# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
RUSH – Time Machine 2011: Live in Cleveland
| 17.02.2014

İstek, merak, yetersizlik.

Çağrı Tunç (Jester) 

Sonsuz elemanları istek ve meraklar olan “zamanda yolculuk” kümesinin ilk çıkış noktası sanırım “yetersizlik”. İnsanlar çok çabuk keşfeden ve tüketen canlılar sonuçta, bir insana internet gibi sonsuz bir bilgi arşivi verseniz bile o hala kitap okuyup araştırmaya ve her zaman daha iyiyi bulmaya çalışacaktır. Sonsuzluk gibi bir ölçütle tanımlanan bilgi arşivinde bile bir yetersizlik hissi duyan insan, neden diğer bir sonsuz mecra olan “müzik dünyasını” yetersiz bulmasın? Eğer müzik arşivimizi bir odaya benzetirsek, bu odanın genişliği bize ne katar?

Daha çok grup, daha çok şarkı, daha çok enstrüman derken aslında kurduğumuz bu oda bir süre sonra kontrol edemediğimiz bir sonsuzluğa doğru genleşir. Peki biz, müzik sitesi okurları, müzik gibi bir sonsuzlukta kurduğumuz odanın bu kadar geniş olması için neden bu kadar çaba harcıyoruz? Ne zaman her gördüğü grubu merak eden, her notayı dinleyen insanlara dönüştük? Cevabı başta, istek ve merak. Peki bu isteğimizi ve merağımızı giderecek bir düğme olsaydı fena mı olurdu? Sadece bir düğme ile ondan başka grubu dinlemek istemeyecek ve merak etmeyecek kadar güzel bir grup dinlediğinizi düşünün. O düğmeye basar mıydınız?

Sanırım ben bastım, çünkü RUSH için tam da böyle düşünüyorum. Benim için tanrı tanımının yeryüzündeki üç ayrı parçaya ayrılmış yansıması olan RUSH, hayatımda dinleyeceğim tek grup olsa diğer müzikler hakkında zerre istek veya merak duymayacağım bir grup, en azından bu tanımları en hak eden grup olduklarını söyleyebilirim. Müzik arşivini sonsuzluğa evriltmek isteyen iştahsız insanlar varsa aramızda, sırf bu yorucu uğraşa bir ara vermek için başta bu DVD olmak üzere kesinlikle RUSH dinlesinler. Peki neden RUSH, neden bu DVD?

Time Machine 2011: Live in Cleveland, 20 bin kişilik Quicken Loans Arena’da gerçekleşiyor. Üç adet kısa tema filmi çeken RUSH, “time machine” konseptine her açıdan vurgu yapmış. Tek tek filmleri anlatmak istemesem de, girişteki kısa tema filminde davul, akordeon ve melodika ile müzik yapan RASH adında bir grup olduğunu bilin yeter. İlk kısa tema filminin ardından, film ile bağlantılı olarak The Spirit Of Radio ile konser başlıyor. Mükemmel bir seyirci katılımı var, 30 küsür yıl önce çıkan şarkının en fazla 10 yaşındaki çocuk tarafından ezbere söylendiği bir ortam. Zaten setlist efsane olduğundan, katılımda o efsaneliğe yaraşır olmuş. En önlerde Jenna Jameson-vari bir ablanın her şarkıya kendini kaptırmasından tut kim bilir kaç yüzüncü RUSH konserini izleyen tıknaz ve kel RUSH geek’lerine kadar çok geniş bir izleyici kitlesi var. Time Stand Still ve Presto gibi The Spirit Of Radio’daki kadar katılım beklemediğim şarkılarda bile seyircilerin coşkusu gerçekten müthiş. Sadece seyirci değil, RUSH da her zamankinden daha iyi performans sergilemiş. Geddy Lee’nin sesi beklediğimden çok daha iyi, özellikle Stick it Out ve Workin’ Them Angels’ı çok güzel icra etmiş. Özellikle Leave That Thing Alone’daki bas performansına laf bulamıyorum, sondaki soloyu o kalabalığın içinde dinlesem kafayı yerdim herhalde. Ayrıca belirtmek istiyorum, Geddy’nin RASH t-shirt’üne hayran kaldım.

Konserin devamında Snakes & Arrows’taki favori şarkım (Geddy’nin de favorisi imiş) Faithless geliyor, ki diğer bir favorim The Main Monkey Business’ın çalınmamasını telafi edercesine gayet orijinali kadar iyi çalıyorlar. Geddy’nin “We can only” şeklindeki vokalleri beni dehşete düşürürken, “birdenbire o zamanlar için RUSH’ın yeni albümü için yazdığı” şarkı olan BU2B anons ediliyor. Anonstan sonra, bir RUSH konseri için (ve Türkiye standartları için) çok güzel olan bir kızın, daha çıkmamış olan BU2B’nin sözlerine eşlik etmesi gibi bir olaya tanıklık ediyoruz, marry me. Sadece bu değil tabii yeni olan, Geddy Lee’nin basında, Neil Peart’ın davullarında, şapkasında ve ayakkabısında bulunan Clockwork Angels göndermeleri daha çıkmamış (ve bir süre de çıkmayacak) albümün ayak seslerini duyurmak için hoş bir yöntem olmuş. Geri kalanında yeni bir Clockwork Angels şarkısı çalacak olan RUSH, 1980 yılına gidiyor ve orada bulunanları daha bir hareketlendiren Freewill’in ilk notalarını giriyor. Alex Lifeson’ın solosunu eksiksiz çaldığı, Geddy Lee’nin yüksek perdelerde gezerken zorlandığı ve Neil Peart’ın yine tek vuruş kaçırmadığı bir performans oluyor. Özellikle belirtmem lazım, Neil Peart’ın tüm konser boyunca (ki bayağı izledim) hiç hata yapmaması gerçekten inanılmaz. 40 yıllık davulcu sonuçta, zamanında ne davullar yazmış ve davul tekniğini kariyerinin zirvesinde bile geliştiren bir insan. Fakat yine de bu kadar kusursuz bir performans, üstelik her konserde, gerçekten inanılmaz. Eğer diğer konserlerindeki Neil Peart’tan ayrı olarak bu konserde ne yaptı derseniz, Freewill’da müthiş mimiği derim tabii ki. 40 yıllık kariyerinde kendisini ilk defa böyle mutlu gördüm desem yalan olmaz.

Sıradaki şarkılar, keyboard/synth albümlerinden Maraton ve Subdivisions. Setlist hazırlanırken Grace Under Pressure hariç her keyboard/synth albümünden bir şarkı çalınması çok garip, en azından bir Distant Early Warning çalsalarmış derken gösterinin ikinci kısa tema filmi giriyor. Gösterinin geri kalan kısmında Moving Pictures’ın baştan sona çalınacak olması bu isteklerimi unutmamdaki en büyük etken tabii ki. İkinci filmin konusu Tom Sawyer’a klip çekilmesi ve güzel kızlar. Bu klip bitince doğal olarak Tom Sawyer başlıyor ve büyük bir grup nasıl olunur sorusunun en net cevabı geliyor. Zaten konserin başından beri birçok seyirci air drum ile ezberledikleri şarkıların davullarını çalarken, bu sefer vokallere ve klavyelere de eşlik etmeye başlıyor. Komikli klavye tonuyla gecenin en iyi performanslarından olan Tom Sawyer, tıpkı yeni şarkıları gibi kusursuz icra edildiği için bir Rush hayranı olarak bayağı seviniyorum. Ardından projektörümüze yansıyan yarış arabalı animasyondaki arabanın numarasının 2112 olması, RUSH’ın göndermelerinden yalnızca biri. Aynı zamanda bahsettiğim Clockwork Angels göndermelerine ek olarak arka tarafta üzerinde saatler olan garip makineler, sahnenin Geddy tarafında bulunan zaman manikesi gibi detaylar gerçekten müthiş. Kesin Neil Peart yapıyor böyle şeyleri. Neyse, Tom Sawyer’ı aratmayan Red Barchetta performansı Geddy Lee’nin takdir edilesi bir diğer bas solosu ile bitiyor. Peki Rush bu sırada nefes aldırıyor mu? Hayır. YYZ, Limelight gibi seyircinin dev katılımı ile şahlanan grup, The Camera Eye ile yine animasyonlara dönüyor ve Witch Hunt, Vital Signs ile konserin Moving Pictures bölümünü kapatıyor. Sırf şu bölüm için bile karaborsada ne biletler uçmuştur, siz tahmin edin.

Sonraki kısımda ise yine yeni bir şarkı olan Caravan adeta göz dolduruyor, çünkü şarkı çok güzel. 40 yıldır müzik yapıp hala daha hayranlarına yeni şarkılarını dinlettiklerinde böyle tepki alan kaç grup vardır acaba? Caravan’ın ardından Moto Perpetuo/Love For Sale adında Neil Peart solo gösterisi, Neil Peart’ın çevresini 360 derece saran davul setini tamamen kullanmasını sağlıyor. Çok güzel bir sistemle arkadaki davulları önüne alan Neil, arka-ön fark etmeden yardırıyor. Onun ardından kısa ve hoş bir akustik solo ile Alex Lifeson çıkıyor sahneye, bunun adı da O’ Malley’s Break. Bazen bu kişisel şovlar Geddy’nin ve Alex’in solo albümlerinden bir-iki şarkı çalmaları için bir fırsat olabilir gibi gelse de sanırım şu müthiş setlistten en ufak şarkıya kıyamam. Ardından bir diğer efsane için zaman makinemiz 1977 yılına gidiyor ve Closer To The Heart’ın ilk notaları ile tekrar RUSH yörüngesinde yolculuğumuza devam ediyoruz. Sonrasında az daha geri gidip efsane albüm 2112’nin kapağı beliriyor ve Overture ile The Temples Of Syrinx çalınıyor. Dinlediğim ilk RUSH albümü olduğu için bayağı duygu dolu anlar yaşadığım bu şarkıların 35 yıllık halleriyle dinleyici bu kadar kolay tetiklemeleri gerçekten çok harika. Üstelik bu nostaljinin ardından aynı tepkiyi Far Cry’ın da toplaması daha da harika. Geçmişten geleceğe gelen, ardından La Villa Strangiato ile tekrar geçmişe dönen (Back To The Future gibi) grup, şarkının girişini çalmayarak 20 bin kişinin aynı anda AAAAAAA tepkisiyle karşılaşma riskini göze aldı ve Woorking Man ile geceye performans açısından efsane bir son verdi. Kariyerlerinin ilk albümünden son albümüne kadar her albümden illa birkaç şarkıyı konserlerde çalabilecek kadar zengin diskografiye sahip nadir gruplardan biri olmanın sanırım tek dezavantajı Caress Of Steel, Fly By Night, Vapor Trails gibi bir ton harika albümden hiçbir şarkı çalamamak. Fakat buna rağmen Working Man bile gayet hoş bir tercih bence, saygı duyarım.

“Performans açısından” dedim, gösteri daha bitmedi. Üçüncü ve son kısa tema filmimizdeki konu ise kızının, Geddy’nin karakterine “Baba, sen grup kursana?” sorusu ve Geddy ile Neil’ın iğrenç kahkahası var.

Okuduğunuz için teşekkürler, RUSH’la kalın.

Albümün okur notu: 12345678910 (9.44/10, Toplam oy: 32)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2011
Şirket
Anthem Records & Roadrunner Records
Kadro
Geddy Lee: Bas gitar, vokal, klavye
Alex Lifeson: Elektro gitar, akustik gitar, geri vokal
Neil Peart: Davul, perküsyon
Şarkılar
1. The Spirit of Radio
2. Time Stand Still
3. Presto
4. Stick It Out
5. Workin' Them Angels
6. Leave That Thing Alone
7. Faithless
8. BU2B
9. Freewill
10. Marathon
11. Subdivisions
12. Tom Sawyer
13. Red Barchetta
14. YYZ
15. Limelight

1. The Camera Eye
2. Witch Hunt
3. Vital Signs
4. Caravan
5. Moto Perpetuo/Love for Sale (davul solo)
6. O'Malley's Break (akustik solo)
7. Closer to the Heart
8. 2112 Overture/The Temples of Syrinx
9. Far Cry
10. La Villa Strangiato
11. Working Man"
  Yorum alanı

“RUSH – Time Machine 2011: Live in Cleveland” yazısına 4 yorum var

  1. satanic says:

    Güzel kritik,ellerine seğlık.Rush çok sevmem yalnız.

  2. cagatay says:

    Kritiği yazan arkadaşın eline sağlık öncelikle güzel olmuş :). Bu albümü yazısını görünce nedense heyecanlanıp ben de birşeyler karalayayım dedim. Eğer ben de tek bir grubu seçecek bir düğmeye basacak olsaydım o kesinlikle Rush olurdu. Uzun uzun dönemler dinlediğim pek çok grup/kişi oldu ama hiçbiri beni Rush kadar tabiri caizse “kiltlememişti”. Her dinlediğimde hayret ediyorum bir grup koca 40 yıl boyunca sound’unu güncel tutup da bir yandan nasıl olur da tek bir albümde bile başarısız olmaz? Hakkaten olacak iş değil. Neyse. Bu DVD’nin bana göre en güzel yanı 25-30 önce yapılan çoğu şarkının (Red Barchetta, Marathon, Subdivisions, daha gider bu) en iyi performanslarının olması. Performanslardan zaten tek tek söz etmeye gerek yok. Sonuç olarak, alın, dinleyin, milletin kafasına da vura vura dinletin :D

  3. brutallica says:

    Yarın sakin bir kafayla okumayı düşünüyorum bu senin ilk kritiğin sanırım değilse de kaçırdığım kritiklerini okuma şansım olur:) ve çok güzel bir çalışmayı ele almışsın sadece bu gece bana rush dinlettiğin için bile teşekkür edebilirim.Yalnız söylemeden edemem resimde Neil Peart bariz arka sokaklardan komiser rıza çıkmış, ilk defa bu gece benzetip kendimden utandım:)

  4. Muazzam bi grup ya. Her şeyiyle muazzam.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.