# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Tartışma
Polonya
| 02.09.2013

Ne cevherler…

Merhaba her şeyin en iyisine layık olduğunu düşündüğümüz sevgili Pasifagresif katılımcıları. Kimimiz tatil hiç bitmesin derken, kimimizin sonbahar gelsin de moda girelim diye düşünüp pozisyon aldığı şu günlerde yine bir ülke odaklı tartışma haftasında beraberiz. Bildiğiniz gibi bu tartışmalardaki amacımız, ilgili ülkenin müzik piyasasının ve müzisyenlerinin geçmişten günümüze gelişimi, metale en büyük katkıları, daha fazla tanınmayı hak eden grupları gibi konulardaki bilgilerimizi paylaşmak.

Bu hafta Polonya’yı masaya yatıralım. Dev isimler çıkarmayı başarmış olan Polonya hakkında su yüzüne çıkmamış gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya dökelim.

Eylül sonunda ülkelere ayrılan tartışma haftalarımızın sonuna geleceğiz. Tartışma konusu önerilerinize her zaman açık olduğumuzu hatırlatmak isterim. Yeni eğitim öğretim yılını ve çalışma dönemini insancıl şartlar altında, adaletli bir ortamda, huzurlu ve sağlıklı şekilde geçirmenizi diliyorum.

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“Polonya” yazısına 30 yorum var

  1. aliihsan balı says:

    Çok sağlam death ve black metal gelenekleri var. Avrupa metaline az çok aşinalığı olan herkes belli başlı Leh grupları biliyor zaten.
    benim önermek istediğim grup ise diğerlerine nazaran daha tanınan bir grup olan Graveland. pagan/black yapıyorlar. Genelde ortalama üstü işleri var. Türe aşina olanların seveceğini düşünüyorum.

    aliihsan balı

    @aliihsan balı, daha az tanınan demek istemiştim. “Az” yazmayı unutunca anlam olduğu gibi kaymış.

  2. atoutlemonde says:

    Tüm Polonya diskografim Behemoth ve Riverside’dan ibaret. Progresif death ve melodik death önerilerine de açığım.

    Cattle Bilmemne

    @atoutlemonde, Polonya’yı bilip Vader dinlememek…

    atoutlemonde

    @Cattle Bilmemne, isim olarak aşinalığım var ama dinlemişliğim yok. Polonyalı olduklarını da bilmiyordum zaten. Sitede de 4 tane kritiği varmış halbuki. Neyse teşekkür ettim, kulak kabartılacaklar listeme aldım.

  3. baha says:

    polonya’nın doğu avrupa ülkesi olması, soğuk ve kapalı iklimin hüküm sürdüğü yerde yer alması sonucunda gerek film yönetmenlerinin gerekse müzisyenlerinin ortaya çıkardığı eserler genellikle karamsar ve melankolik oluyor. bir dönem tümden bir ülkenin baskısını üzerinde hissetmiş, insanlarını yitirmiş, o yakılmış yıkılmış yalnız ve kapalı havalı varşova’nın ve dolayısıyla polonya’nın derin dehlizlerinde hüküm süren kieslowski’nin filmleri ve onun filmlerinin müziklerini yapan kompozitör zbigniew preisner’in derinlik arz eden ve ruhsal dünyaya kapıları aralamamızı sağlayan müzikleri oldukça karanlık bir dünya sunuyor. polonya progressive rock dünyasında geçmişte öyle çok büyük gruplar çıkaramamıştır fakat 80’lerden bu yana çıkardığı her grup belli bir kaliteye sahiptir. bu sebeple son zamanlarda alman, italyan ekollerinin yanında polonya ekolünden de bahsetmemiz çok doğru olacaktır. bu ülkenin çıkardığı gruplar genellikle senfonik, caz etkili ya da son dönem neo-progressive tarzında olmakla birlikte bazen kendi ülkelerinin geleneksel folk müziklerinden de yararlandığı bilinmektedir. sanatçısı tam sanatçıdır bu ülkenin.

    polonya’nın çıkardığı en iyi en köklü grup sbb’dir. bunu da oluşturdukları müzikaliteye bakarak yazıyorum. 70’li yıllardan beri senfonik rock ve caz’ın en iyi örneklerini sergilemişler ara sıra dağılıp tekrar kurulmuş ve albümler yayımlamışlardır. camel ve genesis’in eski dönemlerinden yoğunlukla etkilenirler ve hemen hemen çıkardıkları bütün albümler kusursuz bir müzikalite taşır. ilk albümleri “nowy horyzont”, “ze slowem biegne do ciebie”, “welcome”, “pamięć” ve “slovenian girls” gibi üstün kalitede albümleri mevcuttur. grup en son olarak 2009 yılında yeni soundları ile geri dönmüş ve “ıron curtain” albümünü çıkarmışlardır. sbb polonyalı olması dolayısıyla 70’lerde pek etkili olamamış fakat bunun yerine bir ingiliz grubu olsaydı durum çok farklı olurdu demekten kendimi alamıyorum. “live” albümleri ayrıca değerlendirilmesi gerekli olan bu grubun dvd kayıtları da bir o kadar başarılıdır ve izlerken müzikal bir doyum yaşayabilirsiniz. topluluk 2012 yılında da eskileri kadar olmasa da yine de modern soundlu fena olmayan bir albümle geri dönmüştür.

    1970’lerde kurulan ve pek bilinmeyen bir topluluk olan anawa ise psychedelic/acid rock tripleriyle o döneme polonya’dan bir cevap niteliği taşımıştır. o dönemlerde kurulmuş bir başka grup olan nurt’da caz etkili progressive rock’a örnek teşkil ediyordu, aynı adlı albümleri polonya progressive rock literatüründe ön sıralarda yer alır fakat bu grupları bilen pek yoktur, sadece bu tarzla ilgilenenler tarafından albümleri ve plakları takip edilir. dzamble ve klan toplulukları da 71 tarihinde bir görünmüş ardından ortadan yok olmuşlardır ama polonya’nın eski grupları denilince isimleri mutlaka bir yerlerde geçer. 80’lerde lehçe müzik yapan bir topluluk da krzak’tır. genellikle blues rock besteleri olan bu topluluğun hafiften progressive rock yönü de vardır. “paczka” adlı bu albüm polonya müzikal tarihinde iyilerden birisi sayılıyor.

    neo-progressive rock’ın ingiltere’den sonra doğu avrupa’ya yayılması pek uzun sürmedi. genesis’in açtığı yolda marillion, ıq ve pendragon topluluklarının prog müziğe getirdikleri yepyeni açılımlardan yeni soundlar ortaya çıktı. bu, amerika’ya, isviçre’ye avrupa’nın her yerine sıçradı ve doğal olarak polonya da bundan etkilendi. 1990’lı yıllarda kurulan collage grubu marillion soundunu bir potada eriterek içerisine çok farklı tonlarda gitar melodileri yerleştirdi ve o dönem bir anlamda polonya soundunun oluşmasına yol açtı. artık o ülkeden çıkan her neo-progressive rock topluluğu collage’ın açtığı yoldan ilerleyecek ve öyle müzik yapacaktı. ilk albüm “basnie”(lehçe olarak çıkmıştır.) ile ne çok iyi ne de çok kötü denebilecek bir başarı yakaladı. john lennon şarkılarından oluşan “nine songs of john lennon”dan sonra en iyi albümleri olan “moonshine”ı çıkardılar. 1994 yılında çıkan bu albüm polonya progressive rock tarihinde bir milat kabul edilir, çünkü bu çalışma her açıdan kusursuz, soundu ile yenilikçi bir yapıya sahiptir. vokalist robert amirian’ın farklı aksanı ve duygusal sesi, mirek gil’in gitarlarda yarattığı o dahiyane sound ve klavyeci krzysztof palczewski’nin o polonya’nın efsanevi kapalı havalarını, melankolisini yansıttığı hüzünlü tonları çok beğenildi. albümdeki “ın your eyes”, “lovely day” ve “living ın the moonlight” şarkılarının arka arkaya oluşu çok uç atmosferler yaşattırıp duygusal bir haz veriyor. grup bu albümden sonra iki çalışma yapar ve dağılır. neo-progressive sound “moonshine” sayesinde yepyeni gruplar kazanacaktı. hemen hemen aynı dönemlerde kurulan abraxas’da genesis ve yes tınılarını kendi anlayışlarıyla birleştirerek müzik yapan modern polonyalı gruplara bir örnektir. collage kadar etki bırakmamıştır ama ilk albümleri ve ardından gelen “centurie” adlı çalışma gayet iyidir. 1990 ortalarında kurulan bir başka polonyalı topluluk vardır ki bunlar pek başarılı olamamıştır. ankh isimli bu grup king crimson etkileri ve bazen progressive metal’e girebilecek besteleriyle dengesiz bir yapı sergilemiş, orta kalite sayılabilecek albümler üretmişlerdir.

    marillion’un açtığı yoldan geçen bir başka topluluk da quidam’dır. quidam ilk dönem albümleriyle kısmen başarılı olmuş ama son dönemlerde oluşturdukları iki albümle birçok progressive rock dinleyicisinin aklını çelebilmiş bir gruptur. senfonik etkili şarkılarını flüt, obua gibi enstrümanlarla zenginleştirmiş zaman zaman caza kaçan melodileriyle dikkat çekmiştir. “the time beneath the sky” ile dinleyicilerini epey arttırmışlardır. “surrevival” arada kalan bir çalışma olmuş pek beğenilmemiş ama hemen arkasından gelen 2007 yılı “alone together” kaydıyla bütün dünyada başarı sağlamıştır. bu albümün bir özelliği de soundu ile kusursuz olmasıdır. her enstrüman incelikli bir şekilde kaydedilmiş ve miks yapılmıştır. “depicting colours of emotions”, “they are there to remind us”, “of ıllusions” gibi kompleks besteler barındırmaktadır. yer yer hissedilen caz dokusu, karmaşık davul partisyonları, david gilmour vari sololar ve o tonlar, aniden giren flütler şaşırtıcı anlar yaşattırır dinleyiciye. ne yazık ki quidam’ın 2012 yılı son albümü “saiko” ile pek bekleneni verememiş ve eski zamanlarını aratmıştır.

    polonya’nın belki de son zamanlarda en çok ünlenmiş grubu riverside’dır. pink floyd, anathema gibi gruplardan aldıklarını kendi soundlarına uyarlayıp öyle sunarlar dinleyiciye. psikolojik bir üçleme yaratan topluluk bu konsept yapının ilk ayağı olan “out of myself”de modern progressive rock’ın en iyi örneklerini sergilerler. mirek gil’in collage’da yarattığı o gitar tonlarının bir benzerini grup bu albümde kullanır. 12 dakikalık “same river” epik bir çalışma olmasının yanı sıra psychedelic gitar tınılarına da sahiptir ve en çok pink floyd’u anımsatır. porcupine tree soslu “ı believe” ve “reality dream” bölümleri bu albümün en nefis anlarındandır. “second life syndrome”un çıkışıyla riverside daha da çok tanınır ve anathema benzeri “conceiving you” ve “ı turned you down” gibi çalışmalarla dikkati çeker. progressive yapı biraz azaltılmış daha sade besteler vardır bu albümde. konseptin üçüncü ayağı “rapid eye movement” ile daha farklı sulara açılırlar ve bu sayede eleştiriler de beraberinde gelir. grup son çıkardığı “anno domini high definition” albümüyle daha sert progressive şarkılar yapmıştır ve bir önceki albümde aldıkları olumsuz eleştirileri düzeltmiştir. riverside her albümle gelişen bir yapı izlemekte ve rock müzikte en çok bilinen polonyalı grup sıfatını da taşımaktadır. 2011 yılında çıkan “memories ın my head” ep’sinde ise topluluk bu sefer progressive rock müziğine biraz daha yaklaşmış ve “living ın the past” şarkısıyla kendilerini aşmışlardır. türkiye’de konser de veren riverside elemanları alçakgönüllü davranışlarıyla kalpleri kazanmayı da bilmiştir. şunu da belirtmeliyim ki riverside hiçbir zaman ne collage ne satellite ne de ındukti kadar progresif olamamıştır. ama son ep’leriyle bu kalıbı kıracak gücü kendilerinde görmüşlerdir.

    eski collage gitaristi mirek gil’in satellite’tan da ayrılması üzerine kurduğu grubun ismi ise believe’dir. “hope to see another day” ve “yesterday is a friend” gibi iki çalışmayla collage ve satellite gruplarının izinden gider gibi gözükmektedir. mirek gil’in gitar tonları neredeyse önceki iki grubunda oluşturduğu gibi aynıdır ama yenilikçi tavırlarıyla en çok satellite’ı andırmaktadır. mirek gil ayrıca kendi solo çalışmalarını da dinleyiciye sunar. 98 yılındaki “alone” ve takibindeki insan ruhuna nüfuz eden kusursuz çalışması “light and sound” ile müzisyenlik gösterisi sunmaktadır. 2012 yılında ise yepyeni solo çalışması “ı want you to get back home”u dinleriz.

    ilk albümü s.u.s.a.r.’da riverside’dan mariusz duda’yı konuk eden ındukti’de sıra dışı soundları olan dehşet bir polonyalı grup. deneysel takıldıkları su götürmez bir gerçek ancak daha da zor olanı enstrümantal eserleri yaratmak. bu konuda usta olan ındukti ilk albümündeki bestelerle çok iyi bir çıkış yakaladı ve ikinci albümü “ıdmen”de dehşet bir sentez örneği göstererek deneysel bir post metal albümüne imza attı. bu albümde macar çingenelerinin kullandığı cimbalom enstrümanını müziklerine adapte ederek “ıdmen”i müzik dünyasına armağan etmişlerdir.
    son dönemlerde yine çok bilinmeye başlayan gruplardan olan after…, “endless lunatic” adlı albümüyle polonya gruplarını takip edenler tarafından dinlenmektedir. lizard 90’ların ortasında müziğe başlayan polonya gruplarının biraz dışına çıkan eklektik müzikleriyle ön planda olan çalışmalar yaratmıştır.

    yine marillion ve satellite soundundaki grendel adlı grup “the helpless” albümüyle, satellite’ın elektronik-deneysel tarzının yansıtıldığı milennium adlı grubun “exist” adlı albümü ise polonya soundunun son dönem önemli yapıtlarındandır. millenium ayrıca “reincarnations” ve çok iyi eleştiriler alan “puzzles” albümüyle dikkatleri üzerine çekti. çok hüzünlü olmayan huzur veren müzikleriyle millenium polonyalıların en iyi gruplarından birisi ve kadrosu çok sağlam müzisyenlerden oluşuyor.

    bir diğer topluluk olan signal to noise ise elektronik ve etnik tatlarla bezeli albümler yayımlayan bu topluluk hem hint ve arap melodilerini birleştiriyor hem de pink floyd benzeri kompozisyonlar sergiliyorlar. bu ülkenin çıkardığı en son topluluklardan birisi de strawberry fields’dır. eski collage ve şimdinin grubu satellite’ın elemanlarından oluşan bu topluluk bayan vokalist robin’in eşsiz sesiyle deneysel rock şarkıları söylüyor. the gathering’in başka bir benzeri de sayılmaktalar. strawberry fields ve satellite elemanlarından oluşan diğer bir toplulukta travellers.

    mostly autumn, karnataka ve the gathering’in “home” albümündeki soundu anımsatan şarkılarıyla 2011 yılında çıkan “a journey ınto the sun within” gerçekten de iyi albümlere örnek teşkil etmekte. neo-progressive rock’ta diğer polonyalı topluluklar ise albion, loonypark, moonrise, nemezis ve gall’dir. bu grupların ortak noktası ise içindeki bir müzisyenin millenium’un vokalisti lukasz gall olmasıdır. lukasz gall ise polonya progressive rock müziğinde en ön planda yer alan vokalistlerden birisidir.

    polonya grupları gittikçe gelişiyor ve çoğalıyorlar. progressive rock’ta ilerde söz sahibi olacak öyle toplulukları var ki bunları da zaman geçtikçe göreceğiz. polonya progressive müzikte korkunç bir şekilde ilerliyor son zamanlarda.
    polonya’nın akla getirdikleri

    1 – sbb – pamięć (1975) : sbb’nin ve polonya’nın gururu.

    2 – collage – moonshine (1994) : şarkı sözlerinde doğa tasvirinin en açık göstergesini sunan ulaşılamamış, bırakılmış, terk edilmiş hayatları birbiri ardına sıralayan acı dolu bir kayıt.

    3 – riverside – out of myself (2003) : psikolojik bir üçlemenin başlangıcı. pink floyd, anathema, porcupine tree’ye bir selam.

    4 – satellıte – a street between sunrise and sunset (2003) : “the evening wind” ve “on the run” ile neo-progressive rock tarihinin en özgün grubu. boşuna aramayın onlar gibi müzik yapan başka bir topluluk yok. benzersiz.

    5 – quidam – alone together (2007) : çok temiz bir kayıt ile süslenmiş dahiyane düzenlemeler ve inanılmaz bütünlüklü bir eser.

    6 – abraxas – abraxas … cykl obraca się. (1996) : polonya neo-progressive rock müziğinin görünmez kahramanları. biraz daha duyulsalardı collage gibi olabilirlerdi ama bu muhteşem bir kayıt.

    7 – sbb – nowy horyzont (1975) : tecrübeli olmanın avantajlarını çok iyi kullanan bir topluluğun en iyi ikinci albümü. sbb olmasaydı polonya bu kadar ayaklarını yere basamazdı.

    8 – belıeve – hope to see another day (2006) : mirek gil’in en farklı projelerinden birisi. alternatif soslu progresif eserler ve kayıtsız kalınmaz harikulade besteler.

    9 – after… – endless lunatic (2005) : çok fazla etkileşim içinde kalan bu topluluğun ilk albümü. şarkılar olağanüstü ve bir ilk albüm için muhteşem bir kayıt.

    10 – millenium – puzzles (2011) : adem ile havva konsepti ile millenium başyapıt mertebesindeki bu albümüyle kusursuz bir müzikaliteye imza atıyor.

    11 – indukti – s.u.s.a.r. (2005) : polonya’nın bu uçuk ve karamsar çocukları king crimson etkileriyle var olan bu albümünde hem bir ilk albüm olma heyecanını taşıyor hem de bir başyapıta imza atıyorlar.

    12 – riverside – memories ın my head ep (2011) : ilk albümdeki “same river” adlı eserden sonra progressive rock’a bu ep’lerinde devam ediyorlar. birbirinden muhteşem üç şarkı ve karanlık kasvetli ortamlar.

    13 – satellıte – evening games (2004) : çocuk sesleriyle başlayan bu nadide albüm bir çocuğun kalbi kadar saf ve tertemiz devam ediyor. şarkılarıyla dürüst, yalın, benzersiz olabilen kaç grup var ki son dönemlerden. işte satellite. polonya’nın özgün yüzü.

    14 – nemezis – nemezis (2008) : tek albümle kendi ülkesinde efsane olabilmiş muhteşem bir topluluk ve albüm.

    15 – albion – survival games (1994) : collage ile aynı zamanlara denk gelen bu çalışmayı polonya’nın neo-progressive’de yetişme dönemlerinin başlangıcı olarak görmek mümkün. kusursuz.

    16 – gall – anonym (2010) : millenium vokalisti lukasz gall’ın enfes projesi.

    17 – grendel – helpless (2008) : adı sanı çok fazla duylmayan bir duygu projesi.

    18 – mındfıelds – mindfields (2008) : çoğunluğu enstrümantal olan grup etkileyici melodiler yaratmayı iyi biliyor. ama bir şartla. üstünüze karamsarlık yağdırarak.

    19 – travellers – a journey ınto the sun within (2011) : karnataka taraflarından enfes bir eklektik albüm.

    20 – moonrıse – soul’s ınner pendulum (2009) : tertemiz bir sound ile geçiştirilmiş muhteşem besteler ve çok nadir rastlanan bütünlük. polonya’nın görünmeyen yüzü.

    21 – satellite – nostalgia (2009) : repaint the sky! başka söze gerek yok. satellite!

    22 – mr. gil – light and sound (2011) : duygusallığın sınırlarını zorlayan mirek gil’den beklenmeyecek derecede farklılıklar içeren heyecan dozu yüksek muhteşem bir eser.

    23 – millenium – reincarnations (2002) : millenium’dan kavramsal bir başyapıt! bunu dinlemeden millenium hakkında fikir yürütmeyin.

    24 – quıdam – quidam (1996) : quidam’ın “alone together”den sonraki en iyi işi. farklılar.

    25 – strawberry fıelds – rivers gone dry (2009) : pop melodilerini deneysel rock müziğe bulayan cesur bir kayıt. müzisyenler ise çok tanıdık.

    * bu albümler kesinlikle “en iyi” kategorisi değildir sadece polonya denilince bilinmesi gereken, dışarıya ilk elden etki etmiş 25 tane birbirinden muhteşem müzikaliteyi sunuyor.
    * bu yazı benim progresif rock ile ilgili polonya yazımdan alınmıştır.

    Korhan Tok

    @baha, Abi ohaley. Bir aylık yeni müzik çıktı şu yazıdan resmen.

    baha

    @Korhan Tok, :) eğer öyleyse ne mutlu bana. teşekkürler.

    DrAQA

    @baha, Mükemmel yazı, keyifle okudum gerçekten. Sürüyle grup var, hepsine bakacağım. Ayrıca helal olsun, ben metal müzik hakkında bile bu kadar uzun yazamayabilirdim şahsen. :D

    baha

    @DrAQA, teşekkür ederim. Güzide metal ile ilgili demiş ama ben bu yazıda metale yer vermemiştim daha çok rock ile ilgili yazı oldu.:) bu arada bu yazı benim kendi blogumdandı. yazılara biraz ara verdim ama bir süre sonra tekrar yazacağım. aşağıda linki var. :)

    http://yolcantalari.blogspot.com

    brutallica

    Çok güzel bir yazı olmuş ellerine sağlık keyifle okudum ve doğrusu polonya’nın rock tarzındaki bu ana bileşenlerini öne çıkan albümleriyle bir de güzel detaylandırmış söyleyecek söz bırakmamışsın:).Teşekkür ederim.

    baha

    @brutallica, çok teşekkürler.:)

    saw you drown

    @baha, Abi blogu’nu niye paylaşmadın ki daha önce. Bildiğin hazine. Bir girdim çıkamadım bir daha. Bu tür müziklerle ilgili detaylı Türkçe değerlendirme yazıları paylaşılan sayfa bulmak çok zor.

    baha

    @saw you drown, ne bileyim.:/ teşekkürler. yazılara işlerim dolayısıyla bir süre ara verdim ama tekrar canlanacak.

    tranquillist

    @baha, Abi napmışın sen. Okurken benim ağzım gözüm yamuldu. Beni siktir et, sana bir şey olmasın.

    baha

    @tranquillist, yok aslında bir şey yaptığım. sana da bir şey olmasın.teşekkürler.:)

  4. BelGarah says:

    Kimse yokken vader vardı.
    Şöyle bir şey hatırlıyorum kendileri ile ilgili. Soğuk savaş döneminde Polonya, Varşova Paktı’na üye iken vader batılı bir şirket ile anlaşma imzalayan ilk müzik grubuydu.

    Yine sadece duyduğum, ucuza çok çok güzel dövme yaptırılabilirmiş :)

    Grotesquexpletives

    @BelGarah, Vader çeyrek asırı geçti heralde =)

  5. saw you drown says:

    @baha, Abi muhteşem bir yazı. Çok yararlı olacak benim için. Teşekkürler. Bu arada kieslowski en sevdiğim yönetmenlerdendir. Hele hele Öldürme üzerine kısa bir film bir başyapıttır. Zbigniew preisner’e de dikkat çekmiş olman cuk oturmuş.

    baha

    @saw you drown, o filmi ben de çok severim çok gerçekçidir. polonya deyince preisner ustaya dikkat çekmemek olmazdı. teşekkürler.

  6. Beleg says:

    Hate, vader ve behemoth gibi marka olmuş gruplar dışında(ki hate en müthişi bence) horrorscope, decapitated, witchmaster gibi babayiğitler de var bildiğim. Soundları genel olarak karanlık ve katıdır bana kalırsa, çok bi farklılık yoktur yani gruplar arasında ama yukarıda gördüğüm yazıdan sonra polonyanın progresif yönüyle haşır neşir olmam gerektiğini öğrendim. Oldukça iyi bir yorum olmuş, çok teşekkürler.
    Bir de esqarial oldukça sevdiğim ve ilk öğrendiğim underground grup olduğundan herkes bilsin istiyorum. Dinleyin abi, güzel bak, cidden. Hadi beni siktir et,
    http://www.pasifagresif.com/2011/01/esqarial-inheritance/

  7. Ömer Kus says:

    Ben de pek kimsenin bilmedigi grup olarak Hunter’i ekliyeyim. Polonya’nin Pentagram’i gibi bisi. Ulke icindeki en buyuk gruplardan biri, ama ulke disina neredeyse hic acilamamislar.
    Özellikle vokalistinin histerik stilini seviyorum. Ara ara da cok groovy rifler yaziyolar. Bazi sarkilar punk tarzi hizli, ki pek sevmiyorum onlari. Orta tempo sarkilari cok daha guzel. Arges ya da Siedem sarkilarini dinleyip deneyebilirsiniz.

  8. DrAQA says:

    Herkes grup önermiş, en az bilineni benimkisi banane :)

    Bi Eargasm gider; http://www.youtube.com/watch?v=99lFjxZNats

  9. Ben de tech death adına Trauma diyeyim o zaman : http://www.youtube.com/watch?v=LclRA-zTbqA

    Koralp

    @Berker İlhan, bir an kimse yazmayacak sanmıştım.

  10. ihsanoird says:

    Bir ara Polonya üzerine epey araştırma yapmıştım, “abi adamlar Lehçemizi biliyor sonuçta, bir dinlemek lazım” diye. (ahıahı) Daha doğrusu yaptığımı sanıyordum ta ki baha’nın paylaşımını okuyana kadar :) Kendisine teşekkür ediyorum.

    Teknik thrash icra eden Wolf Spider diye bir grup var eskilerden, bari onu paylaşayım.

    http://www.youtube.com/watch?v=RiVj8UKT8-s

  11. Polonya’da Empik vardı, D&R gibi diyebiliriz. ve Krakow’daki Empik’te Vader albümü bulamamıştım, nasıl içim acımıştı.Kulak aşinası olduğum çok hoş leh gruplar var az çok. Vader başta olmak üzere Riverside,Frontside,Acid Drinkers diye gider.
    http://www.youtube.com/watch?v=iBqCXlqszNY Frontside’ın lehçe şarkıları bu arada.

  12. osuruğu öksürük ile absorbe eden kişi says:

    haberi yazan hanfendi neden hep batı bloğundan gidiyor??? Halbuki 3. Dünya’da ne cevherler var… yerel melodileri metal ve rock ile harmanlayan bir dünya kaliteli grup var uzak doğusundan orta-güney amerikasına hatta afrikasına….işi sıraya dökmektense karışısık gidilse olmuyor mu???

    osuruğu öksürük ile absorbe eden kişi

    @osuruğu öksürük ile absorbe eden kişi, bütün gün Kiko Loureiro dinlemiş biri olarak bunu söylüyorum… adamda Steve Vai’sinden Patrick Rondat’a kadar hemen bütün batılı virtüözlerin eline verebilecek bir yetenek var…

  13. Ben metale başlarken Polonya’da tartışmasız bir Vader üstünlüğü vardı. Ekstrem müzik namına Polonya = Vader’dı. Sonra Behemoth’un yükselişine ve Vader’ı geçişine birebir tanık oldum. Geçişten kastım müzikal olarak değil, herkesin zevkli farklıdır. Ama Behemoth metal dünyasının büyük gruplarından biri oldu bildiğimiz gibi ve Vader biraz daha geri planda kaldı. Decapitated’la birlikte 3 öküzler olarak devam ederlerken, Hate’tir, cartdır curttur da yükselmeye başladı ama ister istemez bir bu 3 büyükleri taklit etme durumu seziliyor.

    Bilinen gruplar dışında, YouTube’da az şarkısı olan HORRORSCOPE grubunun “The Crushing Desing” albümünü baya severim. Çok tatlı bir thrash metal albümüdür.

    http://www.youtube.com/watch?v=iyWuTbMAbxo

    Bir de senfonik black metal grubu HERMH’ün, Nergal’in de konuk olduğu “Eden’s Curse” albümü var, onu da 2005 civarı dinlemiştim baya.

    http://www.youtube.com/watch?v=YKh4cKZEvAI

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.