# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
THEORY IN PRACTICE
30.05.2014

“Kendi çaldığımız müziğin içinde kaybolmayı başarınca, doğru yolda olduğumuzu anlamıştık.”

Merhaba arkadaşlar. Bu röportaj, Pasifagresif adına yapmış olmaktan en çok mutluluk duyduğumuz röportajlardan biri. Bu röportaj, bu sitede yazan ve bu siteyi okuyan, sayıları çok fazla olmasa da bir kısım insan için çok ama çok önemli bir grubun, bir müziğin yaratıcısıyla yapılan, gerçekten de yapmış olmaktan dolayı gurur duyduğumuz bir röportaj.

Peter Lake adı pek çokları için bir şey çağrıştırmasa da, THEORY IN PRACTICE dehasını bilen insanlar için çok önemli, çok büyük, eşi benzeri olmayan şeyler ifade ediyor. Röportajı yapan kişi olarak (Ahmet), Chuck Schuldiner’la birlikte müzik konusundaki algımı değiştiren Peter Lake’le röportaj yapma fırsatını yakalamış olmak, benim için çok büyük önem taşıyordu, hatta kişisel bir hedefti adeta. Peter Lake metal dünyası içinden en çok röportaj yapmak istediğim kişiydi ve nihayet oldu.

Bırakın Türkiye’yi, dünyada bile kendisinden neredeyse haber alınamayan Lake ile, THEORY IN PRACTICE’in durumunu, müzisyenin THEORY IN PRACTICE sonrasında ve şu sıralarda neler yaptığını konuştuk. Peter ayrıca daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bazı kişisel fotoğraflarını da bizimle paylaştı, bunun için de ona çok teşekkür ediyoruz.

Pasifagresif olarak, dünya metal basınının bile hiçbir ilgi göstermediği efsane grup THEORY IN PRACTICE’i ve grubun beyni Peter Lake’i sizlere sunmaktan dolayı onur duyuyoruz.

Selam Peter, röportaj teklifimizi kabul ettiğin için çok teşekkürler. Kendi adıma konuşmam gerekirse, gitar konusundaki en büyük ilham kaynağım sensin. Hayatımdaki en önemli birkaç gruptan biri olan THEORY IN PRACTICE’e dair her şeyi ne kadar çok sevdiğimi sana anlatamam. Umarım soru miktarından dolayı sıkılmazsın, soru sayısı konusunda kendimi olabildiğince dizginlemeye çalıştım. Aslında gitar ve beste becerilerin konusunda sana yüzlerce soru sorabilirim, ama kendimi tuttum. :)

Son zamanlarda neler yaptığından konuşarak başlayalım. Metal namına yaptığını bildiğimiz son şey, MEKONG DELTA’nın “Lurking Fear”ında çalmış olman. O zamandan beri ne yapıyorsun?

Hmm… Metal adına pek bir şey yaptığım söylenemez. “Lurking Fear”ın ardından metal müziğe, özellikle de teknik metale dair ilgimin bir kısmını kaybettim. Bunu daha önce de söyledim, bir kez daha söyleyeyim; böyle şeyleri çalabilmek için aşırı derecede çalışmanız ve prova yapmanız gerekiyor ve sonuçta da dinleyicilerden gelen tepki bunun karşılığı olmayınca, bir değişimin kaçınılmaz olduğu ortadaydı. O zaman ben de yaşadığım yerdeki birkaç arkadaşla Southern rock tarzı bir grup kurdum ve birkaç demo şarkı kaydedip bunları iTunes ve Spotify’a koyduk. Grubun adı SOUTHERN COLLIDER’dı. Ardından, birtakım sebeplerle bu projeyi rafa kaldırdık. O noktadan itibaren çok farklı tarzlarda müzikler keşfetmeye başladım, tekno-dans müzikten ekstrem metale kadar her şeyle ilgilendim diyebilirim ve sonra, nedense bir anda thrash metalin köklerine dönmeyi istedim. EXODUS, SLAYER gibi grupları hep çok sevmişimdir. Geleneksel Bay Area tarzında 7-8 şarkı yazdım ve FINAL MANTRA adı altında, yine yaşadığım bölgedeki birkaç arkadaşla onları kaydettik. O şarkılar hiçbir zaman yayınlanmadılar ve şu anda onları yayınlamak gibi bir niyetim de yok. Genel olarak, THEORY IN PRACTICE günleriyle kıyaslarsak, müzik zamanımın çok daha az bir kısmını işgal eder oldu ve bu arada eski tip büyük ve güçlü Amerikan arabaları ve off-road arabalar gibi hâlâ da devam eden başka hobiler edindim.

THEORY IN PRACTICE bugüne dek dinlediğim en şok edici, en inanılmaz grup. Her şeyiyle bir deha ürünü. Erişilemez, nefes kesici. Hatta benim için “müzikten daha fazlası” bile diyebilirim. Bunların ışığında sıradaki sorumu soruyorum: İleride yeni bir THEORY IN PRACTICE albümünün çıkma ihtimali var mı?

Yeni bir THEORY IN PRACTICE albümünün çıkma ihtimali çok düşük, çünkü artık başka kafada bir insanım… AMA! Dördüncü albümümüzde olması için yazdığım 3 adet şarkı var ve bunları kaydedip yayınlayabilirim. Ayrıca kasada THEORY IN PRACTICE döneminden kalan ve daha birkaç THEORY IN PRACTICE albümü yapmama yetecek yüzlerce rif var.

2002′deki bir röportajda şöyle demiştin: “Eğer müzikten para kazanmak istiyorsanız teknik metal yapmayın, TÜM zamanınızı, enerjinizi, akıl sağlığınızı harcar, tüm arkadaşlarınız ortadan kaybolur ve kız arkadaşınız sizi terk eder ve bu sırada da bir kuruş dahi kazanamazsınız!!! Ama kendinize zarar vermekten hoşlanıyorsanız, gelin ve deliliğin müziğinde bana katılın.” Bu yoruma şimdi baktığında, teknik metal çalmayı bıraktığından bu yana tüm bu şeyleri geri kazanabildin mi?

Şöyle diyeyim. THEORY IN PRACTICE’in ardından genel olarak müzikten bıkmıştım, gitarıma her baktığımda canım sıkılıyordu. Karmaşık şarkılar yazmak ve provalarda becerilerimi kusursuzlaştırmak adına çok fazla zaman ve enerji harcıyordum. Bu süreçte normal bir hayat için kendime sağlamam gereken diğer her şey geri kalıyordu. Bir arabam dahi yoktu, kız arkadaşım beni maddi olarak destekliyor, eve dair tüm harcamaları o yapıyor, faturaları o ödüyordu. Günün birinde canıma tak etti ve birkaç biranın ardından, o sıralarda kuaför olan annemi aradım ve gelip saçlarımı kesmesini istedim… Elbette ki 15 dakikada yanımdaydı ve bu talebimi gerçekleştirmek için de can atıyordu. Ardından, yaşadığım yerdeki sanat okulunda teknisyen olarak işe girdim ve kendi paramı kazanmaya başladım. Bugün bir halk eğitim programında organizasyon geliştirme koordinatörü olarak çalışıyorum. Bir normal, bir de yazlık evim var, yepyeni bir arabam var ve hobi olarak topladığım birkaç da Amerikan arabam var. Açıkçası, metal gruplarında çalan insanların İsveçli bir işçi kadar para kazanıyor olduklarından şüpheliyim. (Not: Aşağıdaki fotoğraf Peter’ın kişisel albümünden, röportaj için bizimle paylaştı.)

Benim için THEORY IN PRACTICE adeta kıyametin müziğini yapıyordu ve bu konuda benzersizdi. O albümleri yazarken aklından geçen neydi? Şarkılarda anlatılan konuları adeta sinematik bir şekilde notalara dökmeyi nasıl başardın? “The Armageddon Theories” ve “Colonizing the Sun”ı ilk dinleyişimde, “Tamam, her şey bitti, sonumuz geldi, evren şu anda yok oluyor” diye düşünmüştüm ahah.

THEORY IN PRACTICE’i kurduğumda, Mattias ve Henrik ile tek bir hedefimiz vardı ve o da yapabileceğimiz en ekstrem, en teknik metali yapmaktı. Provada kendimizi kaydeder ve sonra oturur dinlerdik. Dinlerken genelde birbirimize bakıp “o da neydi öyle, biz neler çalmışız?” diye düşünüp şaşırırdık… Kendi çaldığımız müziğin içinde kaybolmayı başarınca, doğru yolda olduğumuzu anlamıştık.

“Colonizing the Sun” belki de hayatta en sevdiğim albüm. En ufak notasına kadar her şeyini biliyorum, tüm sözlerini, tüm detaylarını. 2002 yılında Stokholm’de sırf o albümü bulmak için 3 gün müzik dükkanlarını gezip sonunda bulmuştum. Çok uzun zaman olduğunu biliyorum, ama o albümden biraz bahsedersen çok mutlu olurum. Albümü yazmadan önce kafanda ne vardı ve yazım süreci nasıl ilerledi? Bugüne dek duyduğum en eşsiz müzik olduğu için soruyorum bunu.

“Colonizing the Sun” albümü için daha geleneksel yapıları olan şarkılar olmasını planlamıştım, “The Armageddon Theories”deki gibi 20 dakika boyunca hiç tekrar etmeden çalınan bir rifler geçidi olmasını istemiyordum. Evet, “The Armageddon Theories” çok teknik bir albüm ve zaten amaç da buydu, ancak “Colonizing the Sun”da daha iyi şarkılar olduğunu düşünüyorum. Yazım süreci önceki iki albümden farklı değildi. Rifleri evde yazar, bazılarını kaydeder ve birbirlerine uymalarını umarak onları provaya taşırdım. Bazı şarkılar vokalsiz olarak düşünülmüşlerdi, mesela Dehumanized ve Colonizing the Sun’ı bilgisayarıma kaydetmiş ve anlaması daha kolay olsun diye program davullar yazmıştım. (Dehumanized’ın verse kısmındaki davulları bir davulcuya nasıl anlatabilirsin ki?)

Henrik SCAR SYMMETRY’de melodik death metal çalıyor, sen ise TUMBLEWEED OVERDRIVE, SOUTHERN COLLIDER ve MONUMENT SEVEN ile o kadar da ekstrem olmayan şeyler yaptın, yapıyorsun. Teknik metal seni cidden o kadar sıktı mı? Gelecekte senden daha karmaşık, daha çılgın şeyler duyabilecek miyiz?

Bugünlerde iyi bir şarkı yazan, özellikle de hit bir şarkı yazabilen birini, aşırı teknik bir metal şarkısı yazan birinden çok daha etkileyici buluyorum. Hit şarkı yazmak, süper teknik bir metal şarkısı yazmaktan çok daha zordur, nokta. Zamanında, prova odasında oturup basit akor bileşenleri kullanan gruplarla dalga geçtiğimizi hatırlıyorum… Bugün bunu yapmıyorum. Ancak şarkıyı ilginç kılmak için araya biraz karmaşık armoniler katmayı ve böylece şarkının son kullanma tarihini uzatmayı seviyorum. Şimdi teknik olsun ya da olmasın, çalarken eğlendiğim şarkılar yazıyorum. İyi bir şarkı iyi bir şarkıdır. Ben tam böyle düşünürken, “daha az”ın aslında “daha çok” olduğuna inanan Matthew Brink Florida’dan çıkageldi ve TUMBLEWEED OVERDRIVE ortaya çıktı.

(Not: Aşağıdaki gitar “Colonizing the Sun” albümünün kaydında kullanılan gitar. Peter bu fotoğrafı bize özel olarak paylaştı.)

1986′dan beri gitar çalıyorsun ve net şekilde bir virtüözsün. Gençliğinde, Al DiMeola, John McLaughlin ve Yngwie’nin seni etkilediğini biliyorum. Ama konu solo olduğunda bu müzisyenlerin daha sıcak bir tarzları var. Yngwie’nin neo-klasik yaklaşımından beslendiğin, DiMeola ve McLaughlin’in cazımsı havasını yansıttığın belli, ancak THEORY IN PRACTICE’teki soloların bundan çok daha fazlası. Gitar çalmayı kendi başına öğrendiğini de düşünürsek, kulağa aynı anda hem çok güzel, hem de çok şeytani gelen ve adeta sinematik bir tarafları olan bu alışılmışın dışındaki tuhaf, katmanlı soloları ve melodileri yazmada nasıl böyle ustalaştın?

Evet, gitara 16 yaşında başladım, ondan önce de bir gitarım vardı ama öylece duvarda asılı duruyordu. O yaştan itibaren kendimi gitara adadım ve çok sert bir pratik düzeni benimsedim, saatlerce durmaksızın çalıştım. Öncelikle sevdiğim şarkıları kulaktan çıkarıp çalmayı öğrenerek başladım ve ardından da bilmediğim şeyleri kendi kendime öğrenmeye başladım. Vibrato konusunda doğuştan bir yeteneğim vardı. Ayrıca tuşem de kendiliğinden çok iyiydi, bunun da baya faydası oldu. Solo konusunda, bazen bir solonun girişini ve sonunu yazarım ve arasındaki kısmı da kayıt sırasında doğaçlama atarım ve üstüne çaldığım ritim kısmı da alışılmadık türde bir şeyse, o hissi devam ettirmeye çalışırım ve o bahsettiğin sololar ortaya çıkar.

Önceki soruyla alâkalı olarak, günümüzde duyup da hoşuna giden yeni gitaristler var mı?

Hayır, eskideki kahramanlarımı seviyorum… Onların zamanında yaptıkları şeyleri.

Şu anki grubun TUMBLEWEED OVERDRIVE Amerikan hissine sahip bir modern heavy metal/hard rock çalıyor. Güzel olansa, yayınladığınız şarkılardan biri olan “Blind”daki soloyu duyar duymaz senin çaldığını anlamış olmam. İlk duyduğumda, bunca yıl sonra yeni bir Peter Lake solosu duymuş olmanın sevinciyle 30 kez falan dinlemiştim. TUMBLEWEED OVERDRIVE ile ilgili neler söylemek istersin? Kardeşin Patrick davulları, eski gruplarından biri olan SORCERY’nin basçısı Magnus da basları çalıyor. TUMBLEWEED OVERDRIVE’ın olayı nedir?

TUMBLEWEED OVERDRIVE ben, kardeşim ve Matthew Brink’in bir projesi olarak başladı. Bir araya gelip eğlencesine şarkılar çalmak istedik. Başta distortion’ı az, daha pop bir tınısı olan bir müzik yapmak istemiştik ve İsveççe şarkı sözleri olacaktı. Ancak bu fikirden hemen caydık. O sıralarda, hepimizin nefret ettiği tarzda kirli, kulak tırmalayan, tizleri azaltılmış bir distortion istiyordum. Biraz deneme ve araştırmanın ardından, istediğimiz tonu çıkarmak için pedallara yönelmemiz gerektiğini anladık. Big Muff Pi’ın istediğimiz tınıya yakın olduğunu düşündük ve pek çok farklı model denememizin ardından, 1978 yapımı bir V4′te karar kıldık. Fuzz pedalı, tahmin edersin ki hızlı ve teknik çalım için en iyi araç değildir, o yüzden de her şeyin basit ve doğrudan olmasını istedik ve o şekilde istediğimize ulaştık. Bas gitarist Magnus Karlsson/Mard, sağdan soldan bu tür çalışmalar yaptığımızı duyunca bizi aradı. Bir demo kaydettik ve gazeteye bir vokalist ilanı verdik ve Magnus Thurin bizimle iletişime geçip bize bazı kayıtlarını yolladı; aradığımız kişiyi bulmuştuk.

MONUMENT SEVEN’da da kardeşinle birlikte çalıyordun. O grup ne oldu?

M7, 2008 civarındaki bir projeydi. Birkaç şarkı kaydettik, ancak Magnus Ekwall ile çok uzak yerlerde yaşıyor olduğumuzdan devam ettiremedik. Leif Edling’in işlerini hep sevmişimdir ve o ayarda bir şeyler yapmanın hoş olacağını düşünmüştüm. O proje ona bir saygı duruşu niteliğindeydi diyebiliriz. M7 için yazdığım şarkıları çok seviyorum ve yazdığım en iyi şarkılardan bazılarının onlar olduğunu düşünüyorum.

Peki ya iki kişilik teknik black metal projesi MUTANT’ı kurma sebebin neydi? THEORY IN PRACTICE ile teknik death metal çalıyordun, ayrıca black metalden de mi hoşlanıyordun da yine aşırı teknik müzik yapan MUTANT’ı kurdun?

Melodileri severim ve black metal melodi konusunda çok zengin bir tür. Bazıları bunu anlamakta zorluk çekebilir, ancak ben black metali hep böyle görmüşümdür. MUTANT’ı kurma sebebim, o dönemdeki bazı black metal gruplarının çok başarılı olmasıydı. Çok basit şarkıların popüler olabildiğini görüp şaşırmış ve Henrik ile bu harekete dâhil olmaya karar vermiştik. Çok kolay olacağını düşünmüştük, ancak yanıldığımızı hemen anladık.

MEKONG DELTA da gençliğinde sana çok şey katmış bir grup ve sonradan bir albümlerinde de yer aldığından az önce bahsetmiştik. Birbirinizi tanıyor muydunuz, gruba katılma teklifi kimden geldi? Eğlenceli bir süreç miydi? O albümün ardından neden gruptan ayrıldın?

Dediğin gibi, 80′lerin sonu ve 90′ların başlarında MEKONG DELTA benim için dev bir ilham kaynağıydı. Olabilecek en üstün müzik olduğunu düşünüyordum. Duyduğum diğer her şeyden çok farklıydı. Ralf Hubert, saf bir müzikal dehaydı, şimdi de öyle; onunla birlikte çalışınca bunu daha iyi anladım. Bir bakış açısı var ve ona bağlı kalıyor. MEKONG DELTA hayran sayfasını idare eden Devoraz aracılığıyla onlarla iletişime geçtim. Yakınlarda albüm çıkarıp çıkarmayacaklarını sordum. Devoraz da bana Ralf’in yeni bir MEKONG DELTA albümü için müzisyenler aradığından bahsetti ve onlara adımı vermek isteyip istemeyeceğimi sordu… Ben de ver tabii dedim ve böylece birlikteliğimiz başlamış oldu. MEKONG DELTA’dan ayrılma sebebim, zaman ayıramamam oldu. Yeni işime başlayalı kısa süre olmuştu ve gruba yeterince zaman ayıramıyordum. THEORY IN PRACTICE’te %100 kusursuz çalma konusunda kendimizi o kadar da paralamıyorduk. Biraz daha rahattık; ancak konu MEKONG DELTA olunca mükemmellik bir numaralı kuraldı ve her notanın kusursuz çalınmış olması gerekiyordu. Adeta bir bilgisayar gibi çalmak gerekiyordu ve bu da kolay değildi. Diğer yandan, başkasının yazdığı rifleri çalmak, kendi yazdığın bir şeyi çalmaktan daha zordu. Sonradan, “Lurking Fear”dan sonra çıkan “Wanderer On The Edge Of Time” albümündeki “The Apocalypt – World in Shards” şarkısında da bir solo çaldım. Sonuç olarak Ralf’le çalışmak çok güzel ve öğretici bir deneyimdi.

Hepsi bu kadardı Peter. Zaman ayırdığın için, daha da önemlisi, duyduğum en eşsiz, akıl almaz, kısacası benim için en kusursuz müziği yarattığın için sana çok teşekkür ediyorum. Bu dediğimde gerçekten samimiyim. Günün birinde yaptıkların için sana teşekkür edebiliyor olmak bile çok güzel bir şey. THEORY IN PRACTICE hayatta başıma gelen en güzel şeylerden biri ve konu müzik olduğunda benim için en tepede duran şey. Yaptığın her şeyde bol şans diliyor, senden yeni müzikler duymak için de sabırsızlanıyorum. Kendine iyi bak.

Çok teşekkürler!

Röportaj
Ahmet Saraçoğlu

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“THEORY IN PRACTICE” yazısına 23 yorum var

  1. Cemali says:

    Mükemmel oldu bu, çok çok iyi oldu. Gerçekten grubu tam tamına dinleyeli şu yarım yıldır Peter Lake’i hep merak etmişimdir, şuan ne ile meşgul vs. Çok aydınlatıcı ve güzel bir röportaj olmuş, büyük bir zevkle okudum. Teşekkürler Ahmet abi, teşekkürler Pasifagresif.

  2. owlbos says:

    ulan ya :( röportaj harika olmuş, ilk yorumdaki arkadaşın da dediği gibi şuan nelerle meşguller cidden merak ediyordum. Röportajdaki 3-5 cümle cidden içimi parçaladı. Hemen Colonizing the Sun dinlemeliyim!

  3. ihsanoird says:

    Bence bu röportajın İngilizce -ve mümkünse başka dillerde de- çevirisini de yapmalısınız.

    Bu röportajı bize kazandıranlar, çok güzel insanlar. Tşk pasifagresif; tşk Peter Gölü Canavarı. <3

    Ahmet Saraçoğlu

    @ihsanoird, İngilizce versiyonu zaten var doğal olarak. :) Onu da paylaşacağız Peter’la, o da Facebook’tan falan duyuracak.

    ihsanoird

    @Ahmet Saraçoğlu, Ahahahah hakkaten. Epic fail’e imza atmışım :D

  4. Dysplasia says:

    Adam davayı satmış:(

  5. Jester says:

    Çok güzel bir röportaj olmuş. Ahmet 2 cümelede bir Peter’a hayatındaki en kutsal şey onun müziği olduğunu söylüyor, tam bir fanboy röportajı eheh. Böyle röportajları okumak çok zevkli bence, arkada yüzlerce bekleyen sorular içinden seçilmiş en nitelikli sorular bunlar çünkü. Umarım İngilizce’ye çevrilir de PA ününe ün qalitesine qalite katar.

    PA <3
    Peter Lake <3
    Theory In Practice <3
    İsveç sosyal demokrasisi <3

  6. Şafak says:

    Çok sağol Ahmet abi güzel bi röportaj olmuş çok samimi cevaplar vermiş Peter.

  7. zlayeric says:

    Tebrik ediyorum gerçekten çok iyi olmuş.Bende bir Mekong Delta sever olarak o bölümleri ayrı sevdim.Röportajdan anladığım kadarıyla bir yeteneği daha kaybetmişiz ama teknik metal severlerin hep karşılaştığı bir durum bu zaten.

  8. Koray says:

    Öncelikle Hem PA ya hem de Ahmet Abi ye Helal olsun,yürü be demek gerekli.
    Abi bildiğin yazık olmuş adama.
    ”tüm zamanınızı, enerjinizi, AKIL SAĞLINIZI harcar” ne kadar doğru bir sözdür öyle.
    müzik konusunda ki ümidim ciddi anlamda azalmaya başladı.

  9. ozgur says:

    Müthiş! Gerçekten süper. Hem yapılan iş, hem röportajın içeriği. Tebrikler ve teşekkürler.

    Fakat adamın istediği parayı, şöhreti bi türlü bulamamış olması :( buna da kafayı takmış olması :(

  10. Volkan says:

    Ellerinize sağlık çok iyi bir röportaj olmuş. Sanırım yüzden fazla soru düşünüp içinden sorulması gereken doğru soruları sormuşsunuz.)
    Adamlar İsveç’te bile para kazanamıyorsalar bizim burdaki arkadaşlar napsın (ki bahsettiğimiz grup TiP – ilk dinlediğimde çocuklarımı kesesim gelmişti :D)
    Artık yeni albüm beklemeyelim o zaman

  11. Ufuk says:

    “Bugünlerde iyi bir şarkı yazan, özellikle de hit bir şarkı yazabilen birini, aşırı teknik bir metal şarkısı yazan birinden çok daha etkileyici buluyorum. Hit şarkı yazmak, süper teknik bir metal şarkısı yazmaktan çok daha zordur, nokta. Zamanında, prova odasında oturup basit akor bileşenleri kullanan gruplarla dalga geçtiğimizi hatırlıyorum… Bugün bunu yapmıyorum. Ancak şarkıyı ilginç kılmak için araya biraz karmaşık armoniler katmayı ve böylece şarkının son kullanma tarihini uzatmayı seviyorum. Şimdi teknik olsun ya da olmasın, çalarken eğlendiğim şarkılar yazıyorum. İyi bir şarkı iyi bir şarkıdır.”

    Son 4-5 yıldır tanıdığım tüm metal elitistlerine anlatmaya çalışıp anlatamadığım şeyi adam tekrarlamış :) Sevgiler…

    zlayeric

    @Ufuk, Aynen.Teknik metal de başka bir olay ama mesela bir Iommi gibi Gary Holt gibi riff yazabilmekte ayrı bişey.

  12. DrAQA says:

    Şu röportajda geçen her cümlenin, her kelimenin benim için ne kadar değerli olduğunu keşke anlatabilseydim. Keşke şu harf toplulukları içimde kopan fırtınaların tercümesini, tam düşündüğüm gibi yapabilseydi, ne var ki söz konusu TiP olunca bu asla mümkün değil. KESİNLİKLE PASİFAGRESİF’İN EN DEĞERLİ RÖPORTAJIDIR!

    4 defa ardı ardına okudum, ancak doymadım, yeniden okuyacağım. Albümlerinin her saniyesini nasıl ezbere biliyorsam, bu röportajı da ezberleyene kadar okuyacağım.

    Röportajı okurken gözlerim doldu, böyle büyük bir müzik dehasının, sırf hayat şartları yüzünden bu mükemmeliyetteki müziği bırakıp, işçi olarak çalışması, ve sanırım yaşadığı psikolojik travmalar sebebiyle artık teknik death metalden soğuması, gerçekten iç parçalayıcı. Dünyadaki yüzlerce grup Colonizing the sun’ın paçasına bile yaklaşamazken, bunu yaratan kişinin pes etmesi harbi harbi “adaletini sikeyim dünya” dedirtti bana.

    Yine de bir ihtimal var. Hali hazırda üç şarkı varmış (AAAAAAAAAAAAAAA!!!) ve çekmecede ise yüzlerce riff hazırmış!!! Neden olmasın! Ben umudumu kaybetmeyeceğim.

    Son olarak hayatımda, son 2-3 seneden beri şu geceki kadar mutlu olmamıştım. Pasifagresif bana çok şey kazandırdı, yüzlerce grup, binlerce şarkı dinledim bu sitenin sayesinde. Ancak bu olay sonrasında artık PA benim için çok çok daha önemli bir yerde. Başta Ahmet abi olmak üzere, ekipteki herkese ne kadar teşekkür etsem az. Büyüksünüz! Çok büyüksünüz!

  13. Kemal says:

    Benim icin de sitedeki en anlamli ve onemli roportaj. Teknik metal ile ugrasmis herkesin kahramanlarindan biri sonucta. Kelimesi kelimesine zevkle okudum.

  14. Başer Çelebi says:

    Sitede The Armageddon Theories kritiğini gördüğüm zamandan beri, Colonizing The Sun ile birlikte haftalardır sürekli Theory In Practice dinliyordum. Her defasında da aklıma gelen şey, Ahmet’in şahsen Peter Lake’e ulaşması ihtimaliydi. Sitede bu röportajı gördüğümde de ne kadar mutlu oldum anlatamam. Özellikle de Ahmet adına. Bir solukta da okudum. Müthiş olmuş, çok sevindim.

    Röportajın içeriği ve müzikal konular hakkında da ayrıca bir yorum yapmak istiyorum. Peter Lake’in bir sözü, çok sık yaşadığım bir durumu çok güzel özetlemiş:

    “Bunu daha önce de söyledim, bir kez daha söyleyeyim; böyle şeyleri çalabilmek için aşırı derecede çalışmanız ve prova yapmanız gerekiyor ve sonuçta da dinleyicilerden gelen tepki bunun karşılığı olmayınca, bir değişimin kaçınılmaz olduğu ortadaydı.”

    Hayatından feda ettiğin onca şeyin karşılığı, dandik bir bar konserinde, çaldıklarını bi tarafına takmayan insanların sergilediği tavırlar olarak sana geri döner ve maddi açıdan da dibe doğru sürüklenişin her geçen gün kafana kafana vurursa, mutlaka bir yerde sıtkın sıyrılır, “eeeh yeter be’” deyip isyan bayrağını çekersin.

    Kıymeti, metal piyasası tarafından en bilinmeyen insanlardan biri Peter Lake. Ama asıl önemli olan, buradaki bir avuç insanın, ona bu denli saygı duyması, yaptıklarını bu denli benimsemesi ve hatta o kişilerin müziğe bakış açısını bile değiştirecek etkide Peter Lake’in o insanlara ulaşmış olması… Müziğin en temel amacı da bu olmalı zaten.

    Çok teşekkürler bu röportajı hazırladığın için.

  15. sefagn says:

    bilmiyorum niye ama bi an için başlığı “theatre of tragedy” diye okuyup hobaleeey diye bağırarak gelmiştim, ama sonuç hüsran :( lakin olsun theory in practice de saygı duyduğumuz bir gruptur elinize sağlık

  16. OnurOnur says:

    Röportajın sonunda gönül, hayranın “Çok teşekkürler!”den daha fazlasını görmesini istiyor.

    Ahmet Saraçoğlu

    @OnurOnur, o kısmı mail’lerde hallettik biz. :)

    OnurOnur

    @Ahmet Saraçoğlu, o zaman: “Sevindim!” ahah:)

  17. northern says:

    koskoca röportajdan “bir arabam bile yok, nalet olsun” sonucunu çıkarmakla düz adam mı oluyorum yoksa saf gerçeğe mi odaklanıyorum bilmiyorum. fakat o, artık arabam ve yazlığım da var ;) “başarı hissi”… bu mu yani abi derdin? keşke röportajın sonunda sorulsaymış o soru, adamı ciddiye alamadım o noktadan sonra..

    Ahmet Saraçoğlu

    @northern, adamın yarattığı şey ve o şeyi yaratmak için harcadığı efor, zaman, para, emek düşünülünce, karşılığında hiçbir şey görememesi nedeniyle belli ki büyük hayal kırıklığı yaşamış, belki o güne dek tüm hayatını verdiği şeyin bir yere varamayacağını görüp paniğe kapılmış.

    O yüzden çok bariz bir rahatlama var bence dediklerinde. Aynı durumda Peter Lake gibi çok zeki olduğu müziğinden anlaşılabilen bir adam değil de, büyük bir rock grubunda çalan ve yeri kolayca doldurulabilecek, yaşı ilerlemiş bir adam olsaydı, muhtemelen kendini alkole falan verirdi, yok olup giderdi.

    O yüzden Peter’ın bu değişimini anlayabiliyorum. Böylesi bir müzik yaratmak için her şeyini vermek zorunda olduğunu söylüyor ve her şeyini verip hiçbir şey alamayınca da radikal bir hareketle her şeyi sonlandırıp bambaşka bir yola sapmış. O yol başarıya ulaşınca da, bundan duyduğu mutluluğu vurgulayıp başarılarını dillendirmesi normal bence.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.