# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DARK ANGEL – Darkness Descends
| 27.07.2019

Siz siz olun, barzo olmayın; iyi müziksever olun.

Metal tarihi boyunca arka planda kalan, türün yüzeysel takipçilerinin fazla haberdar olmadığı sayısız başyapıt var. Bunlar genelde, pazarlanabilirlik konusundaki sıkıntılar başta olmak üzere, belirli bir özellikleri nedeniyle “gizli kalmış cevher” olmak zorunda kalan, herkesçe bilinen o meşhur albümler arasına giremeyen, sadece dinlediği şeyi araştıran kitlenin bildiği işler olarak karşımıza çıkıyorlar.

Thrash metal dendiğinde sadece Big Four’un görünür taraflarını bilen; 2019 yılında hâl⠓One”, “Hangar 18” falan paylaşan, Instagram nick’i “papa_jaymz” gibi bir şey olan, hayatında hiç EXODUS dinlememiş, en sevdiği SLAYER şarkısı “Desciple” olan, “Almanya’nın en önemli üç thrash metal grubunu say” dendiğinde “KREATOR… eee… dur söyleyeceğim… kasaplı bir grup vardı…” diye devam eden, OVERKILL logosunu görünce AVENGED SEVENFOLD’dan “Bat Country” açan kitlenin büyük oranda bihaber olduğu ve zaman ayırıp keşfetmektense sosyal medyada “Cunning Stunts” övmeyi, Kirk Hammett ve wah pedalı şakası yapmayı tercih ettiği bu geri plandaki albümler, onlarca yıldır birer hazine olarak oldukları yerde bekliyor; kendilerinden faydalanmak isteyenlere dehşet verici kapılar açıyorlar.

Metalle 2000 yılından sonra tanışan neslin DEATH vasıtasıyla tanıştığı ve büyük oranda “Gene Hoglan’ın eski grubu” olarak bildiği DARK ANGEL, seksenlerde çıkardığı 3 albümle thrash metalin o dönemi adına çok ilham verici, çok etkileyici işler sunmuş ve elbette ki vahşetinin ve acımasızlığının bedelini ödeyerek ikinci, hatta üçüncü, dördüncü planda kalmıştı. TESTAMENT, OVERKILL ve EXODUS’u bile yeterince “Big” olmaya layık görmeyen müzik basınının DARK ANGEL gibi dayak atan bir grubu göklere çıkarması zaten beklenemezdi. DARK ANGEL tıpkı seksenler sonu/doksanlar başı tarih yazan MORBID SAINT, DEMOLITION HAMMER, SADUS gibi pek çok efsanenin yanında thrash metalin en has, en değerli örneklerinden bazılarını vermiş ve basın desteği olmayan neredeyse her thrash metal grubu gibi doksanların başında faaliyetlerini sonlandırmıştı.

Doksanların thrash metal ve heavy metale vurduğu derin grunge darbesinden sağ çıkamayan yüzlerce, binlerce grup düşünüldüğünde DARK ANGEL ve benzeri değerlerin ayakta kalabilmek adına doksanlı yıllarını sulandırılmış, tavizli, ılık albümlerle değersizleştirmemesi aslında çok daha güzel. Seksenlerde önüne gelen her grubu kucağına alacak kadar iyi bir grubun doksanlarda piyasaya uyması ve alt rock, endüstriyel tatlı bir şeyler çıkarmasındansa dağılmasını bin kez tercih ederim. Misal KREATOR; keşke “Coma of Souls”dan sonra dağılsalar ve “Violent Revolution”la geri dönselerdi. Değerlerinde en ufak bir azalma olmaz, bilakis istatistiklerini düşürmemiş olurlardı.

Söylemek istediğim bu ifadelerin ardından nihayet “Darkness Descends”e geçebiliriz. Kötü kapaklı efsane albümler akımının EDGE OF SANITY – “Crimson”dan sonra önde gelen çalışmalarından biri olan “Darkness Descends”, “Reign in Blood”la birlikte SLAYER’a atfedilen “en sert thrash metal grubu” unvanını paylaşmayı hak eden ve “Reign in Blood”dan sadece 40 gün sonra piyasaya sürülen bir thrash metal cevheri.

Cevher demekten hicap duymama ve “ulan bu da cevherse artık” diye düşünmeme sebep olan albüm, her şarkısıyla mükemmel thrash’in nasıl yapılacağını gösteren bir numune niteliği taşıyor. Şirketlerden promo almak adına 10 albümün 9’una aşırı yüksek puanlar veren Metalwani.com incelemeleriyle birlikte metal dünyasının en çöp mecrası olan metal-archives albüm incelemelerine bakınca bile (m-a’nın kendisinden değil, incelemelerinden bahsediyorum), albümü çok sıkıcı olarak niteleyen 3 tane barzo dışında 23 kişiden çok yüksek puanlar aldığını ve 26 kritikle %89 ortalamayı tutturduğunu görüyoruz.

Albümde seksenlerin ortasında hayvani bir thrash metal albümü yaratmak adına gerekli olan her şey mevcut. Aşırı agresif rifler, karanlık bir atmosfer, Hoglan’ın canavar performansı, Don Doty’nin vahşi vokallerine kontrast oluşturmak adına arşa çıkan çığlıkları ve tabii ki de “Darkness Descends”i “Darkness Descends” yapan manyak gitar kullanımı… Albümdeki rifler belki dünyanın en akılda kalıcı rifleri değil ve birkaç dinleme albümü tamamen aklınıza kazımak adına yeterli olmayabilir, lakin iki gitaristin bu albümde ortaya koyduğu ikili thrash saldırısı gerçekten de bu türün ne denli iştahlı ve gözü dönmüş icra edilebileceğini gösteren enfes numuneler.

Hoglan demişken biraz ondan da bahsedelim. 1983 yılında SLAYER’ın roadie’si olarak ortamlara giren ve soundcheck’te davula vuran adam olarak görev yapan Hoglan, “Haunting the Chapel” kayıtları sırasında ise stüdyoda Lombardo’ya yardımcı oluyordu. Kayıt stüdyosunda halı olmadığından, Lombardo “Chemical Warfare”i kaydettiği sırada davulun yanına çömelerek kaymaması için davulu tutan Hoglan, sonrasında da özellikle double-kick gibi çeşitli teknikler konusunda Lombardo’ya yardımcı olmuş, ona bazı ipuçları vererek Lombardo’nun belli konularda gelişmesine yardımcı olmuştu. Kısacası olaya sağlam yerden başlayan Hoglan’ın çok büyük yerlere geleceği o zamandan belliydi ve her ne kadar “Darkness Descends”de sonradan DEATH’le yapacağı türde sofistike şeyler sunmasa da hayvani bir davulcu olacağını net şekilde göstermişti.

Albüme dair bahsedebileceğim son şey de “Darkness Descends”e yedirilen acayip telaş hissi. Albüm bir yandan ne yaptığını çok iyi bildiğini şarkıdan şarkıya gösterirken ve baya gövde gösterisi yaparken, bir yandan da acayip kuduz bir acele, panik, telaş havası barındırıyor ve bu da ortamdaki adrenalinin ve testosteronun tavan yapmasına neden oluyor. Gerçekten son derece vurdulu kırdılı, narin bünyelere ters, köpek gibi bir thrash metal söz konusu ve aşağı yukarı aynı dönemde ortaya çıkacak “thrash balladı” olayını falan zerre sallamayan, son derece ölümcül bir karakter var albümde.

Kült olmasına rağmen bunca yıldır neden yazmadığımı anlayamadım “Darkness Descends”i nihayet site bünyesine katmış olduğumuz için mutluyum. Bu albüm aslında kalite ve gizli kalmışlık namına benzerleri çok olan “Big Four (METALLICA, SLAYER, MEGADETH, ANTHRAX) dışında tutulan baba grupların (TESTAMENT, OVERKILL, EXODUS) da dışında tutulan üçüncü kademe hayvan gruplar (DARK ANGEL, HEATHEN, FORBIDDEN) tarafından çıkarılan en iyi albümlerden biri ve yazıda anlattığım sebeplerle geri planda görülmesi de tam olarak yavşak ana akım müzik medyasına yaraşır bir barzoluk.

Siz barzo olmayın; iyi müziksever olun, kaliteli dinleyici olun, değerli şeylerin hakkını verin.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.42/10, Toplam oy: 48)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1986
Şirket
Combat Records
Kadro
Don Doty: Vokal
Eric Meyer: Gitar
Jim Durkin: Gitar
Rob Yahn: Bas
Gene Hoglan: Davul
Şarkılar
A Yüzü:
1. Darkness Descends
2. The Burning of Sodom
3. Hunger of the Undead
4. Merciless Death

B Yüzü:
5. Death Is Certain (Life Is Not)
6. Black Prophecies
7. Perish in Flames
  Yorum alanı

“DARK ANGEL – Darkness Descends” yazısına 13 yorum var

  1. Kaan says:

    Bu albümü dinlerken gitarı, davulu, vb duymazsınız. İnsanı bir girdabın içine alıp eriten bir müzik. Ve albümün hakkını veren bir yazı.

  2. Koralp says:

    Thrash metal tarihinin en iyi albümlerinden biri. Kritiğinin siteye kazandırılmasına çok sevindim.
    Bu arada thrash metal tarihinde 1986 yılından daha verimli bir yoktur herhalde.

    74

    @Koralp, 89 yılı…

  3. Raddor says:

    Albümde davul kullanımı o kadar iyi ki, albümün thrash şaheseri olmasını sağlamakla kalmıyor, Metallica’nın da en iyi rifflerinden birine ilham vererek One gibi bir metal hit’inin doğmasına da dolaylı yoldan ön ayak oluyor.

    Dıbı dıbı dıbı / dıss – dıbı dıbı dıbı / dıss
    Aynı süre zarfında altı nota/tek nota, altı nota/tek nota. Lars’ın hayatta aklına gelmez bu kadar zekice bir partisyon, belli ki aparmış.:)

    Fırtına gibi albüm cidden.

  4. crowkiller says:

    Boş zamanımın çoğunu metal archives’ten kritik okuyarak geçiriyorum ve şu barzo eleştirmenler mevzusuna katılıyorum.
    Adam reign of blood gibi bir albüme bile 20/100 veriyor ve ” abi sololar ne öyle ya zik gibi ” gibi bi açıklama ile albümü itin götüne sokuyor. Yalnız genel olarak metal archives kritiklerine güveniyorum. Çok fazla kritiği yapılmış olan ve neredeyse hiç olumsuz eleştiri almamış albümler gerçekten de iyi albümler çıkıyor. Kült mertebesindeki albümlere de kimsenin saçma eleştiriler ile düşük puan verdiğini de görmedim. İstisnalar genelde grubun cesur kararlarla fanlarını böldüğü albümlerde görülebiliyor.

    Bu albümü bi ara dinliyordum ama unutmuşum, tekrar bakıcam. Thrash metalden hoşlanmıyorum.Altı dakika boyunca aynı riffi çalıp pata küte sesler çıkarmaktan ibaret geliyor. Sadece 3 thrash grubunu yıllarca açıp açıp dinlemişimdir ki onların da bazı muhteşem özelliklerinden dolayı. Slayer ( şeytani müzik yapmaları), Metallica ( catchy şarkı yapıları), Megadeth ( enstrüman tecavüzü ),bunun harici Fenriz thrashını da seviyorum ( elemanın sürekli övüp durduğu, genelde karanlık, kirli, çiğ ve oldschool thrash yapan underground kalmış eski gruplar)

    Bana göre sadece thrash metalin değil metal müziğin en iyi albümü Reign of Blood tur. Adamlar aynı rifi 10 kere çalıp aralara bişiler doldurmak yerine 3 dakikada ortalığı yıkıp diğer şarkıya geçmişler. Bence bir metal/rock şarkısının progresif ya da ambient değilse 5 dakikanın üstünde olması çok saçma. Sıkıyor insanı.

    Retrokafa

    @crowkiller, Müziğin uzunu kısası mı olur abi dinle işte,5 dakkanın üstündeyse ama iyiyse güzeldir, kötüyse sıkıcıdır.
    20 dakka süren punk şarkısı da dinledim ben,17 şarkıdan oluşan ama toplam süresi sadece 30 dakika olan albüm de dinledim…
    sadece pop grupları şarkıların süresine dikkat eder o da dinleyiciye kolay ulaşma,akılda kalıcılık,tv şovlarında yer alma gibi kaygılarla müzik yaptıkları için.

    crowkiller

    @Retrokafa, mesele aslında şarkının uzun olması değil aynı şeyin tekrar edilmesi ve bu tekrar eden şeyin de yüksek tempolu/yorucu/içi boş/ sıkıcı olması, yoksa ben de mesela edge of sanity’nin 40 dakikalık albümünü dinledim ve sevdim,çünkü çok fazla ritim değişimi, tarz değişimi olan bir albüm, ulver in nattens madrigal albümü bildiğin taptığım bir albümdür ve şarkıların 2 tanesi hariç hepsi 5 dakikadan fazla, ayrıca sürekli aynı tempo blast, tekrar eden riff , aşırı kulak tırmalayan sound, fakat dinletiyor kendini, drudkh ın şarkıların çoğu yine 7-8 dakika ki aynı riff çalınıp duruyor, darkthrone ilk albümler yine aynı şekilde, ama black metalde bi hipnotize eden taraf var ve insanı yormuyor, gürül gürül akan bi nehri izlemek gibi , thrash metalde ben yorgun düşüyorum bildiğin, istisna gruplar var ki bunlar zaten öncü gruplar, yukarıdaki yorumumda progresif ya da ambient değilse diye kısa kestim ama bunu açarsak bazı türlere uzun süre yakışırken bazılarına yakışmıyor,mesela ben drone metali baya severim ki 20 dakika boyunca amfi dip sesi vari müzik yapan gruplar bunlar, sitede kritiğim bile var, http://www.pasifagresif.com/2013/12/sunn-o-black-one/

    Duygu ağırlıklı türlerde uzun süre sırıtmıyor fakat gaz müzik yapan gruplarda bu oldukça sıkıcı, grindcore gruplarının şarkı süreleri buna örnek

    Rust in Peace.

    @crowkiller, ben de bir şey itiraf edeyim, thrash metali ben de sevmem belli başlı gruplar dışında ama thrash etkilenimli müzik yapan gruplar da hoşuma gidiyor. Acayip bir tezat.
    Mesela Blind Guardian’ı sevmemin 1 numaralı nedeni Hansi Kürsch, 2 numaralı nedeni de thrashy yapısı.

    crowkiller

    @Rust in Peace., ben aslında bir şey itiraf etmemiştim ama olsun, bir türü sevmiyorum diye kendimi kötü hissetmiyorum

    örneğin bazı istisnalar hariç metalcore,deathcore technical s.kcore, progresif yaprak metal, atmosferik tarrak metal gibi şeyleri aşırı boş görüyor dinleyenleri de boş insanlar olarak görüyorum

    Rust in Peace.

    @crowkiller, progresif yaprak metal ne bilemedim ama progresif çoğu türü severim, atmosferik tarrak metalin ise kaliteli işlerini çok severim.
    Boş adam olduğumu da düşünmüyorum açıkçası, brutal death metalden nefret ederim ve bu türün tüm grupları dağılsa zerre üzülmem ama dinleyenlerine boş diyecek kadar da ileri gidemem.

  5. Ozan Özkırmızı says:

    Emek verilerek (belki de ondan önemlisi) kafa patlatılarak yazıldığı düşüncesini veren bir yazı.
    Okurken “Teşekkürler” diye yazma isteği oluşturdu bende…
    Bununla beraber, bu albümün geri planda kaldığı ya da ilgisizlikten silinip gittiği nitelemeleri benim ve çevremdeki 2 düzine kadar insanların yaşantısı için hiç geçerli olmadı.
    Zamanında arkadaşlarım bana 90′lığın bir yüzüne Terrible Certainty, diğer yüzüne de Darkness Descents çekmişlerdi.
    Tahminen 4-5 yıl içinde o kasedin kaydını düşmesine neden olacak kadar, walkman’de çevirmişliğim vardır.
    Kuzenim Mustafa İzmir’den geldiğinde, konyaaltı sahilinde çift kulaklık (Evet! walkman girişine kulaklığı girişi çoklayıcı jak takmıştık) saatlerce bu albümü ama en çok da The Burning of Sodom şarkısı geri sarıp sarıp dinlerdik.
    Öyle ki, arka taraftaki Terrible Certainty’ye geçme fırsatı bir türlü olmazdı.
    Ortamı düşünün;
    Masmavi deniz, yukarıda masmavi gökyüzü, gündüzün kör edici aydınlığı ve kulağımızda Karanlık Melek’in hırçın besteleri…
    Güzel yıllardı…

  6. riser says:

    2019′da darkness descends’e yakınsayan bir tat isteyenlere şili’den geliyor:

    https://open.spotify.com/album/1MYEcKPMWiUW6ZQU89UWGq?si=w85TOGgfSJSy5iR9gTnOlQ

  7. chuck says:

    kült oğlu kült bir albüm. seneler sonra internetin ortaya çıkmasıyla , araştırmayı seven metal dinleyicilerinin zaten bildiği bir grup haline gelmişti. ondan önce de kritikte bahsedildiği gibi hoglan’ın eski grubu olmasından ilk zamanlarda nasıl bir performans ortaya koyduğunu merak eden DEATH dinleyicileri zaten biliyordu.

    bu tarz geride kalmış grupların albümlerine puan vermekte çok zorlanıyorum. Vio-Lence, Toxik gibi. Çünkü dinlediğim müzikten hoşlansam da ister istemez o yıllarda çıkmış şaheserler ile kıyaslamaya gidiyorum.

    albümün iyi olduğu kuşkusuz. ancak 10 üzerinden 10 mu anlayamıyorum. bazen çok sıkıcı, düz, vasat gelirken bazende cevher gibi bir müzik geliyor. 30 kere dinlemiş birisi olarak söylüyorum bunu.

    albümün artılarından birisi, ondan sonra ikişer yıl arayla çıkacak olan iki albümden de daha kısa olması. 34 dakika ondan dolayı hızlı geçiyor.

    eğer DEATH seviyorsanız, Steve DiGiorgio’nun eski grubu SADUS’a falan baktıysanız buna da bakın derim. Gene Hoglan’ın performansı gayet iyi. vokallerde eski usul. bütün thrash sevdalılarının ve geçmiş yıllarda arkada kalmış metal cevherlerini merak edenler için güzel bir başlangıç fırsatıdır bu.

    bu arada, albümün kapağı bence kötü değil. ben baya seviyorum bu kapağı. Crimson, cılız ve sarkık memeli bir kadının vücuduysa bu albüm kapağı boynuna tasma takıp gotik maykajla yala beni diyen hatun vücududur.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.