# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MAKALE: Türkiye’de Metal Müziğin Gelişimi/Gelişememesi
| 11.04.2018

Son Bölüm – Eski İyi Metal, Fenriz’in Gündüz Düşleri, Gelişmekte Olan Metaller, Sonuç.

Gürkan Uzunpınar

Underground

Normalde bu alt başlığı, önceki yazıda da ele alabilirdim fakat biraz daha uzayacağı için üçüncü yazıya sarkıtmak daha mantıklı oldu. Hatırlayacağınız üzere zaman çizelgesinde günümüze kadar gelmiştik ve artık farklı başlıklar altında konuyu ele alıyorduk. Şimdi ise son olarak underground sahnesinin getirdiği artılara ve eksilere bakalım. 90’larda bahsettiğimiz metal müziğin yükselişiyle beraber oluşan sahne temellerini köklü bir şekilde bırakamayınca, bu topluluğun çoğunluğu underground sahnenin baş aktörleri oldu. Aynı zamanda bu dönemin sonlarına doğru global piyasada da metal müziğin reformuyla beraber, “eski iyi metali” korumak adına bir çok ülkede underground topluluklar türemeye başladı. Temellerini ve ideolojisini punk rock’ın düsturundan edinen underground metal sahnesi reformundan itibaren farklı yönlere ilerleyen ve özellikle kitlelerle daha içli dışlı hale gelmeye çaba gösteren metal müziğin yeni haline karşı bir duruş aldı ve metal müziğin köklerine sadık kalması gerektiği inancını yaymaya kendini adadı. Özellikle İsveç death metal sahnesinde yeşeren bu kültür ortaya çıkış öyküsüyle iyimser olsa da metal müziğin reform dönemi bittikten sonra ve dolayısıyla metal müziğin alt-türlenme aşaması yeniden kaliteli bir seviyeye varınca artık tamamen kendini var etme çabasıyla devamlılığını sürdürdü.

Metal müzik temeli oturmamış ülkelerde underground sahne hâlâ dinleyicilerin yerli metal müzik ihtiyacını ve genel olarak kültürel anlamda gerekliliklerini yerine getiriyor. İşin yokuşa sürüldüğü kısım ise, underground kültürün müzikal anlamda ilericiliği kabul etmemesinde yatıyor. Darkthrone frontman’i Fenriz’in bu konuda bir röportajı vardı, metal müziğin neden primif kalması gerektiğini savunuyordu. Özellikle davul tonlarının bu konuda etkili olduğunu belirten Fenriz, davul tonları daktiloya ne kadar yaklaşırsa müziğin de o kadar kötüleştiği kanısına varıyordu. 70’lerin davul tonlarını metal müzikte yeniden kullanılmaya başlanmasını gerektiğini söyleyen Fenriz metal müziğin gelişiminin yanı sıra bazı atmosferik temellere bağlı kalması gerektiğini söylüyordu. Bilindiği üzere Fenriz underground sahnenin neferlerinden birisi olduğu içi sözleri de oldukça dikkate alınan bir isim. Fakat insanların her şeyde olduğu gibi, kulaktan kulağa oynarmışcasına ünlü isimlerin sözlerini sürekli çarpıtmasıyla beraber mesele tek bir şeye kilitlendi, o da eğer kirli gitar sound’unuz, primitif davul tonlarınız ve 90’lar death metal kalıplarına bağlıysanız müziğiniz iyi, bunun haricinde herhangi bir progresif eğilim gösterirseniz müziğiniz kötü. Hâl böyle olunca oldukça yanlış bir temellendirmeyle yayılan bu fikir underground kitlelerde köklüce yerleşti.

Bu noktadan sonra underground kültür her ne kadar istediğimiz ve dinlediğimiz müzikleri bizlerle kavuştursa da, metal müziği temellendirmek ve ülkedeki gelişimine katkı koymak açısından çok fazla fayda sağlayamadı. Çünkü -sadece Türkiye’de geçerli değil bütün ülkelerin underground kitlelerinde ortak olarak gözüken bir şey bu- gelişen bu yanlış yönlendirilmiş fikirlerle beraber bu topluluklar arasında gelişimi ve ilerlemeyi kötüleme ve eskiye ve geri olana bağlı kalma gibi kalıp gibi yerleşmiş bir kurallandırma kaldı. Sonuç itibariyle underground metal sahnesi, bu tarz çarpıtılmış düşüncelerin etkisine kapılarak zaman geçtikçe artılarını geride bırakıp eksileriyle öne çıkmaya başladı.

Alt başlıklarımızı geride bıraktığımıza göre bir de son olarak olası çözüm senaryolarına ve ileride neler olabileceğine dair bakalım. Her ne kadar yazının tamamında tamamen olumsuz bir çerçeve oluşturmuş gibi gözüksem de son zamanlarda dünya genelinde birçok gelişme ile beraber metal müzik 90’lardaki reform sürecini geride bırakmasının ardından bir gelişim içerisinde ve Türkiye’nin de bundan payını aldığını söyleyebiliriz. Fakat hâlâ yapılması gerekenler var.

Eğer kökten bir çözüm istiyorsak bunu dile getirmesi kolay. Fakat kökten çözüm hiçbir zaman kolay bir seçenek değil. Yazı boyunca ele aldığımız sebeplerin kaynağında yatan politik ve ekonomik istikrarsızlık dolayısıyla ülkenin politik düzleminin kültürel gerekliliklerini karşılayabilecek bir düzleme çekilmesi gerekiyor. Böylelikle tabandan itibaren yükselen yeni bir kültürel ve sanatsal kimlik ile beraber metal müzik gibi birçok şey kendini yenileyebilir. Tabii doğal olarak önümüzde uzun vadede böyle bir çözüm gözükmediği için daha minör iyileştirmelere bakmakta da fayda var. Kendi bakış açımdan yola çıkarak birkaç tane çözüm/tartışma noktasını şu şekilde sıralayalım.

Politik düzlem istediğimiz gibi çalışmıyorsa, o zaman bunun ötesindeki en önemli etkeni göz önünde bulundurmak gerekir. Bu da dinleyici kitlelerinin bilinçlenmesidir. Muhtemelen müzikte son yüz yıl içerisinde, hatta doğrusu, müzik tamamen bir tüketim aracına döndürüldüğünde atlanan en önemli nokta dinleyiciyi, müziğin üretim sürecinden çıkarmak olmuştur. Bu sadece metal müzik için değil, bütün türler için geçerli. Dinleyicilerin bu süreçten uzaklaşması ve tamamen birer tüketici konumuna geçmesi ile beraber kitleler kendilerine verileni olduğu gibi kabul etmeye başladı ve bu durumun yol açtıkları da çığ gibi büyümeye devam ediyor. Ardı arkası kesilmeyen çöp trendler ve her sene oradan buradan fırlayan aniden ünlü oluveren müzisyenler piyasayı her geçen gün daha da işgal etmekte. Metal müzik içerisinde de ister istemez etkisini gördüğümüz bu olay, özellikle dinleyicilerin katkısının çekilmesi ve böylelikle bilinçli dinleyici kitlelerinin azalmasıyla beraber etkisini gün geçtikçe çok daha fazla hissettiriyor. Her ne kadar makalelerin, fanzinlerin, dergilerin, kritiklerin bilinçlenme konusunda yardımcı olduğunu bilsek de aslında bireylerin yapması gereken çok daha basit, o da sevilen müziğe vakit ve kulak ayırmak.

Bunun yanında bilinçlenen kitleyi beslemek yazı boyunca anlattığımız şartlar altında oldukça zor olduğu için işin bir de müzisyenlere düşen kısmı kalıyor. Bu noktada ise metal müziğin geliştiği ülkelerde yapılanlar örnek alınabilir. Mesela İsveç, Polonya veya Finlandiya gibi ülkelerde özellikle metal müziğin gelişimini takiben kurulan, müzisyen ve dinleyici arasındaki karşılıklı sürecin nasıl işlemesini gerektiğini bilen bağımsız kayıt şirketleri ve çeşitli grupların bir araya gelerek oluşturduğu topluluklar, büyük plak şirketlerinin salt kâr odaklı politikalarına karşı çok uzun süre ayakta durdular ve kazanan taraf oldular. Season of Mist, Carnal Records, Cacaphonus Records, Earache Records gibi bağımsız şirketler metal müziğin damarını oluşturan grupları dinleyicilerle buluştururken, aynı zamanda ilkeleri doğrultusunda bilinçli bir metal müzik kitlesi de şekillendirmişlerdir. Bağımsız kayıt/dağıtım şirketlerinin büyük başarısı, bir dönem metal müziğin tamamen ilkeli bağımsız şirketler aracılığıyla dönmesine sebep olmuş, hatta bu durum günümüzde bağımsız ve ilkeli adı altında salt kâr güdüsüyle hareket eden ve grupları da bu yolda yönlendiren şirketler ortaya çıkmasına (mesela Nuclear Blast’in geldiği son nokta) yol açmıştır. Bu sebeple gerçekten bir şeyler yapmak isteyen grupların birbirleriyle iletişim halinde olması ve çeşitli topluluklar aracılığıyla dinleyicilerle sürekli iletişim halinde olması ve belki de bunun sonucunda ortaya çıkabilecek ilkeli bir bağımsız kayıt/dağıtım şirketi süreci hızlandırabilecek bir etken olabilir.

Son olarak “doğru” eleştiri kültürünün Türkiye’deki metal müzik dinleyicileri arasında yerleşmesi, diğer saydığım iki önerinin arasında önemli bir yer kaplayacaktır. Mantık çerçevesinde, doğrusunu yanlışını dürüstçe ele alan ve en önemlisi bilmediğini öğrenmeye meraklı ve bildiğini sakınmadan en iyi şekilde paylaşan nitelikler kazandıkça, hem yerli gruplar hem de Türkiye’deki metal müzik dinleyici kitlesi gelişimini hızlandıracaktır.

Bölüm 1
Bölüm 2

Albümün okur notu: 12345678910 (8.37/10, Toplam oy: 19)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
Şirket
Şarkılar
Web
  Yorum alanı

“MAKALE: Türkiye’de Metal Müziğin Gelişimi/Gelişememesi” yazısına 7 yorum var

  1. Crackedbrain says:

    Bence Türkiye’de metal.müziğin gelişememesinin tek sebebi 90′larda metal müziğin üzerine yapışmış olan “satanist” lekesidir. O zamanlar ülkemizde meydana gelen kurban etme olayları yüzünden ailelerde hep bir ön yargı olmuştur. Sırf bu sebeple gitar çalmak isteyen çocuklarını saz çalmaya zorlayan aileler tanıyorum.

  2. necrobutcher says:

    Çok güzel bir emek,hepsini okudum ama bu işin temelinde genetik şifreler yatar dostum. Şimdi çıksan kadıköye gitsen onlarca grup görürsün ki çoğu bizim burada yerlere göklere sığdıramadığımız oluşumlardan çok daha üst seviyededir ama dinleyici bulamaz. Biz müziğin içerisine kendimizden bir şey koyamadığımız için benimseyemiyoruz onun için bu felsefenin en iyi örnekleri hala Üç Hürel’de Moğollar’da vs kalmış. O adamlar başarmışlar. Şimdi bakıyoruz adamlar ta ülkelerinde aşık veysel dinleyip müziğe yedirip gelip salon iksvde üç gün üstüste kpalı gişe konser verip gidiyor.Biz napıyoruz ? Abi iskandinav metali yieaa, Quorton napmış öyle moruk ya vs vs e bizim de var kültürümüz amk.. Aynı şarkıyı 100 parçaya bölmüş gibi aynı rifflerden zirilyon tane albüm yapmış Amon Amarth konserinde sahtekar sahtekar eğleniyoruz. O adamlar da haklı anam yok ki heriflerin nota sisteminde bizim nota sistemimizde olan zenginlik. Biz komayı duyunca “öff doğu ezgisi moruk hiç çekemiyorum aq ya bağlamamı o ne aq çoban mısın bırak o flütü aq”. Gelişmez çünkü biz ezik bir toplumuz,kendimizi sevmiyoruz ki.

    OblomoV

    @necrobutcher, Katılıyorum. Özgün olmadan fark yaratmak uluslararası arenada kalıcı bir yer edinebilmek zor.
    O zaman şöyle bir soru da doğuyor doğal olarak; ülkemizdeki metal/rock grupları yada müzisyenler kendi halk müziğimize, yöresel ezgilere, halk edebiyatına, destanlarına(ne derseniz artık) ne kadar hakim? Ben kendi adıma konuşacak olursam yetince bilgili saymıyorum kendimi. Fakat örneğin bağlama çalan arkadaşlarımdan biliyorum ki baya protest sözlere sahip türküler, hoş ezgilere sahip halk şarkıları var. Üzerine düşünülmesi gereken bir konu.
    Enstrüman çalan, üretim adına kafa yoran arkadaşların değerlendirmelerini merak ediyorum, bu şarkıların grup müziğine adaptasyonu ya da bu doğrultuda şarkılar oluşturmak ne kadar mümkündür, neler yapılbilir vs.?

    necrobutcher

    @OblomoV, ne hakimi abi adamlar anadolu lafını duyunca iğreti oluyorlar bence

  3. Kendisi de Türkiye’deki metal ortamının içerisinde yer alan bir insan olarak bu konuda söylemek istediğim birtakım şeyler var.

    2009 yılında Thrown to the Sun’ı kurduğumda 28 yaşındaydım. Gruptaki diğer elemanlardan 10 yaş büyüktüm ve ben Metallica’yı ilk kez dinlediğimde gruptaki diğer arkadaşlar 1 yaşındalardı. Grubun dağılmasına kadar geçen 6 yıl içerisinde gerçekten de büyük heves ve tutkuyla müzik yaptık. Ben tüm bu süreç içerisinde onların heyecanına ve geleceğe dair umutlarına katılmaya gayret etsem de, 90′ların başlarından itibaren olan bitenleri giderek artan bir düzlemde gözlemleyen biri olarak, bir yerden sonra -TttS özelinde değil- Türkiye’de metal yaparak istediğim zevki, manevi tatmini almamaya başladığımı hissettim ve bıraktım. Bu metale duyduğum sevginin azlığıyla ilgili değildi; pragmatik düşündüm ve devam etmemenin daha mantıklı olduğuna, tek başıma bir şeyler yaparak daha mutlu olacağıma karar verdim.

    Ülkemizdeki grupların uzun soluklu olmayışı, uzun soluklular arasından da gayet başarılı olanlar olduğu göz önünde bulundurulduğunda, burada bahsedilmesi gereken birden fazla etken var.

    Metal dediğimiz şey müziğin bir dalı, yani bir sanat ürünü. “Metal Türkiye’de neden gelişmiyor?” diye sormak konusunda öncelikle düşünülmesi gereken şeylerden biri, böyle bir soru sormanın gerekli olup olmadığında yatıyor. Yani Türkiye müziğin tüm türlerinde dünya çapında olur; popçularımız listelerden inmez, diğer türlerle uğraşanlar kitlesel şekilde başarılı olur anlarım. Dolayısıyla Türkiye’deki belli müzikler küresel anlamda ne kadar başarılıysa, metalin de buna denk bir başarısının olması bence şaşılacak bir şey değil.

    Ekonomi dünyanın en önemli kavramıdır. Ekonomisi iyi olmayan bir kişi, kurum, organizasyon, ülke uzun vadeli başarılı olamaz. Sanat ve sanatın ticari tarafı konusunda başarılı olmak için önce bazı şeyleri çözmüş olmak gerekiyor. Türkiye, metalin gerekliliklerinden biri olan canlı performans konusunda çok büyük sıkıntılar çeken bir ortama sahip. Yurt dışına açılma konusunda bu denli fazla sıkıntı varken, kitleniz çok büyük oranda ülkenizdeki metal dinleyicileri arasından sizin yaptığınız şeyi sevme ihtimali olanlar ile sınırlanıyor. Elbette ki türlerinin dinamikleri gereği yurt dışına açılması daha olası gruplar var; misal brutal death metal gibi ekstrem underground türlerin küresel anlamda çok daha kemik bir kitlesi var. Lakin birtakım faktörler sizi hep ekstra çaba sarf etmeye, ekstra uğraşmaya itiyor.

    İşin ekonomik ve “ülkemiz şartları” tarafına dair kendimden örnekler verecek olursam, biz 2011’de Thrown to the Sun’la ilk albümümüzü çıkardıktan 4 gün sonra Almanya’dan turne teklifi geldi. Herhangi bir şirkete bağlı olmayan, albümünü evde kaydeden yepyeni bir gruptuk ve Almanya’nın 5 şehrinde konser vermemiz için teklif geldi. Hatta teklifi yapan da şimdinin meşhur albüm kapağı çizerlerinden Eliran Kantor’un kız arkadaşıydı. Çok güzel, çok harika bir şeydi tabii, ancak doğal olarak bu mümkün olmadı; zira benim dışımdaki grup elemanları öğrenciydi, vizeleri yoktu ve böyle bir şeyi sağlamak için gereken süreyi söylediğimizde karşı taraf da anlayışla karşıladı.

    İkinci albümü çıkardıktan hemen sonra Ulcerate bize Avrupa turnesi teklifiyle geldi. Hâlâ bir şirketimiz yoktu, kendimiz bir şeyler yapıyorduk ve 21 konser için bizden 7500 Euro istediler. Ulcerate’i çok sevdiğimizden bu da bizi mutlu etti, ancak böyle bir para elbette ki kolay bulunamazdı ve Avrupa’yı turlamak adına birden fazla ülkenin vizesini alacak zamanımız olmadığından reddetmek durumunda kaldık. Yunan bir grup olsaydık -ya da Yunan demeyeyim onların 5 kuruşu yok- İtalyan veya İspanyol bir grup olsaydık dahi bu teklifi değerlendirebilirdik. Vize yok bir şey yok, atla otobüse yardır.

    Bence Türkiye’de metal hobi olarak yapılan ve çeşitli dinamikleri mantıksızlaşmaya başladığında da isteyerek ya da istemeyerek bırakılan bir uğraştır. Bunu sadece bizim grup üzerinden söylemiyorum, tüm Türkiye metal ortamındaki mikro bir örnek olarak söylüyorum. Yoksa bakınca doksanların başlarında kurulmuş, ortalarında dağılmış gruplar 20 küsür yıl sonra bile sahneye çıkıp çatır çatır metal yapıyorlar ve bu harika bir şey. Yapanı, yapabileni sonuna kadar takdir ediyorum.

    Ama genele bakınca bu “haddinden fazla büyük hobi” olayı maalesef baskın çıkıyor.

    Tabii konu sanat olunca sadece ekonomik faktörlerle açıklamak da yeterli olmuyor. Çeşitli alanlardan örnek verirsek, mesela Rönesans döneminin en büyük dahileri Floransa’dan çıkıyor. İtalya da değil, direkt Floransa. Bunun sebebine dair “Evet, çünkü şu yüzden” diye bir şey söz konusu değil. Elbette ki “bu bitki dünyada sadece burada yetişir” gibi bir endemiklikten söz etmiyoruz, ama bu bir gerçek. Toplam nüfusları 3 milyara yaklaşan Çin ve Hindistan’dan dünya çapında bir tane futbolcu çıkmazken, toplam nüfusu 30 milyon olan Hollanda ve Belçika’dan futbol tarihini değiştiren yüzlerce insan çıkıyor. Çinlilerin oturup “Ulan ne yapsak da dünya yıldızı çıkarsak” diye düşündüklerini, Yeni Delhi’de birilerinin “Oğlum var ya şu çocuk geleceğin Messi’si ama altyapıya yatırım yapılmıyor” diye dert yandıklarını sanmıyorum. Birtakım genetik vb. sebeplerden bunun olmayacağının farkındadırlar diye düşünüyorum.

    Sepultura, Myrath, Orphaned Land gibi istisnai durumlar dışında, ekonomik yapı bu konuda epey etkili. Ancak asıl olarak sosyokültürel taraf bence bu konunun merkezinde yer alıyor. Bu konunun derinlerine inerek açıklamaya kalksam bir yazı dizisi de benim yazmam gerekeceği için olayın bu tarafını deşmek istemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim:

    Pasifagresif’in faal olduğu 8 Haziran 2009′dan bu yana ülkemiz metal ortamı içerisinde tanık olduklarım, gördüklerim, gruplarla olan ilişkiler, grupların yaptıkları müziğe olan yaklaşımları, günden güne beni çok büyük hayal kırıklıklarına uğrattı, uğratmaya da devam ediyor. “Günün birinde ülkemizdeki metal ortamına dair bir kitap yazarsam bunu da eklerim” diye düşündüğüm o kadar çok olumsuz örnek, o kadar fazla saçmalık oldu ve oluyor ki, metalin bu ülkede gerçek anlamda gelişebileceğine yönelik umutlarım darbe üstüne darbe yiyor.

    İyi işler yapan gruplar elbette ki öne çıkıyor, alıp yürüyor. Kimileri kendi bokuyla kavga edip ortaya anlamlı bir şey sunamıyor, kimisi 10 yıl önce bitmeye yüz tutmuş şeyleri günümüze taşımaya çalışıyor, kimileri de 10 yıl boyunca ümit vadetmeye devam ediyor.

    Dolayısıyla ben “bu ülkede metal neden böyle?” diye düşünmenin bir şeye yaramayacağını, çünkü var olan problemlerin büyük oranda devam ettiğine ve edeceğine inanıyorum. Önemli olan bunlara takılmadan devam etmek. İdealist gruplar, oluşumlar gayet güzel işler yapıyorlar ve belki istediğimiz hızda ilerlemese de, olumluya dönük şeyler oluyor. Ülkemizde metalin gelişmesi isteniyorsa gruplara da, dinleyicilere de, organizasyonlara da görevler düşüyor ve bunlardan birinin bile üzerine düşeni yapmaması tüm dengeyi bozuyor.

    Tabii tüm bunları umursamadan kendi yolunuza odaklanarak bir yerlere gelmeniz de gayet mümkün. İlla tüm metal ortamımızı hep birlikte geliştirelim şeklinde tontiş bir bakış açısına sahip olmaya da gerek yok. Belki yakın bir gelecekte Türkiye metali sadece belli türlerin öne çıktığı ve dünya genelinde “Türkler x metali iyi yapar” şeklinde anlayışların hakim olacağı butik bir tarafa kayar, çok başarılı olur. Ama belki de bugünkü iklim daha uzun yıllar devam eder ve 10 yıl sonra bile benzer şeyler konuşuyor oluruz. Ben tüm bu ihtimalleri normal ve olası durumlar olarak görüyorum.

    Sonuçta çiftçinin dertlerinden, köyümüzün nasıl kalkınabileceğinden bahsetmiyoruz; metal yapıyoruz ve kimse de bize bunun kolay olacağını söylemedi.

    cadaverhan

    @Ahmet Saraçoğlu, başkanım, seninle akran biri olarak gayet katılmaktayım yorumlarına, saygılar…

    Godless Killing Machine

    @Ahmet Saraçoğlu, ”İlla tüm metal ortamımızı hep birlikte geliştirelim şeklinde tontiş bir bakış açısına sahip olmaya da gerek yok. Belki yakın bir gelecekte Türkiye metali sadece belli türlerin öne çıktığı ve dünya genelinde “Türkler x metali iyi yapar” şeklinde anlayışların hakim olacağı butik bir tarafa kayar, çok başarılı olur.”

    Ağzına sağlık. İnceden bi ”Türk brutal death metali iyidir” algısı oluşuyor gibi zaten sanki. Azımsanamayacak derecede çok insan tanıdım Türk metal gruplarını seven ve dinleyen.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.