# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
PARADISE LOST – Symbol of Life
| 28.09.2013

Biz satılmış davayı geri almasını da iyi biliriz.

Ubeydullah İNDİROĞLU

“Hayatın sembolü?”

Cenneti kaybetmiş beş adamın, gelip de “Aşk ne güzel bir şey, kuşlar böcekler ayrı bir tatlı sanki…” tadında edebiyat yapmayacağı aşikar. Dolayısıyla, bu başlıktan pozitif bir felsefede veriler çıkmayacağı da…
Hayatın sembolü; albüm ile aynı adı taşıyan şarkıya göre “dolu bir tabanca”… Tabii, bu bir metafor. Sözlerde hayatı bir tabanca imgesine indirgeyen şey asıl sembol. Bir kadın.

Zaman olur, bir kadını seversin. Bir beraberlik yaşanır ve biter. Ya da başından itibaren hiç karşılık bulmaz. Ne olursa olsun, iki olasılıkta da final süreci aynıdır. Önce kendini ondan izole etmeye çalışırsın, ardından etrafındakilere ve daha da kötüsü kendine “Onu artık sildim, gerçekten…” dersin. Biliyorsundur ki, iki dünya, apayrı yörüngelerdedir artık. Aklından onun geçmediği tek zaman dilimi uykudur, gece karanlığına dua edersin çaresizce. Beynin ve kalbin arasındaki bağlantı sağlıklı işlemez, düşüncelerin ilkelleşir, aklından kolay kolay çıkaramazsın. Dışarıya karşı ise kusursuz maskeni takmışsındır, etrafındakileri şaşırtırsın. Halbuki bir kutlama yoktur hayatında, artık tamamen kendine takıntılı hale gelmişsindir. Hayatın sembolü o kadın olmuştur artık ve onun fiziken yokluğu ve zihnindeki varlığı senin için acıya açılan kanaldan başka bir şey değildir artık…

“Boşanma sürecini yaşayan bir insan, yaşadıklarını sanatına nasıl aktarabilir?” sorusuna cevap olabilecek bir albüm “Symbol Of Life”. Gregor Mackintosh’un, albümün kayıt sürecinde boşanıyor olması, belli ki ona fazlasıyla ilham vermiş. Gothic Metal’in en görkemli ve edebi gruplarından birisi olan Paradise Lost, bu sebeple, “Symbol Of Life” albümünde daha bir kişisel ve samimi bir noktaya yerleşmiş oluyor.

2002 yılının sonlarına doğru çıkan dokuzuncu Paradise Lost albümü “Symbol Of Life”, grubun kariyerinde çok parlamasa da çeşitli açılardan büyük önem teşkil ediyor. Kariyerine Doom/Death Metal grubu olarak başlayan, Gothic Metal’i de yaratmış olan Paradise Lost, 1995 tarihli “Draconian Times” sonrasında müziğinin farklı yönlerini keşfetmek istemiş ve tarz değişikliğine gitmişti. 1997 tarihinde çıkan “One Second” ile müziğine Gothic Rock/Synthpop öğeleri katan grup, en radikal adımını 1999’da “Host” albümüyle atmış ve o zamanlar çok popüler olan “davayı satma” muhabbetlerinin ortasına düşmüştü. Metal müzikle hiçbir alakası olmayan ve tamamıyla Synthpop/Electronica etkileri taşıyan Host, grubun hayranlarını ikiye bölmüştü. Kerrang gibi dergilerin bir zamanlar “yeni Iron Maiden” olarak lanse ettiği grup, bu eksen kayması ile ne yazık ki hakettiği noktadan uzaklaşmış oldu. 2001 yılında yayınlanan “Believe In Nothing” ise, gitar bazlı müziği geri getirse de, EMI’nin aşırı baskısı sebebiyle grubun tam olarak içine sinmemiş, prodüksiyon bazında da bazı sıkıntıların göze çarptığı bir albüm olarak sonuçlanmıştı ve tabii ki metal müzik dinleyicilerini grupla barıştırmamıştı.

“Symbol Of Life” ise bu noktada önem teşkil eden bir albüm oldu. Artık ana besteci Mackintosh’un yaşadığı hayal kırıklığından dolayı taşıdığı duygular mı etkili oldu yoksa grubun evrimindeki doğal süreç mi, bilemeyiz ama grup, bu albüm ile bir nevi “köklere dönüş” yapmıştı. Sert ve amansız gitar tonları geri dönmüş ve grup, metal müzik temelini yeniden ön plana çıkartmıştı. Host ve Believe In Nothing albümlerinde işledikleri Synth/Electronica yaklaşımları da daha rafine ve atmosferik şekilde şarkılarda yer alıyordu. Albüm, grubun Draconian Times ve öncesi zamanlarına göre oldukça modern bir beste yapısı ve prodüksiyon tarzına ev sahipliği yapıyordu ki şarkılar tamamıyla “pop” bir mentalitede bestelenmiş, grubun Gothic Rock etkileşimlerinin yanında dönemin popüler tarzlarından (bkz: Rammstein-vari Industrial Metal’e yakın rifler ya da Channel For The Pain’deki Nu-Metal tadında hızlı söylenen sözler) etkileşimler alınmıştı. Self-Obsessed dışında hiçbir şarkıda solo olmaması diğer bir dikkat çeken noktaydı. Peki, bu albümü asıl öne çıkaran neydi? Şarkıların çoğunluğunun, yabancı tabiriyle “catchy” olması. “Symbol Of Life”, dinleyiciyi hemen yakalayan nakaratlara ve melodilere genel olarak sahip bir albüm. Bu noktada, Paradise Lost’un alışageldik formüllerine ters yapıda olmasına rağmen albüm gruba geri bir adım attırmadı. Aksine, çok ön plana çıkmasa da, “Tragic Idol” ile sonuçlanan grubun eski günlerine dönüş sürecine sağlam bir temel sağlamış oldu.

“Symbol Of Life”, yapı olarak konsept bir albüm olmasa da, belli bir psikolojik süreci ele alan şarkı sözleri albüm boyunca birbirlerini tamamlıyor. Nick Holmes, basit ama etkili liriklerle ayrılık sürecinden geçen bir adam portresi çiziyor ve size onu yaşatıyor. Dolayısıyla albümü kalp kırıklığı varken dinlemek tehlike arz eder hale… gelmez gibi ama gelebiliyor da işte, bilemem. :) Mesela albümün en damar eseri No Celebration’u ele alalım; basit ama net kelime oyunlarıyla adım adım sonuca ulaştırıyor, “Seninle orada görüşebilirim, sadece umurumda değil…” ikinci kıtada “Sana anlatamıyorum, sen de duymuyorsun.” oluyor ve son kıtada “Seni orada görebiliyorum, ikimizin de umurunda değil…” diyerek bitiyor. Benzer bir yaklaşım, albümle aynı adı taşıyan şarkıda da göze çarpıyor, “Hala senin denemeni bekliyorum.” Sözü ikinci kıtada “Hala senin denemiş olduğunu umuyorum.” şeklinde dönüşüyor. O duygusal gel-gitler, tekrar eden ve dönüşen kelimelerle dinleyicinin aklına daha kolay kazanıyor. Ki bu durumu grup bir sonraki albümünde suyunu çıkartarak kullanıyor, bkz. Paradise Lost albümündeki şarkılar, hehehe… (Ayrıca Paradise Lost albümü de lirik olarak bu albümün sonuçlanması gibi gelir hep bana. Over The Madness ile kabullenme başlar, derde tasaya “La bi dur la!” denir. Sanki…)

Albümdeki şarkıların çabuk yakalayan ve dinleyiciyi yormayan türden olduğunu belirtmiştim. Bu durum, iyi işlendiği için albüme artı puan getiriyor. Şahsen As I Die ve True Belief’den sonraki en baba hitleri olarak gördüğüm, bayan vokal destekli (zamanında) single parçası Erased, “Symbol Of Life”daki yaklaşımın özetini sunuyor. Basit rifler, arkaplanda synth desteği, düzenli bir kurgu, etkili vokaller ve iyi bestecilik. Albümdeki en farklı şarkı, hızlı ve agresif müziğiyle Channel For The Pain olarak öne çıkıyor. Başta No Celebration, sonrasında Two Worlds ve Symbol Of Life ise damar içerikleriyle dikkat çekiyorlar. Perfect Mask, Industrial etkilere ve 1:51’den sonraki kısımda bayağı melankolik Nick Holmes vokallerine ev sahipliği yapıyor. Self-Obsessed, albümün tempo yükseltenlerinden birisi olurken, Mystify sakin havasıyla, Pray Nightfall ve Primal ise kaotik atmosferleriyle albüme katkıda bulunuyorlar.

“Symbol Of Life”, kesinlikle Paradise Lost’un yaptığı en iyi albüm değil ve günümüzden geriye bakıldığında çok öne çıkan bir albüm olarak bile göstermiyor kendisini… Ama grubun şimdilik Tragic Idol ile sonuçlanan ikinci baharına basamak sağladığı için, gizli bir kahraman gibi duruyor diskografide… İyi bestecilikle kavrulmuş basit yaklaşımın ne kadar iyi sonuç vereceğine dair “Symbol Of Life” güzel bir örnek… Bir de aşka dair hayal kırıklıklarından neler çıkabileceğine dair… Bizim popçular hala ayrılık anlatmak için Kamilliğin ve Kezbanlığın dibine vursun… Biz on senelik Paradise Lost albümüyle kederlenmeye devam edelim.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.53/10, Toplam oy: 32)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2002
Şirket
GUN Records
Kadro
Nick Holmes: Vokal
Gregor Mackintosh: Solo gitar, klavye, programlama
Aaron Aedy: Ritim gitar
Stephen Edmondson: Bas
Lee Morris: Davul
Şarkılar
1. Isolate
2. Erased
3. Two Worlds
4. Pray Nightfall
5. Primal
6. Perfect Mask
7. Mystify
8. No Celebration
9. Self Obsessed
10. Symbol of Life
11. Channel for the Pain
12. Xavier (DEAD CAN DANCE cover'ı)
13. Small Town Boy (BRONSKI BEAT's cover'ı)
  Yorum alanı

“PARADISE LOST – Symbol of Life” yazısına 10 yorum var

  1. Exorsexist says:

    kitabı da grubu da sevmiyorum. bir de bunlara hafiften benzer my dying bride var onları da sevmiyorum.

    crowkiller

    @Exorsexist, kitabı okudun mu ?(okudun mu da konuşuyorsun anlamında demiyorum) dünya edebiyatının sayılı şaheserlerinden biridir bence oldukça iyiydi,konusunu 100 de 90 incilideki adem ve havvanın kovuluşunda alması dolayısıyla ağır ve dini bir yapıttır o yüzden beğenmemen doğal,ingiliz dili ve edebiyatı okuduğum için zamanında zorla okutuldum ama değerini sonra anladım :)kitabın bir benzeri için bknz :dante’s inferno

    bu arada bir röportajda grup elemanları kitabı okumadıklarını söylemişlerdi

    Exorsexist

    @crowkiller, evet okudum. belki türkçesini okuduğum için ve fazlasıyla -dediğin gibi- dini(incile bağlı şekilde) olduğundan. ama luciferlı bölümleri baya sevmiştim. ingilizcesi edebi açıdan muhakkak daha zengindir. bi ara tekrar okumak isterim. dantenin ilahi komedyası ise başka bir dünya. mukayese edilemez =]

    crowkiller

    @Exorsexist, aynen :)

  2. Neredeyse her albümünü ayrı ayrı seviyorum bu adamların, bu albümün de yeri nedense ayrıdır bende. Kritiğini görmeyi de hiç beklemezdim ne yalan söyleyeyim :)

    Kritik güzel olmuş eline sağlık, uzun zaman sonra açıp dinlememe vesile olacak bu albümü, sağ ol o yüzden de :)

    Ubeydullah İndiroğlu

    @Ertuğrul Bircan Çopur, sağolasın. :) Benim için de çok ayrı bir albüm. Aynı değeri veren birilerinin olduğunu bilmek sevindirici. :)

    baha

    @Ubeydullah İndiroğlu, eline sağlık can.:)

  3. Büyük grup mega grup hep sevdim hep seveceğim

  4. pacerized says:

    mystify var bu albümde, o bile yeter efsane olmasına. disko metal diye bişey olsa temelleri burada atılmıştır derim. sonuçta host da dahil, yaptığı hiç bir kötü iş olmayan grubun bence en iyi üç albümünden biridir.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.