# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
KYLESA, 14 Ocak 2014 – Tavastia, Helsinki
| 20.01.2014

Adanmışlık.

Umutcan ÖZEN

Bir albüm kritiği yazmaya çalışırken kelimeleri seçmekte ne kadar sıkıntı çekiyor ve zorluk yaşıyorsam, söz konusu “konser yazısı” (veya adına her ne denirse) yazmak olunca çektiğim çileler 2 katına çıkıyor. Neyi nasıl anlatacağımdan tam emin olmamakla birlikte, nasıl bir giriş – gelişme – sonuç bağlamına varabileceğimi de inanın gerçekten kestiremiyorum. Bu boş cümlelerle giriş kısmını halledebilmiş olmanın rahatlığı içerisinde size dün gece maruz kaldığım ağır senfoniyi, bu senfoni içerisindeki kusursuz estetiği ve eksizsizce oluşturulmuş bir bütünün hafızamdan henüz kopup gitmemiş kısımlarını anlatmak niyetindeyim.

Kylesa, bir benzetme yapmam gerekirse tıpkı Baroness gibi hiçbir albümleri bir öncekini takip etmeyen, belirli bir tema üzerinde ilerleseler de yaptıkları her yeni işte farklı kombinasyonlar deneyerek hepsini birbirlerinden ayırabilmeyi başaran bir grup. Sahnenin önündeki yerini aldığımda gözüme ilk ilişen şey sağ taraftaki theremin oldu ve o an izleyeceğim performansın daha önceki albüm tecrübelerinden alakasız olacağına çok net bir şekilde emin oldum. Saykedelik unsurları her ne kadar büyük ölçüde içlerinde taşıyan bir müzik icra ediyor olduklarını bilsem de sahnede theremin görmek benim için gerçekten büyük bir sürprizdi.

Tam çıkmaları gereken saatte grup sahnede çalmaya hazır bir konum almıştı ve 2009 tarihli “Static Tensions” albümlerinin açılış parçası Scapegoat ile 1 saat boyunca devam edecekleri yıkım sürecinin ilk bombasını atmış bulundular; yıkım diyorum çünkü daha önce bu tarz bir ağırlık icrasına şahit olduğumu hatırlamıyorum. Önümde gözleri gitarından başka bir şeyi görmeyen Laura (grubun gitar-vokali), arkada ise sanki tek vücutmuşçasına eşsiz bir senkron içerisinde çalan iki davulcu varken içine girdiğim ruh hali için “büyülenmiş” dersem sanırım çok bir şey atlamamış olurum. Grup arka tarafta süregelen bir görsel yerine bütün sahneye yayılmış sürekli hareket eden bir ya da daha fazla projeksiyon kullanıyordu, konseri tek bir adım atmadan tamamlasalardı bile kimse beni hareket etmediklerine inandıramazdı.

Yeni albümleri “Ultraviolet”den Unspoken ve bir önceki albümlerinden Tired Climb ile devam ettikten sonra yaklaşık 1 dakikalık bir davul solosu girdi, daha önce tek vücutmuşçasına nitelendirdiğim davulcular, sanki parçaları çalarken birbirlerine kattıkları enerjileri ile büyüklüklerini göstermiyormuş gibi bir de üzerine gövde gösterisi yaptılar. Bu tarz ağır dinamikleri olan bir müzik türünde çift davul kullanılmasına karşıt olmasam da çok da gerekli değilmiş gibi geliyordu bugüne kadar. Sahnede kurulan düzeni hiçbir şekilde aksatmayarak kendilerine verilen görevi başarıyla sürdürdüler ve 1 saat boyunca birbirlerine bir an bile bakmadan aynı inceliği ve aynı ustalığı devam ettirdiler.

Eski albümlerden ve yeni albümden 2′şer parça çaldıktan sonra, herhalde ilk dinlediğim günden beri bir kere bile sıkılmadığım “Static Tensions” parçası Unknown Awareness’ın giriş riflerini duymaya başladım. Bulunduğum yerden öbür vokal çok iyi duyulmuyordu, parçada da Laura’nın başlangıçtaki uğuldamaları hariç söylediği bir kısım bulunmadığı için yerimi biraz kaydırarak orta taraflara geçtim ve parçayı ordan dinledim. Laura’nın gitarı hâlâ bütün düzenin başını çekiyor ve kadın resmen sahneyi yönetiyordu. Grup seyirci iletişimini minimumda tutulduğu bir performans sergilemiş olsa da (bir iki kez teşekkürler dediler) zaten gereken mesajı ve teşekkürü enstrümanları yoluyla gerektiğinden fazla kuvvetli bir şekilde vermişlerdi, ki bu da uzun süre boyunca etkisinden çıkamayacağım bir anı yaratmalarındaki en büyük etken oldu.

Daha sonra 2 şarkı daha çalındı, grup sahneden indi ve bis için geri geldikten sonra ilk olarak son albümlerinden Don’t Look Back, ardından da yine “Static Tensions”dan Said and Done çalındı. Birinin şu güne kadar yaptıkları en melodik işlerden biri, öbürünün ise eski dönemlerine dair “çamurluğu” en iyi yansıtan şarkılardan biri olması bir yandan bütün konserin özeti gibiydi. Başta da dediğim gibi, her albümlerinde birbirine benzeyen başlangıç ve sonuçlar işaretleyip bu noktalar arasında farklı yollar arayan Kylesa, konserin tamamı boyunca da izleyiciyi bir o yana bir bu yana sürükleyerek kimsenin hiçbir şeyden mahrum kalmamasını sağladı. Belki bir Where the Horizon Unfolds da çalınabilirdi ancak üzerine 2 tane daha albüm yapmış ve çok daha farklı yollar aramaya başlamış bir grubun 5 yıl önce çıkardıkları albümlerinden de 4 parça çalması kanımca herkes için yeterince doyurucu olmalı. İnanılmaz bir konserdi, gidiş geliş için harcadığım 5.5 saatlik yola ve -20 derecede 1 kilometre yürüyüş yapmama sonuna kadar değdiğini düşünüyorum. Umarım yakın zamanda bu vuruculuklarını kaybetmeden ülkemizde de seyredebiliriz çünkü bu adanmışlığa herkesin en azından bir defa şahit olması gerekiyor.

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“KYLESA, 14 Ocak 2014 – Tavastia, Helsinki” yazısına 1 yorum var

  1. ismail vilehand says:

    iki yıl önce bende kendilerini canlı izleme şerefine nail oldum, cidden süper bir performanstı. ancak ben izlediğimde Scapegoat kapanış şarkısıydı. o şarkıyla kapanış mı olur lan?! aynı haltı Marduk Panzer Division Marduk’la konser kapatarak yemişti bi sefer. gruplar böyle yaptığında inanılmaz bir yarım kalmışlık hissi oluyor insanda.

    yalnız yazıyı okuyunca Static Tensions’ın ne dehşet bir albüm olduğunu hatırladım açayım dinliyim bi. dinlemeyeli uzun zaman oldu. bu arada eline sağlık güzel yazı.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.