# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SABATON – The Great War
| 08.08.2019

Bunu kendime neden yapıyorum: Sıfır ön yargılı bir SABATON incelemesi.

Metal dünyası gizemli şekillerde çalışıyor. Büyük bir kısmının modası uzun zaman önce geçen power metalin günümüzdeki en büyük temsilcilerinden biri olan SABATON’un durumu buna güzel bir örnek. Bir şekilde yürü ya kulum denilen SABATON’un son 4-5 yıldaki popülerliğine pek çokları anlam veremiyor, grubu sevenler ise bu anlam veremeyenleri grubu anlayamamakla itham ediyor.

Ben SABATON’u ilk olarak 2005 yılında, ilk albümleri olan “Primo Victoria” ile duydum. Grup o sırada, özellikle Joakim Brodén’in aksanlı, r’leri bastırmalı vokali başta olmak üzere çeşitli dinamiklerden ötürü belli bir fark ortaya koyuyordu ve ejderhadan, şatodan, muzaffer savaşçılardan bahsetmeyen kimliğiyle power metal ortamları içerisinde bir miktar öne çıkıyordu. O sıralarda da tür ayırt etmeyen bir dinleyici olduğumdan, ayılıp bayıldığım çok sayıda power metal grubu olmasına rağmen SABATON’un müziğini kendime yakın görmemiştim. Grup o albümüyle adını güçlü şekilde duyurmuş, bir anda SABATON adı dilden dile dolaşır olmuştu.

Daha o dönemden, grubun kemik bir kitlesi olacağı belliydi. 2005 döneminin forum furyasında bir anda ortaya SABATON’cular çıkmış, kısa zamanda çok büyüyeceğini düşündükleri gruba bok atanlara adeta savaş açmışlardı. Sadece SABATON’u pek tutmadığımı söylediğim için bana laf sokmaya çalışan, metalden ve politikadan (?) anlamadığımı söyleyen çeşitli insanlarla karşılaştığım oldu. Hatta aralarından birisi yeterli düzeyde siyaset ve Avrupa tarihi bilmediğimi, bu yüzden de SABATON’u anlayamadığımı, bunları bilsem grubun değerini mutlaka görüp takdir edeceğimi söylemişti.

Hiç çekilmeyen metalci barzoluğunu bir kenara bırakıp gruba dönersek, aldığı bu rüzgârı iyi değerlendirmek isteyen SABATON ilk 6 yılı içerisinde 5 albüm çıkararak bir anda ortamların en hızlı büyüyen power metal grubuna dönüşmüştü. Doksanlarda çılgın atan STRATOVARIUS’un ve 1999-2009 arasında en parlak dönemini geçiren SONATA ARCTICA’nın metal, hatta power metal dünyasındaki etkisi giderek azalırken; HELLOWEEN büyük oranda geçmişin ekmeğini yerken, RHAPSODY ve klonları şato/ejderha takılırken; kara harp okulundan, hilal taktiğinden, tank paletinden, İsveç’in toprak bütünlüğünden bahseden SABATON’un bu militarik gencoları giderek artan bir popülerlikle power metalin ve hatta Avrupa metalinin zirvesine doğru tırmanışa geçtiler.

SABATON adı artık KREATOR’la aynı büyüklükte yazılıyor, büyük addedilen sayısız grubun üzerinde yer alıyordu…

2012 yılında grubu kuran kadrodaki 2 gitaristin, 11 yıllık davulcunun ve klavyecinin aynı anda ayrıldığı SABATON, bu ayrılığın ardından Joakim Brodén’in projesi olduğunu iyiden iyiye hissettirmişti. Sınırları çok kesin bir çerçeve içerisinde kendini savaş konseptine kilitleyen grup, her şeyini bunun üstüne kuruyor ve şanlı zaferleri, kahramanlıkları, kudretli hükümdârları epey didaktik ve tarih dersi tadında müziğine taşıyordu.

PA’yı belli bir süredir takip ediyorsanız muhtemelen fark etmiş olacağınız üzere ben ekstrem türlere daha çok ilgi duyan bir insanım. Death metal, black metal ve türevleriyle aram biraz daha iyi ve zamanında kendi kurduğum grupta da progresif death metal icra etmiş biriyim. Lakin yine fark etmiş olacağınız üzere metal içerisinde büyük oranda tür ayırmıyor, hoşuma giden her türden grubu dinliyorum. Power metal de buna dâhil; hayatta en sevdiğim albümlerden bazıları saf power metal albümleri, en sevdiğim vokalistlerden bazıları cayır cayır power metal vokalistleri. Bu nedenle SABATON’a karşı tür bazlı özel bir ön yargım, garezim, ayrımcılığım yok. Şimdi gruba ve albüme düşüncelerimi objektif şekilde sıralayacağım.

SABATON’a dair ısınamadığım şeylerin başında gruba dair her şey geliyor. Gerçekten de SABATON kavramı içerisinde ilgimi çeken, bana çekici gelen hiçbir şey yok. Vokalleri, melodileri, dümdüzlükleri, kısacası hiçbir şeylerini sevmiyorum. Eğer her yerinden cringe akan göt oğlanı bir YouTuber olsaydım muhtemelen “TÜM SABATON ALBÜMLERİNİ ARKA ARKAYA DİNLEDİM (GECE HASTANEDE BİTTİ) ☹” türünde yavşak bir reaksiyon videosu çekmeye çalışırdım. Ama neyse ki bir hayatım ve haysiyetim var. Sonuçta gruba dair tüm bu dayanamadığım şeyler içerisinden bir tanesini seçmem gerekirse, bunların başında şarkı sözleri konusundaki didaktik tavır geliyor. Anlatılan şeylerle empati kuramadığınız zaman ister istemez olayın içine girmekte zorlanıyorsunuz. Anlıyorum, SABATON olayı olabildiğince sinematik ve dramatik bir etkiyle yansıtmak istiyor ve bunu da coşkulu ve bombastik bir müzikle desteklemeye çalışıyor. Ama bir yerden sonra şarkıların birbirine benzemesi, konuların benzeşmesi, albümlerin birbirinin muadili olması kaçınılmaz oluyor. Yanlış anlaşılmasın; sonuçta tüm kariyeri boyunca zombilerden bahseden death metal gruplarını da Şeytan’a hizmetkâââââââr olmaya gelen black metal gruplarını da pamuklara sarıyor, “yine mi ölüm, yine mi cehennem” demiyoruz. Ancak SABATON kavramı içerisinde sözler ve işlenen konular çok baskın olduğundan ve bana kalırsa bazı durumlarda müzikal tarafın ikinci plana atılmasını sağladığından, SABATON’un konseptlerini diğer türlerdeki benzeşik temalara oranla biraz daha sorumlu görüyorum.

SABATON’un şaşaalı şarkılarının anlatılan tarih dersi için bir araç olmadığı ve enstrümantal açıdan da dinlenebilir olduğu noktalara geldiğimizde; SABATON’un gerçekten de iyi bir müzisyenlik barındıran, çok net şekilde akılda kalıcı nakaratlar yazan, iyi sololar atan gitaristleri olan bir grup olduğunu görüyoruz. Bir süre öncesine gidersek, SABATON’un 2012’ye kadar çıkardığı ve bana kalırsa “Carolus Rex” ile zirve yapan döneminin ardından grubun 4 çekirdek üyesini kaybettiğini görüyoruz. Brodén’in olası ego problemlerinden kaynaklanan bu olayın ardından herkes ne olacak diye beklerken grup 2014 yılında en iyi albümlerinden biri olan “Heroes”u çıkararak dosta düşmana nispet yapmıştı. Bu andan itibaren SABATON’un popülaritesi uzaya çıkarken, bir sonraki “The Last Stand” ise grubun en zayıf çalışmasıydı.

“The Great War”da SABATON’un yer yer kendini kopyaladığını, yer yer de nispeten farklı şeyler denediğini görüyoruz. I. Dünya Savaşı’nı konu eden albüm, tüm temasını bu savaş üzerine kuran Ukraynalı black metal grubu 1914’ün aksine, doğal olarak olayın acılı tarafını değil coşkulu tarafını işliyor. Acı, keder, ölüm, trajedi gibi duyguların yer bulmadığı albüm baştan sona bir nümayiş hâlinde coştukça coşuyor, enerjik bir 39 dakika sunuyor.

Şarkılara baktığımızda SABATON’un yine SABATON olduğunu görüyoruz. Höy höylü giriş şarkısıyla içine girdiğimiz bu militarist şahlanış, “power metal yapan RAMMSTEIN” karakterli bir “82nd All the Way” ve başında grup için farklı diyebileceğim şeyler barındıran “The Red Baron”la biraz olsun deneysel tatlar sunarak devam ediyor. Bu açıdan hem SABATON’u hem de “The Great War”u bir nebze MANOWAR’a benzetebiliriz. Bir SABATON albümünü seviyorsanız, tıpkı MANOWAR’da olduğu gibi tüm albümlerini sevmeniz olası. SABATON da MANOWAR’un doksanların ortalarından sonra yaptığı gibi, %80 öncekinin aynısı %20 yeni gibi duran bir şeyler sunarak albümlerini farklılaştırmaya çalışıyor. “The Great War” özelinde böyle farklı hissettirenler birkaç şarkı var ve geri kalanı da “konserde iyi gider” kıvamındaki muadili bol yapıtlar.

Her şeyi bir arada göz önünde bulundurduğumuzda, “The Great War” türün dinamikleri içerisinde eğlenceli olmak ile bayık olmak arasında gidip geliyor. Fark edeceğiniz üzere, şahsen bir daha hiç dinlemeyeceğimi bildiğim bu albümü olabildiğince objektif yorumlamaya ve grupla ilgili düşüncelerimi belirtmeye çalışıyorum. Türcülük yapmak istemediğimden, olayı daha ziyade ekstrem türlere yönelen biri olarak değil, metale çok daha geniş bir perspektifle bakan biri olarak değerlendirmeye çalışıyorum. İncelemelerini yazmamış olsam da SABATON’un bugüne dek çıkardığı tüm albümleri dinlemiş biri olarak, bir SABATON hayranı olsaydım bu albümü “The Last Stand”den kesinlikle daha çok beğeneceğimi ve olumlu yönde bir adım olarak göreceğimi söyleyebilirim. Ama bir SABATON hayranı değilim ve bu olumlu gördüğüm adımlar karşısında anca bu kadar heyecanlanabiliyorum.

6/10
Albümün okur notu: 12345678910 (5.72/10, Toplam oy: 25)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2019
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Joakim Brodén: Vokal, klavye
Tommy Johansson: Gitar
Chris Rörland: Gitar
Pär Sundström: Bas
Hannes Van Dahl: Davul
Şarkılar
1. The Future of Warfare
2. Seven Pillars of Wisdom
3. 82nd All the Way
4. The Attack of the Dead Men
5. Devil Dogs
6. The Red Baron
7. Great War
8. A Ghost in the Trenches
9. Fields of Verdun
10. The End of the War to End All Wars
11. In Flanders Fields
  Yorum alanı

“SABATON – The Great War” yazısına 9 yorum var

  1. Retrokafa says:

    Abi bende Marlyn Manson dinleyenleri hiç bir zaman anlayamadım… nesini,neden? hangi şarkı hangi riff,ne tür müzik bu??
    Bu sabaton’da biraz öyle sanki Lorde diye bi fin grup vardı onun gibi herifler.onu da hiç anlayamazdım…bu durumlar için de bir düşüncem var, eğer bi müzikten hiç bi bok anlayamıyorsam onun türü metal bile olsa Pop’dur.

  2. ArdaMiray says:

    Ahmet Saraçoğlu müthiş bir grup olan ,büyük bir children of bodom hayranı olmama rağmen onlardan çok daha ileri düzeyde bir müzik yapan sitede birkaç defa yılın albüm listelerine aday olmuş ama enteresandır hic albüm kritiği olmayan Bloodred Hourglass’ın herhangi bir albümünü yada en azından son albüm Godsend’i incelemeni 41 yaşında bir birey olarak senden rica ediyorum.

    Süleyman

    @ArdaMiray, Bloodred Hourglass çok sağlam bir grup gerçekten. Son iki albümdür çok iyi işler yapıyorlar ve Melodic Death seven herkes bir göz atmalı bence.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ArdaMiray, daha önce duymamıştım ama ilk fırsatta bakıp mümkünse haftaya yazacağım. Öneri için teşekkürler.

    ArdaMiray

    @Ahmet Saraçoğlu, ben teşekkür ederim.

  3. devourment says:

    Melodic death çok severim birde enstrümantal olursa deme keyfime

  4. devourment says:

    Sabaton un yeni albümün soundtrack versiyonunu dinledim fena değil hüzünlü bir albüm tadı aldım

  5. Rashid says:

    Sabaton’u Carolus Rex albümüyle tanımıştım ve açıkcası fazlasıyla da beğendiğim bir albümdü. Ama sonrasında gelen iki albümü de bir kaç şarkı dışında beğendiğimi söyleyemem. Ha bu albüm diğerlerinden farklı mı? Pekte değil ama müzikal anlamda daha akıcı ve akılda kalıcı rifflerle/melodilerle dolu bir albüm. Şahsen bu kadar beğeneceğimi beklemiyordum. Özellikle arka fon müziği olarak baya iyi gidiyor. İnsanı bir şeyler yapmaya zorluyor :D
    Normalde ben daha power metal’in Rhapsody, Galneryus, Versailles tarzı senfonik öğelerle, sololarla filan dolu versiyonlarını tercih etsem de, Sabaton kendi alanında gayet iyi bir iş çıkarmış bence.

  6. den4x says:

    bu albüm daha akıcı ve bütün bi iş önceki ikisine göre, o açıdan artısı var ama misal önceki albümde bile lost battalion, last stand ve blood of bannockburn gibi gaz şarkılar var, bu albümün eksiği bu. sabaton’un en güçlü yanı da böyle acayip gaza getiren marş niteliğindeki şarkıları. o yüzden 6.5 falan.

    albümde sözleri açıp okumadım, ama müzikal olarak çok gaz ve koşturan bi tavır içinde olsa da acı, keder, ölüm konularını es geçen ya da ‘sadece’ savaşın kahramanlık tarafına odaklanan bir grup değiller. lifetime of war özellikle yaralıyor beni dinlerken.

    bir zamanlar ben de ‘bu ne ya kamuflajları çekip parodi grup mu kurmuşlar’ diyip sonradan şarkıları dinledikçe acayip sevdim ve benzer eleştirileri gördükçe daha da sahiplendim grubu. ama böyle egosu yüksek, diğer elemanları uzaklaştıran tipleri de hiç sevmem, bir gözden geçirmem gerekecek imajlarını ahah

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.