# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
CANNIBAL CORPSE – The Bleeding
| 11.09.2019

Yasak odalar, tehlikeli oyuncaklar, haince planlar ve bolca kırmızı.

Emir Şekercioğlu

Bir death metal devinin kariyerinde geldiği en kritik noktayı teşkil eden, barındırdığı ilkleriyle, sonlarıyla ve içsel dinamikleriyle bu zamana değin yapılmış en kanlı canlı albümlerden biriydi “The Bleeding”. Cannibal Corpse’un, efsane solistileri Chris Barnes ile yollarını ayırmadan önce birlikte yaptığı son büyük iş olan “The Bleeding” şüphesiz grubun en orijinal ve deneysel birkaç çalışması arasında yer alıyor. O zamana değin ekstrem derecede vahşet, pornografi ve karanlık fantezi içeren şarkı sözlerini, onları tamamlayıcı nitelikte bodoslama, brutal bir death metalle harmanlayan, “Tomb of the Mutilated” ile de bu noktanın klasik evrelerindeki en başarılı örneğini gösteren grup, bu albümle birlikte müzikal açıdan daha değişik bir yön izlemeyi tercih ediyor. “The Bleeding”i başarılı bir albüm yapan en temel nokta ise, Cannibal Corpse’un kendi karakteristik özelliklerinden herhangi bir taviz vermeyerek bunu gerçekleştirmesi.

Albüm kadrosundaki tek değişim, grubun kendini kanıtladığı evrelerde önemli işlere imza atan gitarist Bob Rusay’in ayrılıp, yerine Solstice ve Malevolent Creation gruplarında kendini göstermiş Rob Barret’ın gelmesi. Gelecek yıllarda grubun kimyasıyla, sıkı çalışma temposuyla iyice bütünleşecek ve akılda kalıcı pek çok rife imza atacak Barret, kadroya girmesiyle birlikte nasıl adapte olduğunu “The Bleeding” de bestelere yaptığı katkılarla gösteriyor. Albümdeki favori parçalarım “She Was Asking for It” ve “Forced Fed Broken Glass”da dahil olmak üzere, grubun konser setlist’lerinin vazgeçilmezlerinden olan “Stripped, Raped and Strangled” gibi parçalar Rob Barret’ın katkılarını içeriyor. Bu mevcut durumun Jack Owen gibi bir başka rif dehasıyla birleşmesi neticesinde “The Bleeding” boyunca karşımıza son derece özgün, garip ve rahatsız diyebileceğim tabiatta bir gitar işçiliği çıkıyor.

Paul Mazurkiewicz yeni formüllerin denendiği bu şarkılarda, 2. ve 3. albümde sıklıkla başvurduğu blast-beat’leri biraz azaltarak daha çeşitli pattern’lar kullanıyor. Rif yazımındaki sofistike besteciliğe davullar üzerinden Mazurkiewicz’in de eşlik etmesi şarkıların çehrelerini o zamana değin alıştığımız Cannibal Corpse tipinden farklı bir noktaya götürerek, “The Bleeding”i kendi özgünlüğüne kavuşturuyor.

Şarkı yazımına damga vuran Alex Webster ise, bu albümde sayısı çok daha artan bas gitar atraksiyonları ve önceki albümlere kıyasla çok daha net bir şekilde işitilebilir sound’u ile özelde Cannibal Corpse’un, genelde de death metalin en gözde basçıları arasında tepelere yükseliyor. “Torture” albümüyle ilgili verdiği bir röportajda, kendisine grubun eski evrelerinden favori albümünün hangisi olduğu sorulduğunda da, Webster’ın verdiği cevap “The Bleeding” oluyor.

Chris Barnes’a geldiğimizde, cesetlerden sorumlu sadomazo fantezi uzmanı olarak solistin, her zaman olduğu gibi burada da bizlere, ilişkilerdeki çözümsüzlüklere ve sürekli bastırdığımız için kendimize zarar vermemize sebep olan duygusal boşluklara getirdiği yaratıcı çareleri aktardığını görüyoruz. Tamamıyla kendi ruhsal aydınlanmasının ürünü olan ve hiçbir katkı maddesi içermeyen düşüncelerinin berraklığı, okunduğu ilk anda kişiyi kendisine çekiyor. Üstelik ilişkilerde kadın psikolojisi üzerine kayda değer bir birikime de sahip olduğunu gösteren Barnes, bilhassa albümün ikinci şarkısında hiç umulmayacak yöntemlerle, bir kadının gönlünü nasıl alabileceğimizin ip uçlarını veriyor. Ancak Barnes’ın odaklandığı tek konu kadın-erkek ilişkileri değil. İş hayatının zorlu koşullarıyla, anlayışsızlık ve gerginlik dolu anlarıyla mücadele etme konusunda bize her daim sabretmeyi ve en uygun anı beklememiz gerektiğini söyleyen “The Pick-Axe Murders”, sağlıklı insan ilişkilerinin önce sağlıklı bir bedenden geçtiği, bu yüzden de yediklerimize dikkat etmemiz gerektiği ana fikriyle örülü “Forced Fed Broken Glass” ve en mutlu anlarımızda bile kanayan yaralarımızın asla geçmeyeceği gerçeğini acımasızca haykıran, albüme ismini de veren “The Bleeding” parçaları, vokalistin gruptan gitmeden önce zihnimize kazıdığı son duygusal satırlar olarak albümde kendine yer buluyor. Cannibal Corpse’daki kariyeri boyunca yazdığı sözlerle, insan zihninin üretebildikleri konusunda beni tekrar tekrar şaşırtmayı başarmış bu vokalistin yazdıklarına pür dikkat ve ciddiyetle eğilmeyi ben de kendime bir borç bildim bu nedenle. Cannibal Corpse, yazdıklarıyla çağımızın Marquis de Sade’ı olan bu değerli müzisyeni kaçırmasaydı daha ne cevherler dinleyecektik, bugün hala merak ettiğim bir sorudur bu. George Fisher saygı duyduğum ve belirli açılardan sevdiğim bir vokalist olmakla birlikte, ben bu gruba Chris Barnes’ın her zaman daha çok yakıştığını düşünenlerdenim.

Barnes’ın vokal performansına baktığımızda ise, “Butchered At Birth” ve “Tomb of the Mutilated”da yaptığı derin gırtlaksı vokalden farklı olarak, bu albümde temiz bir brutal vokal yaptığını, bu sayede de “Eaten Back to Life”dan bu yana sözleri en anlaşılır vokalleri icra ettiğini görüyoruz. Sözleri okuyarak vokalini dinlediğimizde, hikayenin akışı içerisinde belirli kelimelere çeşitli çığlıklar ve hırıltılar aracılığıyla verdiği vurgu, performansını daha etkileyici bir hale getiriyor. Esasen Chris Barnes’ı en unutulmaz brutal vokalistlerden biri yapan nokta da, söyleyişiyle anlattığı hikayelerdeki caniliğin, duygusuzluğun birbirini ürkütücü bir biçimde tamamlamasıydı. Türün diğer vokalistlerinden çok azı, Barnes gibi anlattığıyla bütünleşebilen, anlattıklarını kendi içinde yaşayan bir ruh hali sergiliyordu. Bu nedenle, bulunduğu topluma dehşet saçan gerçek bir psikopat olmak yerine, ekstrem bir metal grubunda solist olmayı tercih ettiği için kendini şanslı hissetmesi gereken insan sayısı hiç de az değil bana kalırsa. Absürd ve göstermelik bir vahşeti barındıran o sözler yine de sanatla gerçeklik arasındaki o çizgiyi etik sınır ve vicdan bakımından fazlasıyla zorluyor, hatta aşıyordu.

Farklı bir açıdan bakacak olursam sesinin ve söyleyiş tarzının, gruptan ayrılışının akabinde kendini adadığı Six Feet Under’daki performansının ilk zamanlarına tekabül ettiğini söyleyebilirim. Bir yana “Haunted”, “Warpath”, diğer yana da “The Bleeding”i koyduğunuzda aradaki fark yalnızca enstrümantal kompozisyonda açığa çıkıyor, vokal neredeyse birebir aynı. Oysa iki grubun farklı albümlerini kıyasladığınızda (içinde Barnes’ın oldukları elbette) aradaki uçurum vokal bakımından devasa. Sanki Barnes esasen Six Feet Under vokalistiymiş de, vokalist açığı yaşayan Cannibal Corpse’a bir albümlük gelmiş ve beraber “The Bleeding”i yapmışlar gibi bir algı yaratmak dahi mümkün. Barnes’ı Six Feet Under ile tanımış, Cannibal Corpse’daki çalışmalarından da yalnızca “The Bleeding”i dinlemiş ve öncesine dair hiçbir şey bilmeyen birini, tüm bilgiye erişim kaynakları engellendikten sonra bu düşünceye inandırmak çok olası geliyor bana.

“The Bleeding”, grubun Barnes’lı evresinde, icra edilen death metal açısından deneysel ve çarpıcı kompozisyonları barındıran albüm olarak diskografide yer alsa da, tam da bu “deneyselllik” sebebiyle, Cannibal Corpse”un müzikal açıdan bana kalırsa en az vahşi duran çalışması. İlk albümün thrash ile harmanlanmış dolu dizgin gidişi, diğer iki albümde de aşamalı olarak artan bir brutalitenin mevcut olduğu düşünüldüğünde, gerek sound, gerekse bestecilik açısından grubun old school zamanları içerisinde en melodik ve en rahat dinlenebilir albümünü yaptığı düşünülebilir. Tabi, kesinlikle Cannibal Corpse’un olabileceği kadar “melodik” ve “rahat dinlenebilirlik”ten bahsediyorum.

Açılış şarkısı “Staring Through the Eyes of the Dead”in siyah beyaz çekilmiş ve grubun tarihinde ilk olma özelliği gösteren bir klibinin mevcut olduğunu da eklemiş bulunayım. Grupla son çalışmasını gerçekleştirmesine rağmen “albüm kadrosuyla ilk kez bir klipte görünen” Barnes, bu unvanı bir sonraki albümde, “Devoured by Vermin” ile ve yine siyah beyaz bir şekilde Corpsegrinder’a kaptıracaktı.

Sansürlü versiyonunda kas ve dokulara zoom yapılmış bir görselin mevcut olduğu albüm kapağı, büyük resme baktığımızda ise zombiler tarafından etrafı sarılmış bir adamın merkezinde olduğu ve yüzünde hazzın mı, acının mı yoksa her ikisinin de mi belirdiğinin netleşmediği, şanına yakışır grotesk bir görsel sunuyor. İlerleyen yıllarda grubun, albüm kapakları konusunda eski formunu gösteremediği ve bunun, son albümleri “Red Before Black”de de maalesef devam ettiği düşünüldüğünde “The Bleeding”in içerdiği ilkler ve sonlar daha bir önem kazanıyor. Eski albüm kapakları bir “gore estetizmi” taşıyorken, takip eden yıllarda elimizde sadece karikatürize bir “gore” kaldı.

Son söze gelirsek… Zaten inceleme, albümün yanında en fazla koca bir son söz çabası olabilir.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.85/10, Toplam oy: 26)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1994
Şirket
Metal Blade Records
Kadro
Chris Barnes: Vokal, sözler
Jack Owen: Gitar
Rob Barret: Gitar
Alex Webster: Bas
Paul Mazurkiewicz: Davul
Şarkılar
1) Staring Through the Eyes of the Dead
2) Fucked with a Knife
3) Stripped, Raped and Strangled
4) Pulverized
5) Return to Flesh
6) The Pick-Axe Murders
7) She Was Asking for It
8) The Bleeding
9) Forced Fed Broken Glass
10) An Experiment in Homicide
  Yorum alanı

“CANNIBAL CORPSE – The Bleeding” yazısına 5 yorum var

  1. deadpig says:

    Güzel bir yazı olmuş. Cannibal corpse dendiğinde Tomb, Vile, Gallery ve en sevdiğim albüm The Bleeding olan ve her daim Chris Barnesçı olanlar iyi anlar o hissi. En son Gallery albümünde biraz vardı.

  2. İlker says:

    En iyi Cannibal Corpse albümü.

  3. Ouz says:

    “Chris Barnes’a geldiğimizde” şeklinde başlayan paragrafta çok güldüm, anlatım süper gerçekten.

    Lirik konusuna özellikle eğilmen, aklıma Tomb of the Mutilated kasetinin kitapçığındaki sözleri -albüm kapağını gizleyerek-, bir ABD’liyle evli hanım bir tanıdığımıza tercüme ettirmeye çalıştığımı getirdi. O zamanlar neredeyse sıfır düzeyinde olan İngilizcemle çeviremediğim şarkı sözlerini kendisine uzattığımda kitapçığa bir süre baktıktan sonra “Burada yazılanları tercüme edemem” demişti. Ben “herhalde İngilizcesi yeterli değil”e yormuştum ama sonra bu yaptığımın ne denli utanç verici olduğunu anladım. Kadın da bozuntuya vermemişti, yoksa iyice rezil olurdum. :/

    En az albüm kadar iyi bir kritik. Bu dünyaya iyi ki Chris Barnes diye bir manyak gelmiş.

    Noshophoros

    @Ouz, Teşekkür ederim :) Beğendiysen ve güldürdüyse ne mutlu bana da.

    Anın baya trajikomikmiş Oğuz hocam. Okurken hem istemsizce sırıttım hem de yaşadığın utancı zihnimde canlandırmaya çalıştım. Geçmiş olsun diyorum.

    Oluyor hayatta böyle şeyler. Konuyla alakasız olacak ama anlattığın benim de aklıma utandığım bir anımı getirdi. Ben de bir keresinde, önünden geçtiğim bir binaya dümdüz sayıp söverken (böyle yere mi yapılır, bu ne biçim dizayn, şuraya bak balkonlar neredeyse dip dibe vs…), o sırada önümde yürüyen bir adam bana dönüp; “Anahtarı veriyim bir de içine bak istersen” demişti, binanın müteahhitiymiş :D

    Bu arada, müsait olduğun bir zaman Morbid Angel’dan “Abominations of Desolation” incelemesi kaleme alsan süper olur diyerek araya sıkıştırmış olayım bu düşüncemi de.

    Ouz

    @Noshophoros, İşin kötüsü, detayını yazmamıştım ama bayağı ailecek oturduğumuz bir esnada bunu yaptım, tam bir geri zekalılık. 16-17 yaşlarında filandım sanırım, o zamanlar heriflerin ne anlattıklarını da anlamıyordum, albüm kapağının da ne anlama geldiğini anlamamıştım (öyle, ceset meset var diyordum). Şimdi düşündükçe bir garip oluyorum.

    Senin anı da iyiymiş ama sen eleştiri hakkını kullanmışsın tabii ve haklı olduğuna da yürekten inanıyorum. Ekmeğime bakayım derken şehirlerin görünümünü mahveden adamların eleştirileri pişkinlikle karşılamasına hiç şaşırmadım valla.

    “Abominations of Desolation” aramın çok az olduğu bir iş ve o yapımdaki şarkıların güncel (tabii ne kadar güncelse artık) hâllerini daha çok seviyorum. Morbid Angel’ı hep alfabe albümleriyle takip ettiğim için “Abominations” ile nispeten geç tanıştım ve pek beğenemedim. O yüzden kritiği yazarken çok adil olamayabilirim. :)

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.