# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
SAMAEL
29.01.2018

“Diğer herkes gibi olmamayı seviyoruz.”

Yeni bir röportajdan daha merhaba. Bu seferki konuğumuz İsviçre’nin en önemli gruplarından biri olan ve kariyerinde 30 yılı geride bırakan SAMAEL. Black metal olarak başladığı yolculuğuna endüstriyel metal olarak devam eden grubun kurucularından vokalist/gitarist Vorph ile güzel bir söyleşi gerçekleştirdik.

Röportaj: Ahmet Saraçoğlu
Sorular: Ahmet Saraçoğlu, Oğuz Sel

Vorph selam, bu aralar neler yapıyorsunuz?

Merhaba. “Hegemony“nin promosyon işleri devam ediyor. Bu yıl konser planları yoğun, dolayısıyla bir haylhi meşgulüz.

Yeni albüm “Hegemony”yi genel olarak nasıl yorumlarsın?

Bu albüm öncesinde yaptığımız ve bize ait olan en güçlü şeyleri kullanmayı amaçladık. Bize dair anlamlı olan her şeyi, bize ilham veren her şeyi kullandık. SAMAEL’in geçmişini bir atlama rampası olarak kullanıp üstüne bu albümü kurduk diyebilirim.

Yazım sürecinden biraz bahseder misin? Çok uzun süredir müzik yapıyorsunuz ve yeni albümü yazarken birer müzisyen olarak kendinizle ilgili keşfettiniğiz yeni şeyler oldu mu?

Tabii ki oldu, bu her zaman olur. Daha önceki albümlerimizde de olmuştu. Her zaman kendinizi aşmaya çalışırsınız, gerek sözlerde gerek müziklerde bu tür bir gelişme amaçlarsınız. Bence bu durum “Ceremony of Opposites”den bu yana devam ediyor. Söz yazan bir insan olarak, müziğe uygun bir şeyler yazmak için kendinizi zorlamanız gerekir. Müzik konusunda da aynı şey geçerli tabii. Xy de sürekli kendini zorluyor. Her seferinde kendimizin daha iyi bir versiyonunu yansıtmaya çalışıyoruz.

“Lux Mundi”den bu yana 6 yıl geçti ve bu bugüne dek verdiğiniz en uzun ara. Bunu neye bağlıyorsun?

Evet bu doğru, bunun birkaç sebebi var. 2013′te yeni albümdeki bütün şarkılar aslında hazırdı. Hepsinin demo hâlleri vardı ve kayda hazırlardı. Ardından, yaşadığımız şehir yönetimi bize bir teklifte bulundu ve ışık şovları eşliğinde şehir için bir şeyler yapmamızı istediler. Müziğimizin orkestra tarafından çalınması harika olacaktı. Bunu yapmak bizim için bir yıl kadar aldı. Çok kapsamlı bir süreçti. O yüzden albümün kaydedilmesi gecikti. Aradan bu kadar zaman geçtiği için şarkılara geri dönüp hepsinin üzerinde tekrar çalışmamız gerekti. Daha fazla orkestrasyon, daha fazla fikir olaya dâhil oldu. Böylece süreç daha da uzadı, ardından bir kadro değişikliği yaşadık. Akabinde konserler araya girdi, festivaller oldu; Rusya’da, Polonya’da konserler verdik. Nihayet geçen sene “Tamam artık yeter, her şeyi bırakalım ve şu albümü kaydedelim” dedik ve kayda başladık. Sonra Napalm Records ile anlaştık ve böylece 6 yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş oldu. Sonuçta albüm çıktığı için çok mutluyum.

Günümüzde gruplar bir ya da iki yılda bir yeni albüm çıkarıyorlar. Turlamaları ve yeni ürün satabilmeleri için bunu yapmaları gerekiyor. Hatta sadece yeni bir tura çıkabilmek adına yeni albüm yazdığını açıkça söyleyen gruplar bile var. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Biz olayı bu şekilde görmüyoruz. Yeni bir albüm yaptığın zaman onun o güne dek yaptığın en iyi şey olmasını istersin. Bence son albümümüz “Hegemony” de bizim en iyi albümümüz. Tabii ki her müzisyen aynı şeyi söyler, o yüzden bunda şaşılacak bir şey yok. 1994’te çıkan bir albümü (“Ceremony of Opposites”) baştan sona çaldığımız bir turneye çıktık ve festivallerde çaldık. Bugüne dek yazdığımız yüzden fazla şarkı var ve her albümümüz için bir 10. yıl ya da 20. yıl turnesi düzenleyebiliriz. Dolayısıyla bizim turlamak adına yeni bir albüme ihtiyacımız yok. Bizim için önemli olan en iyi albümleri yaratmaya çalışmak. Bundan sonra daha kaç albüm yaparız bilemiyorum ama şu an için önemli olan “Hegemony”.

Dediğin gibi “Ceremony of Opposites” albümünü baştan sona çaldığınız konserler verdiniz. İleride aynı şeyi başka albümleriniz için de yapmayı düşünür müsünüz?

Olabilir tabii ancak yakın zamanda değil. Özellikle bu yıl yeni albümü sahneye taşımak istiyoruz. Şarkılar sahnede çalındığında hayat bulurlar, o yüzden yeni şarkıları sahnede çalmamız gerekiyor. Yine de bahsettiğin konuda herhangi bir olumsuz düşüncem yok. Önceki albümlerimizi de baştan sona çalabiliriz.

Bence yeni albüm “Above” kadar yırtıcı değil. Biraz “Passage” ve “Eternal” havası var diye düşünüyorum. Sence “Hegemony” SAMAEL diskografisi içinde nerede duruyor?

Zirvede duruyor… Hahaha.

Hahaha biraz politik bir cevap oldu sanki.

Ama gerçekten de bu albüm içerisinde geçmişte yaptıklarımızdan izler taşıyan pek çok şey var. Hepsini daha iyi bir şekilde sunmaya çalıştık. Örneğin albüme ismini veren şarkı; bence yaptığımız en güzel şarkılardan biri, bu yüzden de albüme bu ismi verdik. Sanki 30 yıldır yaptıklarımızın üstünde duran ve onlara hükmeden bir hegemonya gibi. “Lux Mundi”yi ise bize ait olan her şeyi, tüm hisleri birbirine bağlayan bir köprü olarak düşünmüştük. Bence “Hegemony” de bu tabanın üzerine kuruldu.

Albüm kapağında Horus’un gözünü, bir üçgeni ve şeytandan geliyor olması muhtemel bir ışığı görüyoruz. Net bir İlluminati havası var. Sence bu görsel tüm “Hegemony” içerisine nüfuz ediyor mu?

Albümün kapağını son 4 albümümüzün kapağını yapan Patrick Pidoux yaptı. Onu uzun süredir tanıyorum. Aslında yeni albümün ismi “Hegemony” değil “Samael” olacaktı, albüm kapağı farklıydı, konsepti farklıydı. Sonra birden adını değiştirmeye karar verdik ve Patrick’e kapak konusunda istediğini yapma özgürlüğü tanıdık. Yeni kapağı görür görmez çok beğendim. Piramit bana kontrolü, hükmetmeyi ve mücadele edebileceğim bir şeyi çağrıştırıyor. Bence bu çok ilginç bir konsept.

Albüm kapağında pek çok İlluminati sembolü var. Sen bu Yeni Dünya Düzeni, İlluminati gibi konularda ne düşünüyorsun?

Açıkçası pek umurumda değil. Bir şeyleri takip eden insanları çok anlamıyorum ve üstünde durmuyorum. Eğer yeni bir dünya düzeni varsa ben onu takip etmiyorum. Tek bildiğim şey bu bir konsept değil, genel bir bağlantı konusu. Ben 40 yaşını geçtim; hayatımda bir sürü insan var, bir sürü insan gelip geçiyor, bir sürü insanla ilişkim var. Hepsi bir araya gelip benim kim olduğumu oluşturuyorlar. Aynı şekilde ben de birilerinin kim olduğunu oluşturuyorum. Hepimiz birbirimizi etkiliyor, değiştiriyoruz. Bence önemli olan şey insanın bu sosyal ilişkileri; takip edilmesi gereken bir akımdan ziyade, kendi hayatımızda kurduğumuz bağlantılara odaklanmalıyız diye düşünüyorum.

Albüm kapağından bahsetmişken, “Angel of Wrath” single’ınızın kapağı diğer bir İsviçreli grup olan efsane grup HELLHAMMER’ın “Apocalyptic “Raids” kapağına bir gönderme mi acaba diye düşünmedim değil haha.

Hahaha, bu ilginç bir bakış açısı, öyle bir şey düşünmedik ama referansın çok hoşuma gitti. O single’ın kapağını dövmeci bir arkadaşımın yapmasını istedim ve o da ortaya böyle bir şey çıkardı. HELLHAMMER’ı biliyor mu emin değilim ama ilginç bir tesadüf olmuş. HELLHAMMER benim için elbette ki çok önemli bir gruptur.

Bir süre Hindistan’da bulundun ve burada bulunmanın müziğine biraz etki ettiğini sezinledim. Sence bir müzisyenin yaşadığı ya da bulunduğu coğrafi bölge o müzisyenin yarattığı müziğe ne derece etki eder?

Buna cevap vermek zor, çünkü bu bilinçli olarak yaptığın bir şey değil. Muhtemelen etki ediyordur. Ben bir şarkı yazarken o sırada bulunduğum yeri ya da zamanı çok düşünmüyorum; genelde başka bir ruh hâline ve kafa yapısına bürünmüş oluyorum. Şarkının iskeletini belli eden genel fikirleri elime aldığımda o müzik bana sözleri yazdırıyor. Bu albüm öncesinde bu bağlantı hissi çok güçlü şekilde vardı ve önceki albümlerde elimde bir albüm ismi olmasına rağmen sözlerini yazmakta zorlandığım durumların aksine, bu sefer her şey çok doğal ve organik şekilde gelişti, sözler kendiliğinden ortaya çıktı.

Biraz geriye gidelim. Siz bir black metal grubu olarak başladınız ve “Worship Him” albümü ile yola koyuldunuz. O zamanki hayran kitleniz düşünüldüğünde ve black metal dinleyicilerinin muhafazakâr tavrı da bilindiğinde, “Passage” albümünü yazmadan önceki kafa yapınız nasıldı? Benzer şeyleri sonradan SATYRICON da yaşadı; bir anda durup geçmişteki black metal işlerini bırakıp bu yöne kayalım diye mi düşündünüz?

Açıkçası biz hiçbir zaman bir black metal grubu olduğumuzu söylemedik. Asla ağzımızdan böyle bir şey çıkmadı. Bizi insanlar bu şekilde tanımladı, ama sonuçta ben ve gruptaki diğer kişiler black metal dinleyicileriydik. Biz bu müziği yapmaya başladığımızda ortalıkta fazla benzer grup yoktu. Mesela VENOM tabii ki büyük bir ilham kaynağıydı. Uzun zamandır metal dinliyordum, punk dinliyordum, bir sürü gürültülü şey dinliyordum ve bunların hepsi bir araya geldi; doğru fikirler doğru yerlerde ortaya çıktı. Tabii ki o dönem BATHORY ve CELTIC FROST gibi gruplar da çok büyük ilham kaynaklarıydı. Müzik yaratmamızın temelinde bu grupların varlığı yatıyor. Onları dinleyince bir grup kurmaya, bir şeyler yaratmaya karar vermiştik. Zaten o dönemde pek çok grup bu birkaç grubun vizyoner yaklaşımları sayesinde hayat buldu. Sonra bir noktada biraz değişiklik yapmaya karar verdik. O dönem açık fikirli olduğumuz zamanlardı. Sonrasında bu yaklaşımımız devam etti. Aslında “Ceremony of Opposites” ile bu değişimi başlatmıştık. Klavyeleri olaya dâhil ettik ve bu gerçekten de yeni bir şeydi; VENOM gibi ilham kaynaklarımızda klavye yoktu. Elbette ki klavyeyi bu müziğe dâhil eden ilk grup biz miydik bilemiyorum, ama bu anlamda ilham alacağımız fazla grup olmadığı kesindi. Ardından klavyecimizle yollarımızı ayırdık. Yaşadığımız yer çok küçük olduğundan, bir yıl boyunca bir klavyeci bulamadık. Sonra Xy klavye çalabileceğini söyledi ve biz de onu klavyeci olarak kullanmaya başladık. Ancak bu şekilde davulcumuz kalmamış oldu ve biz de yine cesur bir kararla gruba yeni davulcu almayıp drum machine kullanmaya karar verdik. Bu fikir ilk ortaya çıktığında herkes buna karşı çıkmıştı. Şirketimiz, yönetim, menajerimiz… Hepsi de “Stüdyoda ne bok yerseniz yiyin ama sahnede asla olmaz, davulcusuz sahneye çıkamazsınız” dediler. Bizse kendi yolumuza baktık ve istediğimizi yapmaya çalıştık. Bunu bu şekilde yapan başka bir grup bilmiyorum. Bu bir anomali gibi. Elbette ki hip-hop veya rap sahnesinde davulcu kullanmayan bir sürü grup var ve biz de bu yola gittik. Bu bir böbürlenme falan değil, ama yine de diğer herkes gibi olmamayı seviyorum.

Metal dünyasındaki dinleyiciler bir grubu sevdikleri zaman genelde hep aynı kalmasını isterler. Bir müzisyen olarak sen bunu bu şekilde görüyorsun?

Her grup farklıdır; her kişilik, her insan farklıdır. Kendiniz için en iyi olduğunu düşündüğünüz şeyi yaparsınız. Kendi adıma konuşursam, bizim için her şey çok doğal gelişti. Geçmişe baktığımda kendimizi zorladığımız herhangi bir dönem hatırlamıyorum. “Ceremony of Opposites” ile “Passage” arasında “Rebellion” adlı bir mini albüm yaptık. O albümde “Static Journey” adlı bir şarkı vardı ve o şarkıda sadece programlama kullandık. O sırada bunun SAMAEL’in geleceği olduğunun farkında değildik.

Peki siz “Blood Ritual” ve “Ceremony of Opposites”i yayınladığınızda şirketiniz “arkadaşlar ne yapıyorsunuz” dedi mi?

Pek çok şirketle çalıştık, ancak hiçbiri bize herhangi bir baskı yapmadı. Tüm kontratlarımızda artistik özgürlüğümüzün kısıtlanmayacağı şeklinde anlaştık, dolayısıyla o açıdan hiçbir sorun çekmedik.

Anladım. Eskiyle ilgili son olarak tek bir şarkıdan bahsetmek istiyorum. “Moonskin” şarkısı neden bahsediyor?

Farklı şeylerin bir karışımı diyebilirim. O sırada ilişkim bitmişti ve bu durum şarkılarda kendini belli ediyordu. Bu özellikle istediğim bir şey değildi ama süreç bu şekilde gelişti. Şarkı tek bir kişiden veya durumdan bahsetmiyor, daha genel bir konusu var diyebilirim.

Son yıllarda İsviçre’den çıkan pek çok iyi grup dinliyoruz. Mesela SCHAMMASCH, BÖLZER, RORCAL, UFOMAMMUT gibi. Sen İsviçre metal sahnesini nasıl görüyorsun?

Bence iyiye gidiyor. BÖLZER çok iyi bir grup. Günümüzü ve bizim başladığımız zamanı kıyaslarsak şu anda pek çok iyi grup var.

Dışarıdan bakınca ülkenin en popüler metal grubu olarak ELUVEITIE gözüküyor.

Evet çok popülerler.

Türkiye’de de 3-4 konser verdiler ve hepsi sold-out oldu. Peki ya SAMAEL’in yakın zamanda Türkiye’de konser verme ihtimali var mı?

Bu harika olurdu. Henüz öyle bir konuşma olmadı, ancak yazın festivallerde çalacağımızı biliyorum. Orada çalmak çok güzel olurdu. Dediğim gibi henüz anlaşılmış bir şey yok ama gelmeyi çok isteriz.

Hepsi bu kadardı Vorph, zaman ayırdığın için teşekkürler.

Ben teşekkür ederim, oradaki dinleyicilerimize selamlar. Umarım en kısa zamanda oralarda görüşürüz.

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“SAMAEL” yazısına 4 yorum var

  1. Godless Killing Machine says:

    ”Sikilmiş Samael” haykırışları kulaklarımdan yıllardır gitmedi.

  2. djenti icat edeni eşekler kovalasın says:

    Şahsım adına; metal aleminin en karizmatik elemanı Vorph’tur..

  3. Kaan says:

    İlk 3 albümdeki beğendiğim müzik ruhunu “Above” dan itibaren yine yakaladılar. Seviyorum ülen sizi.

  4. Alondate says:

    Her sey iyi hos da bizim milletimizin su illuminati ve yeni dunya duzeni fetisi ne zaman bitecek cok merak ediyorum. 7den 70e, bakkaldan muzisyenine, doblo kullanan enistesinden universitedeki okutmanina kadar herkesin agzinda bir illuminati de illuminati. Vay be. Dunyayi gizli bir sekilde yoneten bir organizasyon veya kisiler var ve bundan nasil oluyorsa herkes haberdar :)

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.