# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
CAMEL – Moonmadness
| 03.04.2017

Sonsuzluğa uzanan albümler.

Oğuz Sel

Kimi zaman bir şeyler kaybedebileceğimi göze alarak samimi davranıyorum. “Davranıyorum.” dedim de aslında, davranıştan ziyade yapısal bir durum bu sanırım. Yani, şöyle bir olayda samimi davranayım, böyle bir olayda daha az samimi davranayım gibi bir hesap içinde olmuyorum. Buralarda yazıp durduklarımdan da anlamışsınızdır, öyle acayip havalı cümleler filan da kurmuyorum pek. Yazma konusunda biraz yeteneğim var, istesem galiba havalı cümleler yazabilirim ama az önce de dedim ya, samimi davranmaktan yanayım. Sanki acayip havalı ve bilmem kimin kitabındaki, bilmem hangi cümleden alıntılarla yazıyı süsleyince,yazdıklarımın samimiyeti kaybolacakmış gibi hissediyorum.

Tabii ara ara ansiklopedik bilgilere ihtiyacım olmuyor dersem de yalan söylemiş olurum.Bir yerlerde illâ ki denk geldiğim ve hafızama tam anlamıyla kazıyamadığım bilgiler oluyor, yazıları hazırlarken süsten ziyâde ek bilgi olsun diye onları tazelemem gerektiğinde Google’a soruyorum; sağ olsun genellikle kırmıyor beni ve yanıtlıyor birkaç milisaniye içerisinde. Sonrasını siz de biliyorsunuz, ortaya yazı çıkmış oluyor. Çoğu zaman aşırı dozda öznel, kimi zamansa daha bilgilendirmeye dayalı ve grubu ya da albümü doğrudan tanıtan cümleler yazıyorum.

Aşırı derecede bayık ve belki de “Bana ne ulan bütün bunlardan, sadede gel!” dedirtebilecek cümleler bütünüyle giriş yaptım ama ele alınacak grup Camel, albüm de “Moonmadness” olunca, bunları yazmazsam, çatlayıp ölme ihtimâlim vardı. Samimiyet üzerine o kadar şey yazıp çizdim az yukarıda, her zaman olduğu gibi bu yazdıklarım da sebepsiz değildi elbette. Gelin şimdi size itiraf gibi bir itirafta bulunayım. Haşin, gaddar, kazımasyoncu, en karanlık diyarlara aitsonsuz bahtsızlıktaki melodilerin aşığı olan bendeniz, yıllar önce, aile efradı yatıp uyuduktan sonra gariban Sony Ericsson K750i’me attığım “Moonmadness” albümünü gün ışıyana kadar döndürdüm aylarca. Gündüz saatlerinin o sert metalci çocuğu, hava kararıp herkes uykuya daldıktan sonra içindeki progresif rock tutkusunun peşinden gidiyordu. Sebebini tam olarak bilememekle birlikte, bu albüm sanki gece karanlığında, ortalığa sükûnet hâkim olduğunda ve yalnızlık hissiyatı doruk noktaya çıktığı anlarda daha anlamlı geliyordu bana. Dinlerken “Şurada amma teknik kullanmışlar,” ya da “Oha soloya bak!” demekten ziyade “Adamlar ne yapmışlar be!” cümleleri geçiyordu zihnimden daima. Yalnızlığın dipsiz derinliklerinde yuvarlanırken “Spirit of the Water”la hüzün yumağına dönüşürken, “Song Wtihin A Song”la “Tek bir şarkıda, bu kadar çeşitlilik nasıl olabilir?”lere kafa yoruyordum. Bir de o zamanlar anlam veremediğim bir olay daha vardı. O da, kayıtların, 1976 yılı olmasına karşın tertemiz oluşuydu. Nat King Cole ve Frank Sinatra şarkılarından biliyorum, eski yıllarda temiz kayıtlar da yapılabiliyordu ama yazdım ya işte, bu adamlar bir hayli ünlülerdi ve iyi prodüktörlerle çalışabilirlerdi ancak Camel nasıl olmuştu da tertemiz kaydettirebilmişti albümü…

Yazmam gereken bir durum daha var.Grupla tanışmamı sağlayan “Mirage” albümünün arkasından “Moonmadness”a başlamıştım. “Mirage” albümündeki “Earthrise” ve “Supertwister” şarkılarında, grubun enstrümantal işlerdeki beceri ve yaratıcılığına tanık olmuştum ancak “The Snow Goose”u deneyimlemediğim için “Moonmadness”taki enstrümantal ve bence fantastik şarkılara şaşakalmıştım;halbuki adamlar neler yapmış neler. Enstrümantal parçalar demişken, zaten grup öyle kurgulara sahip besteler yapmış ki, vokali bazı şarkılardan çekip alsanız bile kendini rahatlıkla dinlettirir bu şarkılar. Ama çekip almayın, vokalli halleri harikulâde. Yine “demişken”li bir cümle kurasım geldi; çekip almayın demişken, “Spirit of the Water”ın demo versiyonunda vokal yok. Spotify ve iTunes sürümlerinde bu demo mevcut ve dinlemesi çok keyifli gerçekten.

Bu satırlarda albümdeki bazı şarkıların, grup üyelerinin karakterini yansıttığından, aksak ritimlerdeki zil oyunlarının muhteşemliğinden, Doug Ferguson’ın gruptan, şöyle böyle olaylardan sonra ayrıldığından, albümün listelerde tırmandığı yerlerden filan uzun uzadıya bahsedebilirdim. Amma velâkin gerek yok; yapımın çıkışının üzerinden geçmiş 41 koca sene, adamlar öyle bir albüm yapmışlar ki, sadece bana yaşattıklarının minik bir kısmı, bir Word sayfası tuttu, daha nice detaya girip birkaç sayfa yaparım rahatlıkla yazıyı. Bir de düşünün “Moonmadness”ı dinleyen kaç milyon kişi neler yaşamış, neler hissetmişlerdir albümle ve albümle tanışacak olanlar neler yaşayıp hissedeceklerdir ileride.

Bunların yanında, albümle ilgili bir beyin fırtınam, bir de tavsiyem var. Beyin fırtınası kısmında, Camel’ın ülkemizdeki dönemdaşı sayılabilecek Moğollar’ın “30. Yıl” albümündeki “Toprak Ana” parçası ile “Lunar Sea” parçasını niyeyse birbirlerine benzetiyorum kurgu ve işleniş olarak; hatta son kısımlardaki çıldırma sekansları bile bence hayli örtüşüyor. Esinlenme değildir muhtemelen ama isteseler bu kalibrede eserler üretebilir bizim Moğollar, keşke diyorum, günün birinde böylesine fantastik işlere dönseler. Neyse. Gelelim tavsiye kısmına. Boş verin arkadaşlar, sevdiğiniz müziği (“Spirit of the Water” ve bunun gibi nicesini), sevdiğinizi ve ilânihaye seveceğinizi düşündüğünüz kişilerle paylaşmayıverin. Bırakın o şarkılar, sizin zihninizde ilk halleriyle kalsın, en değerliniz olmayı sürdürsün.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.98/10, Toplam oy: 58)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1976
Şirket
Gama/Decca
Kadro
Andrew Latimer: Gitar, flüt, vokal
Peter Bardens: Klavye, piyano, vokal
Doug Ferguson: Bas, vokal
Andy Ward: Davul, perküsyon
Şarkılar
1. Aristillus
2. Song Within a Song
3. Chord Change
4. Spirit of the Water
5. Another Night
6. Air Born
7. Lunar Sea
  Yorum alanı

“CAMEL – Moonmadness” yazısına 12 yorum var

  1. Thingol says:

    Bugün beni mutlu edebilecek en güzel şeylerden biriydi bu albümün yazısını görmek.diğer camel albümlerinden ziyade bu daha özeldir benim için.spirit of the water falan öyle her gün kaldırabileceğimiz şarkılar değil.albüm kapağını da ne zaman görsem ağlayasım geliyor lan salak mıyım neyim.
    Yazara da mutlaka teşekkürler

  2. Fixxer says:

    Kesinlikle her şarkısı her albümü müthiş olan bir grup. Yazı çok güzel olmuş ellerine sağlık, benim düşüncelerimi yansıttığı kesin.

  3. Enes says:

    Bu albüm bana camel ve beraberinde koskoca progressive rock kapılarını açan albüm olmuştu. İlk dinlediğim zaman ki hüznü ve melankoliyi hala unutamam. Kesinlikle bir başyapıt.

  4. Küçük Zenci says:

    Death Metalci bir arkadaşım bu grubun acayip hastasıydı. Yine kritiği yazan adam da önceki kritiklerden anladığım kadarıyla bir Blackci. Heavy, Hard, klasik camiasına girmiyorum onlar zaten çok seviyor. Sanırım her türden dinleyicinin ortak paydası bu grup.

    Ben mi? Ben çok büyük bir progresif kıtıyım.

  5. gXnn says:

    türkiye dışında seveni olmayan grup. bir zamanların sigara piyasasına darbe vuran markanın bu grubun tanınırlığında büyük olduğu kadar saçma bir katkısı vardır. dinleyene saygı duyarım ama bence aşırı abartılıyorlar.

    hysteresis

    @gXnn, Bu kanıya nerden vardın bilmiyorum ama yıllardır İngilizce müzik sitelerini okuyan, tarihini araştıran birisi olarak bu görüşe katılmam imkansız. Camel ve Andrew Latimer’ı Google’a bile yazsan prog rock için haklarında yazılmış tonla objektif pozitif yorum bulmak mümkün. En iyi prog rock albümleri listelerine de muhakkak en az bir Camel albümü girer. Metal sahnesinden örnek verirsek, Mikael Akerfeldt’in ve Steven Wilson’ın Camel’ı çok sevdiklerini ve her fırsatta övdüklerini biliyoruz. Zaten Türkiye dışında seveni olmasa muhtemelen Bodrum’a falan yerleşip sürekli burada konser verirler veya 30 yılı aşkın süredir aynı ad altında müzik yapmaya devam etmezlerdi.

    gXnn

    @hysteresis, haddini aşan bir yorum olmuş aslında haklısın. Söylemeye çalıştığım şey yaptıkları müziğin hakkını bizden fazla veren başka bir ülke yok gibiydi aslında. bu durum da ezgisel olarak bizim kulağımıza daha yakın bir müzik yaptıkları için olabilir. Akerfeldtin Wilsonin Camel’i her fırsatta övmesi, uluslararası alanda bizdeki kadar ilgi görmedikleri gerçeğini değiştirmez. haksız olduğumu düşünebilirsin.senin görüşüne de saygı duyuyorum.

    Joneleth

    @gXnn, Pink Floyd varken, Camel’in aşırı abartıldığı söylemine fersah fersah katılmıyorum.

    Yalnız progarchives’ı takip ederken, Camel’in ikinci sınıf bir grup olduğunu söyleyen bir sürü prog gurusu vardı. İkinci sınıf derken, yani Genesis, Pink Floyd, Yes, ELP, King Crimson falan daha üst bir standartta, Camel’ın ise güzel bir grup ama daha alt bir klasmanda olduğunu söyleyen bir sürün insan vardı.

    Dediğine paralel olarak bunu söyleyebilirim belki, bizdeki prog rock veteranlarının çoğu Camel’i birinci sınıf bir grup olarak görüyorlar diye biliyorum.

    Thingol

    @Joneleth, ben de her prog rock yorumunda pink floydun abartıldığının söylenmesinden bıktım arkadaş.bence pf>yukarıda saydığın gruplar.buna genesis de dahil,ün anlamında falan söylemiyorum kaliteden bahsediyorum.

    deadhouse

    @Thingol, Pink Floyd’u çok severim. Ama bana göre ilk 5′e girmez. Sana göre de en iyisi. Yani gördüğün gibi kişisel bir şey bu. Demem o ki böyle konularda “nasıl böyle düşünebilirsin”i bırakmamız lazım diye düşünüyorum.

    Thingol

    @deadhouse, evet haklısın,sonuçta herkesin zevki kendine ve müzik de çok kişisel bir mecra.ama benim anlatmak istediğim pink floyd,judas priest,iron maiden ya da camel gibi kendi türlerine damgasını vurmuş grupların birileri tarafından hep overrated olarak görülmesi.

  6. Berca B. says:

    Cidden Camel’ın yaptığı kötü bir şey hiç oldu mu acaba? Sahiden bilen biri varsa söylesin. Moonmadness da çok acayip bir iş ama mesela Snow Goose bana göre tarihin en iyi albümü. Çoğu Camel muhabbetinde pek çok albümden sonra sıranın Snow Goose’a gelmesi de bana çok ilginç gelir.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.