# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
GOD DETHRONED – The World Ablaze
| 08.05.2017

2017’nin en güzel sürprizlerinden biri.

Oğuz Sel

Üzülerek ifade etmem gerekiyor ki, savaş ve insan öldürmenin belki de en fazla normalleştirildiği bir dönemi idrak ediyoruz. Çeşitli enerji kaynaklarına kolay yoldan yerleşmek isteyen güçlerin gazlamasıyla paramparça olan coğrafyaların da hemen dibindeyiz ve maalesef bu coğrafyaların kaderini çok da uzun olmayan bir süre sonra paylaşacağımızı öngörmem için müneccim olmam gerekmiyor. Birilerinin despot, diktatör, tek adam gibi sıfatlarla andığı ancak “Vatanın müdafaası mecburiyeti olmadıkça savaş bir cinayettir.” gibi bir söze imza atan ve hayatını, vatanın müdafaasına adayan büyük bir insanın savunucusu ve takipçisi olarak savaşın, gerçekten kötü bir şey olduğunu bu albüm kritiği vesilesiyle bir kez daha dillendirmek istedim. Zira adım adım bir savaşa doğru çekiliyoruz ve bu defa düşman çok daha sinsi ve dâhi, ortada Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı Franz Ferdinand’ın öldürülmesi gibi sahte sebepler bile yok.

Yaptığı müziği hemen her albümünde daha da olgunlaştıran ve gerek yapısal gerekse lirik açısından daha elle tutulur tarafa doğru kayan God Dethroned’u nereden baksanız 12-13 senedir takip ediyorum. Yaz aylarında, daha grubun bir araya gelip de yeni albüm yapacakları haberi bile çıkmamışken PA için “The Grand Grimoire” albümünü yazacaktım ki bu sayfalarda da takip ettiğiniz gibi adamlar ciddi ciddi toplandılar ve yeni albüm yaptılar; hâlâ grubun yeni albümünü dinlediğimi ve kritiğini yazdığıma inanamıyorum. “Passiondale” ile başladıkları “Under the Sign of the Iron Cross” ile sürdürdükleri Birinci Dünya Savaşı teması, “The World Ablaze” ile hız kesmeden devam ediyor. Kimi zaman lirik bakımından suya sabuna dokunmadan savaşın acı ve zorluk dolu yönünü anlatan kimi zamansa ucundan kıyısından Osmanlı’ya değinip konuyu “etnik temizlik”e getiren grup, her ne olursa olsun, savaşın atmosferini özellikle az önce arz ettiğim önceki iki albümde başarıyla yansıtmıştı.

Yeni albümü dinlemeye başladığımda çekincelerim çok fazlaydı ve bu kadar süreyle ara verildikten sonra eski atmosfer oluşturulabilecek miydi noktasında aklımda çok fazla soru işareti vardı ama albüm başlar başlamaz yapımın gayet sağlam olduğunu anladım. Kasvetli ve orta tempo bir enstrümantal parça olan “A Call toArms” ile haşmetli bir açılış yapan “The World Ablaze” güçlü sound’u ve artık dinleyicilerin kanıksadığı God Dethroned esintileriyle dolu olduğunu hemen gösteriyor.

Ana tema riflerinin mükemmel bir biçimde yedirildiği parçalar mı istersiniz, tansiyonun bir an düşmediği sahneler mi arzu edersiniz, ne ararsanız, albümde mevcut. Öte yandan, Bolt Thrower’ın bıraktığı boşluğu doldurma bağlamında olmasa bile, bu gruba saygı duruşu niteliğindeki eserleriyle de öne çıkan yapımda “Passiondale” dönemi eseri olan “Poison Fog”daki gibi temiz vokal kullanımı ve bu formda hazırlanan vurucu melodik kısımlardan ziyâde, daha siyah-beyaz, daha çamurlu ve paragrafın başında da belirttiğim türde bir kasvet var.

Birinci Dünya Savaşı’nın unutulmaz bölümlerinden hareketle hazırlanan parçalar, genellikle o havanın teneffüs edilmesine zemin hazırlarken, gerek enstrümanların kullanımı gerekse genel sound, çoğu zaman albüme kendinizi kaptırmanıza yardım ediyor. Enstrüman hâkimiyeti ve rif/melodi/trafik konusunda grubun standartlarının üzerinde sayabileceğim bir yapım olan “The World Ablaze” 2017’nin en güzel sürprizlerinden biri oldu benim için.

Grubun önceki işlerini takip ettiyseniz büyük keyif alacağınız kesin; grubu tanımıyorsanız karşınızda gerçekten uzun bir yolculuk var demektir.

Yapısal açıdan kendi içinde çeşitli dönemleri bulunan ve bana göre “The Grand Grimoire” ve “Bloody Blasphemy”den sonraki en ihtişamlı dönemine adım atan God Dethroned, sene sonu listelerinde boy gösterecek gruplar arasına “The World Ablaze” dâhil oluyor.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.56/10, Toplam oy: 16)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2017
Şirket
Metal Blade Records
Kadro
Henri Sattler: Vokal, gitar
Mike Ferguson: Gitar
Jeroen Pomper: Bas
Michiel van der Plicht: Davul
Şarkılar
1. A Call to Arms
2. Annihilation Crusade
3. The World Ablaze
4. On the Wrong Side of the Wire
5. Close to Victory
6. Konigsberg
7. Escape Across the Ice (The White Army)
8. Breathing Through Blood
9. Messina Ridge
10. The 11th Hour
  Yorum alanı

“GOD DETHRONED – The World Ablaze” yazısına 7 yorum var

  1. Özgür says:

    Hem yazının girişine hem de grubun ismine atıfla şu görseli buraya bırakmak istiyorum.
    http://www.halkinhabercisi.com/images/news/editor/2_83.jpg

  2. riser says:

    Savaş ve insan öldürmenin en fazla normalleştirildiği döneme girmiyoruz.

  3. Alodar says:

    Kritikte yeterli derinlik bulmamakla birlikte şu sözü de pek anlayamadım: “Üzülerek ifade etmem gerekiyor ki, savaş ve insan öldürmenin belki de en fazla normalleştirildiği bir dönemi idrak ediyoruz.” Nasıl yani? Modernleşme ve post-modernleşme döneminde savaş asla normalleştirilmemiştir. Aksine eskiden, savaş vasıtasıyla fethetmek, egemen olmak gibi motivasyonlar normaldir, ve bu uğurda, insan katletmek de dahil her yol mübahtır. “Normalleştiği” desen belki kanıksama bazında mantıklı bulabilirdim, ama şu anda savaş ve insan öldürme normalleştirilen bir şey değil. Komplo teorilerini bir yanda bırakırsak, post-modern dönemde insanların marjinlerdeki şeyleri görmezden gelerek kutsal davalar, ilerleme, gelişme, topyekün aydınlanma uğruna fallik bir yolda ilerleyemeyeceği 2. dünya savaşından sonra iyice anlaşılmıştır, ve detaylara, marjinlere odaklanılmıştır. Kaldı ki, black metalci ba(ğ)zı arkadaşların sandığı gibi, 2. Dünya Savaşı – nüfusa oranlarsak- tarihin en büyük katliamı olmaktan fersah fersah uzaktır. Şahsen tarihin her döneminin kendine göre üstünlükleri ve kötü yanları olduğuna inanırım. Elbette ki bir dönemde olan facialar tam sizin coğrafyanıza denk gelmişse, o ekstra talihsiz bir durumdur. Ama neticede yaşadığımız çağ da dahil her dönem ile ilgili sayısız negatif ve pozitif şey sayabiliriz. Özetle, bazen bir çağda yaşamak, belli bir insan grubu için çok da talihli değidir, hayati tehlike olmasa bile. En basitinden neo-sömürgecilik döneminde, Afrikalı köleler gibi olmasak da hayatın tam keyfini alamayan yığınla insan bu durumda yaşamaktansa ortaçağdaki gibi veba salgını, savaş tehditi falan olan ama daha kontrolsüz bir çağda yaşama riskini göze alabilir.

    Özetle ben de çok iyimser değilim günümüz koşullarında, ama “maalesef bu coğrafyaların kaderini çok da uzun olmayan bir süre sonra paylaşacağımızı öngörmem için müneccim olmam gerekmiyor” sözüne istinaden, ya müneccim ya da saygı duyulası öngörülerde bulunacak kadar tarihi ve kültürel donanımı olan biri olmanız gerektiğini düşünüyorum. Gerçi benim tahminim, klasik bir felaket tellallığı yaptığınız yönünde.

    Ouz

    @Alodar, Merhaba. Albümle çok büyük bir duygusal bağım yoksa biçem açısından derin yazılar hazırlamıyorum, albümle ilgili genel bir giriş yapıyorum, ardından, o anki ruh hâlime ve albümün bana hissettirdiklerine göre dilim döndüğünce albümü tanıtmaya gayret ediyorum. Öte yandan albüm özelinde, elimdeki tarihi kaynaklardan yararlanıp Birinci Dünya Savaşı’yla ilgili sıkıcı sayılabilecek bir girizgâh yapmaktan da imtina ettim; bu şekilde bir başlangıcı kendimce uygun buldum.

    Modernizm ya da post-modernizm gibi kavramlardan bağımsız olarak doğrudan kendi gözlem ve deneyimlerime dayalı durumlardan hareketle bahse konu “normalleştirilme” mevzusuna değindim. Ansiklopedik kavramlara saplanıp kalırsak yaşadığımız ülke ve coğrafyanın gerçeklerini görmemiz hayli zor olabilecektir diye düşünüyorum.

    “Eskiden, savaş vasıtasıyla fethetmek, egemen olmak gibi motivasyonlar normaldir, ve bu uğurda, insan katletmek de dahil her yol mubahtır,” demişsiniz. Günümüzde yaşanan bunca kıyımın dayanağı; daha güzel bir dünya oluşturmak mı, kaynakları eşit bir biçimde paylaşmak mı yoksa dünyanın ilânihaye bir huzura kavuşmasını mümkün kılmak mı? Yoksa egemen güçlerin, hâlihazırdaki hegemonyalarını sürdürmek ve zirveye taşımak için zayıf ülkelerin boğazını sıkması ve ilgili ülkelerin kaynaklarını sömürmek için etnik ve mezhep temelli ayaklandırmalar çıkararak meydana gelen iç karışıklıktan istifade edip ülke kaynaklarını yönetmek hedefleri mi? Bu yazdığıma komplo teorisi diyorsanız çok uzağa gitmenize gerek yok, bu coğrafyanın son 15 yılına bakmanız yeterli. Irak işgal edildi, bölündü. Libya iç karışıklıkla iyice istikrarsızlaştırıldı ve hâlâ her gün onlarca insan ölüyor; bundan ya geniş kitlelerin hiç haberi yok ya da olanların umurunda değil. Arap Baharı adlı sözde “demokratikleşme” hareketlerinde Tunus’tan Lübnan’a, Cezayir’den Mısır’a birçok ülkede çok sayıda öldü, bu ülkelerin yönetimleri de zayıfladı ve birilerine bağımlı hâle geldi/getirildi. Orta Doğu’nun bir diğer durağı da şu an yaklaşık 4 milyon vatandaşına “kucak açtığımız” Suriye. Modernizm ve post-modernizm bu olana bitene “tü kaka” dese de Suriye’de ölümün sonu gelmiyor, hatta daha düne kadar cihatçı-tekfirci ruh hastası sapıklar yüzünden kendi insanımız da sokaklarda, meydanlarda, düğün yerlerinde ölüp gittiler.

    Bahsettiğim normalleştirilme tam da bu. Tüm bu ölen insanlar kimin umurunda gerçekten? Survivor ve evlendirme programları karşısında saatlerini heba eden geleceksiz milyonların mı, bundan on yıl sonrasını öngöremeden gidip birilerinin görünmez kulu kölesi olup oy verenlerin mi, ikballeri uğruna kendilerini yetiştiren ülkenin kuyusunu kazanların mı, Battlefield ve Call of Duty oynayıp sanal insan öldürme rekoru kıran gençlerin mi yoksa işsizliğin kıskacı arasında kıvranıp, muhannete muhtaç olmamak adına bin bir güçlükle ekmeğini kazanmaya gayret eden milyonların mı? Tüm bu savaşlar, ölümler, kıyımlar, katliamlar bu saydıklarımın umurundaysa neden ciddiye alınabilecek bir tepki göstermiyorlar? Tarihi ve kültürel donanımım sizin için belki de yeterli gelmeyebilir ama ben bunun nedenini bildiğimi iddia ediyorum; yaşanan bu delilik hâli artık kitleler için normalleştirildiği için bu tepkisizlik. Avrupa’da kalabalığın üzerine kamyon sürülür, onlarca insan öldürülür, dünya ayaklanır ama Libya’da, Suriye’de her gün masum insanların kafalarına bombalar atılır, Türkiye’deki patlamalarda yüzlerce insan ölür ve genel bir sessizlik olur; çünkü bu coğrafyadaki insanlar, nedeni ve tarafları tam olarak bilinmeyen bir “savaş” hâlindedirler ve ölmeleri normaldir.

    Gidişata bakarsanız, ülkemizin bu olanlardan doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenmeyeceğini söylemek bana göre mümkün değil; müneccim değilim, sadece gerçekçiyim. Ha yok, tüm bu olanlara rağmen felâket tellallığı yaptığımı düşünüyorsanız benden daha güvenilir biri olan Hüsnü Mahalli’nin konuşmalarını ve kitaplarını incelemenizi öneririm.

    Alodar

    @Ouz, Ortaçağda insanlara işkence ederek öldürmek “normaldi”. Aynı şekilde, savaşıp başka ülkeleri fethetmek de normaldi. Bu maskülen bir egoydu, ve tamamen normal olan buydu. Şimdi yaşanan şeyleri kanıksadık, duyarsızlaştık evet. Ama bu “normalleştirilen” bir şey değil bence. Normalleşen bir şey olabilir, çünkü her taraf kendine göre haklı. Aklı başında insanlar, barış, huzur içinde, sömürü olmayan bir dünya istiyor, normalleştirilmeye çalışılan şey bu. Şu anın değerlerinde ülke fethetmek falan anormal şeyler, ama oluyor bunlar. Bunda sayısız faktör etken. Normalleştiği şey desen bir mantığı olabilirdi, ama şu anda aklı vicdanı yerinde olan kimse bunu normalleştirmiyor, eskiden ise zaten normalleştirilen, normal ve hatta gurur duyulması gereken şey bunlardı. Geleceğin ne olacağı belli olmaz. Tarihte her zaman kırılmalar, sapmalar ve iyileşmeler de olmuştur, beklenmeyen zamanlarda. Fallik bir yolda bu coğrafyaların yok olacağından “eminmiş gibi” konuşmak bence müneccimlik ya da felaket tellallığı kasmaktır.

    Ben de sana tarihin eski hatta çok eski dönemlerinde yüzlerce yılda, o günün nüfusuna oranla insanlığın ciddi bir yüzdesinin katledildiği savaşları araştırmanı öneririm. 2. Dünya savaşındaki, ya da bu günkü ölümler, nüfusa oranla o zamanlara göre devede kulak kalır.

    Ouz

    @Alodar, Bu konuda tam anlamıyla anlaşamayacağımız çok açık. Zaman ve yaşananlar, hangimizin haklı çıkacağını gösterecektir muhakkak. Dilerim, müneccimlik ve felâket tellallığı “kastığımla” kalırım ve umarım, felâketli olayları birkaç seneye kadar biz de yaşamayız.

  4. den4x says:

    en fazla normalleştirildiği zaman şimdi mi tam emin değilim de şu durumda şu zamanda bu kadar normalleştirilmesi gerçekten akıl alır gibi değil. orwell görse ben ne kadar safmışım 1984ü yazarken der. bu arada grubun böyle bir yönü olduğunu hiç bilmiyordum, biraz ilgilenirim neden savaşa takmışlar bu kadar.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.