# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
EMPYRIUM – 2-3 Eylül 2016, Zorlu Center PSM, İstanbul
| 11.09.2016

Tüm detaylarıyla EMPYRIUM’un Türkiye serüveni ve konserin tamamı.

Oytun Bektaş

1999 yılının sonlarıydı… Yaşadığım ilçenin soğuğu ve yağmuru birçok kimse için çekilmez bir durumken, benim için -belki mevcut ergenlik ya da doğayla olan ilişkimin kuvvetli oluşu sebebiyle- oldukça ilham vericiydi. Bunu kendimce insan ilkelliğinin doğaya duyduğu ihtiyaçtan yola çıkarak tanımlıyor ve hissediyorum. İnsan bazen deniz ya da ağaçla iletişim kurabilir.

Ağırlıklı olarak thrash ve black metal dinlediğim o zaman diliminde Empyrium’un ilk kasedine ulaşmıştım. Hiçbir zaman değişmeyecek bir numaralı albümüm olan “A Wintersunset…“! Black/doom eksenli, ihtiyaç duyuran melodileri ve ağır melankolik havası…

2013 yılıydı. Empyrium büyük ayrılık sürecini bitirmiş ve sahalara geri dönmüştü. Bu durum artık benim bir adım atmamı gerektiriyordu. Uzun süren yazışmalar… 2015 yılının sonlarına doğru Markus’la yaptığım görüşme zafer niteliğindeydi. Evet geleceklerdi ve 28 Mart’ta duyuru yapılmıştı; hem de 2 gün üst üste, İstanbul!

Organizasyondan arkadaşımla havaalanındaydık. Ve karşımızdalar… Bizi alacak 2 arabadan biri, trafikten dolayı geç kalmıştı. Arkadaşımla grubu ikiye ayırıp, otele doğru benim ekiple önden yola çıktık. Benim ekip diye böbürlenmiş gibi görünebilirim ama kadro gayet iyiydi hani. Markus, Thomas, Jochen, Tobias ve Aline. Yol boyu sohbet keyifli ama trafikten az da olsa bunalmışlardı. Aklıma Rock FM’i açmak geldi, belki başka bir hava katar niyetiyle. Açılır açılmaz Rammstein – “Los”. Gerisini siz tahayyül edin.

Otele yerleşir yerleşmez “Oytun akşam nerede içiyoruz?” sorusu geldi hemen. Adres belliydi: Bar Rasputin! Hafta içi olma sebebi ile Taksim boş ve ideal haldeydi. Karışık ve vejetaryen pideler yendikten sonra Rasputin’in yolunu tuttuk. Langırtta iyi olduğunu söyleyen Thomas yanına Aline’i alıp ilk maçta bizi bir sayıyla devirmiş, hızını alamayıp 2. maçta Markus’la aynı tarifeyi uygulayacağını sanıp 10’a 2 yenmemize sebep olmuştu. 3. maç ise karma ekip oluşturup bizden bir arkadaş Thomas ile ben ise Aline ile eşleştim. Sanırım cevher bende ki, bu maçı da kazandık.

Prophecy’nin yaratıcısı Martin mekânda olduğumuzu duyurabileceğimizi söyledikten sonra, yaklaşık 30 kişilik İran ve Irak tayfası yılların açlığını fotoğraf ve imzalarla gidermişti. Gecenin ortalarında hep bir ağızdan söylenen Ghost – “He is” ise günün özetiydi!

2 Eylül günü grup soundcheck saatini erkene çekmişti. İlk kez çalacakları sahneyi hem erken görmek hem de meraklarını gidermek istiyorlardı. Soundcheck, standartların altında kısa sürdü. Mevcut sistem ve ihtiyaçların hızlı karşılanması buna sebepti. Burada ses teknisyenlerinin kariyerinde Sodom, Kreator, Haggard, vb. gruplarla çalışmış olması da işlerin toparlanması adına büyük sebep.

Kuliste yemekler yenmiş, bir şeyler içilmiş, artık herkesin heyecanı gitgide artmıştı. Markus kişisel olarak hiçbir şeyden heyecan duymadığını ama sahnedeyken hata yapmaktan her daim çok korktuğundan bahsetti o an. Kapı açılışı yapıldı, drama sahnesi seyircileri artık Empyrium’u bekliyordu. Ve rüzgâr ve Mourners… Empyrium şarkı seçimlerini ağırlıklı olarak ilk albümlere dayalı yapmıştı. Anlaşılan o ki seyirci bu durumdan gayet memnundu. Daha önce hiçbir konserde çalmadıkları Ensemble of Silence geceye damga vurur nitelikteydi. Thomas ve Aline’in piyano ve keman eşliğinde Fossegrim düeti, Many Moons Ago’daki bir çeşit pagan etkisi gecenin zirvesiydi.

Konser bitiminde sahneye çıkanlar, gözyaşı dökenler… Mutluluk tarifsizdi. Grubun en sakin adamı Jochen dahi gülücük saçıyordu etrafa. Selamlar verildi ve büyülü gecelerin ilki sona ermişti. Kuliste inanılmaz bir mutluluk havası vardı, sahnedeki küçük hatalar konuşuluyor (Mourners’ın opera vokaline erken giren Thomas durumun farkında espriler patlatıyordu). Şimdiye dek bir elin parmak sayısını geçmemiş konser sayısına sahip Empyrium, hâlinden memnundu!

3 Eylül günü biraz daha geç buluştuk. Türk kahvesinin tadına bakıldıktan sonra güzergah yine Zorlu’ydu. TRT Müzik’le yapılan röportaj sonrası grup çok kısa bir soundcheck almıştı. Bu arada TRT röportajında Markus’a hangi müzik tarzı gruplardan daha çok etkilendiği sorulduğunda, kendisi büyük bir gururla Norveç black metali diyor ve Burzum ile Dead Can Dance’in gruba olan etkilerinden bahsediyordu. Bir yandan meet & greet için hazırlıklar sürüyordu ve merchandise standına da ilgi büyüktü. İmza için elbet sıra çok, katılım yüksek seviyedeydi. En önemlisi sınırlı sayıda el basımı olan Empyrium demoları imzalatıldı. Sanırım bu denli bir kalabalık olasılığını akıllarına getirmemişlerdi.

Evet tekrar zaman daralmış, kapılar açılmış, Cuma gününe göre daha sert bir kitle salona giriş yapmaktaydı. Konser vakti! Çalınan ilk parçadan itibaren şarkılara hakimiyet had safhada ve ortamdaki mistik hava Empyrium’un daha hızlı koşmasını ve hikâyelerini daha bir keyifle vermesini sağlıyordu. 2 gün içerisindeki tek handikap, neredeyse her şarkı başında tuhaf çığlık atan ve grubun üyelerinin ismini haykıran kişiydi. Buna hiç gerek olduğunu düşünmüyorum, atmosferi kısa da olsa bozar nitelikteydi; keza Thomas da aynısını düşünüyor. :)

Evet, vakit son parçayı işaret ediyor ve Markus fısıldıyordu Thomas’ın notalarına: “Still, still war die Nacht…” Ortada çok büyük bir gurur ve kazanılmışlık vardı. Nitelikli müzik, alçakgönüllü insanlar tarafından bizlere sunulmuş ve gece noktalanmıştı.

Kuliste içilen içkiler ve akabinde otel bahçesinde devam eden gece… Elden ele laptop dönüyor ve herkes dilediği parçayı açıyordu. Immortal, Iron Maiden, Queen, Satyricon, Rage Against The Machine, In Flames, AC/DC ve daha fazlası. 10 küsür yıllık bir İskoç içkisi getiren Thomas herkesi başarılı şekilde içiriyordu, Tobias babacan şekilde bize öğütler veriyor, Markus ise “Bence en iyi Burzum albümü “det som en gang var”" diyordu. Sabahın 4’ünde yanlarından ayrıldık çünkü bizi çok daha keyifli bir gün bekliyordu.

Ertesi gün saat 11:30’da buluştuk. Sırasıyla İstiklal, Galata, Karaköy, Eminönü… Alınan kiloluk kahveler ve kahve takımları. Grup çok eğleniyor, espriler gırla uçuyordu. Sokak müzisyenlerine oldukça ilgiliydiler. Bağlama çalan bir adama Thomas’ın yorumu epey ilginçti. “Opera folk bu.”

Kokoreç yiyen ve saatlerce lezzetinden bahseden Markus, ailesine bir yandan ufak hediyeler alma peşindeydi. Belli ki bazıları alışveriş seviyor bazılarıysa hiç sevmiyor. Mesela Jochen ve Thomas.

Gülhane’de tuvalet kuyruğunda telefonuna bakanlar için bir süre epey geyik çevrildi. Daha sonrasında Sultanahmet’e çıkıldı. Yolda Martin’e eziyet çektiren Maraş dondurmacısı ve Thomas ile Markus’un başarısız olduğu topla sigara paketi devirme olayı herkesi çok daha keyiflendirdi. Sanatçı/hayran ilişkisinden ziyade, biz de kendimizi onlar gibi turist modeline sokmuş spontan bir şekilde salınıyorduk. Daha fazla vakitlerinin olmasını istediklerini her fırsatta belirtiyorlardı, bu bir İstanbul sihrinden çok, yakaladığımız dostluk sinerjisiydi.

Sirkeci’deyiz, vapur kuyruğu. Aline iyi bir yer kapalım telaşında. Akşamın en güzel vakti, belki de Markus’a ilham verecek birçok şey sahnedeydi. Kızıl bir gökyüzü, ekmeğe koşan martılar, mis gibi esen rüzgâr. Uyarıyordum ekibi, “birazdan göreceğiniz bina, bizim için belki de dünyanın en güzel inşası”: Haydarpaşa’dan bahsediyordum. Etkilenmişlerdi, çok belliydi. Sıcak çaylarımızın sonunu getirirken yanaştığımızı fark ettik. Kadıköy iskelede, Türkiye metalcisi için Kadıköy’ün öneminden bahsediyorduk gruba. Daha sonra sırasıyla Hammer Müzik ve günün yorgunluğunu attığımız yemek salonu.

Herkes bitap haldeydi, ama espriler kaldığı yerden devam ediyordu. Sabah çok erken vakitte uçaklarının oluşu gecenin devamını getirmedi ve geri dönüş kararı aldık. Boğa’da fotoğraf çektirmeden olmaz ve akabinde Söğütlüçeşme.

Anlayacağınız kapanış epey melankolik oldu diyebilirim, çünkü metrobüsteydik! O kalabalıkta birbirimize yürekten sarılıp, kendilerine otele kadar eşlik edecek dostlarımıza grubu “emanet” ettik ve ayrıldık.

Empyrium an itibariyle alanındaki tek grup! Popülerliğin ve öne çıkmanın zerresini taşımayan bir kültüre sahip olduklarını bize fiziki olarak da kanıtlamış oldular. Tüm bunlar nezdinde mutluluk ve yaşadıklarımızı hâlen heyecanla sizlerle paylaşabiliyor olmak da benim için büyük bir heyecan.

Emek veren ve değerini bilen herkese teşekkürler.

Hail Empyrium!

Yazının sonunda sizlere bir güzellik daha yapıyoruz ve Empyrium Türkiye Photo Crew ekibinin çekmiş olduğu konser videolarını sizinle paylaşıyoruz.

Mourners parçası ayakta çekilmiş olup, “Dead Winter Ways” parçasının intro kısmında kullanılan sample sebebiyle YouTube üzerinden telife takıldığı için kesilmiştir. Her şeye rağmen keyif alarak o anları tekrar zihninizde canlandırabileceğiniz konseri size sunmaktan dolayı çok mutluyuz…

Keyifli seyirler dileriz.

-Mourners
-The Franconian Woods in Winter’s Silence
-The Days Before The Fall
-The Mill
-Where at Night the Wood Grouse Plays
-Heimwärts
-Lover’s Grief
-Dead Winter Ways(half)
-Der Weiher
-With the Current Into Grey
-The Ensemble of Silence
-A Gentle Grieving Farewell Kiss
-Many Moons Ago
-Das blau-kristallne Kämmerlein

Empyrium
Empyrium Türkiye

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“EMPYRIUM – 2-3 Eylül 2016, Zorlu Center PSM, İstanbul” yazısına 4 yorum var

  1. Ş. Yıldırım says:

    Rammstein’ın kebapçıya gitmesi tatlılığında manzaralarla birlikte çok hoş bir ortam olmuş cidden. Yazı için teşekkürler!

    Belus

    @Ş. Yıldırım, Teşekkürler.

  2. Ouz says:

    Konserleri pek takip edebilen ya da konser kültürü olan bir adam değilim. Hele sanatçılarla tanışıp onlarla zaman geçirme meselesi bana çok garip geliyor. Yazıyı keyifle okudum ve olana bitene acayip imrendim. Böyle güzel anları yaşayabildiğiniz için kendinizi şanslı hissetmelisiniz. :)

    Belus

    @Ouz, Teşekkürler.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.