# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
BLOODBATH – The Arrow of Satan is Drawn
| 02.11.2018

Artık bazı şeyleri konuşmanın vakti geldi.

BLOODBATH’i kurulduğu günden bu yana takip eden bir insanım. Daha ilk albüm “Resurrection Through Carnage” piyasaya çıkmadan “Breeding Death” EP’si CD rafımdaki yerini almıştı. Dolayısıyla gruba dair “çok şey biliyorum”, lakin ajan filmlerinin aksine, “daha fazla konuşamam” türü bir durum yok. O yüzden kemerleri bağlayın.

Öncelikle grubun 2014’e kadar olan kısmını atlıyorum. O kısım zaten malumunuz; BLOODBATH farklı ilham kaynaklarına ve ustalarına saygı duruşunda bulunarak ve kendinden de bir şeyler katarak death metal dünyasının en iyi retro/old-school müziklerinden bazılarını yaptı ve yıldızlar kadrosu kimliğinin hakkını verdi.

Åkerfeldt’in ayrılmasından sonraki vokalist tercihi ve diğer birtakım durumlar, grubun başlardaki albenisini kaybetmesi yol açtı. Bunun sencesi bencesi yok; Åkerfeldt’li BLOODBATH de Tägtgren’li BLOODBATH de şu anki BLOODBATH’ten birkaç gömlek üstündü. Tabii bunda grubun ilk albümlerde daha ENTOMBED/DISMEMBER/GRAVE bazlı, daha dinamik ve özbeöz İsveç death metali ilhamları üzerinden yürümesi ve vokalist değişimi yaşadığı “Grand Morbid Funeral”la birlikte daha AUTOPSY, INCANTATION tarzı ağır yapılı bir death metal ilhamına kaymasının da heyecan düşmesi anlamında etkisi var.

Yine de buradaki esas konuları şöyle sıralayabiliriz:

1) Vokalist değişimi
2) Gitar tonu değişimi

Şimdi bunlar üzerinden ilerleyelim.

1) Vokalist değişimi

“Nick Holmes babaya laf edenler…” gibi şeyler geride kaldı arkadaşlar. Nick Holmes baba PARADISE LOST’ta Nick Holmes baba. İsveç death metalinin cerahatinden çıkan kanlı irinli BLOODBATH’te maalesef Nick Holmes baba olamıyor. BLOODBATH’in bu kanın, irinin tadına bakmış birisiyle devam etmesi gerekiyordu. Son 2 albümdür BLOODBATH’in ne Åkerfeldt’li ne de Tägtgren’li dönemlerinin tadına ulaşamadığını bir kabul edelim. Bak birinin adında “Å”, birininkinde “ä” var; yeni vokalistin de takım elbiseli bir İngiliz beyefendisi değil, böyle has İsveçli, öz death metalci bir hayvan olması gerekiyordu. Mehmet Aurelio’dan bahsetmiyoruz ki pat diye devşirip millî takımın bel kemiği yapalım…

1) Gitar tonu değişimi

Hakikaten o gitar tonu nedir artık? HM-2’den geçtim kompresyonu seçtim dercesine crunch manyağı olmuş, etli ve dolgun hâlinden eser kalmamış yapay bir testere tonuna bürünen gitarlar, Holmes’un “ha gayret olacak” vokallerini bile gölgede bırakan bir kekremsilik getiriyor tüm müziğe. Albümü gayet iyi ses sistemi olan arabamda dinledim ve detayları yakalayamamanın tatsızlığını iliklerimde hissettim. Albüm bittikten sonra Spotify rastgele olarak “Cancer of the Soul”u başlattı ve hem gitar tonu ve prodüksiyon hem de Tägtgren’in yırtıcı sesiyle son derece içten bir “Oh be dünya varmış!” dedim.

Bu olumsuzluklar ister istemez albüme ve BLOODBATH’e zarar veriyor. Lakin sunulan bu şeyi sadece bu iki durumun gölgesinde değerlendirmeyeceğiz elbet. “The Arrow of Satan is Drawn”, öncelikle adı ve kapağıyla gayet çekici bir gizem oluşturuyor. Nergal, albüm haberi ilk verildiğinde yaptığı açıklamada “BLOODBATH’in müziği bana göre değil, ama kapak efsane” şeklinde bir yorum yapmıştı. Bence sırf bu tarafıyla bile albüm daha ilk andan “Grand Morbid Funeral”dan daha çekici bir havaya sahip. Albüm ismi de aynı şekilde beklenti ve iştah uyandıran cinsten. “Şeytan’ın Oku Gerildi”deki o gerginlik, her an fırlatmaya hazır oluşluk falan güzel şeyler. Bu açıdan albümün sunumundan memnunum.

Müzikal olarak bakıldığında da albüm “Grand Morbid Funeral”a göre daha heyecan verici, daha gaza getirici, daha renkli bir şiddet, daha ele yüze bulaşan bir çürümüşlük sunuyor. Baya karakterli fikirler içeren, yıkıp geçen, tadı damakta pis bir tat bırakacak bir dolu şarkı var. Ancak önceki albümde olduğu gibi her şeyin üstünde duran esas olumsuzluk, şarkıların akılda kalıcı ve yaratıcı olma konusunda önceki albümleri aratması. İlk üç albümde bir dolu BLOODBATH klasiği varken, son iki albümde sadece iyi ya da çok iyi şarkı kategorisine girebilecek yapıtlar var. Sizi bilmem ama ben “Hades Rising”den bu yana bir BLOODBATH klasiği dinlemedim.

Bu minvalde dikkat çeken bir diğer konu da grubu oluşturan elemanların kendi gruplarının havasını suyunu BLOODBATH’e yansıtmamaya başlamaları. Her ne kadar öküz gibi death metal olsalar da ilk üç albümün muhtelif yerlerinde yer yer ilk dönem KATATONIA’nın uğursuz melodilerini, Nyström’ün karanlık sololarını duyabiliyorduk. Son iki albümde BLOODBATH’in bu kimliği de sekteye uğradı ve grup genel anlamda daha anonim bir şeye dönüştü. Adını andığımız “Hades Rising”in sonundaki gibi bir eski usul KATATONIA melodisini, BLOODBATH’in vahşetine gayet iyi oturuyor olmasına rağmen iki albümdür duyamıyoruz.

Yine de tüm bu şikâyetler elbette ki BLOODBATH’i çok seviyor oluşumdan kaynaklanıyor. Tıpkı “I Loved You at Your Darkest” incelemesinde olduğu gibi, bu yazıda da gruba olan sevgimden dolayı böylesine acımasız davranıyorum. Yoksa “BLOODBATH bitti yeaea” insanı olmadığımı bunca satırda zaten anlamışsınızdır (ki zaten BEHEMOTH/”I Loved You at Your Darkest” ve BLOODBATH/”The Arrow of Satan is Drawn” bağlamında “The Arrow of Satan is Drawn” bence daha başarılı bir albüm).

Son olarak da kanayan bir yaraya parmak basmak istiyorum.

Ya arkadaş, rica edeceğim bir albüme konuk alıyorsanız hele ki Jeff Walker, Karl Willetts gibi adamları konuk ediyorsanız lütfen adam gibi duyulacak şekilde kullanın. Bu “konuk vokalist alıp 10 kanal böğürtünün arasında kaynatma” olayı ne anlamsız, ne faydasız bir şeydir… Söyletin adama bir nakarat, ya da Holmes’la karşılıklı atışsınlar bir şey olsun da keyfimizi bulalım. Sanki adamlar her yıl 100 tane albüme konuk oluyormuş gibi, alıp da bu kadar silik kullanmak nedir? Rica ediyorum artık yapmayın böyle şeyler, hevesimiz kursağımızda kalıyor.

7,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.63/10, Toplam oy: 27)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2018
Şirket
Peaceville Records
Kadro
Nick Holmes: Vokal
Anders "Blakkheim" Nyström: Gitar, geri vokal
Joakim Karlsson: Gitar
Jonas Renkse: Bas, geri vokal
Martin Axenrot: Davul

Konuk:
Jeff Walker: Vokal (2)
Karl Willetts: Vokal (2)
John Walker: Vokal (2)
Şarkılar
1. Fleischmann
2. Bloodicide
3. Wayward Samaritan
4. Levitator
5. Deader
6. March of the Crucifers
7. Morbid Antichrist
8. Warhead Ritual
9. Only the Dead Survive
10. Chainsaw Lullaby
  Yorum alanı

“BLOODBATH – The Arrow of Satan is Drawn” yazısına 13 yorum var

  1. deathmonster says:

    albüm cidden hüsran olmuş,grand morbid funeral dan daha iyi olmuş kısmına her ne kadar katılmasamda şahsım adına bloodbath manyağı biri olarak gerçekten ellerim titreyerek yazıyorum o kadar bekleyip böyle hüsrana uğramak olmadı…

  2. hysteresis says:

    İndireli bikaç gün olmasına rağmen açnaya elim gitmedi. Dün ucundan biraz baktım ve ilk dikkatimi çeken şey compression manyağı, kupkuru gitar tonu oldu. Nick Holmes’ü Bloodbath’e yakıştırmadığımı daha önce de belirttim. Sanki gitar tonunu, onun görece zayıf kalan vokaliyle uyumlu olması için bilerek zayıflatmışlar. Piyasada çok kaliteli HM-2 tabanlı gitar tonları hızla artarken bu tip bişey beklemiyordum.

  3. deadhouse says:

    Direkt, sarsıcı bir iş ortaya koymuşlar. Çok beğendim. Grand Morbid Funeral iyi bir albümdü. Yalnız buradaki seviye başka bir seviye. Nick Holmes’a gelince, hiç de öyle bir ingiliz beyefendisi performansı yok. Bence müziğe uyumlu bir vokal performansı var. Oldukça şeytani bir albüm olmuş daha ne isteyeyim.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, İngiliz beyefendisi kısmını görsel açıdan demiştim. Vokal olarak istediğim vahşeti bulamıyor oluşum ayrı, bu imajdan da memnun değilim. Pamuk gibi bir insan olan Mikael’in kırmızı boyayla kana bulanıp sahneye çıkması bile Holmes’un şu anki imajından daha çekici bence.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, İmaj konusunda katılıyorum. Diğer üyelerin yanında tuhaf görünüyor bu tarzı.

  4. OblomoV says:

    Biz bu grubu Swanölerle, Akerfeldtlerle sevdik..

  5. markusulf says:

    Bloodbath çok acayip bir grup benim için..Opeth’in benim için baş tacı olduğu 2004 yılların da, “aaa Mikael’in bir de death metal grubu varmış bir dinleyeyim” diyerek bulaştığım ve aslına başka bir grup keşfedip hayranı olmama vesile olan gruptur Bloodbath benim için.
    İlk dinlemeye başladığım da “eee bu hiç Mikael’in vokaline benzemiyor ulan ben mi yanlış grubu açtım” dediğimi hatırlıyorum. Evet malumunuz Nightmares Made Flesh albümünden bahsediyorum. Hala da en sevdiğim albümleri odur.
    Nedenini anlamadığım bir şekilde Nick’in gelmesiyle amerikan death metal kafasına girdiler.O yüzdendir ki Grand Morbid Funeral ‘ı Bloodbath ruhundan biraz uzak bulmuştum. Henüz albümü dinleyemedim ama umarım bundan sonra swedish’likten daha fazla taviz vermezler.

    markusulf

    @markusulf, bir de eklemeden edemeyeceğim..
    Tomas Åkvik denen bir adam var ki Lik diye bir grubu var ve Carnage diye bir albüm çıkardılar bu sene MÜKEMMEL..yani Renkse’nin yerinde olsaydım Nick’e katkılarından dolayı teşekkür eder Craft’ın gitaristine gerek kalmadan bu adamı gruba alırdım, ki uzak biri de sayılmaz Bloodbath’ de canlı çalmışlığı var.
    Bu albümde beklediğini bulamayanlar Lik- Carnage bir kulak versinler derim.

  6. bahadır says:

    Albüm kendi başına bir farklılık ortaya koyuyor ben de çok beğendim. Nick Holmes müzik için zayıf kalmış yorumuna pes diyorum. Beklenti ile ilgili bir konu bu beğenip beğenmemek. Beklentiniz yoksa zaten beğenmiyorsunuz ama objektif bakarak dinlerseniz oraya buraya takılmayıp gayet korkunç iyi bir albüm. 9/10

  7. Alondate says:

    Guzel kritik olmus hocam elinize saglik. Gercekten dediginiz gibi son 2 albumdur ben de cok akilda kalici, klasik diyebilecegimiz bir Bloodbath sarkisi dinlemedim. Tahminen albumu 1-2 hafta falan daha dinleyip gececegim. Neyseki Tagtgren seneye bir Hypocrisy albumu daha yapacak. Ordan ekmegimizi yemeye devam artik ne diyelim.

  8. Melkor says:

    Bencede grand morbid funeral’dan daha iyi. En azından bazı şarkılar yüksek tempolu ve akıyor. Holmes ile iki albüm yaptıkları yetti. Şimdi bunu yazınca adamlar hayranı idol gördükleri vokal diye başlıyolar. O zaman hayran oldukları başka birini getirsinler aq. Adam mı yok

  9. Thurs says:

    Çoğumuz o albüm başlar başlamaz yaşadığımız adrenalin patlamasını çok özledik.Bundaki iki etkeni de çok güzel açıklamışsın. Tamamen düşüncelerine katılıyorum. Galiba isveç ahalisi bunu bilerek yapıyor. Kendilerine aşık edecek albümleri yaptıktan sonra bir arayışa girip bizlere bu hüsranları yaşatıyorlar. Gitar tonunun Nick’in vokal karakteri nedeniyle şekil değiştirdiği kanaatindeyim.

  10. kspsml says:

    Albüm hakkında yazmak gerekirdi fakat söz konusu Bloodbath olunca her zaman söylenecek söz bulunuyor, spotify albümü dinliyorum albüm bitti peşine gelen şarkıya bak SOUL EVISCERATION. Yani grubun iki albümü arasında şu şu var demiyorum resmen siklet farkı var diyorum. Yani düşük siklette bu albümü puanlarsak geçer not alır benim için fakat ağır siklet seviyesinde kesinlikle değil.

    Ayrıca herşeyi vokale bağlamıyorum (Bence de Nick bu seviyenin vokali değil) bence diğer elemanlarda da bir adını koyamadığım bir ruhsuzluk hissettim ki bunu katatonia son albümlerinde ki form düşüklüğünden dolayı ara vermesi olayına bağlıyorum aynı formsuzluk bu albümde de bence var.

    Mesela Alice in Chain’in son albümünde Rainier Fog şarkısı dinlediğinde şunu diyorum bu Alice in Chain şarkısıdır. Ama Bloodbath son albümünde ki hiç bir şarkı bana bunu hissettirmedi. Asıl üzücü olan kısım sanırım bu.

    Bloodbath bu hali Alexsiz fener gibi yavan, kaliteden uzak ve beklenen yaratıcılıktan uzaklar. Çok gömdüm ama bencesi bu

    Açıyorum şimdi Mouth of empty praise beni anca o keser bu saatte.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.