# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
AVUSTURYA METAL DOSYASI
10.10.2018

Avusturya metal piyasasında neler olup bitiyor, gidip yerinde inceledik.

Hazırlayan:
Ahmet Saraçoğlu
Güzide Arslaner

Yeni bir ülke dosyasında daha birlikteyiz. Yunanistan’la başlayan, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan’la devam eden dosyalarımızın bu seferki ayağı, ebadı ve nüfusu düşünüldüğünde Avrupa metaline hiç de azımsanmayacak düzeyde katkı yapan Avusturya.

Geçtiğimiz kış aylarında gerçekleştirdiğimiz gezimiz sırasında Viyana, Salzburg ve Graz şehirlerinde incelemelerde bulunduk ve metal odaklı müzik dükkânlarıyla ülkenin metal sahnesindeki duruşunu, albüm satışlarını, ülkede gerçekleşen konserlere yönelik ilgiyi ve daha pek çok şeyi konuştuk.

Bunun yanı sıra, Avusturya’nın en köklü metal gruplarından SUMMONING’in Avusturya metal ortamlarının doksanların başındaki durumuna dair fikirlerini aldık.

Avusturya, en büyük komşusu olan Almanya’nın yanı sıra İtalya, Çekya, Slovakya, Slovenya, Macaristan ve Lichtenstein’la çevrili bir orta Avrupa ülkesi. Alpler’in bir kısmına ev sahipliği yapan bu nispeten ufak ülke; dağların eteklerinde kurulu köyleri, irili ufaklı gölleri, barok mimarisi, imparatorluk zamanlarından kalan ve ülkenin dört bir yanına serpiştirilmiş kaleleri ve tüm bunların bir araya gelmesiyle son derece etkileyici hâle gelen doğasıyla gerçekten de güzel bir ülke.

Tabii konumuz metal; bu müziği yapmak için arayacağınız ilham, eğer bulmak ister ve doğru gözlerle bakarsanız, ülkenin dört bir yanında size hizmet etmeye hazır. Görkemli dağlar, karlı yamaçlar, kışın sisin çöktüğü yemyeşil tepeler; bu tepelerin muhtelif yerlerine saklanan ve sadece bakınca bile kulağınıza çarpışan kılıç seslerinin, at kişnemelerinin geldiği kaleler…

Orada bulunduğumuz dönemdeki iklimin de yardımıyla, belki metal dendiğinde akla gelen başlıca ülkelerden olmasa da Avusturya’nın da gayet metal havasına sahip bir ülke olduğunu hissetmemiz çok da zor olmadı.

Ziyaretimizin ilk ayağı olan Viyana, ülkenin başkenti ve en kalabalık şehri olması dolayısıyla aslında Avusturya’nın en az metal hissettiren şehriydi. Her şeyiyle şehirli bir havası olan ve sarayları, bahçeleri ve köprüleriyle esaslı bir zenginlik pompalayan bu şehirden metal adına çok da bir ekmek çıkaramadık. Bu makale adına bizi en çok besleyen şehir, ülkenin batısındaki Almanya sınırında yer alan ve Alpler’in tüm ihtişamını gözler önüne seren Salzburg’du. SABHANKRA’nın “From the Frozen Mountains” albümünü dinleyerek kat ettiğimiz yolların ardından vardığımız Salzburg, Salzach Nehri’nin ikiye ayırdığı ve Orta Çağ/barok mimarisini tüm görkemiyle yansıtan bir şehir.

Özellikle kış aylarındaki enfes görünümü, puslu havası ve doğasıyla Salzburg, fotoğraflardan görülebileceği üzere metal albümlerine kapak olabilecek pek çok manzaraya ve hissiyata sahip, tam anlamıyla bir ilham kaynağı. Zaten Mozart’ın doğduğu şehirden de başka türlü bir şey beklemek anlamsız olurdu…

Salzburg’daki Festungsberg tepesinin üzerine kurulan Hohensalzburg Kalesi şehrin en önemli yapısı. Buraya çıkıp Alpler’in karlı zirvelerine doğru bakmak bile insana şarkılar yazdırabilir, besteler yaptırabilir. Burada bizi ilgilendiren başlıca mekân, hem Salzburg’un hem de tüm Avusturya’nın en büyük ve önemli metal shop’larından biri olan Heavy Rotation’dı. Türk bir taksici abi ile ulaştığımız Heavy Rotation’a kapanmasından kısa bir süre önce vardık. İçeride bizi Rene adlı arkadaş karşıladı ve görüşme talebimiz karşısında hem şaşırdı hem de mutlu oldu.

Metalin her türüne yer veren ve Rene’nin dediğine göre Batı Avusturya’nın ayakta kalan tek metal mağazası olan Heavy Rotation 2002 yılında açılmış. Önceleri garson olarak çalışan Rene seksenlerden bu yana büyük bir metal hayranı olmasından mütevellit burayı açmış. 2011 yılında mağazayı bir de barla birleştirme fikri ortaya çıkınca, görüşmeyi yaptığımız bu yere taşınmış. Burası bir sürü CD ve tişörtle dolu bir yer ve hemen yanında da yine metal çalınan orta büyüklükte bir bar var. Bu metal shop/bar konseptini çok iyi oturmuşlar ve metal dinleyen insanlar için gayet çekici bir ortam yaratmışlar.

Rene’ye ilk olarak satışları soruyoruz. İnternetle birlikte satışların son 15 yılda nasıl değiştiği konusunda Rene şöyle cevap veriyor:

“İnsanlar plak satışlarının çok arttığını düşünüyor. Evet arttı, ancak sanıldığı kadar değil. Burada plağa oranla çok daha fazla CD satmaya devam ediyoruz. Bunun sebeplerinden biri pikapların ve plakların genç dinleyiciler için çok pahalı olması. Ben plak almaya başladığımda plaklar CD’den çok daha ucuzdu. Şimdi ise tam tersi; CD’ye 15-16 Euro, plağa ise 25 Euro civarı para veriyorsunuz. Genel anlamda satışlara bakarsak 2002 başlarında daha fazla satış yapıyorduk, şimdiye kıyasla daha çok para kazanıyorduk. 2006’ya kadar bu trend devam etti ve işler iyiydi. 2008’de bir anda bir şey oldu ve birkaç ay içinde tüm satışlar yarıya indi. Biz de bu şekilde devam edemeyeceğimizi görüp barı açtık. Barla birlikte işler iyileşti. Barı açmasaydık burası çoktan kapanmıştı. İsterseniz görüşmeden sonra bara geçip bir şeyler içebiliriz haha.”

Bu güzel teklifle keyiflenen sohbetimize metal dinleyicilerinin bu müziğe olan bağlılığı üzerinden devam ediyor ve Yunanistan dosyamızda belirttiğimiz gibi, oradaki ekonomik krize rağmen pek çok metal dinleyicisinin CD almaya bir şekilde devam edebildiğinden bahsediyoruz. Rene “Ama…” diye söze giriyor.

“Ama bu noktada ilginç bir durum var. Gözlemlediğim kadarıyla ekonomi iyiye gittiğinde insanların dinlediği müziğe yönelik sadakati biraz azalıyor, ekonomi kötüleştiğinde daha çok albüm almaya çalışıyorlar. Böyle garip bir durum söz konusu. Pek çok sadık müşterimiz olsa da pek çoğu Spotify’dan müzik dinlemeye devam ediyor. Bunun üstüne bir de siparişlerin gecikmesi eklenince satışlar düşüyor. Örneğin yeni CANNIBAL CORPSE albümü buraya 1 hafta geç gelse, herkes albümü Spotify’dan dinlemiş oluyor ve heyecanı kaçıyor. Dolayısıyla da albümü CD veya plak olarak satın almıyorlar.”

Rene’ye Salzburg’daki konser sıklığını da soruyoruz. Turnelerine Avusturya’yı dâhil eden gruplar elbette ki öncelikle Viyana’da çalıyorlar. Peki Salzburg’daki durum nasıl?

“Burada fazla konser olmazdı ama giderek daha fazla grup geliyor. Yakın zamanda KORPIKLAANI, HEIDEFOLK, TROLLFEST, SEPULTURA, GOATWHORE konserleri olacak. Çok değil ama yılda 10-15 tane oluyor ve neredeyse hepsi yakınımızdaki Rockhouse’da gerçekleşiyor. Ayrıca MARK adlı mekânda da daha underground konserler oluyor; yerel black metal veya thrash metal grupları burada çalıyorlar.”

Ahmet: Bu konserlere katılım genelde ne düzeyde oluyor?
Rene: 500 kişi civarı insan geliyor. Gruba göre değişiyor aslında. Danimarkalı ILLDISPOSED geldi, mekânda en fazla 50 kişi vardı. ELUVEITIE geldi, anında sold-out oldu.
Ahmet: Aynen, her gelişlerinde en az 1000 kişiye çalıyorlar… Peki Salzburg’daki metalciler konserler için Viyana’ya gidiyorlar mı?
Rene: Daha çok Münih’e gidiyorlar, çünkü sadece 1,5 saat sürüyor. Salzburg bu açıdan biraz sıkıntılı, çünkü gruplar için Münih daha büyük bir konser fırsatı olduğundan genelde hafta sonu konserlerini Münih’te veriyorlar, buraya da Salı veya Çarşamba gibi hafta içi günlerde gelebiliyorlar.

Hangi türün daha çok sattığını sorduğumuzda Rene 2005 civarlarında thrash metalin daha ön planda olduğunu, şu anda ise her türden albümün satıldığını söylüyor.

“IRON MAIDEN, TRIVIUM, CANNIBAL CORPSE, SATYRICON, MORBID ANGEL, THE BLACK DAHLIA MURDER… Farklı türlerden pek çok şey satılıyor. Öne çıkan bir tür söylemek zor.”

Ahmet: MORBID ANGEL’ın son albümü iyi sattı mı?
Rene: Fena satılmadı. Bazı insanlar çok sevdi, bazıları biraz tekdüze buldu. Bence her şarkı çok iyi değil, ama albümün havasını, atmosferini seviyorum. Ama iki yıl sonra sorarsan farklı şeyler söyleyebilirim. Zaten şu anki sıkıntımız bu; çok fazla albüm çıkıyor ve bir albüme yeterince zaman ayıramıyoruz ve hızlı kararlar veriyoruz. Dolayısıyla yeni albümleri eskilerle kıyaslamak yeni albümlere haksızlık oluyor. Ben “Blessed Are the Sick”i yüzlerce kere dinledim, yeni albümü 3 kere dinledim ve bir kanıya varmaya çalışıyorum ama daha da fazla zaman ayıramıyorum çünkü daha dinlenecek yüzlerce yeni albüm var.
Ahmet: Sonuçta “Illud Divinum Insanus”tan sonra ne gelirse beğenilecekti.
Rene: O albüm hakkında konuşmak istemiyorum hahaha.

Rene’ye en sevdiği metal türlerini ve gruplarını da soruyoruz. İşi gereği sürekli farklı gruplar dinlediğini söyleyen Rene CANNIBAL CORPSE, CONVERGE ve MASTODON isimlerini saysa da özellikle favori grupları olmadığını söylüyor.

Peki ya yerel gruplar? Salzburg deyince aklımıza gelen bir numaralı grup elbette ki BELPHEGOR. Onun dışında HARAKIRI FOR THE SKY da son dönemde Salzburg’dan çıkan önemli gruplardan. Rene bu iki ismin dışında Avusturya genelinden ANOMALIE’yi de sayıyor ve ABIGOR, SUMMONING, PUNGENT STENCH gibi köklü gruplar ve WOODTEMPLE, HEATHEN FORAY, EDENBRIDGE gibi isimler de elbette ki anılıyor. Rene’nin tavsiye ettiği bir diğer grup da daha önce duymadığımız ve ilk albümleri “Soil”ı geçen sene çıkaran GLARE OF THE SUN. Rene bu grubu “daha sert vokalli bir KATATONIA olarak düşünebilirsiniz” şeklinde özetliyor. Aynı şekilde, yine Salzburglu sludge/doom grubu OUR SURVIVAL DEPENDS ON US da Rene’nin önerdiği diğer bir isim.

Söz Avusturya metal sahnesinin genel yapısına geldiğinde, Rene ülkenin sağlam bir metal kitlesi olduğunu söylüyor.

Ahmet: Çek Cumhuriyeti’nin MASTER’S HAMMER veya Macaristan’ın TORMENTOR gibi belirli türlere ilham veren önemli ama eski grupları var. Macaristan’a gittiğimizde, oradaki metal mağazalarıyla konuştuğumuzda bize İngilizce bilen insan sayısı az olduğundan grupların Macarca müzik yaptığını, bu yüzden yurt dışına açılamadıklarını söylediler. Avusturya’da böyle bir sorun yok.
Rene: Aynen. Burada güzel olan; önemli eski ve köklü gruplarımızın yanı sıra yeni yeni çıkan iyi grupların da olması. Sürekli bir hareket var, sürekli büyüyor. Metal konusunda Viyana ve Graz öne çıksa da ülkenin genelinde kemikleşmiş bir metal kitlesi var. Ancak oralarda metal mağazası bulmanız zor. Graz’da metal mağazası yok, Viyana’da ise Totem diye underground bir mağaza var (PUNGENT STENCH davulcusunun mağazası. Ne yazık ki orada bulunduğumuz süre boyunca Noel nedeniyle kapalıydı, o yüzden görüşemedik).

Festivaller konusunda da Avusturya’da yeterli sayıda etkinlik var. Nova Rock, Kaltenbach Open Air, Full Metal Mountain gibi festivallerin yanı sıra, ilk kez önümüzdeki sene Graz’da düzenlenecek Metal on the Hill adlı yeni festival de Avusturya, Slovakya ve çevre ülkelerin dinleyicilerini buluşturmayı hedefliyor (Graz-Bratislava arası 1 saat). Rene Avusturyalı dinleyicilerin çevre ülkelerde düzenlenen Summer Breeze, Brutal Assault’a da ilgi gösterdiklerini söylüyor. Wacken, Hellfest ve Metaldays’e yönelik ilgi ise bir hayli azmış.

Heavy Rotation’dan 3-4 CD alıyor, Rene’yle birlikte dükkânı kapıyor ve birlikte yandaki bara geçiyoruz. Burada biralarımızı yudumlarken, Rene’ye toplumun metale bakışını soruyoruz. Rene bazen ilginç olayların yaşandığını söylüyor. Örneğin bir süre önce gerçekleşmesi planlanan bir CANNIBAL CORPSE konseri öncesinde bazı muhafazakâr gruplar CANNIBAL CORPSE şarkı sözlerini Almancaya çevirmiş ve kapı kapı dolaşarak insanlara bu sözleri okumuş ve çocuklarını konsere göndermemeleri konusunda anne babaları uyarmış. Aynı durum BELPHEGOR için de olmuş ve bu sebeple bazı konserler iptal edilmiş.

Kısacası abuk subuk insanlar her yerde var, saçma sapan şeyler her yerde oluyor.

Salzburg’daki 2 günlük ziyaretimizi böylelikle tamamlıyor, kar fırtınalı çılgın bir gece yolculuğu ile bir sonraki durağımız olan Graz’a varıyoruz.

Graz Viyana ve Salzburg’a kıyasla daha düz, daha atraksiyonu az bir yer. Herhangi bir metal havasının, ilhamının olmadığı şehirde metal albümleri de satan Inandout Records adlı plak mağazasının kapısını çalıyoruz.

Inandout 1996’da açılan ve ilk başlarda sadece az bulunan gruplara ve albümlere yoğunlaşan bir yer. Şu sıralarda yeni şeyleri de satan mağaza sadece plak satarak yolunu buluyor. Plağın CD’den daha değerli olduğunu ve koleksiyon malzemesi olarak da alındığını ifade eden mağaza yetkilisi Mika, Amazon gibi online hizmetlerle rekabet etmek imkânsız olduğundan böyle niş bir yaklaşım benimsediklerini belirtiyor.

Heavy Rotation’da olduğu gibi burada da ilk olarak satışları soruyoruz. Başlarda hem CD hem de plak satışı gayet iyiymiş. Amazon’un devreye girmesiyle işler kötüleşmiş. Birkaç tıkla istediğiniz plağı kapınıza getirebiliyor oluşunuz, müzik mağazasında dolaşıp albümlere baktığınız ve istediklerini seçip satın aldığınız güzel zamanların ortadan kalkmasına yol açmış. Ayrıca eskiden DJ’ler de çok plak alıyormuş, ancak sonradan dosyaları flaş diske atıp çalmaya başladıklarından DJ’lere plak satışı da çok azalmış. Yine de Mika insanların albüm almaya devam ettiğini ve her zaman devam edeceklerini sözlerine ekliyor.

Mika’ya plak satın alanlar arasında bunu sadece trend olduğu için yapanlar olduğunu ve evde plağı duran bir albümü Spotify’dan dinleyen insanlar tanıdığımızı hatırlatıyoruz.

Mika: Evet, pikabı olmamasına rağmen bir sürü plak alan müşterilerimiz var.
Güzide: Belki sadece albüm kapağı için alıyorlardır.
Mika: Tabii ama albümü alıyorsan bari içindekine de değer ver ve dinle haha. Bunu anlamak zor.

Blues’dan caza, poptan metale her tür müziğin plak olarak satıldığı Inandout, sahip olduğu depo üzerinden toptan satış da yapıyor. Sağımızdaki solumuzdaki metal plaklarını görünce söz dönüp dolaşmadan, doğrudan metale geliyor. Metal albümlerinin durumunu soruyoruz ve güzel bir cevapla karşılaşıyoruz.

“Metal kesinlikle en çok satılan tür. Lakin iyi metal plağı bulmak zor. Özellikle de ikinci elden söz ediyorsak. Bazen çok zor bulunan metal albümlerinin plaklarına 400 Euro verenler oluyor. Metal sahnesi plak konusuna önem veriyor, bu yüzden de metal grupları açısından her zaman bir dinleyici kitlemiz mevcut.”

Polonya’daki bir plak üretim şirketinin de paydaşı olan Inandout aslen bir müzik firması olmasa da Graz’da bulunan sanatçı ve grupların çalışmalarını plak olarak yayınlamaları konusunda onlara yardımcı oluyor.

Mika sürekli olarak en çok satılan türün metal olduğunu vurguluyor. Inandout Records bir metal shop olmamasına ve metalden çok daha kolay erişilebilen, çok daha geniş kitlelere ulaşabilen türlerde ürünler barındırmasına rağmen, dinlediği müziğe yatırım yapan bir numaralı kitlenin metal dinleyicileri olduğunu söylüyor.

“Doom metal, death metal, aklınıza ne gelirse… Metal olup da satmayan bir tür yok gibi. IRON MAIDEN, AC/DC gibi büyük isimlerin yanı sıra çok daha az bilinen grupların plakları da satılıyor. Herhangi bir metal plağının dükkânda 6 aydan uzun süre durduğunu hiç görmedim, gelen gidiyor.”

Graz’da metal konserleri olup olmadığı konusundaysa, Mika arada sırada grupların buraya uğradığını söylüyor ve yakın sayılabilecek bir konumdaki Explosiv adlı yere gitmemizi öneriyor. Burası kayıt stüdyolarının olduğu, zaman zaman irili ufaklı metal konserlerinin düzenlendiği bir yer ve buraya gidersek Graz’a gelen gruplara dair daha fazla bilgi alabileceğimizi belirtiyor (gittik ama gündüz olduğu için kapalıydı, bilgi alamadık).

Böylece Inandout’taki görüşmemizi de sonlandırıyoruz. Ancak elbette ki bununla yetinmiyor ve Avusturya metal sahnesinin en önemli, eski ve köklü gruplarından biri olan SUMMONING’in de bu konudaki görüşlerini alıyoruz.

Metal dünyasında son yılların en hızlı gelişen şirketlerinden olan ve bu yıl 25. kuruluş yılını kutlayan Napalm Records aracılığıyla ulaştığımız gruba doksanların başında Avusturya metal sahnesinin durumunu soruyoruz. SUMMONING’in iki üyesinden biri olan Silenius sorularımızı içtenlikle yanıtlıyor (Grupla yaptığımız röportajı da şuradan okuyabilirsiniz).

Selam Silenius. Sen ve Protector doksanların başından beri ortamlardasınız. Avusturya metal sahnesini nasıl yorumlarsın?

Silenius: Açıkçası Avusturya’nın şu anki metal ortamı hakkında çok bir fikrim yok, çünkü konserlere ve barlara seyrek şekilde gidiyorum. Ayrıca uzun süredir metal dinlemiyorum. Her ay bir dolu CD alıyorum ve bunlar endüstriyel, dark ambient, neo folk, noise ve askeri tarzda marş benzeri şeyler oluyor. Ama bilgi edinmek adına metal dergilerini ve sitelerini takip ediyorum. Görünüşe göre Avusturya metal sahnesi hâlâ canlılığını koruyor ve pek çok yeni grup faaliyet gösteriyor. Yine de müzikleri konusunda bilgim yok. Kendi neslimden ABIGOR, AMESTIGON, DER BLUTHARSCH, WOODTEMPLE gibi gruplarla ve PUNGENT STENCH’ten Martin’le iletişimim var.

Peki 1993’e, SUMMONING’in kuruluşuna ve PAZUZU zamanlarına dönersek, o zamanki heyecanınızı anlatır mısın? “And All Was Silent…”ı veya “Lugburz”u yayınladığınızda Avusturyalı metalcilerden nasıl tepkiler aldınız?

Silenius: SUMMONING’i kurduğumuzda black metal hareketi çok yeniydi. Norveç ve belki biraz da İsveç’i dışarıda tutarsak, bu tür müzik Avrupa’nın geneli için yok gibi bir şeydi. ABIGOR’la birlikte bu işi Avusturya’da başlatan ilk grup bizdik ve bu müziğin diğer ülkelerde de ortaya çıkmasını görmek heyecan vericiydi. Tabii o zamanlar bu tür müzik konusunda herkesin aklı fikri Norveç’teydi ve herkes sadece oradan ilham alıyordu. Norveç’ten çıkan black metalin yaratıcılık düzeyi inanılmaz boyuttaydı. O sıralarda black metal gerçekten de sadece bir müzik türü değil, bir yaşam tarzıydı. O günlerde bir albüm çıkarmak çok büyük bir olaydı, adeta bir kutlamaydı. Birbirimizle mektup yazarak iletişim kurardık ve şirketlerle yapılan albüm sözleşmeleri de cidden saçma sapandı. Yine de herkes bu akışın içinde olduğu için mutlu ve heyecanlıydı. Tabii sonradan pek çok şey değişti. Her şey ticarileşti ve sahnenin ruhu diyebileceğimiz şey hâlâ canlı olsa da tabii ki eskisi gibi değil. Elbet biz de değiştik; SUMMONING hâlâ hayatımızın büyük bir parçası, ancak bir numaralı odak noktası değil.

Peki sence Avusturya deyince neden hâlâ aklımıza SUMMONING, ABIGOR, PUNGENT STENCH, BELPHEGOR, DORNENREICH, MASTIC SCUM, EDENBRIDGE, WOODTEMPLE gibi çoğunlukla eski gruplar geliyor?

Silenius: Uluslararası müzik şirketleriyle anlaşan genç gruplarımız var ve basındaki albüm kritiklerine bakınca Avusturya’dan bu kadar çok yeni grup çıktığını görüp şaşırıyorum. Ama haklısın, bu yeni grupların hiçbiri dünya çapında değil. Bence bu dünya genelindeki genç grupların hepsini kapsayan bir sorun. Çok fazla grup var, dolayısıyla promosyon parası da çok fazla bölünüyor ve şirketler büyük yatırım yaparak bir grubu çok büyük hâle getirmeye çalışma riskine girmektense, sermayeyi irili ufaklı pek çok gruba bölüştürüp kayıp riskini en aza indirmeyi tercih ediyorlar. Düşününce bu mantıklı bir hareket gibi gözüküyor.

Silenius’la yaptığımız bu söyleşiyle Avusturya Metal Sahnesi incelememizin sonuna geliyoruz. Dediğimiz gibi, Avusturya hem coğrafi olarak hem nüfus olarak büyük bir ülke değil, ancak bulunduğu konum itibarıyla hem kendi doğası ve geçmişinden hem de komşu ülkelerden aldığı etkilenimlerle metal adına hatırı sayılır şeyler üretmeye devam eden bir ülke.

Pasifagresif olarak, incelemeyi okurken keyifli vakit geçirdiğinizi ümit ediyoruz, bir sonraki ülke dosyasında görüşmek üzere.

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“AVUSTURYA METAL DOSYASI” yazısına 3 yorum var

  1. deadhouse says:

    Keyifle okudum. Güzel bir yazı olmuş. Metal shop&bar olayı iyiymiş. Salzburg da olağanüstü bir şehir (mimari açıdan) gibi görünüyor.

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, evet Salzburg’un özellikle old city kısmı çok güzel. Mozart’ı Mozart yapacak kadar etkilemiş bir yer.

  2. circleperspective says:

    güzel bir çalışma olmuş ama benim gönlüm hala Portekiz metal dosyasını bekliyor

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.