# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
BEYOND CREATION – Algorythm
| 15.10.2018

Boreal Ormanı’ndaki ağaçların iğne yaprakları çıldırmışçasına sallanıyordu…

Kuzey Amerika ve Avrasya’nın 60 derecelik enlemin üstünde kalan kısımlarında, soğuk iklimlerde yaşayabilen iğne yapraklı ağaçlardan oluşan devasa bir orman biyomu yer alıyor. Boreal adı verilen bu orman hattı, 60 derece kuzey enlemi civarında, kutup ve batı rüzgârlarının kesişiminden doğan yağışların etkisiyle oluşan orman kuşağını ifade ediyor.

12 milyon kilometrekare gibi devasa bir alanı kaplayan boreal ormanı, gezegenimizin tepesinde bulunan muazzam büyüklükte bir yaşam kaynağı olarak Dünya’ya nefes aldırıyor…

Bu orman hattı, ne ilginçtir ki etkisini dinlediğimiz müzikte de gösteriyor. Temas ettiği tüm İskandinavya’nın metal içerisindeki yeri hepimizin malumu. Boreal Ormanları aslında tayga adı altında Rusya’nın kuzeyini de kaplıyor, lakin görünüşe göre metal Finlandiya’dan doğuya gitmeyi pek tercih etmiyor. Batıdaysa durum elbette ki farklı; tıpkı İskandinavya’nın metalin her türünde çok önemli işler sunması gibi, pek çok açıdan benzer bir iklime ve bitki örtüsüne sahip Kuzey Amerika da metale büyük değerler katıyor.

Bugünkü konuğumuz bu Boreal ormanlarının büyük bir kısmını içinde barındıran ve kuzeyde tundraya, güneyde Büyük Göller’e dayanan boreal hattıyla son derece ihtişamlı ve ilham verici bir doğaya sahip olan Kanada.

2014’teki “Earthborn Evolution” ile 2000 sonrasının en değerli ve özel teknik death metal albümlerinden birine imza atan BEYOND CREATION’ın, “The Aura”nın üzerine koyarak devam ettirdiği yükselişinin bir sonraki adımı elbet merak konusuydu.

Konu teknik death metal olunca “anların” çok önemli olduğuna inanıyorum. Her türün kendi değerini artıran nüanslar elbette ki var. Teknik death metal özelinde bu değeri oluşturan esas kilit noktanın o “anlar” olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi teknik death metalin belirli anlamlarda ve kısmen grupların bilinçli tercihleri nedeniyle duygu konusunda inişli çıkışlı bir profil çizmesi. Adında “teknik” ifadesi geçen bir müzik içerisindeki bir numaralı önceliğin bu müzisyenlik vurgusu, icra becerisi olduğu ortada. Gruplar olayın bu tarafını iyi yaparak bu türün sınırları dâhilinde başarılı olarak addedilebiliyorlar.

Lakin bu tür içindeki esas değerleri de bu belirli “anlar” oluşturuyor. 2000 sonrasından bahsettiğimizde “Epitaph” o anlardan biriydi. “Colonizing the Sun” o anlardan biriydi. “Planetary Duality” o anlardan biriydi. “Cabinet”, “The Destroyers of All”, “Colored Sands”, “The Scepter of the Ancients”, “Diminishing Between Worlds”, “A Celebration of Guilt”, “Process of a New Decline” o anlardan biriydi. “Akróasis” o anlardan biriydi.

“Earthborn Evolution” o anlardan biriydi.

Bu albümler olayın teknik olma tarafını aşan ve içlerinde tüm o yüz binlerce notanın daha fazlası his ve tutku barındıran çalışmalar. Dolayısıyla grupların bu durumu her albümlerinde yakalamaları kolay, hatta olası olmuyor. Bu yüzden de şahsen BEYOND CREATION’ın “Algorythm”de “Earthborn Evolution”dan daha değerli bir şey sunacağını düşünmüyordum. Albüm yine çok iyi, hayvan gibi, inanılmaz olacaktı; ancak “Earthborn Evolution” kadar özel ve değerli olmayacaktı. Bu kaliteden bağımsız bir konu; neden bahsettiğimi anlıyorsunuzdur. “Akróasis” sonrası “Diluvium”un durumundan söz ediyorum.

Yine de bu ön yargıyla dinlemedim “Algorythm”i. Her ne “The Inversion”ın klibi yayınlandığında anında vurulmamış ve temkinli bir “Hmm” demiş olsam da albüm çıktığında fikirlerim belli oranda yer değiştirdi.

Baştan söylemek lazım ki, BEYOND CREATION her zaman ama her zaman çok kaliteli teknik death metal yapacak. Burası çok net. “Earthborn Evolution”daki tüm şarkı yazımından sorumlu olan ve “Algorythm”de belirtilmese de muhtemelen yine müziğin çok büyük kısmından sorumlu gitarist/vokalist Simon Girard gerçek bir teknik death metal dehası. Adamın olaya yaklaşımı, 8 telli gitarı böylesi bir müzik içinde bu kadar etkili ve olaya bu kadar değer katar bir yaklaşımla kullanması, daha “The Aura”dan “BEYOND CREATION karakteri” diye bir müzikal kimlik oluşturabilmiş olması, onu ciddi anlamda ilham verici bir müzisyene dönüştürüyor.

“Algorythm”den daha detaylı bahsedecek olursak, grubun üst paragrafta bahsettiğim düzeni devam ettirdiğini ve yine çok kaliteli bir teknik death metal yaptığını görüyoruz. Grup yaptığı şeye ciddi anlamda özeniyor, bir değer sunmak adına elinden geleni yapıyor ve her bir şarkıyı nakış gibi işliyor. Bu kapsamda da “DAHA TEKNİK! DAHA ÇOK NOTA! AAAAAAAAAAAAAAAAAA!!!!” türü bir delirmeden ziyade olgunluk (gerçek olgunluk; olgunluk ayağına tembellik değil), yoğunluk ve bilgelik tarafına kayan bir duruşa kayıyor. BEYOND CREATION karakteri, gücü, özelliği aynen yerli yerinde, bu albümde ekstradan bir de bu ağırbaşlı durumları olaya dâhil ediyorlar.

Atmosfer yaratmaya niyetli pek çok teknik death metal albümün aksine “Disenthrall” gibi gerçekten bir anlamı olan iyi bir introyla açılan “Algorythm”, Fransızca bir şarkı olan “Entre suffrage et mirage” ile akmaya başlıyor. Bu şarkıyla birlikte gördüğümüz ve bence BEYOND CREATION adına bir numaralı konu olan “karakter” de böylece bir kez daha karşımıza çıkıyor. Kimi gruplar işte bu karakteri oluşturabildikleri için muadillerinden ayrılıyorlar; dönemdaşları, benzerleri olmasına rağmen neredeyse bire bir aynı rifi yazan başka bir gruptan daha değerli olarak görülebiliyorlar. BEYOND CREATION’da bu durum bariz şekilde yaşanıyor. Yazdıkları bazı rifler şu anda müzik yapan bir dolu grup tarafından da yazılıp çalınsa da bazı yan etkiler ve oluşan karakter sayesinde BEYOND CREATION yapınca daha bir anlamlıymış, değerliymiş gibi geliyor.

Yine bu ilk şarkıyla birlikte, “Dominic “Forest” Lapointe’siz BEYOND CREATION” fikrinin hiç de sanıldığı kadar korkutucu ve kaygılandırıcı olmadığını görüyoruz. Yeni basçı Hugo Doyon-Karout ne Forest’ı anımsatan ne de BEYOND CREATION sound’undan ayrılan bir performansla albümü zenginleştiriyor. Bunda grubun bu duruma olanak sağlayan açık, nefes alan beste yapısının da etkisi var tabii. “Earthborn Evolution”dan fırlamış gibi duran “Surface’s Echoes” gibi bir şarkıda bile bir Forest eksikliği çekmiyoruz. Grup Forest’lı dönemdeki gibi şarkılara bas solosu sokmamış olabilir, ancak Kraout’un bir sonraki albümde çok daha çılgın atmalı bölümleri olacağını tahmin ediyorum.

Bahsettiğim bu açık ve nefes alan beste anlayışı albümün muhtelif yerlerine dağılmış şekilde kendini gösteriyor. “The Aura” zamanlarının direkt ve atarlı tarafına kayan “The Adversary” gibi delişmen bir şarkının yanı sıra, “Ethereal Kingdom” gibi uzun mu uzun, sakin mi sakin bir pasajla açılan şarkılar da var. Bu da grubun müziğindeki bu gelgitli dinamiklere daha bir yoğunlaştığını gösteriyor. “The Inversion”ın 5.16’sında başlayan bölüm buna bir örnek. Klip yayınlandığında çok ısınamadığım bu bölüm, Hakan Çalhanoğlu’nun akan oyunda etkisiz oluşuna tezat oluşturacak şekilde albümün akışı içinde bir lezzetli geliyor, bir lezzetli geliyor sormayın. Benzer şekilde, albüme adını veren şarkının 3.40’ından itibaren başlayan ağır “Autotheism” bölümü de tek başına bakıldığında “iyi… güzel…” denecek ama akış içerisinde albüme çok lezzetli bir dinamik, bir soluklanma katan fikirlerden.

Konu BEYOND CREATION olduğunda bu “fikir” olgusu belirgin şekilde öne çıkıyor. “Şu şarkının şu bölümü çok rererö” demek yerine, “Şu şarkıdaki şu fikir” diyesinizi getiren pek çok şey var. “Biominal Structures”ın girişindeki bas kullanımı ve bu albümde artık iyice kendini aşan (3.17’deki atağı nedir artık) davulcu Philippe Boucher’in davul yazımı şarkıya bir anda bir kişilik oluşturuveriyor. İşte bu “fikir” anları, iç içe geçmiş nota sarmallarıyla bezeli BEYOND CREATION müziğinin kişilik kazanması adına son derece kıymetli.

Tıpkı Boreal ormanlarını kaplayan milyonlarca çam ağacının sert rüzgârlarda salınan iğne yaprakları gibi, BEYOND CREATION’ da notalar üzerinde dolanan, savrulan, mücadele veren bir müzik yapıyor. Bunca şey içerisinde her an müzikal kalabilmek ve tutarlılığını sürdürebilmek, yarattıkları şeye bu denli hâkim olmak ve kendi dolambaçları içinde kaybolmamak, hep değerli şeyler. Bence BEYOND CREATION o “anı” “Earthborn Evolution” ile kullandı. Dolayısıyla “Algorythm” bir önceki albüm kadar özel ve değerli değil. Ancak bu onun harikulade düzeyde güzel bir teknik death metal albümü olduğu gereğini değiştirmiyor.

“Earthborn Evolution”ı “Akróasis”le kardeş gören bir dinleyici olarak, “Algorythm”i de “Diluvium”la kardeş görüyorum ve aynı kıyaslama kapsamında aynı notu veriyorum. İçimden bir ses OBSCURA’nın da BEYOND CREATION’ın da bir sonraki işlerinde 2018 albümlerinden daha iyi bir şeyler sunacağını söylüyor. Bu iki albüm zaten hâlihazırda bu kadar iyiyken, hiç şüphe yok ki kazanan yine biz olacağız.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.91/10, Toplam oy: 23)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2018
Şirket
Season of Mist
Kadro
Simon Girard: Gitar, vokal
Kévin Chartré: Gitar
Philippe Boucher: Davul
Hugo Doyon-Karout: Bas
Şarkılar
1. Disenthrall
2. Entre suffrage et mirage
3. Surface’s Echoes
4. Etheral Kingdom
5. Algorythm
6. À travers le temps et l’oubli
7. In Adversity
8. The Inversion
9. Binomial Structures
10. The Afterlife
  Yorum alanı

“BEYOND CREATION – Algorythm” yazısına 4 yorum var

  1. Rashid says:

    Albümle ilgili zaten gerek her şey kritikte söylenmiş. Yalnız bir şey dikkatimi çekti. Kanada’dan çıkan tech/prog death gruplarının büyük çoğunluğu Quebec eyaletinden çıkma. Beyond Creation, First Fragment, Augury, Gorguts ve niceleri. Fransız grupları nasıl farklılıklarıyla kendini belli ediyorsa Kanadalı Fransızlar da aynı şekilde kendilerini belli ediyorlar. Sanırım olay Fransız dilinde bitiyor.

  2. alondate says:

    Bu album benim icin tam bir hayal kirikligi. Tamamen “hadi super karisik besteler yapalim” kafasinda yapilmis bir calisma. Hala debut ve ikinci albumu dinliyorum. Omnipresent perception ya da earthborn evolution gibi akilda kalici, karakterli sarkilar yok bu albumde maalesef.

    alondate

    @alondate, Aziz Türk milletinden ve PA ailesinden özür diliyorum. Albumun fena hakkini yemisim. Is temposundan dolayı başta kafam kaldırmadı sanırım albümü. Şu an bağımlısıyım. Özellikle 6 numaralı şarkıdan itibaren albümün son kısımları müthiş akıcı.

  3. sueda says:

    bana artık bir alışılmışlık hâli geldi sanırım. alıştıkça beklenti yükseldi. sanırım ilk dinlediğim albümleri algorythm olsa bu albümün hastası olabilirdim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.