# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MAKALE: Black Metalin İnsan Psikolojisine Olan Etkileri
| 01.05.2019

Kaçamadığımız karanlığımızın notalardaki karşılığı.

“Now I am become death, the destroyer of worlds

J. Robert Oppenheimer

Atom bombasını yaratan ekibin başkanı olan J. Robert Oppenheimer, ABD’nin Japonya’ya atacağı atom bombaları öncesinde, 16 Temmuz 1945’te New Mexico’da yapılan ilk testin ardından insanlık adına nasıl yıkıcı bir şey yarattığının ilk kez farkına varmış ve bir Hindu metni olan Bhagavad Gita’da yer alan bu cümleyi canlı yayında söylemişti:

“Şimdi ben ölüm oldum, dünyaların yok edicisi.”

Avrupa ülkelerini şöyle bir dolaşan herkes, bu kıtanın karanlık geçmişini pek çok ülkedeki müzede, anıtta, sergide görebilir, deneyimleyebilir. Pek çok ülkedeki İkinci Dünya Savaşı müzeleri, işkence müzeleri, Kiev’deki Çernobil Müzesi gibi insan eliyle gerçekleşen felaketlere atfedilen müzeler, soykırım müzeleri, anıtları, niceleri…

Benzer şeyler diğer kıtalarda da var. İnsanoğlu tarih boyunca gücü eline aldığı her seferde önü alınamaz, durdurulamaz bir yok ediciye dönüşmüş, dönüşüyor, dönüşecek.

Afrika’daki yamyam kabileleri vahşi, barbar, insanlıktan nasibini almamış olmakla suçlayan modern insan belki başka bir insanın etini koparıp yemiyor; ancak o eti asitle eritmekte, radyasyonla çürütmekte, parayla satmakta, çoluk çocuk demeden diri diri gömmekte bir sakınca görmüyor. Hiçbir şeyi olmayan yerli kabileleri birbirine kırdırıp, ülkelerini savaş alanına çevirip, katliamlar yaptırıp sonra da kaderlerine terk etmeyi de; yeri gelince kendi kızını, kız kardeşini başkalarına peşkeş çekmeyi de; fethettiği yerlerdeki kadın ve çocuklara tecavüz etmeyi bir devlet politikası olarak görmeyi de uygun, mantıklı ve gerekli görüyor.

Dünyanın istediğiniz coğrafyasına gidin; göreceğiniz tek gerçek zamanında orada bir kıyım, bir katliam yaşandığıdır. Güney Amerika, Uzak Doğu, İskandinavya, Kuzey Afrika, Orta Doğu, Avrupa, neresi olursa…

Neyse ki şimdi böyle değiliz. İnsanlık olarak çok geliştik, modernleştik. Artık yemek yerken ağzımızı şapırdatmıyor, yürüyen merdivende sağ tarafta duruyoruz.

İnsanın tüm varoluşunu kapsayan, içgüdüsel olarak yaptığı başlıca faaliyetlerden biri sanattır. İster mağara duvarlarına av sahneleri çizmek, ister düşmanı korkutmak amacıyla tamtamlara vurmak, ister devasa amfitiyatrolar inşa edip oyunlar sahnelemek, ister tabletlere destanlar yazmak olsun, insanoğlu varoluşu boyunca bir şeyler yaratarak kendini ifade etme yoluna gitmiştir. Bu sanatlar arasında insanın duygularını olumlu ya da olumsuz şekilde manipüle eden başlıca dal, şüphesiz ki müziktir.

Müziği kullanarak üzgün bir insanı neşelendirebilir, mutlu bir insanı hüzünlendirebilirsiniz. Bazı müziklerin mizahi bir yapısı varken, bazıları da doğrudan bir korku ögesine dönüşebilir. Hababam Sınıfı müziğinin hızlı çalındığında neşeli, yavaş çalındığında hüzünlü olması gibi, müziğin psikolojimize olan etkisi tartışılmaz boyuttadır.

Kimileri Vivaldi’nin Spring’i gibi mutlak bir coşku, neşe, umut verir.

Kimisi Mussorgsky’nin “Night on Bald Mountain”ının ilk 1 dakika 17 saniyesi gibi yazılmış en karanlık müziklerden birini bize sunar.

Kimisi de Erik Satie’nin eşsiz “Gnossienne No.1”i gibi ne mutlu ne de mutsuz bir ruh hâli yaratır; adeta “keşke”nin, belirsizliğin, arada kalmışlığın notalarını zihnimize doldurur.

Müziğin insan üzerindeki etkilerinden konuşurken bahsedilmesi gereken konulardan biri de hiçbir ön bilgisi, beklentisi, öğrenilmiş hissiyatı olmayan, adeta işlenmemiş bir kılıftan ibaret olan bebekler üzerindeki etkisidir. Müziğin bebekler üzerindeki olumlu etkisi pek çok çalışmayla ortaya konmuştur. Ana rahmindeki bebeklerin 23 ila 27. hafta arasında sesleri algıladığı, annesinin kalp atışı başta olmak üzere içerideki ve dışarıdaki çeşitli sesleri duyduğu saptanmıştır. İster Mozart ister Shakira dinletin, müziğin ritmik yapısının ve melodi örgülerinin bebeklerin zihinsel gelişimine faydalı olduğu pek çok yayında ifade edilmektedir.

Peki ya birkaç aylık bir bebeğe black metal dinletmek?

Bebeğin en huzurlu olması gereken anlarda, mesela onu emzirirken arkada DEATHSPELL OMEGA’dan usul usul “First Prayer” çalmak? Kucağınızda hafif hafif sallayıp uyuturken arkaya kısık sesle, bilinçaltına işleyecek şekilde AKHLYS – “The Dreaming I” açmak?

Sizce bu çocuk istismarına girer mi?

Bebek maması firması Cow & Gate, 2017 yılında çocuk gelişimi uzmanı Caspar Addyman ve müzik psikoloğu Lauren Stewart’tan, bebekleri mutlu edeceği bilimsel olarak kanıtlanmış bir şarkı yazılması adına bebeklerin tercihleri üzerine bir araştırma yapmalarını istemiş. İkili bu iş için Grammy ödüllü besteci ve vokalist Imogen Heap ile çalışmış ve üçü birlikte bir şarkı yazmışlar. Şarkının majör gamdan çalınması, basit ve tekrarlı olması, bebeklerin ilgisini canlı tutmak adına farklı dinamikler içermesi planlanmış. Aynı zamanda şarkının yetişkin bir insan kalbinden daha hızlı atan bebek kalp atışı temposunda olması ve annelik hissi vermesi adına kadın vokaller içermesi ve bebek sesleriyle süslenmesi düşünülmüş. Bunun sonucunda ortaya “The Happy Song” adlı şarkı çıkmış.

Duyduklarında mutlu olmaları ve ilgi duymaları için bu denli detaylı planlanan ve bilimsel altyapı ile oluşturulan bir şarkı yazılmaya çalışıldığı düşünüldüğünde, bebeklerin ses ve müzik ile olan etkileşimlerinin ne kadar hassas bir noktada olduğu aşikârdır.

Peki ya bunun tam tersi olsa? Binlerce yıldır bilinçaltımıza kodlanan ve bizde olumsuz hisler uyandıran nota bileşenleri, henüz ne duyduğunun farkında olmayan masum bir bebek üzerinde denenebilir mi? Yatağına yatırılmış bir bebeğin tepesindeki dönence oyuncağı şu müziği değil de şu müziği çalsa o bebeğin psikolojisi nasıl etkilenir? Böyle bir şeye, bir canlının psikolojisini daha ilk andan olumsuz etkilemeye cüret edilebilir mi? Müziğin psikolojik etkisi gerçekten de düşünüldüğü kadar güçlüyse, bu sorunun cevabı kesinlikle hayır olmalıdır. Nasıl bir bebeğin yanında durmadan çığlık atsanız, histerik kahkahalarla gülseniz bu onu çok korkutacak, ağlamasına sebep olacaksa, aynı şekilde insanın kadim geçmişinden içine kodlanmış uyumlu ses algısına tezat oluşturan, kabul edilmiş işitsel ahengi bozup negatif hisler yaratan nota bileşimleri de o denli zararlı olacaktır.

Şimdi yazının giriş kısmına, insanın tüm tarihi boyunca bastırmaya, törpülemeye, dizginlemeye çalıştığı özündeki karanlığı dışarıya vuran black metale biraz daha yakından bakalım.

Yazının ilk kısmında bahsettiğim tüm bu kabul edilmiş normlara, doğrulara, olması gerektiğine inanılanlara karşı çıkan ve insanın içindeki gerçek karanlığını, derinlerdeki hayvansı tarafını, dizginleyemediği habis duygularını gözler önüne seren; dile getirmekten çekindiği korkularını yüzüne vuran; doğru olarak kabul edilen her şeyi yerle bir eden bir numaralı sanat dalı, tartışmasız şekilde black metaldir. Black metalin bir müzikten fazlası, bir felsefe olarak görülmesinin sebebi de budur. Black metalin altında yatan ideolojik, inançsal, davranışsal altyapı; her şeye zıt bütünlük ve reddediş odaklı tavır, bu felsefenin oluşmasını sağlayan unsurlardır.

Black metal, sanılanın aksine sadece çirkinlik, pislik, korku, ölüm, katliam, yıkım değildir. Black metal hayatın ta kendisidir. Black metal; insanın beş duyusundan biri olan işitme duyusunu en çok uyaran, tahrik eden, taciz eden sesler bütünüdür. Black metal o hayal ürünü şeytandan da yanan kiliselerden de ters çevrilen haçlardan da daha fazlasıdır.

Black metal insanın yüzleşmek istemediği esas gerçekliğinin sesidir.

Black metal; vereceğimiz azıcık bir paraya muhtaç bir dilenci gördüğümüzde onunla göz göze dahi gelmeyerek, onu yok sayarak, bu olumsuzluğun durduk yere canımızı sıkmasına müsaade etmeyişimiz ve o kişiyi kendi zavallı, aciz varoluşuyla yalnız bırakışımızdır.

Black metal; iyicene şişsin ve ciğeri lezzetli olsun diye canlı kazların gırtlağına düzenli olarak çelik bir boru sokup içlerini çatlayana kadar mısırla doldurma fikrini makul ve kabul edilir görebilmek ve bunu bir mutfak geleneği olarak uygulayabilmektir.

Black metal; belirli aralıklarla safra sıvılarını alıp ilaç yapımında kullanmak için koca koca ayıları kümes kadar kafeslere tıkıp hayatları boyunca orada tutabilme cüretidir.

Black metal; kendimizden fiziksel veya zihinsel olarak güçsüz olan şeye zulüm uyguladığımız, onun bu eksikliğinden yararlandığımız her andır.

Black metal; normalde içine kötü duygular yerleştirecek türde tecrübeler yaşamamış olmasına rağmen 4 yaşında masum bir çocuğun gördüğü karınca yuvasını yok etmeye çalışması, binlerce karıncayı ezerek öldürme isteğidir.

Black metal; zihinsel engelli çocukların bulunduğu bir bakım evinde, o çocukların emanet edildiği kişilerin bu çocukları dövmesi, taciz etmesidir.

Black metal; gücün tek sahibi olabilmek için daha ergenlik dönemindeki bir çocuğun 9-10 yaşındaki öz kardeşini boğdurtmasıdır.

Black metal; bir otelde kalan insanlar, toplanan öfkeli kalabalık tarafından diri diri, cayır cayır yakılırken dönemin emniyet müdürünün polise “Müdahale etmeyin” demesidir.

Black metal, kurda kuzu emanet etmektir…

Şimdi gelin black metalin neden kötülüğün sesi olduğundan bahsedelim. Müziğin insan psikolojisi üzerindeki etkilerinden söz ederken karşımıza çıkan başlıca kavramlar majör ve minör gamlardır. Aralıkları dolayısıyla majör gamlar bize iyi, mutlu, pozitif, parlak gelirken; minör gamlar ise hüzünlü, mutsuz, acıklı, kasvetli gelirler. Bu nedenledir ki Julius Fucik’in “Entry of the Gladiators”ı bizi neşelendirirken, Chopin’in “Funeral March”ı kederlenmemizi sağlar.

Black metal çok büyük oranda minör gamlar üzerinden ilerler. Bu sayede majör gamların aydınlık, tamamlanmış, sıkıntısız karakterinden arınarak sürekli bir olumsuzluk içinde debelenip durur. IMPERIUM DECADENZ gibi kimi atmosferik black metal grupları, ALCEST gibi black metali shoegaze ve post-rock ile harmanlayan bazı gruplar yer yer majör gamlar kullanarak daha açık, aydınlık, havadar atmosferler sunsalar da türün esas kimliği daima minör gamlarda yatar. Bu kederli, parlak olmayan gamlar üzerinden ilerleyen akor ve melodiler sayesinde black metal, his skalasının karanlık tarafına kaymış olur. Black metalin majör gamlarla icra edilmesi durumunda ortaya çıkacak şey gerçek anlamda kafa karıştırıcı bir şeye dönüşmektedir.

Lakin türün bu denli kötücül hissettirmesini sağlayan tek faktör sırtını minör gamlara yaslaması değildir. Sonuçta dünyanın en sevilen, en meşhur şarkılarından bazıları da minör gamlar üzerinden yazılmıştır. “Hotel California”, “Paint it Black”, “Exit Music (for a film)” ve hatta “Despacito”…

Black metal bunun üzerine sürekli bir tamamlanamamışlık ve çözümlenememişlik hissi ekleyen çeşitli formüller kullanır. Bunların başında şu meşhur şeytan aralığı, yani triton gelir. Pek çok yerde söylendiğinin aksine Orta Çağ’da triton kullanımı yasaklanmış olmasa da, çözümsüzlük hissinden dolayı pek çok eserde triton kullanımından kaçınılmıştır. Triton; “artık dörtlü” veya “üç tam sesli aralık” anlamına gelir ve “fa-si” ikilisinde görebileceğimiz gibi çözülmeyi bekleyen bir hissiyata sahiptir. Bu iki notanın birlikte çalınması, bir şeylerin olması gerektiği gibi olmadığı, düzeltilmesi gerektiği hissini uyandırır. Dikkat çekmesi ve tedbir alma hissi yaratması için çoğu polis arabasının sireni de tritondur.

Doğal olarak triton cazda da blues’da da sürekli olarak kullanılır. Metal bağlamında baktığımızda BLACK SABBATH’tan itibaren sayısız grubun bunu kullandığını görürüz. Misal BLACK SABBATH’ın “Black Sabbath” şarkısı doğrudan triton içeren bir rifle başlar. SLAYER, METALLICA, aklınıza kim gelirse bu tekinsiz sesler bütününü kullanmıştır. Kâbuslarla ilgili bir şarkı olan “Enter Sandman”in ana rifinde bile bir triton vardır. VOIVOD seksenlerde bunu sık şekilde kullanmış, sonraki pek çok grubun ufkunu açmıştır. Bilindik bir iki örnek vermek gerekirse, OPETH’in “Deliverance”ının başındaki akor tritonlar içermektedir ve “anam dur bir şeyler olacak” tadındaki “alarma geçme” hissi de bundan kaynaklanmaktadır. WATAIN’in “Legions of the Black Light”ının 1.44’ünde giren rif de içinde triton barındırmaktadır.

Black metal bunu sürekli olarak kullanarak hep bir daralma, bozukluk, sorun hissi yaratma yoluna gider. Kimi gruplar bunu müzikal karakterlerinin merkezine yerleştirerek sürekli bir gerginlik üzerinden giderler. DISSECTION, WATAIN, ilk dönem MAYHEM gibi grupların yansıttığı çirkin soğukluğun temelinde bu yatmaktadır. Sonuçta takıntı düzeyinde olmasa da neredeyse hepimiz, geçmişten gelen ve neredeyse DNA’mıza kodlanmış belirli öğrenimlerden dolayı uyumlu, ahenkli, düzenli şeylere alışığızdır. Simetrik şeylerin, birbirini karşılayan yapıların kabul edilmiş norm olması da bundan kaynaklanır. Düzen, denklik, simetri her zaman ön plandadır. Sabit durduğumuz ve uyanık olduğumuz sürece neredeyse her zaman aynı ritimde atan bir kalbe sahip canlılar olarak, her şeyin düzenli ve çizginin dışına taşmadan devam etmesini istemek en doğal, içgüdüsel talebimizdir.

Black metal işte bunu kırmaktadır. Beklenmedik yükselmeleri, dramatik duygu değişimleri, kalp ritminin çok üstüne çıkan tempoları, doğal insan sesini reddeden ve bozuk bir sesle aktardığı mesajları ve az önce bahsettiğim keder, acı ve çözümsüzlük hissiyatını da ekleyince, ortaya bir bütün hâlinde olumsuz, “aslında olmaması gereken” bir şey çıkar. Bu yanıyla black metal bizim doğal işleyişimize, eşyanın tabiatına aykırı bir profil çizer. Black metal dinlerken, biz farkında olmasak ve zaman içinde alışsak da her an bir mücadele veririz. Black metal bize sürekli olarak “esasında senin için doğal olan bu değil” düşüncesini yaşatır. “Sen normal konuşmanda bu sesleri çıkarmıyorsun; normalde durduk yere elinle veya ayağınla bu hızda ritim tutmazsın; sen aslında mutlu, huzurlu olmak istiyorsun ama bu her şeyiyle rahatsız edici şeyi dinliyorsun ve bundan büyük zevk alıyorsun; sen aslında kendi doğal akışına aykırı davranıyorsun” der, belki bir yerde kendimizi mazoşizme kaçan bir şeye soktuğumuzu vurgular.

Tabii black metal sadece ve sadece bu “soğuk”, “gergin” karakter üzerinden yürümez. Tür içerisinde en çok kullanılan tekniklerden biri de iki nota üzerinden ilerleyen rif yazımıdır. Bir bas bir de armonik nota kullanılarak yaratılan bu rifler de black metalin olmazsa olmaz unsurlarından biridir. Bu durumda en çok kullanılan taktik, bas teli boş bırakarak altındaki tel veya tellerde armonik süslemeler yapmaktır. Örneğin en üst teli boş bırakıp 5. telde çeşitli armoni oyunları yaparak çok karakteristik tremolo black metal rifleri yaratılabilir. Burada tonu belirleyen bir kök ses ve arkada savaş veren melodiler, armoniler karşımıza çıkar. Bu tekniğin doğuşuna baktığımızda elbette ki Quorthon’un seksenlerin sonunda BATHORY ile yaptıklarını görürüz. Buradan ilham alan Euronymous (MAYHEM) ve Snorre (THORNS) gibi isimler 1989-1991 arasında black metalin temelini oluşturacak bu rif yazımını öne çıkarmışlardır. Bu tür riflerin en etkin örneklerini DARKTHRONE’un “Transylvanian Hunger” albümünde ve hatta aynı isimli şarkıda da görebiliriz.

Psikolojik anlamda baktığımızda, bu iki notalı rif kullanımı black metale çok sesli bir karakter katar. Klasik müzikten büyük oranda etkilenen black metal, bu sayede son derece dramatik, melodik rifler yaratarak kendi içinde hikâyeler anlatabilmekte, sinematografik bir kimliğe bürünebilmektedir. Bunun en güzel örneklerinden birini DRUDKH’un “Ars Poetica”sında görebiliriz. Şarkının giriş rifi sanki iki gitar tarafından çalınıyormuş gibi gözükse de aslında en üst telin boş, 5. telin ise yüksek notalardan melodi çalmasından oluşmaktadır.

Bu sayede black metal sürekli olarak iki kutbun çarpışması şeklinde bir his yaratarak bir yandan baskın, bir yandan da kederli ve ızdıraplı yahut sinsi ve derinden ilerleyen bir karakter yaratabilmektedir. Bu kullanım özellikle pastoral temalı black metal şarkılarında çok işe yaramakta, birbiriyle çarpışan iki katman olarak dinleyen kişinin zihnine yine bir savaş hâli, bir hayatta kalma mücadelesi hissi uyandırmaktadır.

Bu noktada black metalin içindeki saf şiddetten de bahsetmek gerekir. Her ne kadar black metal de belli açılardan stereotip, klişe, karikatüristik taraflar barındırsa da türün içinde yanan kor ateşler müzik kavramı özelinde benzeri olmayan bir tutku ve adanmışlık barındırmaktadır. Metal içerisinde black metalden daha şiddetli, daha ekstrem denebilecek müzikal denemeler olsa da black metalin söylem ve ideoloji olarak takındığı tavır diğer türlere göre daha ön plandadır. Kanwulf’un da dediği gibi, gerçekten de “black metal savaştır” ve bu savaş pek çoklarının kalbinde, zihninde yaşanmaktadır. Türün yüz boyamak, çivili bileklik takmak gibi ritüelleri bu savaşa hazırlık olarak görülebilir. Tıpkı Afrika yerlilerinin Şaman büyücülerle birlikte yüzlerini boyayıp silahlarını kuşanması gibi, black metal de söylemini bu tehditkâr görsellik içinde sunmayı tercih eder. Olayın psikolojik boyutuna baktığımızda, black metal müzisyenlerinin bu boyalar ve giyim kuşamla birlikte başka bir persona kazandıklarını, kendilerini daha inandırıcı hâle getirmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Günümüzün en popüler ve göz önünde figürlerinden biri olan Adam Darski sosyal medyada kendini bir rockstar olarak yansıtsa, türlü laubalilikler yapsa ve olayın mizahi tarafını öne çıkarsa da sahnedeki Nergal kimliğinin inandırıcı, tehditkâr ve tahrik edici olduğunu pek çokları kabul edecektir.

Bu hâliyle black metal, söyleminden bağımsız olarak bir adanmışlık ortaya koymaktadır. Bunun içine ister kilise yakmayı, ister ölen grup arkadaşınızın fotoğrafını albüm kapağı yapmayı, ister bu arkadaşınızın kafatası parçasını yıllar sonra internetten satmayı ekleyin; black metal kimliği her şekilde ruhani bir altyapıyı da beraberinde getirir. Bu noktada kimileri black metalin bu düşünsel tarafına hiçbir kıymet vermeyebilir; tanrıya inanmayan birinin şeytana inanmasını, ona tapmasını anlamsız, komik, çocukça görebilir. Ancak burada önemli olan; tematik olarak black metalin yansıtılan genel duruşundan daha fazlasını içermesidir. Olumsuzluğun müziği olan black metalde şeytan ögesi bir sembolizm olarak kullanılmakta, bilinen en büyük kötülük simgesi olarak türün merkezine yerleşmektedir.

Ihsahn, 1993 yılında verdiği bir röportajda Satanizm’i şöyle tarif eder:

“Satanizm zayıflara göre değildir. Satanizm güce ve bilgeliğe odaklanır. Bu güç çevremizdeki her şeyi kendi çıkarlarımız için kullanmayı esas alır. Temel olarak Satanizm, güçlü olan hayatta kalır felsefesinin gelişmiş bir hâlidir.”

Her ne kadar Ihsahn o dönemde kilise yakılması da dâhil olmak üzere şiddet eylemlerini gerekli görmese de, Norveç’in pagan geçmişinin intikamının alınması ve Hristiyanlığa zarar verilmesi açısından Varg, Samoth ve diğerlerinin yaptıklarına destek çıkmayı da ihmal etmiyordu. Dolayısıyla Şeytan imgesinin mutlaka ayinlerle kutsanması gereken, zamanında Kenanlıların çocuklarını Moloch’a kurban etmesi gibi çeşitli hediyelerle memnun edilmesi gereken bir üst benlik olarak görülmeden de birilerine bir güç verebildiğini, yaptırım gücü kazanabildiğini görüyoruz.

Şeytan; kötülüğün, yasağın, insanın içinde bulunan özelliklerden bize kötü gelen ve toplumsal anlamda kabul edilmeyenlerin yüklendiği, kısacası aslında biz olmamıza rağmen suçu attığımız günah keçisi bir anti kahramandır. Bu sayede Şeytan, konsept olarak gayet çekici bir hâl almaktadır. Kutsal kitaplarda Şeytan’ın şahsen yaptığı herhangi bir kötülük bulunmamakta; Şeytan hep bizi yoldan çıkaran, bizi kandıran, bizi yanlış tercihler yapmaya teşvik eden imge olarak resmedilmektedir. Kendi eksikliklerimizi üstüne yıkarak kendimizi rahatlattığımız bu boynuzlu, toynaklı karakter de en rahat hareket alanı olarak black metali bulmakta, bu müziğin uğursuz yapı taşlarını bir oyun alanı gibi kullanmaktadır. Bu açıdan bakınca, aslında black metal Şeytan’ın hem yüceltildiği hem de mağduriyetinin dile getirildiği mecradır. Psikolojik bağlamda black metal içimizdeki isyanların, “ayıpların”, habisliklerin anlam bulduğu ve özgürleştiği yerdir. Dolayısıyla bu müziği bir kendini ifade etme aracı olarak kullanan insanlar bir yandan güçlü görünürken, bir yandan da içlerindeki yükü atarak deşarj olmaktadırlar.

Sahnedeki pek çok black metal müzisyeninin surat ifadesine baktığımızda net bir donukluk yahut hırs dolu bir öfke ifadesi görürüz. Satanist bağlamda müzik yapan gruplar bunu Şeytan’ın yeryüzündeki elçiliği olarak görerek kendilerinden daha kudretli bir varlığın hakimiyetini kabul etmiş olurlar. Kitlelerin gruplar tarafından üstlenilen bu aracı vazifesini, ulaklık görevini kabul etmesiyle birlikte gruplar adeta kul ile Tanrı arasında aracı görevi gören bir din adamının işlevini yerine getirirler. Bir imamın minbere çıkıp hutbe okuması, bir rahibin buhurdanlığı sallaması gibi, gruplar da sahnelerini bir nevi ibadethaneye dönüştürmekte, ayinlerini gerçekleştirmektedirler. Bu noktada da black metal yine psikolojik bir düzleme çıkmakta, ağızlardan çıkan kâfirlik dolu sözler adeta bir duaya, bir ilahiye dönüşmekte; kimilerini rahatlatmakta, tatmin etmektedir.

Bunun en realist ve elle tutulur şekilde gözler önüne serilmesi, şüphesiz ki doksanların ilk yarısında Norveç’te yaşanan olaylardır. Kendilerini bu müziğin karanlık gücüne aşırı derecede kaptıran birtakım gençler, sadece yaramazlık olarak tanımlanamayacak boyutta, gerçekten kötü niyetli ve trajik eylemlere imza atmış, black metalin peşinden gidilebilecek kült bir akım olarak algılanmasına önayak olmuşlardır. Varg’ın kilise yakması, Jon Nödtveidt’in karıştığı cinayet, Faust’un işlediği cinayet, Euronymous’un ölümü sadece arkadaş arasında işi biraz abartan gençler olarak görülemeyecek kadar derin bir düşünsel altyapıya dayanır. Belirli bir zaman diliminde belirli bir çevredeki insanlar, black metalin bu yaptırım gücünün etkisi altına girmiş ve bu güç, onların suç teşkil eden, başkasının canına kast eden eylemler yapmalarını sağlamıştır. Tüm bunları sağlayan bu çocukların şiddete meyilli afacanlar olmasından değil, black metal adı altında hayatlarına giren bu kavramın onları belli açılardan ele geçirmesinden kaynaklanmaktadır. Norveç’te yaşanan bu olayların benzerleri kısa sürede Avrupa’nın başka yerlerinde de yaşanmış, birtakım insanlar hapse girme, özgürlüklerinin kısıtlanması ve belki de ölme pahasına bir yerleri yakmaya, başkalarına zarar vermeye kalkışmışlardır.

Durduk yere kimse yüzlerce yıllık bir yapıyı yakmaya veya yaşlı bir adamı bıçaklamaya cesaret edemez. Black metal, belirli zihinsel açıkları veya altyapıları olan bazı gençlere bu cesareti, cüreti, gücü vermiş ve psikolojik boyuttaki etkisini kanıtlamıştır. Bu bir üstünlük veya kıymet göstergesi değildir elbet, lakin bugüne dek başka herhangi bir müzik türünün psikolojilerini etkileyerek insanları bu denli ikonik şiddet eylemlerine yönlendirdiği pek fazla görülmemiştir. Hip-hop’ın kültürel altyapısı nedeniyle ABD’deki siyahi vatandaşların isyanlarına, başkaldırılarına altyapı hazırladığı ve motivasyon kaynağı olarak kullanıldığı, reggae’nin Jamaika halkının sosyo-kültürel altyapısı adına önemi, blues’un pamuk tarlalarından günümüze uzanan yolda üstlendiği rol, Anadolu türkülerinin bu topraklarda yaşayan halkların yaşantılarına ve duygularına dair ipuçlarını en sade ve açık şekilde sunduğu açıktır. Ancak bunların hiçbiri insanları fiziksel olarak harekete geçirip bir şeyleri yok etmeye yönlendirmemiştir.

Günün birinde “New wave’ciler Oklahoma’daki manavları yağmaladı” veya “Jazz fusion’cılara bir kurban daha” gibi haberler görürsek, bu satırları yeniden gözden geçirebilirim.

“Eserini görmek istiyorsan, etrafına bak.”

Bu düşünsel durumu daha da ileriye götüren gruplar zaman içerisinde ortaya çıkarak black metalin bir müzik olmaktan çıkıp adeta bir ibadet, bir inanç sistemi olmasına katkıda bulunmuşlardır. Bu gruplardan biri şüphesiz ki DEATHSPELL OMEGA’dır. DEATHSPELL OMEGA Şeytan’ı metafizik düzlemde yorumlayarak olayı daha önce görülmemiş düzeyde soyut bir boyuta çıkarmıştır. “Kayıp meleğin kalbi dünyanın içinde” diyerek kötülüğün varoluşumuza işlediğini vurgulayan grup, kendi kutsal kitabını yazıyormuşçasına derinlikli ve kapsamlı şarkı sözleriyle türe boyut atlatan isimlerden biri olmuştur. Grubun zaman içinde kaydığı avangart tarz, türün sanılandan çok daha sınırsız ve genişletilebilir olduğunu da göstermiştir.

DEATHSPELL OMEGA ve benzeri grupların şarkı yazımları açısından kullandığı teknikler de psikolojik düzlemde kıymetlidir. Bu tür gruplar alışılagelmiş black metal normlarının dışına taşan beste yapıları ve icra teknikleriyle bu psikolojik etkiyi beslerler. Birbiriyle tamamen uyumsuz ses bileşimlerini gerektiğinde atonal, gerektiğinde daha lineer şekilde kullanarak dinleyiciyi duyusal ve duygusal olarak oradan oraya savuran, sarsan bir karaktere bürünmektedirler. Bu tarz grupların tercih ettiği kalıp dışı bulanık rif ve beste yapıları da dinleyicinin aklıyla oynamakta, konu edilen dinî kavramların özündeki çatlakları ve yıkımı gözler önüne sermek üzere müziği tam bir notalar girdabı şeklinde sunmaya odaklanmaktadır. Kullandıkları akorların uyumsuz seslerden oluşması ve bu uyumsuzluğun devamlı olarak tekrarlanarak adeta kafamıza kakılması, düşün dünyamızı sarsmakta ve belki de doğal akışımızda düşünmeyeceğimiz, kafamızda canlandırmayacağımız birtakım şeyleri düşünmemizi, kafamızda canlandırmamızı sağlamaktadır. Böylesi durumlarda beynimiz tam olarak ne tür bir olumsuzluk düşünmesi gerektiğinden emin olamadığından ister istemez grubun vurguladığı sözel yapıyı ve konsepti hayal etmeye başlar, o tarafa yönelik düşünmeye şartlanır.

Neşeli bir Katy Perry şarkısı, hatırlattıklarıyla bizi üzüp ağlatabilir; kederli bir KATATONIA şarkısıysa yine hatırlattıklarıyla bize umut verebilir. Ancak birilerinin DEATHSPELL OMEGA ve benzeri karakterdeki grupların müziğini bir şekilde umut, neşe, canlılık referansı olarak kullanması çok daha düşük bir ihtimaldir.

Bu, müziğin manipüle edici gücüne tanık olduğumuz en belirgin anlardan biridir.

Diğer yandan black metal, elbette ki sadece güçlü kudretli kötü güçler ve onların himayesindeki karanlık ordulardan ibaret değil. Black metal; tamamen introvert, içine kapanık, kendini yetersiz hisseden, kendini toplumdan dışlanmış gören zihinlerin de müziğidir. Pek çok kişi, black metalin şiddetten ziyade ızdırabı öne çıkaran tarafında bir rahatlama, bir sığınma imkânı bulmaktadır. İyi ve güzel olan her şeyi reddeden black metal, insan hayatına gerekenden fazla değer verildiğine inanan zihinler ve nihilist düşünce yapıları için son derece zengin bir ifade kaynağıdır. Kimileri black metalin depresif tarafına yaslanarak kendini can çekişen vokallere, hırıltılı sayıklamalara teslim ederken, bir kısım da bunu kendine zarar verme düzeyine çıkarmakta, black metali işitsel bir silah olarak kullanmaktadır.

Bu noktada black metalin nihilist tarafının öne çıktığını görüyoruz. Black metal belli düzlemlerde “Şeytan’a hizmetkâââr olmaya geldiiiik” dese de, belirli açılardan da kendisini narsisizm düzeyinde tek gerçeklik olarak gören ve müziği de kendisini ifade eden bir manifesto olarak kullanan bir yapıya dönüşmektedir. Bu açıdan bakınca, yukarıda Ihsahn’dan alıntıladığım ifadelerin ışığında black metalin isteyeni (buna hazır olanı) dibe batırıp, isteyeni göklere çıkardığından söz edebiliriz. Bu yanıyla black metal, müzik türleri arasındaki en net zıtlıklardan birini içinde barındırmaktadır. Power metal veya thrash metalin alt türlerini dinleyerek hem keder ve acıyla kahrolan dinleyiciler hem de kendini dünyanın tepesinde hisseden dinleyiciler var mıdır pek emin değilim. Yahut funeral doom veya Viking folk metal dinleyen bir kısım dinleyicinin mahvolmuş, bir kısmının ise kendini her şeyi başarabilir kudrette görmesi söz konusu mudur, bilmiyorum. Ama black metalin farklı yönleri sayesinde isteyeni dibe batırıp isteyeni yukarı çıkardığı ve bu dramatik kontrastı sayesinde son derece şahsına münhasır bir kimliğe büründüğü ortadadır.

Tüm bunların ışığında (karanlığında), black metalin müzik türleri içerisinde ve hatta metal türleri içerisinde farklı bir noktada durduğunu söyleyebiliriz. Her türün olduğu gibi black metalin de kendine özgü dinamikleri vardır ve bunları diğer türlerden üstün görenler için black metal düşünsel bir kaynak, bir ihtiyacı karşılayan bir dayanak hâline gelebilmektedir. Üstelik bunun için mutlaka Şeytan imgesine, meleklere, cehenneme inanmamız da gerekmez.

Yine tüm bunlar, elbette ki sadece ve sadece bizde, kafamızın içinde yarattığımız algıda bitiyor. Kendimizi böyle bir şeye şartlamadığımız, black metale bu özgürleştirici rolü atfetmediğimiz takdirde black metal de diğer herhangi bir türden farklı görülmeyebilir. Dolayısıyla bu yazı boyunca bahsettiklerim farklı türler için de çeşitli bağlamlarda geçerli olabilir; bu makalenin bir benzeri death metal, doom metal, power metal, thrash metal gibi farklı türler için de yazılabilir.

Yüklediğiniz anlam ve atfettiğiniz değer ne olursa olsun, yedi notanın birbiriyle olan sonsuz kombinasyonundan oluşan müzik kavramının size dilediğiniz şekilde fayda sağlamasını, destek olmasını, sizi rahatlatmasını, tatmin etmesini, tahrik etmesini, şartlandırmasını, kısacası bir şekilde hayatınıza istediğiniz yönde etki etmesini dileyerek yazımı noktalıyorum.

Yeni incelemelerde görüşmek üzere.

Bu yazı yazılırken dinlenen albümler:

MAYHEM – De Mysteriis Dom Sathanas
BURZUM – Hvis lyset tar oss
DEATHSPELL OMEGA – Si Monvmentvm Reqvires, Circvmspice

Albümün okur notu: 12345678910 (8.65/10, Toplam oy: 43)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
Şirket
Şarkılar
Web
  Yorum alanı

“MAKALE: Black Metalin İnsan Psikolojisine Olan Etkileri” yazısına 45 yorum var

  1. deadhouse says:

    Güzel bir yazı olmuş. Yazıyı yazarken dinlenen albümler seçimi ise müthiş. Zaten ilk ikisi Black Metalin el kitabı.

  2. McLorand says:

    Yazı için teşekkürler, elinize sağlık.
    DEATHSPELL OMEGA’yı ilk kez dinledim de meğer biz stüdyoya girince ilk 10 dakika DEATHSPELL OMEGA müziği yapıyormuşuz haberimiz yokmuş.

    feel the groovity

    @McLorand, assddfghgjkk :D

  3. SalihCetin says:

    Ahmet Abi ellerinize sağlık, yazmış bulunduğunuz bu yazı belki de uluslararası anlamda metal müzik hakkında biz ve bizim gibilerin söyleyecek şeyleri kelimeye dökemeyişini başarmış bir kahramanın eseridir. Gerçekten de black metal ile kelimelere dökemediğim bütün düşüncelerimi gördüm. Değinmek istediğim nokta ise benzer bir durumun death metal için de geçerli olduğudur. Evet, black metal kadar çarpıcı olamasa da pek çoklarımızı farkında olmadığımız hissiyatlarımızı ilk ve daha çiğ boyutta tattığımız nokta death metal olarak görülebilir. Black metal içimizdeki kötülüğün kaynağına biraz daha inerken death metal ise bu kötülük ile neler yapabildiğimizin çarpıcı bir dışavurumudur. En azından benim fikrim bu yönde. Umarım ki death metal adına da benzer bir yazı görebiliriz Ahmet abi. Tekrardan tebrik eder, saygılarımla bu yazıyı burada noktalamak isterim.

    Ahmet Saraçoğlu

    @SalihCetin, sağ ol. Death metalin soyut tarafı black metalden çok daha az olduğundan black metalin yaptırım gücü daha fazla. O yüzden türü psikolojik bağlamda incelemeye çalıştım.

    Death metale dair de bir yazı yazılabilir ama onun ruhani (şeytan, inanç, vs) tarafı çok daha sınırlı olduğundan çok daha bireysel eylemlerle yetinmek gerekir diye düşünüyorum.

    “Komşusunu öldüren adam Cannibal Corpse hayranı çıktı” gibisinden 3. sayfa haberlerine konu olan olaylarla sınırlı kalır gibime geliyor.

    Karakter olarak death metalin dediğin türde bir duruşu var, ama bu duruş toplumsal yansımalar şeklinde karşımıza çıkmıyor.

  4. Karlos says:

    😈 BLACK ♥ METAL 😈 i ancak bu kadar güzel anlatabilirsiniz hocam emeğinize sağlık ….

    Dinlenen albümlere gelince Black Metal in en eşsiz ve mükemmel albümlerinin başında geliyor …

  5. Siyah forma says:

    Hocam blast beat davul,agresif ve müzikte uç nokta bir hareket gibi dursa da, endorfin salınımına yol açtığı,ve anlık mutluluk verdiği bir gerçek…
    İnanmıyorsanız oturduğunuz yerde masanın veya dizinizin üstüne vurarak deneyin.coşku anında gelecektir..

    Doktorlar mutsuz kişilerin,gece yatakta kötü rüya görmekten endişelenen kişilerin, uyumadan önce ayaklarını histerik bir şekilde hızlıca salladığını görmüşler;Bunun da endorfin sağlayarak kişiyi daha huzurlu bir uykuya sevkettiğini belirtmekteler..

    Şimdi black metale baktığımızda blast beat üzerine hüzünlü,trajik,karanlık melodiler,hem coşkuyu hem buhranı birlikte yaşamamızı sağlıyor.böyle bir şey de aslında bir travma’dır,doğrudan bilinçaltımızı etkiler ve hatta bağımlılık yapar.
    Black metal dinleyenlerin çoğu müziğe bağımlıdır,bunun müziğin altında yatan ideolojisinden çok,yapısından kaynaklandığını düşünüyorum.

    yazın güzel olmuş,eline sağlık. başta verdiğin o örnekler olmasa yazıyı çıkarıp odaya asardım.ama hayvanlara zarar verilmesi fikri bile beni arızaya bağlıyor,kendi kçının keyfi için,canlı bir kaz’ın gırtlağına boru sokup mısır dolduran birini görürsem bir gün, muhtemelen o boruyu orada götüne sokarım.

  6. Boba Fett says:

    https://www.youtube.com/watch?v=hZlvoDat2Bg

    Türkiye’de yapılan güzel bir örneği

    pirelli karınca

    @Boba Fett, oha bayıldım buna, aşırı raw, vokallere bittim

    Boba Fett

    @pirelli karınca, teşekkür ederim efenim.

  7. Ouz says:

    Ahmet, zihnine ve ellerine sağlık. Yılların birikimini, çok etkileyici şekilde satırlara dökmüşsün, benim diyen black metalci birinin bu denli bir yazı hazırlayabileceğini sanmıyorum ki bu da senin farkın zaten. Gelelim yazıdaki bazı bölümlerle ilgili düşüncelerime.

    Farelerle bolca haşır neşir olan Oytun Erbaş’ı biliyorsunuzdur, kendisi çeşitli ortamlarda yaptığı konuşmalarda anne karnındaki bebeklerin dışarıdan gelen sesleri duymadığını, eğer anne bir şarkı söylerse onu duyabildiğini, dolayısıyla hamilelikte klasik müzik dinletmek gibi eylemlerin bebeği etkilemediğini ifade ediyor. Tam aksini savunanlar da var ama bu konu biraz muallakta kaldığı için belirtmeden geçmek istemedim. Keza bebeklerin “işlenmemiş kılıf” gibi adlandırılması da azıcık eksik gibi bence. Yine Erbaş, yaptığı deneylerde, annenin hamilelikte yaşadığı depresyon, ilaç kullanımı ve benzeri doğal olmayan etkenlerin, bebeğin limbik sistemini etkilediği, insanlarda durumun daha ileri düzeyde olduğu hatta çocukların, küçüklükten itibaren psikopat davranışlar göstermesine zemin hazırladığını söylüyor. Ki bu durum, doğrudan doğruya prefrontal korteksin gelişimini sekteye uğratıyormuş ve o kişilerin hayvani yönleri, davranışlarını daha fazla etkileyerek bizi biz yapan etmenlerden empati yeteneğini de köreltiyor, hatta yok ediyormuş. Dolayısıyla her bebek temel bilinç düzeyinin gelişememiş olmasından ve yapısal açıdan savunmasız formundan dolayı masum olsalar da her çocuk masum mudur değil midir, tartışmaya açık bir hale geliyor.

    1993 yılında tamamen planlı programlı bir şekilde, James Bulger adındaki 3 yaşındaki çocuğu kandırarak kaçırıp, ona türlü çeşitli şekillerde işkence yaptıktan sonra öldüren 10’ar yaşındaki Robert Thompson ve bakışlarında adeta şeytanın gizli olduğu Jon Venables de birer çocuktu. Bunun gibi örnekler elbette çoğaltılabilir; geçmişten bugüne kadar yaşanan süreçte sanmıyorum ki bu küçük psikopat katillerin ana babaları onlara bebekliklerinde/çocukluklarında black metalin en haşin, gaddar örneklerini dinletmiş olsunlar. Olay, yapılan deneylerden de anlaşıldığı üzere beyin gelişimini doğrudan etkileyen kimyasallarla bağlantılı. Aynı şey bence “4 yaşında masum bir çocuğun” şeklindeki kısım için de geçerli. Konunun özü empatiye geliyor yine.

    “Şu bir gerçek ki, şeytan sizin için bir düşmandır” ve “Şeytan’a tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır!” diyen bir dinin mensubu olarak dinlediğim müziğin büyük çoğunluğu black metalden oluşuyor. Aynı din, “Yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar” dediği için “insan hayatına gerekenden fazla değer verildiğine inanan zihinler” kısmına kendi penceremden katılıyorum. Yani insanların çok ama çok büyük kısmı gerçekten artık derdim değil, çoğunluğun ne yaptığını, ne konuştuğunu, ne yaşadığını, ne dinlediğini zerre kadar umursamıyorum. Daha önce de bu sayfalarda çeşitli vesilelerle ifade ettiğim gibi black metalin “şeytancı”lığı veya din karşıtlığı beni ırgalamıyor, isteyen istediğini düşünmekte serbest. Beri yandan bu tavra sahip müzisyenlerin yaptıkları işler bana müzikal açıdan acayip cezbedici geliyor. Olay sadece minör gam kullanımı veya kalp atışından hızlı blast beat’ler değil, müziği üreten tek kişi de olsa 5-6 kişilik bir grup da olsa, ortaya konan işler genellikle (içinde biraz da melodik unsur varsa) bana çok enteresan bir ruh hâli veriyor. O parçaların verdiği enerji/hava/zihinsel göz boyama belki de, yaptığım işi daha etkileyici ve uzun süreli yapmamı sağlıyor.

    Ağır aksak giden parçalarda başka hisler yaşıyorum, kazımasyon işlerde bambaşka duygulara gark oluyorum ama tüm dinleme sürecinde aklıma “Ya bu adamlar şeytancı bilader, bırak bu işleri,” gibisinden şeyler gelmiyor. Olayı şeytan özelinden çıkarıp büyülü, tılsımlı, kozmik, hayali, ruhani vs. taraflara taşıyan ve müziğini de liriklerin izdüşümüyle şekillendiren gruplar tamamen ayrı bir inceleme konusu benim için. Onların girdapvari müzikleri, anlattıkları, şarkı isimleri, albüm kapak tasarımları falan da bana black metalin en ürkütücü, en “bulaşılmasa iyi olur hacı” cephesindeki işleri gibi geliyor ama diyorum ya girdapvari bir mevzu var; tadını aldınız mı, bırakmanız söz konusu dahi olmuyor. Mensup olduğunuz din de, evde baktığınız kedi de yaşadığınız en mutlu an da sizi bu yoldan döndüremiyor, keza dönmek içinizden de gelmiyor.

    Son olarak “birilerinin DEATHSPELL OMEGA ve benzeri karakterdeki grupların müziğini bir şekilde umut, neşe, canlılık referansı olarak kullanması çok daha düşük bir ihtimaldir.” ifadesinden hareketle bu ihtimal düşüklüğünün benim cenahta çok öyle olmadığını söylemeliyim. Dimmu Borgir “Stormblast”, Emperor “Anthems to the Welkin At Dusk”, Immortal “At the Heart of Winter” ve black metalle tanıştığım dönemde beni ezip geçen nice albüm, o yılları mutlu şekilde anımsamamı sağlıyor. Beyin eskiye dair olumlu şeyleri anımsar kavramından hareketle bu bir yığın negatif albüm, pozitif anılarla bir arada zihnimde şekilleniyor.

    Aşırı uzun bir yorum oldu ama konu black metal olunca iki çift lafın belini kırmadan edemedim. Tekrar ellerine sağlık Ahmet, beyin fırtınası yapmamıza vesile olacak böyle daha nice yazılar hazırlaman dileklerimle.

  8. Emre says:

    Seytani ve black metali kotulukle ozdeslestirmek ve bunu da insana ickin kabul etmek cok naif bir dusunce. Bu ozculuk tarihsel ve toplumsal gerceklige tamamen kor. Seytanin icadi somurgeci uygarliklarin dusmanlarini otekilestirme ihtiyacina dayanir. Sinifsiz topluluklarda seytana tekabul eden gucler bilinmez. Bir uygarlik olarak onunuzde engel olarak gordugunuz komunal topluluklari seytan ile, o geleneklerin kendi icinizdeki unsurlarini cadilikla vb. itham etmeniz onlara karsi uygulayacaginiz her turlu siddeti kendi deger yargilariniz acisindan mesrulastirmaniz anlamina gelir. Devlet ideolojilerinin mantigi bu sekilde isler. Bizim koleci-somurgeci uygarligimiza tabi olmayan, eskinin komunal degerlerinde direten topluluklar demezsiniz, kafir dersiniz, satanist dersiniz…
    Bu soyledigim black metal uzerinden dusunulurse paganizm-satanizm birlikteligiyle Hiristiyanlik dusmanliginin cok baska bir tarihsel anlami oldugu gorulur. Burada koleci-somurgeci Bati uygarligina karsi gecmisin komunal pagan mirasi, Hiristiyanligin tanrisina karsi onun uzlasmaz karsiti seytan savunulmaktadir. Bu kurgulanabilecek en uygarlik karsiti pozisyondur. Hicbir sembol seytandan daha devrimci degildir. Proletarya vb. sistemin icindedir. Seytan ise her zaman uzlasilamaz dusmani temsil eder.
    Tabii bunlari soylerken yazidaki ozculugun black metalde karsiligi olmadigini iddia ediyor degilim. Bircok irkci grubun varligi aksini zaten acikca gosteriyor. Euronymous black metalin ulusalcilik ile mantiksal uyumsuzlugunu kesfedip kapiyi buna kapatabilseydi hikaye cok farkli seyrederdi.

  9. Emre says:

    Bu arada, kusura bakmayin ama sunu da soylemeden edemeyecegim: Sivas Katliami’nda black metal gormek bu muzikten hicbir sey anlamamaktir. Devletli din kafirlerini yakiyor ve burada black metal devletli dini mi temsil ediyor? “Seytan” yakiliyor yahu orada.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Emre, örneklerin tümünde insanın içindeki kötülüğü vurguladım. Belli bir anda insanın içindeki kötücül hissi ön plana çıkarmak istedim. Örneklerdeki devlet, din, insanın damak zevki, ilaç sektörü, karıncalardan hoşlanmamak gibi detaylar sadece araç, esas olan kötülük vurgusu.

    Emre

    @Ahmet Saraçoğlu, benim anlatmak istedigim de bu sekildeki soyut kotuluk vurgusunun yanlisligi. Verdigin ornek bunu cok net sekilde gosteriyor bence. Black metal soyut bir kavram uzerinden tanimlanamaz. Maddi tezahuru olmayan bir ruhtan falan soz etmiyoruz. Deathspell Omega’nun gucu turun kendisini yasladigi kavramlari tarihsel-felsefi bir duzleme oturtmasi. Tabii bir de isin, benim yukarida deginmeye calistigim, tarihsel-sosyolojik boyutu var.

  10. Raddor says:

    Vay be bayağı uzun, dolu dolu olmuş yazı. Daha yeni bitirebildim. Bize söyleyecek bir şey bırakmamışsın abi eline sağlık. Çok iyi, kötü ve çirkin (\m/) bir makale olmuş.

  11. 12ParmakBağırsağı says:

    Sadece şunu söyleyeceğim: Hayatımda okuduğum en güzel “yazılardan” biri.

    Eve gidince yazıcıdan çıkarıp makaleler klasörüme koyacağım.

    Ahmet Saraçoğlu

    @12ParmakBağırsağı, sağ olasın, beğenmene sevindim.

  12. 9yearsago says:

    “Tüm bunları (kilise yakmayı) sağlayan bu çocukların şiddete meyilli afacanlar olmasından değil, black metal adı altında hayatlarına giren bu kavramın onları belli açılardan ele geçirmesinden kaynaklanmaktadır”.

    Zırva. Yazarken dinlediklerini etkisine fazla kapılmış olabilirsin gibi görünüyor. Olayın bu şekilde dramatize edilmesi saçma olmuş. Bu mantıkla black metal dinleyen herkesin suç işleyeceğini ve henüz suç işlememiş black metal dinleyicilerini de “yeterince dinlemediklerini” söylemen gerekir ki olay daha da karmaşıklaşır. Bu adamlar birer kriminaldir ve black metal bu eylemlerin kılıfını dikniş olsa dahi sorumluluk, müzikal karakterinden veya ideolojisinden öne gelmemektedir. O dönemde black metal yerine dungeon synth kültürü baskın olsaydı, bu adamlar onunla da özdeşleşip yine bu eylemleri yapmalarına vesile olacak itkilerin boyunduruğuna girerlerdi. Bu adamlar tutuşturulmayı bekleyen birer fitil. Sebebi ver ve neler yapacaklarını seyret.

    Her şey için yeterli dozu verir ve doğru süreci izlersen, mevzubahis kültürün takipçileri arasındaki sapkınların kendilerini ele vermelerini sağlayacak kışkırtmayı gayet rahatça gözlemleyebilirsin.

    İnsanlar kendi anlamlarını kendilerini yaratırlar. Müziğin ön plana çıktığı ekstrem eylemler, müziğin kendisinden değil, dinleyicinin bunu farklı bir özdeşleştirme yoluyla kabul etmesinden doğmuştur. Rammstein’ın müziği benim için ritmik bir dinletiden ötesi değilken yanılmıyorsam Avustralya’da birinin Rammstein dinleyerek cinayet işlediğini okumuştum. Murat Kekili dinleyip intihar edenleri de aynı mantığın yolunu takip edersek black metalimsi bir şeyler ilan edebiliriz. Arabeskten hiç bahsetmiyorum bile.

    Neticede black metal de bir müzik türüdür, bu kadar dramatize edilmesi (eğer psikolojik yönden buna ihtiyacınız yoksa) elzem değildir. Biz metalciler çok özeliz ve farklıyız demeye ihtiyacımız yok bana kalırsa.

  13. den4x says:

    normalde hiç alakam yok ve bilip bilmeden yorum da yazmazdım ama bazı kısımları ciddi rahatsız etti yazmak istedim. kilise yakma ve benzeri olayların radikal islamcıların eylemlerinden bir farkı olmadığını düşünüyorum. şimdi black metal severler diyecek geldi aha tetiklenen birisi. blues, hip hop, anadolu türküleri vs insanları fiziksel olarak harekete geçip bir şeylere zarar vermeye yönlendirmiyorsa black metalin bunu sağlaması artı ya da pozitif bir şey değil bu müzik türü için en olumsuz şeylerden biridir. sadece kitlelere davalarında dayanışma, direnme gücü verme ve destek olma seviyesinde kalsa aynı konumda görebilirdim. bu arada varg başta mayhem falan da orul orul orospu çocuklarıdır.

    yazıdaki black metal şu şudur şeklinde sıralananlar, kötülüğün sesi olması iyi bir şey midir övgü müdür hiç anlamadım. madımak bağlantısı beni de bi rahatsız etti. eğer öyleyse nadir dinlediğim bu türden grupları da bırakayım. büyük ihtimalle ben okuduğumu anlamadım ama bazı kısımları, yapılan tanımları bir sonuca bağlayamadım. objektif bir şekilde bakıp bu müziğe yön veren şunlar şunlardır deniyorsa ok, fakat hiç dinlemesem ya da az buçuk bilmesem şurada okuduklarım sebebiyle black metal hakkında olumlu şeyler düşünmezdim. gerçi ben okumadan da olumsuz düşünüyorum, ibne ibne sanatsallı polonya black metali seviyorum sadece. black metalin de insanlar dinlesin olumlu düşünsün gibi bir motivasyonu yok ama işte anladınız.

    bu arada makaleye de puan veriliyormuş ahah

  14. SA says:

    “Satanizm zayıflara göre değildir. Satanizm güce ve bilgeliğe odaklanır. Bu güç çevremizdeki her şeyi kendi çıkarlarımız için kullanmayı esas alır. Temel olarak Satanizm, güçlü olan hayatta kalır felsefesinin gelişmiş bir hâlidir.” (Ihsahn)

    “Benzer şeyler diğer kıtalarda da var. İnsanoğlu tarih boyunca gücü eline aldığı her seferde önü alınamaz, durdurulamaz bir yok ediciye dönüşmüş, dönüşüyor, dönüşecek.”

    “Belirli bir zaman diliminde belirli bir çevredeki insanlar, black metalin bu yaptırım gücünün etkisi altına girmiş ve bu güç, onların suç teşkil eden, başkasının canına kast eden eylemler yapmalarını sağlamıştır.”

    Yazı gayet bilgilendirici ve akıcı olmuş. Bilgisayar üzerinden amatör olarak müzik yapmak ile uğraşmayı çok sevdiğim için teknik açıdan öğrendiğim birsürü yeni ve faydalı şey oldu. Bu yazıdan baya faydalanacağım. Teşekkür ederim.

    Black metalin bu felsefesi ve düşünsel yönüyle ilgili kafamda sonuca ulaşmayan, sormak istediğim şeyler var. Öncelikle black metalin death metalden sonra müzikal olarak en çok sevdiğim ve dinlediğim tür olduğunu ve DsO – The Synarchy of Molten Bones albümünün müzikal olarak hala dünyanın en iyi albümü olduğunu düşündüğümü, inanılmaz derecede hayran kaldığımı belirteyim. Black metal ile ilgili şimdiye kadar öğrendiğim şeylerle ve bu makaledeki anlatılanlarla alakalı net bir sonuca varamadığım, tam anlayamadığım, sormak istediğim şeyler ise şöyle:

    Yazarın anlattığına göre tek bir black metal algısı yok. Farklı algılamalara göre black metal değişiklik gösteriyor. Anladığım kadarıyla herkesin buluştuğu ortak nokta black metalin herkesin çekindiği kötü olana çekinmeden ve direk olarak dalabilmesi ve bunu en şok edici, alışılmadık şekilde sunmakla alakalı dünyada zirve unsurlardan biri olması. Ama bunu sunma şekli açısından genelde gördüğümüz şekilde sembolik veya gerçekçi yaklaşımla şeytanı, hadi şeytanı bir kenara bırakalım özellikle kötülüğü yüceltmesinin sebebini, “ha şundan dolayıymış” diyerek net bir sonuca vararak anlamış değilim. Sevmediği ve eleştirdiği bir şeyi direk yüzüne vurarak en sert şekilde ifade etmeyi anlarım ama kötü denilen şeyleri sadece yüceltme amacıyla anlatmak farklı bir durum. Bunu yapanların birkaç amacı olabilir.

    Bunlardan birisi black metale göre aslında herşeyin hamurunda, en derinlerde hep kötülüğe meyletmenin olduğu, kötülüğün kendisinin olduğu söylenebilir? Bu düşünceye göre herşey, birdaha asla iyiye dönüşemeyecek seviyede kötü olduğu için aslında normal olan şey kötü olan mıdır? Herşeyin özünde kötülük olduğu için black metalin felsefesi de madem herşey kötü ve normal olan bu diyerek sembolik olarak “cennete giremeyeceğiz bari cehennemi hak edelim Memati” anlayışına benzer şekilde normal olan kötülüğü zirvede yaşama ve en direk haliyle ifade etme felsefesi midir? Amaç salt kötülük müdür? Eğer öyleyse yadırgadığımız hatta insanın psikolojisinin bozulmasına yetecek olan kazların boğazına kadar demir boru sokulması olayı veya buna benzer sayısız şeyler aslında normal midir? Öyleyse bunlara üzülmemiz de anormal midir? Çünkü Ihsahn nın bahsettiği Satanizm anlayışından yazarın ifadesine ilave olarak bu sonuç da çıkıyor. Güçlü olan zayıf gördüğünü istediği gibi ezer. Yoksa ben mi yanlış anlıyorum?

    Daha önce PA da gezinirken denk geldiğim, eskiden yayınlanan bir haberde bir elemanın yaptığı bir yorum aklıma geliyor. Hatırladığım kadarıyla haber, black metal grubu üyisi ve dövmeci bir elemanın kız arkadaşına dövme aletiyle farklı şekilde tecavüz ettiğiyle ilgiliydi. İnsanlar haliyle bunu yadırgamış ve eleştirmişti. Bahsettiğim eleman da yadırgayanların sığ ve birbirlerine benzer şekilde hep öğretilenlere uygun şekilde düşündüklerini söyleyerek ve anladığım kadarıyla en somut, içgüdüsel, hayvani olduğunu düşündüğü hisleri savunarak tecavüz edenin içgüdülerine kulak verdiği için yaptığının normal olduğunu, tecavüze uğrayan sonra gidip onun boğazını kesseydi onun yaptığının da normal olacağını savunmuştu. Editör de yorumu yapanın çok anormal bir çıkış yaptığını, huşu içinde okunması gerektiğini söylerek ve gelen cevapları yayınlamayacğını belirterek yayınlamıştı. Dolayısıyla bu yoruma gelen tepki var mıydı yok muydu anlayamadım ama yorumun gazıyla altta yapılan daha ılıman veya meseleyi gırgıra alan yorumlar görmüştüm. En içgüdüsel şekilde kendisine tecavüz edilse kendisine yapılanı normal görmeden sadece kendi mağduriyetini savunacağına ve kıyameti koparacağına inandığım bu anlamsız yorumcunun yazdıkları ve bundan sonra gelen alttaki daha ılıman yorumlar bana okadar iğrenç gelmişti ki bir şeyler yazıp eleştirmek istemiştim ama haberin ve yorumun üzerinden yıllar geçtiği için yazacaklarımın anlamsız olacağını düşünüp vazgeçmiştim. Şimdi bu yorumcunun düşüncesi, kötü diye öğretilen birçok şeyin aslında normal ve içgüdüsel olduğu ve cesaret gösterilerek gerçekleştirildiği için saygı duyulup yüceltilmesi gerektiği anlayışından mı besleniyor? Bu şeylere salt kötülük olarak bakarak normal mi denmeli? Normal ise Jeffrey Dahmer (röportajlarını izlemenizi tavsiye ederim) gibi insanların yaptıkları şeyleri de bozuk psikolojilerinin sonucu veya suç olarak değil de kendilerinin de ifade ettiğine göre en derin içgüdülerine uyduklarını söyleyerek normal görüp en çarpıcı şekilde ifade edip yüceltebilmeyi düşünmek mi gerekiyor? Eğer öyleyse bu durum black metal camiasının çoğunluğunda gördüğümüz kötülüğü yüceltme felsefesi ile örtüşüyor mu? Eğer örtüşüyor ise en basit çıkarımla tecavüz vb eylemler de insanın doğasında olan ve kaçamadığı kötülüğün yansıması olduğu için normal mi?

    Tam tersi olarak eğer bu rahatsız olduğumuz ve bizi üzen şeyler black metale göre normal değilse black metalin kötülüğü bukadar yüceltmesindeki amaç, insanların yaptığı normal olmayan yanlış ve kötü şeyleri ironik ve sembolik şeylerle çarpıcı bir şekilde yüzlerine vurmak mıdır? Ozaman black metal dolaylı yoldan iyi olanı mı yüceltiyor? Eğer öyleyse Norveç li bazı gençlerin cinayete varana kadar, black metal etkisine girerek yaptığı söylenen şeylerin dolaylı yoldan iyiyi yüceltmekle (anlayamadığım) bir alakası var mı? Genelin kötü dediği şeyleri salt kötülük amacı ile savunup yüceltenlerin de (gerçekten bu amaçla yapan varsa) aynı şekilde bir alakası var mı?

    Ya da bunlardan bağımsız olarak black metaldeki herşey sadece ekstrem olan şeye ve normalin dışına çıkmaya olan tutkumuzun yansıması mı? Dağcılık sporu ile uğraşan bir arkadaşımın “en büyük zevkimiz korunma önlemleri almadan tırmanmak” demesi gibi daha ekstrem olandan alınan zevk mi? Eğer öyleyse zamanında Tom Araya nın şarkı sözleriyle ilgili “ben aslında katoliğim, o sözler müziğe uyuyordu ve güzel olduğu için o şekilde” dediği gibi amaç sadece hep daha fazlasını isteyen ekstrem ve isyansı duyguları tatmin etmek mi? Ya da metal dünyasındaki bazı kişilerin, insanların çoğu tarafından sevilmeyen ve kınanan bazı görüşlerin sembollerini farklı yollarla gösterdikleri zaman tepki aldıklarında aslında öyle düşünmediklerini, o an şov amacıyla sahnede öyle şeyler gösterdiklerini söylemeleri, ekstrem ve aykırı olanı yapmaya çalışmakla mı ilgili? Eğer öyleyse bu durum sadece fırlamalığını kanıtlamak, ekstrem ve aykırı hislerini tatmin etmek için yaptığı şeyler karşılığında kendinisine piç denmesinden zevk alan ergen bir gencin durumuyla örtüşmüyor mu? Okuyan olursa ne alakası var demesin çok alakası var. Öylesine bir ideolojinin reklamını yapmak sonra da yaptığı şeyin arkasında durmayarak aslında öyle değil diyerek açıklama yapmak tamamen kendini şuursuzca ekstrem ve aykırı olmaya kaptırarak hareket etme, olgun olmama göstergesidir.

    Müzikal olarak ekstremliği anlıyorum ama felsefe ve fiiliyat olarak kötülük kavramını savunarak ekstrem şekilde yansıtmayı anlamıyorum. Bahsettiğim şey bir korku filmi gibi insanı şok edecek ve etkileyecek şeyleri ekstrem şekilde aktarmak değil. Bu işin felsefi yönünün savunulmasından bahsediyorum. Bu boyutta işler değişiyor.

    Bunların yanında yazarın da ifade ettiği gibi black metal icra eden ve dinleyen kişilerin düşüncelerine göre türün algılanış biçimi de değişiklik gösteriyor mu acaba? Ozaman ortak bir sonuç yok mu? Eğer yoksa salt black metal şudur diye birşeyden bahsedilebilir mi? Eğer bahsedilemez ise black metal sadece “ne ifa edersen et, en şok edici ve alışılmışın dışında ifade et” anlayışından ibaret olmuyor mu? Ozaman yazarın bahsettiğinin aksine black metalin bir felsefesinin ve derinliğinin olmadığı, ürpertici ve şok edici notalar, çığlıklar ve agresiflik aracılığıyla aşırı tepkisel bir anlayıştan ibaret olduğu sonucu çıkmıyor mu?

    Şu an aklıma gelmeyen tam anlayamadığım başka şeyler de vardı ama gelmediği için yazamayacağım. Sonra gelirse üşenmezsem yazarım.

    Bunlar sadece black metalin felsefesi denilen yönüyle ilgili. Müzikal olarak death metalden sonra en sevdiğim tür. İnsanların çoğu adrenalin duygusunu bir şekilde farklı yollar ile tatmin etmeye çalışıyor. Biz de bunu çoğunlukla metal müzik ile yapıyoruz. Hatta ben de dahil çoğumuz bunu metal yoluyla yapmaya bağımlı hale geldik. Eskiden bir süre metal müzik dinleyememek zorunda kalmayı tecrübe ettim. Adrenalin duygum metale okadar bağımlı hale gelmiş ki hiç abartmıyorum çoğu zaman başka birşey düşünemez oluyordum ve o an dinleyemediğim için içim titriyordu sanki. İşitsel bir madde bağımlılığı gibi. Ama bunun yanında müzikal olarak bağımlı olduğum metalin lirikal yönüne hiç eğilmedim. Anlayamadığım şeylerden dolayı. Müziğin, notaların, vokallerin sertliğinin ve tonlamalarının hissettirdikleri yetiyor.

    bascivegobekli

    @SA, Mevzubahis PA haberini ve altındaki yorumu buldum: http://www.pasifagresif.com/2012/06/black-metal-muzisyeni-saldiri-ve-tecavuzden-hapse-girdi/comment-page-1/#comment-25434

    Elemanın EI\IE/\/\Y takma adı kendisi, sivriliği ve ergenliği hakkında yeterli ipuçlarını veriyor.

  15. miss keisha says:

    Yazınızı çok beğendim ancak bazı kısımlarına katılmıyorum mesela:
    “Varg’ın kilise yakması, Jon Nödtveidt’in karıştığı cinayet, Faust’un işlediği cinayet, Euronymous’un ölümü sadece arkadaş arasında işi biraz abartan gençler olarak görülemeyecek kadar derin bir düşünsel altyapıya dayanır.” demişsiniz ve black metalin etkisinde kaldıklarını söylemiş, hatta sanki katilleri savunmuşsunuz.

    Jon Nödtveidt ve Faust black metalden çok homofobinin etkisinde kalmış gibi duruyor, 20li yaşlarının başlarında olan Euronymous ve Varg arasındaki çekişmenin derinliği ise bana Amerikan lise filmlerini anımsatacak derecededir. Bu insanların, özellikle sosyopat olduğu her sözünden anlaşılabilen Varg Vikernes’in şiddete meyilli olmadığını, sadece bir müziğin büyüsü altına girdiklerini ifade etmek absürd olur. Black metal fanlarının en büyük yanlışına düştüğünüzü düşünüyorum, bu “efsanevi” kişilerin 20li yaşlarının başında, ergenlikle yetişkinlik arası bir dönemde müziğe ve şiddete bulaştığını. Faust’un çevrede popülaritesi artsın diye “ibnenin birini” öldürmediği ne malum? Varg eğer çok derin sebeplerden ötürü kilise yaktıysa neden sonra bir gazeteciye “anonim” bir röportaj verdi, ismi duyulsun diye uğraştı? Kusura bakmayın ama bu “inner circle” geyiği karanlık bir müziğin etkisinden çok sıkılmış, kaybedecek şeyleri olmayan bir grup oğlanın güvenlik kameralarının olmadığı bir dönemde sidik yarıştırdığını gösteriyor bana. İlla Mayhem’den örnek vereceksek, yaşadığı ağır travma sonucu kendisini ölümle bağdaştıran Dead’i konuşalım, para ve ün için arkadaşının fotoğraflarını satan Euronymous’u değil.

    Ben Black Metal’in asıl etkisini Beherit’in ilk albümünde, Mgla’nın efsanevi Exercises in Futility satırlarında ya da herkesin kendisi olduğu için yapmacık bulduğu Nergal’in The Satanist’te ölümle yaşam arasında gidip gelmeyi tüm kırılganlığıyla anlatmasında gördüm. Birine zarar verip müziği suçlamak bana göre sadece ucuz bir bahanedir.

  16. Benim çocuğum black metal dinlese kesinlikle caydırmaya, daha sakin şeyler dinlemeye yöneltirdim. 13 yaşında Molesting The Decapitated’ın kapağını gördüm, 2 sene öncesinde de mahallemizde ölen evsiz adamın cesedini görmüştüm ama aynı şey değildi. Toplum ne kadar bozuk, ne kadar sikik olsa da sapkınca şeyler hala toplumun büyük çoğunluğu tarafından samimiyetsizce de olsa kınanıyor, ancak ben black metalden çok ufak yaşımda cinayet, tecavüz vs gibi şeylerin normal olduğunu öğrendim. Bundan bir sanat olarak neden zevk aldığımı ise kendime hiçbir zaman açıklayamadım.

    Hayatta şunu öğrendim, ne kadar kendi farkındalığını yakalarsan o kadar mutsuz oluyorsun. Black metal insanın öz farkındalığı için sanki oyunlardaki hileler gibi olağanüstü bir kestirme yol. Vaad ettiği, ya da aslında etmediği şeylerin farkına varmak, herkesin görmediği şeyleri görerek konformist toplumun amını götünü bir ettiğini düşünmek çok tatlı çünkü. Biz kötümser olmaya meyilli insanlar için nefis bir toptancı yöntemi var; insanlar kötü, hayat değersiz, hiçbir şey iyi olmayacak. Katılmıyorum diyemem, ama itiraf etmem lazım, artık gerçekten kendi düşüncelerim olduğu için mi yoksa uzun black metal mesaim hücrelerime işlediği için mi bu çıkarımlar bana da mantıklı geliyor bilmiyorum. Bu müziği dinleyen adamların kendine işkence etme seviyesinin yanında bileklerini kesen müslümcüler youtube’da makyaj videosu hazırlayan tiki kaşarlar gibi kalır, öyle insanın ruhunu eziyor.

    Etrafımızda zaten gördüğümüz kötü şeylerin yetmiyormuş gibi bir de müzikteki yansımasını böyle şevkle takip etmek, hakikaten makalelere konu olması gereken bir durumdu. Yazının başında çocuğum dinlese engel olurdum dedim, belki de olduğu kişi olduğu için dinleyecektir kim bilir. Mıknatıs gibi bir şey, ruhunun nüvesinde demir olmayanı çekmiyor işte.

  17. HaNNibaL says:

    Yazı konser öncesi çok iyi geldi.Güzel bir yazı olmuş gerçekten.

  18. Şafak says:

    Ahmet abi çok çok güzel bir yazı. Emek verdiğin için çok sağol. Ben de Varg, Euronymus vs tayfasının yaptıklarıyla ilgili çıkarsamalarına katılamayacağım. Olay bence de bir grup ergenin ergenlikleriyle sınırlı.

    İnsanın veya toplumun kötü taraflarından bahsederken kendi iyi yanlarından feragat eden -kendisi de kötü olan- bir insanın neye hizmet ettiğini yukardaki “SA” nickli arkadaş gibi ben de anlamış değilim. “Ben insanlığın kötü taraflarına vurgu yapıyorum” diyen birinin amacı kötülüğü gözler önüne sermek ve yok edilmesi için çabalamak ise saygı duyarım. Ama “ben kötülüğü dışarı vurmakla beraber kötü olmamak için uğraşmıyorum, hatta ben de kötüyüm zaten” diyen biri sersem bir budaladır. Şovmendir, koftur, o çok eleştirdikleri popüler ve ruhsuz medyanın ufaltılmış bir biçiminde aktörlük yapmaktadır. Bugün İstanbul’a gelecek Watain frontmani bence tam böyle biri. Röportajlarını okursanız ruhanilikten, ayinden, yüce efendi Şeytan’dan bahseder. Fakat bunlar aracılığıyla kendini bir ürün haline getirerek kendini pazarlamaya devam etmektedir. Allah aşkına 20 yaşını geçmiş bir insan bu şaklabanlıklara inanır mı?

    Black metal, arabesk, nihilizm, pesimizm vs, negatifliği sonuna kadar götürüp bize pozitifle ilgili birşeyler tasavvur ettirdiği için değerlidir. Bir insanın kendini yıkması, ruhen çökmesi yeni ve düzgün bir kişiliğin oluşmasına vesile olabilir. İyi insanlar arasında yetişmiyoruz; aile bireyleri, etraftakiler, medya, insanın etrafındaki bin bir türlü kötülük aracılığıyla zihnimize zerk edilen kötü düşünceler ve davranışlarla oluşturduğumuz bozuk karakterimizi yıkmak ve yerine yenisini yapmak için bu tür yıkıcı şeylere ihtiyacımız var.

    Sheev

    @Şafak, o bir grup ergen dedikleriniz norveç black metalinin yaratıcıları ve oldukça iyi işler ortaya koyan insanlar. ergen lafını hiç hak etmiyorlar. birde o şaklaban dediğin adamın şeyi olamazsınız söyleyeyim

  19. Rabies says:

    Per Ohlin’in leşinin olduğu albüm kapağı bence en iyi metal albümü kapağıdır. Keşke De Mysteriis Dom Sathanas’ın kapağı olsaydı.

  20. 12ParmakBağırsağı says:

    bu yazıdan bir gün sonra dso yeni albüm haberini verdi.

    The Furnaces of Palingenesia – 24 Mayıs

    Klip bile var yayınladıkları şarkıya ama dinlemiyorum, albüm çıksın, komple.

  21. Kaan says:

    Yazı için çok teşekkür ediyorum. Konunun birçok yönüyle ele alınması müthiş olmuş. Psikolojik, sanatsal, ideolojik, sosyolojik hatta politik yönleri var konunun.
    Black metalle ne yapacağımız bize kalmış. Black metal biraz kara aynaya benziyor. Dünyayı yaşamı ve ölümü bize olduğu gibi göstermeye çalıştığı için çok tehlikeli bir işleve de sahip olabilir, insanın bakış açılarını bir çok yönde değiştirmesine de neden olabilir. Her göz farklı açılardan farklı şeyler de görebilir, görmek istediği şeyleri daha net görmesine de etki edebilir. Elimizdeki bu kara aynaya bakmaya devam ederek uçuruma da sürüklenebiliriz, görmek istemediğimiz şeyleri görüp, kabul edip kendimize başka yönler de çizebiliriz. Acıdan ve kabullenmişlikten zevk alıp güç te kazanabiliriz. Acının ve kabullenişin zevkiyle herşeyi ve kendimizi bırakıp uçurumdan da atlayabiliriz. İşin kötüsü eninde sonunda kaçınılmaz sonun hep aynı olmasıdır.

    Kaan

    @Kaan, BLACK METAL den aldığım dersler:
    1. Hayat acı, sonu ölümse neden bu uğraş.
    2. Kesin boku fena yedim, hala intihar etmiyorsam ne yapmam gerek.
    3. Takma kafana tokadan başka.
    4. Vur patlasın, çal oynasın…..Bitti.

  22. Daha önce koymuştum, konunun psikolojisine harika bir şekilde indiği için tekrar koyayım, bu sitede black metal seven sevmeyen herkesin izlemesi lazım. Diğer bütün belgesellerden çok daha ürkütücü. Leviathan, Xasthur ve Striborg elemanları var. 15 dakikadan üç bölüm halinde:

    https://www.youtube.com/watch?v=UQl6PzXU4cQ&t=126s

    https://www.youtube.com/watch?v=6sbhA78RO5E&t=637s

    https://www.youtube.com/watch?v=eHyMK0ADw_8&t=393s

  23. Noshophoros says:

    Şimdi hem yazıyı hem de yapılan yorumları şöyle bir okuduktan sonra yazar ile okuyucu arasında ciddi bir iletişim sorunu olduğu kanısına vardım öncelikle. Yazıya yönelik yapılan eleştirilerin bir kısmı haklı olsa da, özellikle ruhsal, fikirsel aşırılıklarıyla ergenlikleri birleşmiş bir grup gencin black metali oluşturmasında fazlasıyla ideolojik background aramak gibi mesela (ki işin içinde ergenlik toyluk olsa bile bu tamamen yanlış bir argüman da değil),genel manada yazıda black metalin ve onu kendisine çeken bireylerin içine serptiği tohumların “romantik bir üslupla” betimlenmesinden gayrı temel bir işleyiş göremedim, ki Ahmet Saraçoğlu’da, bahsedilmesi bazılarının gözüne batan bir takım siyasi olayları örnek verirken, temelde benim “tohum” olarak bahsettiğim bu şeyi söylediğini yazmış yukarıda. Kötülük yani. Arkadaşlar burası bilimsel bir mecra değil, burası yazıların “akademik” ölçülerde olması zorunluluğu taşıyan bir platform da değil. Ne demek peki bunlar ? “Galiba yazarken dinlediklerinin etkisine fazla kaptırmışsın kendini” gibi yorumların manasızlığını vurgular. Ne olacaktı peki ? Black metalle alakalı bir yazı yazılıyor, işin içine her ne kadar tarih, sosyoloji, ideoloji şu bu katılabilecek olsa da bu iş temel olarak bir ruh (burada duygu-hissiyat manasında kullanıyorum kelimeyi), müzik ve estetik meselesi, o yüzden felsefesi dahil her şeyi ikinci planda kalır kusura bakmayın. Ama bu ruh, estetik ve müzik meselesi de uzun bir yazıda “müzik şöyle güzel, böyle karanlık” diye anlatılamayacağından, zeminini “black metal ideolojisi”, “yaşamın black metal oluşu” gibi soslarla bezemenin bir sakıncası da yok. Çünkü madem bu türü hepimiz dinliyoruz öyle veya böyle, o zaman herkes biliyor türün kurucuları olan adamların da kendi ağızlarından ifade ettikleri bir amaçları olduğunu, Ihsan’dan Euronymous’una Varg’ına bilmemnesine. Yorumlarda bana Godless Killing Machine’in şu ifadesi çok vurucu geldi; “… ben black metalden çok ufak yaşımda cinayet, tecavüz vs gibi şeylerin normal olduğunu öğrendim. Bundan bir sanat olarak neden zevk aldığımı ise kendime hiçbir zaman açıklayamadım.” Bunun altına imzamı atarım ve bence yazı bunu biraz açıklamaya çalışan bir yazıydı.

  24. Tompa says:

    Ahmet,

    Aşırı dramatik, romantik, sulu hayranlık, klişelerle dolu ve ergen edebiyatı albüm kritiklerinden ve yazılarından gerçekten yoruluyorum abi.

    Nolur yazılarında birazcık analitik olmayı, konularına mesafe koyarak da gözlemlerini aktarabilen biri olmayı dene. Biliyorum, metalci olmanın fanatik olmakla da ilgisi var, ama bu tek yöntemlilik TÜM yazılarına sirayet ediyor. 500 km’den anlıyorum senin yazdığını.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Tompa, eleştiri için sağ ol, dikkate alacağım.

    nick fury

    @Tompa, bana daha çok Ahmet Saraçoğlu’nu biraz tanıyan ve onu çekemeyen birinin yorumu gibi geldi bu. Bu sitede en olmayan başlıca şeyleri yazmışsınız. bir dönem fanzin çıkarma ve koleksiyonerlik işleriyle uğraştım, kendim de dramaturji mezunuyum. kritik ve makale üretimine de eleştirisine de aşinayım. zor dergisiyle birlikte metale dair daha kaliteli bir kavrayış da, içerik de henüz gelmedi. bu üslup yorucu geliyorsa size göre değil demektir.

    Ouz

    @nick fury, “bana daha çok Ahmet Saraçoğlu’nu biraz tanıyan ve onu çekemeyen birinin yorumu gibi geldi bu.” benzer bir şey yazmaya gelmiştim, tespit isabetli olmuş hocam.

    Kaan

    @Tompa, Eleştirine hiç katılmıyorum.Metal konsept müziğidir, tarzdır, romantizmdir, duygusallıktır, evetbildiğin pozculuktan zevk almaktır. Dediğin gibi bir yazı kupkuru olur hiçbir şeye benzemez, okunmaz. Caz ve klasik müzik siteleri tam istediğin gibi bence.

  25. deadhouse says:

    Müzik bu arkadaşlar. Hani normal bir müzik de değil. Dinlerden nefret eden, Tanrı yerine Şeytanı tercih edenlerin icra ettiği müzik. Black metal kadar romantik kaç müzik türü var? DSBM, NSBM diye türleri var. Makalenin fazla romantik oluşu eleştirisine kesinlikle katılmıyorum. Bilimsel makale değil bu. Müzik subjektif bir şeydir. Adı üstünde insan psikolojisine olan etkileri. Her insanda da uyandıracağı etki pek tabii farklı olur. Bu arada yazı çok romantik diyen arkadaş romantizm görmemiş!

  26. eskiblackcilardan says:

    Slm millet bazı şeyleri söylemeye geldim yine gideceğim.Daha doğrusu eski bir black metalci olup zamanında Left Hand Path’de gidip sonradan Right Hand Path’e gelmiş biri olarak daha önce yaptıgım yorumlarımı kopyalayıp gideceğim.

    Dissection Watain hayraniyken ayin deneyimlerim olmustu.Yani tam olmasa da satanislige adim atmisligim vardir.

    Black metalde tam ayin havası tam karanlik vardir yani diger turleri calanlar gibi bazisi protestan bazisi ateist degildir.Satanisttir bildigin ve o tur gruplar MLO tarikatindadir ve Dunyanin her seyin yok olmasini ister iclerinde sevgiye dair hicbir sey yoktur.O nedenle black metal size sevmeyi saygiyi hosgoruyu yani tum pozitif seyleri icinizde yok eder.O nedenle ben ettim koyu black metal hayrani oldum Bathory, Rotting Christ, Cult of Fire,Devils Blood,Word Terror Comitte’ye uye olan gruplar gibi daha bircok grubu dinledim ve karanligin en dibini, nefretin en uc noktasini gordum.Yani ben ettim siz etmeyin hayat her seye ragmen guzel.Gidin bi doga yuruyusu yapin kuslarin sesini,agac yapraklarının hisirtisini dinleyin doga anayi dinleyin.Yasadiniz icin var oldugunuz icin sahip olduklariniz icin yaradininiza tesekkur edin.
    Ayrica black metal eglence icin dinlenmez cok cok ciddi bir istir black metal.Ilahi muziktir.Diger turleri eglence icin kafa dagitmak icin dinlersin ama black metal bambaskadir.Oyuncak degildir hele ki ozentilik,poser yapacak hicbir sey degildir.Daha 3.gozunu acmamis,kundaliniden habersiz,falun dafa desem o ne diyecek, en ufak bir sekilde ayin deneyimi olmamis,orblarla iletisime gecmemis hatta bunlara dahil inanmayan birisi gelip benle black metal hakkinda konusmasin.Ayrica Watain in Serpens Chalice parcasinda Orblardan da bahseder.
    Hele ki lavey satanizim gibi bir sacmalikla da gelmesin.
    Ayrica Rotting den Astral Embedimont parcasini daha dinlemeyip ben astrale inanmiyom yehhaaa diyenler de otede yasasin.
    Torment in Elizabeth Bathory parcasinda kralice Elizabethin seytanla iletişime gectigini anlatilir ama bilim insanlari ust boyuttaki yaratiklari goren ve onla muhattap olan insanlara sizofren teshisi koyuyor bunu da bilin.
    Peygamberler,Kutlar,Anandamayi Ma daha bircok kisi ust boyuttaki yaratikla iletisime gecmistir.Dahasi Jon Nödtveidt, Liber Azeratede yazdigi gibi Moloch’un enkarne olmus halidir.O da kutsanmis kisidir.Kisaca,
    Black metal ciddi istir trash,heavy,death le karistirmayin.

    Ayrica Watainde Erik in ara sira 3.gozunu acip(goz bebrgi yukari dogru cekilir gozun sadece beyaz kismi kalir.) dua eder.Bunu Nuclear Alchemie klibinde,Malfeitor sarkisni soyledigi sirada gorursunuz.Ayrica daha simyayi daha lisedeki gibi kimya baslangici olarak gorenler varsa az otede yasasin.
    En son olarak bu tur gruplar ciddi manada kaosu yok olusu isterler hep bunu duslerler.Kalplerinde nefret ofke kinden baska bir sey yoktur.Icinizdeki cocugu oldururler.Daha hicbir sey bilmiyorsunuz umarim ufak tefek bir seyler ogrenmissinizdir.Black metalin oyuncak olmadigini mesela.

    Yani kıscası millet öfke nefret iyi şeyler değildir ayrıca vücudunuz sürekli savaş halinde çalışır ve sürekli kortizol üretir yani testosteron seviyeniz azalır.Gg Allin’in aletinin küçük olmasının ; Erik, Set, Euronymous’un babyface olmasının veya sürekli savaşla ilgili müzik çalan Joey DeMaio’nun da aletinin küçük olmasının bir nedeni olmalı.Ayrıca,black metal belgeselindeki bir grup metalcinin büyükbabasının arabasından inip konsere gelmesi de komedidir.Dahası sakral çakranız da tıkalı olduğu için metalciler genelde saptır.

    Şimdi de nasıl değiştiğimi anlatayım.İlk önce neden bu kadar öfkeli olduğumu düşündüm, öfkenin bana hiçbir şey kazandırmadığını sadece kendime zarar verdiğini anladım.Sonrasında meditasyon yapmaya başladım adından hanuman mantrası dilemem dönüm noktam oldu.Bilgidğiniz temizlenmeye başlamıştım.Daha sonra “kendini geri isteme duası” ile yarattığım birçok negatif kardan kurtuldum.Tabi bu arada Gayatri Mantrası da dinliyordum.Yavaş yavaş Sikhizm ile tanıştım.Sat Nam Fest videolarını izledim.Zamanla içimdeki nefret azaldı.O pasifagresif sürekli somurtan asosyal halim gitmişti.Artık daha sosyal ve sevilen biri olmuştum.Benim sürecim böyle işledi.
    Açıkcası zamanında deli gibi hayranı olduğum Watain’e gitmedim ama heyecanlandım.Bunları yazmak istedim.

    Umarım yaradanın yolununu bulursunuz.Nefretten,öfkeden arınısınız.

    Godless Killing Machine

    @eskiblackcilardan, reis yazdıklarının çoğu zırvalık ama hint kültürüyle alakalı yazdıkların ilgimi çekti, gayatri mantra denen şeyi açtım youtube’dan. sabah sabah bülbül taşağı gibi yumuşattı hayvan gibi alkol alınan bir geceden sonra. sağolasın.

    Raddor

    @Godless Killing Machine, ben de böyle düşündüm okurken. Benim de koca yorumdan, metalcilerin sakral çakrasının tıkalı olması ilgimi çekti. Sabahtan beri hayali turuncu ışıklar indiriyorum bacaklarıma. Çünkü abazanlık bunu gerektirir.

  27. eskiblackcilardan says:

    Biraz daha ekleme yapıyım.
    kardan yerine karma
    Sikhizm yerine Sikhism yazman gerekiyordu.Aceleyle olunca böyle oluyor.Neyse;
    Vücudunuz belli bir dengesi vardır.Bu dengeyi bozduğunuzda vucudunuz bunun için önlem alır.Ya ondan uzaklaşır ya da onu yok eder.Yani kortizol salgılanır. Uzaklaşamadığı zaman da öfke ve nefret belirtileri ortaya çıkar.Bu duyguların altında ise korku ve panik vardır.Yanı black metal dinlemek sizi yıpratır,tüketir. Öfke ilk başta güzel şeydir güçlü hissettirir ancak sadece öfkelenen kişiye zarar verir.
    Ayrıca Gayatri Mantrasını R.C. Devadevam parçasının ilk başında söyler ve Nataraja’nın sol elindeki aleve odaklanır yani kaosa.
    Neyse fazla kafa ütülemeyim, iyi günler.

  28. Dunedain says:

    Messi’nin liverpool’a attığı gole de black metal diyebilir miyiz

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.