiş ve acı çekmeyi unutmuş birinin etrafa olabildiğince fazla zarar vererek, hiçliğin hükümranlığını kurarak, kendi kendini tüketişini ifade ediyor.

Gruba konserlerde eşlik eden MEDICO PESTE insanı E.V.T.’nin dişlerini gıcırdatmasıyla açılan albümün sözlerine baktığımızda ilk olarak MGŁA elemanlarının muazzam söz yazarları olduğunu görüyoruz. Gayet sıkıcı ve sıkışık şekilde ifade edilebilecek konuları son derece yaratıcı ve etkileyici şekilde kelimelere döküyor ve tıpkı bir önceki albümde olduğu gibi sivri uçlu mızraklarla göğüs kafeslerini deliyorlar. Sözlerde umutsuzluk ve yitip gitmeden ziyade, olacakları bilen ve gerçekleştiklerinde de kibir ve kızgınlıkla kükreyecek birinin kötücül bilgeliği ve sinizmi var. DEATHSPELL OMEGA’nın “The Furnaces of Palingenesia”sı kadar açık sözlü ve dobra olmasa da yine benzer konulara temas eden “Age of Excuse IV” gibi şarkılar da var, geçmişten gelen referanslarla mevcut tükenişin bir portresini çizen ve hem mitolojiden hem de sadece 100 yıl önce yaşanmış savaşlardan dem vuran “Age of Excuse I” gibiler de…

Tıpkı “The Furnaces of Palingenesia” gibi “Age of Excuse”u da sözlerden bağımsız ele alamayız. Albüm başından sonuna dek insanlığın kendini yiyip bitirişini anlatıyor ve bunu da kaybedilenlere değer atfeden ve kurtarılabileceklere üzülen bir “yaptığını beğendin mi?” zihniyetiyle değil, “her şeyi mahvettin, üstelik tıpkı var olmaları gibi var olmamalarının da bir önemi yok” şeklinde bir değersizleştirme, yok saymayla yapıyor. Burada, misal bir CATTLE DECAPITATION gibi “insanoğlu dünyanın anasını belledi, el birliğiyle her şeyi siktik attık” türü bir mesaj kaygısı yok; burada olanı anlatma ve bunun, yani yok oluşun dahi önemsizliğini vurgulayarak özürlerin ve bahanelerin arkasına sığınan insanın zavallılığını, hiçbir şeyi hak etmediğini ifade etme var. Bu yüzden de “Age of Excuse” öncesindeki albümlerin barındırdığı aşağı yukarı %33 depresyon, %33 nihilizm, %33 mizantropi oranını acımasızca ve bahane kabul etmeksizin %10 depresyon, %40 nihilizm, %50 mizantropi gibi bir ölçeğe kaydırıyorlar. Bu yüzden de albüm öncekiler kadar yürek parçalamıyor, daha ziyade kin kusuyor.

Teknik olarak bakıldığında grubun daha aceleci, panikleyen rifler yazdığını görüyoruz. Önceki albümlerde yer yer bilinçli bir monotonluğa emanet edilen riflerin kabullenmiş yapısının konforunu yaşayan dinleyici, “Age of Excuse”da daha alert, daha vesveseli, istim üstünde bir dinleme deneyimi yaşamak durumunda bırakılıyor. Tıpkı grup elemanlarının suretlerini göremiyor oluşumuz gibi, sonumuzun da ne olacağını göremeyişimizi hatırlatan bir buhran, baskınlık ve belirsizlik var albüm boyunca.

“Age of Excuse” hem söz hem de müzik bağlamında mükemmele yakın bir albüm. Sitede bulunan ve benim yazmadığım “Exercises in Futility” incelemesinde albüme 9/10 verilmiş olsa da ben o albümün sabaha kadar 10/10 olduğunu düşünüyorum. “Age of Excuse”u “Exercises in Futility” ile kıyaslamıyorum, ama önem ve değer olarak 10 üzerinden 10 olarak da görmüyorum. Yine de, tıpkı diğer her şey gibi bunun da bir önemi yok; önemli olan tek şey iki adamın bir odaya kapanıp yazdıkları 42 dakikalık müzik ve birkaç sayfalık sözle bize bunları düşündürtebiliyor, yazdırtabiliyor, hissettirebiliyor ve bizi bunlara inandırabiliyor oluşu.

Bugün var yarın yok olduğumuz bu koca varoluş içerisinde kapladığımız kısacık zamanda bunun hazzını yaşayabiliyor olmak bile pek çok açıdan yeterli aslında. Şunun şurasında iki üç şarkı dinleyip, birkaç satır bir şey yazıp göçüp gideceğiz buralardan.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.03/10, Toplam oy: 66)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2019
Şirket
Northern Heritage Records
Kadro
M.: Vokal, gitar, bas
Darkside: Davul

Konuk:
E.V.T.: Diş gıcırdatma
The Fall: Geri vokal
Şarkılar
1. Age of Excuse I
2. Age of Excuse II
3. Age of Excuse III
4. Age of Excuse IV
5. Age of Excuse V
6. Age of Excuse VI
  Yorum alanı

“MGŁA – Age of Excuse” yazısına 16 yorum var

  1. Gürkan says:

    Mgla’nın Age of Excuse ile beraber söz yazım meselesinde açtığı çığıra bir değinmek istiyorum, çünkü sözlerin içinde kendimi öyle bir kaybettim ki ne albüm ile ilgili başka herhangi bir yorum yapamayacağım.

    Her ne kadar kendilerini özellikle With Hearts Toward None ve Exercises in Futility ile beraber söz yazım konusunda ciddi anlamda kanıtlamış olsalar da sanırım Mgla ne kadar mürekkep yalamış insanlar olduklarını daha da iyi göstermek için Age of Excuse ile seviyeyi arşa çıkarmış. Muhtemelen bu sözleri tutup Albert Camus’ya gösterebilme şansımız olsa şapka çıkarırdı kendisi.

    Bu albümde daha derinlikli bir tarihsel derinlik var. En çok öne çıkan özelliği de bu. Özellikle 1, 3 ve 6. parçalarda oldukça şaşırtıcı dizeler mevcut. İçerisinde bulunduğumuz “Kabahatler Çağı”nın nasıl meydana geldiğini ve tarihteki belli başlı meselelerin doğurduğu kümülatif sonuçların nasıl çıkmaza girdiğini göstermek amaçlı yazılmış parçaların birçoğu.

    İlk parçanın giriş dizelerine baktığınızda insanlık iki tarafı keskin bir kılıç olarak tanımlanıyor. Özünde sınırlarını aşan bir hamurla yoğrulmuş fakat yaşamın karmaşık mekanizmaları içerisinde kendisini kaybetmiş olarak. Sonrasında bunu kanıtlar nitelikte tarihsel ve mitolojik örnekler serpiştirilmiş. Babil’in asma bahçelerinden 1. dünya savaşı’nın en kanlı savaşlarına tanıklık etmiş Ypres’e, Roma’da halkın ve politikacıların toplanma alanı olan ve demokrasinin ilk adımlarının atıldığı Comitium’lardan Kamboçya’da neredeyse 2 milyon insanın katledildiği soykırımın en ikonik ve en insanlık dışı şeylerinin yaşandığı Tuol Sleng’e… Bir nevi bir “nereden nereye” nostaljisi var fakat bu bir nostalji değil, aksine insanlığın var olan bu tarihsel mekanizma içerisinde hapsolduğu bir “gerçeklik” olarak yansıtılıyor. İşin en güzel yanı ise insanlığın en başından sonuna kadar tamamen gereksiz olduğuna inanan dejenere bir nihilist görüşün aksine, özellikle Nietszche’nin en çok arkasında durduğu “İnsanlığın sahip olduğu muazzam potansiyel” meselesine de oldukça sağlam bir vurgu yapılıyor. Nihilizmin en buruk ve melankolik nosyonu da bu noktada yatıyor aslında: İnsanlığın sahip olduğu inanılmaz potansiyele rağmen içerisine hapsolduğu tarihsel gerçeklik mekanizmaları aracılığıyla çürümüş bir döngü içerisine hapsolması.

    Üçüncü parçada aynı tema daha spesifik bir örnek üzerinden devam ediyor. Tam olarak şu soruya cevap aranıyor aslında: “Bugüne kadar yaşadığımız dünyayı daha iyi bir yer haline getirme girişimleri neden hep korkunç bir şekilde tersine işledi?” Günün birinde bir kahraman çıkıyor, belki bir peygamber belki bir devrimci diyor ki “Eski olan her şey geride kaldı, artık yeni bizlerle.” Burada ikinci bir soru devreye giriyor peki ya o “yeni” eskinin imitasyonu ise? “Ersatz” kelimesinin tam bir Türkçe karşılığı yok fakat en iyi “imitasyon” şeklinde çevirebiliriz, ya da daha basit haliyle “sahte” . Parçanın en vurucu dizeleri “Günün sonunda hep aynı senaryo: ‘Zafere inanır mısın yoksa yenilgiyi kabullendin mi?” Bu soruyu şöyle düşünmek lazım; bazen hayatınızda öyle bir sonuçla karşılaşırsınız ki zafer olarak kabul edeceğiniz bir kazanım aynı zamanda yenilgiyi de kabullenmiş olmak anlamına gelir. Parçanın söz ettiği ise insanlık boyunca elde edilen tarihsel kazanım ve ilerlemelerinin her birinin aslında karşılarında durduğu idealin birer imitasyonu olduğu ve bizlerin tarihsel süreç olarak tanımladığız şeyin komik bir döngü haline geldiğidir.

    Sahte devrim
    Sahte ayaklanma

    Ayda yılda bir yeni bir dünya çıkar gelir,
    “daha temiz”, “daha iyi”, “daha parlak”, “daha saf”.

    Sahte amaçlar
    Sahte ittifaklar
    Sahte idealler
    Sahte birliktelikler.

    Örnek vermek gerekirse Ekim devrimi ile beraber gerçeklik sınavı veren ve kapitalizme alternatif olarak olarak var olan komünizmin Sovyetler Birliği’nin özellikle Stalin’in ölümünden sonra içerisine girdiği süreç ile beraber karşıt idealine benzer niteliklerle çürüyüp adeta bir kapitalizm imitasyonuna dönüşüp yok olup gidişi veya Hitler’in öncülük ettiği Nazizmin Almanya’nın kurtuluşu için bir alternatif ideal olarak gösterilip kendisiyle beraber herkesi korkunç sonuçlara sürüklemesi veya bunların da öncesine de gidersek feodal düzenin sanayi devrimi ve diğer tarihsel ilerlemeler sonucunda yerini kapitalist düzene bırakarak global ölçüde doğa tahribatına yol açması ve günümüzde de devam eden sorunlarla gelecekte bizi yok oluşa doğru sürüklemesi gibi. Bunlar sadece direk aklıma gelen örnekler, bu tarz ideallerin çakıştığı kilit tarihsel dönemeçlere baktığınızda bu “imitasyon” meselesinin ve yol açtığı kötürüm döngünün ana hatlarını rahatça görebilirsiniz.

    Altıncı parça ise albümün bütün temasını nitelikte yazılmış. Özellikle şu kısıma ayrı bir paragraf açmak istiyorum:

    The litanies of overskurkens moral
    Are the only prayers to be heard these days
    And all those who dreamt about a True Revolution
    Got distracted by hurting each other

    Bunu çevirmem biraz fazla zor ama şöyle bir şey olur sanırım:

    Son zamanlarda işitilen dualar
    Sadece süperkötülerin ahlaki teraneleri.
    Ve bütün o Gerçek Devrim’in hayalini kuranlar
    Birbirlerini incitmekle meşgul.

    “Süperkötü” ne lan? diyebilirsiniz, doğrudur. “overskurkens” kelimesini çevirmek imkansız. İlk gördüğümde ağzım açık kaldı, ulan dedim yuh nereden aklınıza geldi de kullandınız bu kelimeyi. Normalde böyle bir kelime yok İngilizce’de. Norveçli ünlü oyun yazarı Henrik Ibsen’in türettiği bir kelime kendisi. Ibsen bu kelimeyi “John Gabriel Borkman” isimli oyununda Nietszche’nin “Übermensch” terimine bir parodi olarak türetiyor. “Overskurkens” Almanca’ya “Überschurke” olarak çeviriliyor. Türkçe’de bunun tam olarak anlamı “Süper Kötü” oluyor. Übermensch’in bizde yerleşmiş ve anlamsal olarak tutarlı çevirisi “üstün insan” olsa da aslında mota mot çevirisi “Süper İnsan” oluyor. Buradaki “Süper Kötü” kelimesi bu bağlama yerleşiyor yani. “Overskurkens moral” ise Übermensch’in tam zıttı “Überschurke” olan insanın yani tamamen zıt bir kutupta bildiğiniz “Supervillain” veya “Süperkötü” olan bir insanın maneviyatı anlamına geliyor. Günümüz dünyası için harika bir cümle değil mi? “Süperkötülerin ahlaki teraneleri son zamanlarda Tanrı’nın cevap verdiği tek dualar sanki.”
    Peki ya sonrası? Bütün o gerçek devrimin hayalini kuranların birbirlerini incitmekle meşgul olması? Sonrasında bahsettiği insanlığın her çözüm sunulduğunda gözlerini kapatıp hiçbir şey olmuyormuş gibi davranması meselesine ne demeli? Yemin ediyorum şu parçanın sözlerini okudukça kafam karanlığa gömülüyor. E tabi bu kadar söylendikten sonra durur mu, kusuvermiş adam nefretini, üstüne de tanımlayamayacağım kadar sapıkça bir riff yapıştırmış oh mis:

    İmparatorluklar çöküyor
    İlkeler ayaklar altına alınıyor
    Kurtarıcılar çarmıha geriliyor
    Peki ya tarih ne diyor?
    Tarih hepsini hazmediyor amına koyayım!

    elbruz

    @Gürkan, ok

    OblomoV

    @Gürkan, İngilizce bilgim yeterli olmadığı için sözler üzerine derinlemesine değerlendirmeler ayrıca dikkatimi çekiyor. Ellerine sağlık.

  2. killyourselfchuck says:

    şu kritiğin ve çalan müziğin üzerine söyleyecek pekte bir söz kalmıyor.

    MGLA kritiğinin salı günü yayınlanacağının haberini verince kesin 9 verirsin diye tahmin etmiştim, 8,5 vermişsin. yaklaşmışım yine de, hehe

    notum:9

  3. HaNNibaL says:

    Albümü en az 10 kez dinledim. Bu senenin en iyi işlerinden biri. Zaman zaman insanı boğuyor, bunaltıyor bazende nefrete sevk ediyor. Benim için puan albümün puanı 9. Albümde bir şey bana eksik geliyor sürekli olarak ama ne olduğuu bir türlü tarif edemiyorum. Bu nedenle 9 puan benim açımdan.

    Ayrıca sormak istediğim bir şey var. 2. şarkıda geçen
    A sacrifice to the gutter gods sözünün anlatmak istediği ve türkçe karşılığı tam olarak nedir. Ayrıca neden god değilde gods. Fena takıldım bu kısma

    Dysplasia

    @HaNNibaL, Sürekli kendilerine kurban adanan tanrıları ‘oluk tanrıları’ diye betimlemiş gibi geldi bana. sürekli oluk oluk kan akıtılan tanrılar.

    HaNNibaL

    @Dysplasia, Teşekkür ederim aşağı yukarı bu şekildedir diye düşünüyorum bende. Şarkının o kısmında patlama yaptığı için ben daha derin bir gönderme olabilir belki diye düşünmütüm

  4. ali says:

    Albüm güzel, özellikle II ve V benim için bir hayli öne çıkan şarkılar oldu. Kaçınılmaz olarak Exercise in Futility ile karşılaştırılacaktır ama bence bu tip bir karşılaştırmanın besteler veya yaratıcılık başlığında değil de prodüksiyon ve sound anlamında yapılması gerekiyor. Sound konusunda artık bir “Mgla-soundu”ndan söz edebileceğimiz bir devamlılık var ve bence bu, herhangi bir grup için yapılacak bilecek en güzel övgülerin başında geliyor. Öyle ki, artık bu noktadan sonra bazı black metal albümlerine “Dimmu Borgir gibi”, “Cradle of Filth gibi”, “Mayhem gibi” referanslarıyla birlikte “Mgla gibi” referansı da verilebileceğine inanıyorum. Ancak aynı pozitif hisleri albümün prodüksiyonu için söyleyemeyeceğim. Vokal ve gitar kayıtları iyi olsa da, davulun ben bir ölçüde geriye çekilmiş olduğunu ve inanılmaz zil oyunları dışında, davulları duymak için ekstra çaba gösterme zorunluluğunu pek sevmediğimi belirtmek istiyorum. Ayrıca bas soundu da hala epey yapay duyuluyor. Sözlerin ve bestelerin taşıdığı “kafaya kafaya vurma” hissiyatı, bu prodüksiyon ile maalesef bir ölçüde geriye atılıyor ki sanırım albümün en büyük eksiği de bu…

  5. \m/ says:

    Yine çok iyi ve albümün hakkını sonuna kadar veren bir kritik. Albüm hakkında denilecek hiçbir şey kalmamış. İki haftadır bir Carey bir Darkside iyice davula doyduk. Puanım 9

  6. Ethrivas says:

    Age of Excuse VI inanılmaz bir şarkı. Exercises müptelası olduğumdan kıyaslama işine ben de girmek istemiyorum ama bu albüm de en az 9 hak ediyor kanımca.

  7. Retrokafa says:

    Mgla pek sevmeyen biri olarak dinledim albüm baya güzel.diğer albümlerde bulamadığım damarı bunda buldum.bence 9/10 ve en iyi albümleri olmuş. tabi birkaç kere daha dinlemek lazım.

  8. Emre says:

    2019 black metal’in günümüzdeki en önemli iki grubunun manifestolarını yayınladığı yıl oldu ve görünüşe göre Cattle Decapitation da benzer bir işe imza atacak. Bu durum belli bir olgunlaşma ve tutarlı bir tarih okuması gerektirdiği için hiç de basit bir şey değil.
    Ben Mgla’nın “edebi” manifestosunun Deathspell Omega’nın “teorik” manifestosundan net şekilde daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Age of Excuse’de amaçlanan şey dikkate alındığında kritikte bahsedilen depresyon-nihilizm-mizantropi oranlarındaki değişimler anlam kazanıyor. Bu durum büyük çoğunluğun albümü Exercises in Futility’nin gerisinde görmesine sebep olsa da ben tam tersini düşünüyorum. Age of Excuse benim için Mgla diskografisinin en değerli parçası ve yılın da şu ana kadarki en iyi metal albümü.

  9. D says:

    Ben albumu cok sevdim. Exercises ile cigerimizi siken Mgla, bu albumle de son darbeyi vurdu. 9′u bastim.

  10. \m/ says:

    @Emre, bu yıl tam da öyle bir yıl oldu. Özellikle yılın ikinci yarısı çok iyi geçmekte. DsO’nun manifestosunu çoğu kişi yeterince başarılı bulmasa da benim açımdan yılın en iyi işiydi. Mgla özelinde de bu işi gayet beğendim (yine de exercises in futility’i daha çok seviyorum) dediğiniz gibi birçok kişi bu yüzden tam ısınamıyor, bir şeyleri eksik hissediyor. Bu yılki albümlerde gerçekten de böyle bir hava var. Tool’a değinirsek de var bu.

    “MGŁA herhangi bir grup değil. Şarkıları herhangi birer şarkı, albümleri herhangi birer albüm değil. Bir söylemleri, duruşları, tavırları var. Yarın grubu dağıtsalar bu bile nihilist yaklaşımları içerisinde anlamlı bulunabilir ve kabul görebilir. Böylesi nevi şahsına münhasır bir gruptan bahsediyorsak, kitlelere neşrettikleri yeni yaratımlarını “Ne kadar iyi?” veya “Nasıl?”dan ziyade “’Exercises in Futility’ye göre nasıl?”, “Onun kadar iyi mi?” şeklinde sorularla karşılamak bence geniş anlamda müziğe, esas önemli olan dar anlamda ise MGŁA’nın bu zamana kadar oluşturduğu duruşuna saygısızlık olacaktır. Bunu baştan söylüyorum ki, metal basınında göreceğim “’Exercises in Futility’den sonra bir geri adım”, “Onun kadar iyi değil” gibi ifadelerin sahiplerinin MGŁA’yı hiç anlamamış olduklarını varsayacağım şimdiden bilinsin. Temelini hiçlik üzerine kurmuş bir grubun genel anlamda değer vermeyeceği “gelişim”, “değişim”, “daha iyisini başarma”, “kendini aşma” gibi mefhumların SIFIR değer taşıdığı bir ortamda, “Age of Excuse” adlı bu yeni epizoda MGŁA’nın şu anda yapmayı uygun gördüğü mutlak yaratım gözüyle bakıyorum ve albümün karanlık dehlizlerine dalıyorum.”

    Bu paragrafın ana fikrini kavrıyorum lakin yine de albümleri kıyaslamada bir sorun görmüyorum. İşe grubun gözünden bakmamak lazım. Biz dinleyiciler olarak önümüze gelen eseri her anlamda diğerleriyle kıyaslayabiliriz. Önceki albümle veya bilumum diğer albümle kıyaslamada sorun olmadığı gibi “x albüm kadar iyi değil bence” demekte de sorun yok. Kimse mgla’nın böyle bir çabada olduğunu belirtmiş olmuyor neticede. Yaptıkları albümü bizim beğenmiş olmamız bile adamların umurunda olmayabilir bu bağlamda “daha iyisini başarma” eylemi hiçbir şey ifade etmeyebilir onlar için fakat dinleyici neticede dinlediği şeyi herhangi ölçütlerle bir başka albümle kıyaslayabilir. Yine Ahmet abinin bu değindiği noktadan yola çıkacak olursak grubun nihilist tavrını düşündüğümüzde saygıdeğer olmak ya da saygısızlık yapılması onlar için önemsiz olacaktır.

    \m/

    @m/, emrenin mesajının altına yazacaktım ama aynı zamanda kritikle ilgili de yazdığım için iki mesajı birleştirdim. Bir garip duruyor o yüzden

  11. teknik meslek metal says:

    @Gürkan, adminin güzellemesi ne kadar bütünsel ise senin de sözler üzerinden değerlendirmen kafa açıcı olmuş, varol.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.