# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
HAVOK – Unnatural Selection
| 06.07.2013

Çapulcu HAVOK.

Serkan Kutay ER

Evet başlıktan anlayabileceğiniz üzere, ömrünün baharında sivri dilli emektar duayen gazeteci sendromu yaşayan birisi olarak sizin için Havok’un yeni albümü “Unnatural Selection”ı inceleyeceğim.

Açıkcası yeni nesil thrash metal gruplarından olan Havok pek de ayıla bayıla dinlediğim bir grup değil. Hatta şöyle diyebilirim, ilk albümleri olan “Burn“ü hiç dinlemedim, ikinci albümleri “Time is Up”ı ise albüme bir türlü ısınamadığım için yarım yamalak dinledim. Ama bu kanı deli akan çılgın gençlerin geçen yıl çıkardığı “Point of No Return” EP’lerinden beri kendilerine bir kanım ısındı, şarkılarını daha bir dikkatli dinlemeye başladım.

Lafı fazla uzatmadan albüme girecek olursak, önceki albümlerinde konu olarak şeytanlı metal müziğin farzlarını yerine getiren, bilimum kötülüklerden, ölümlerden bahseden Havok; bu albümde daha toplumun içinden bir konu olan özgürlük kavramını ele almış, güçlü politik mesajlar vermiş. Bu mesajı da en iyi, albümden çıkan ilk single Give Me Liberty… Or Give Me Death…’de görüyoruz. Ki şahsen albümde işlenen bu tema, ülkemizde yaşanan Gezi Parkı olaylarından sonra albümün içine girmemdeki en büyük etken oldu.

Albüm “I am The State” ile bodoslama bir giriş yapıyor. Crossover tadının hissedildiği şarkının daha ilk dakikalarında sizi albümde kütür kütür bir thrash ziyafetinin beklediğini fark ediyorsunuz. Şarkıların birbirine benzememesi albümün en büyük artısı. It is True’da rock’n roll havası estirilirken Under the Gun’daki ritmle Anthrax’a selam çakılıyor. Yarman, kütür kütür ve bir o kadar da yaratıcı rifflerle beraber ilerleyen çıldıray bass gitar partisyonları size albüm boyunca nefes aldırmıyor. Davulcuları da görevini en iyi şekilde getirmiş. Canavar gibi çalıyor fakat çok büyük bir yaratıcılık söz konusu değil.

Sololara ayrı bir parantez açmak istiyorum. Adamların solo gitaristi gerçekten inanılmaz yetenekli. Point of No Return’de attığı soloların hastasıydım fakat bu albümde yer yer “bijijijijüüüv nassi çallıyim lan” triplerine girmesi biraz can sıkıcı bir hal alabiliyor. Niye böyle yapmış anlamadım. Tabii bu, albümde harika soloların olmadığı anlamına gelmiyor.

Albümde bir de Children of the Grave cover’ı var ki eğer başıma bir iş gelmeyecekse ben bu cover’ı orijinalinden daha çok sevdiğimi söylemek istiyorum. Ozzy’nin o ekşi sesinden iğrendiğim için şarkının ne kadar güzel olduğunu fark edememişim yıllarca.

Son sözlere gelecek olursak, internette okuduğum kadarıyla kimisi albümün berbat olduğunu, kimisi güzel bir albüm olduğunu fakat önceki albümlerin gerisinde kaldığını, kimisi ise grubun en güzel albümü olduğunu söylüyor. Ben Havok’un diskografisine hakim olmadığım için en iyi albümleri midir bilmiyorum ama gerçekten iyi bir albüm olduğunu söyleyebilirim. Dinleyin, dinletin.

Not: A.C.A.B.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.42/10, Toplam oy: 38)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2013
Şirket
Candlelight Records
Kadro
Pete Webber: Davul
Reece Scruggs: Solo gitar, geri vokal
David Sanchez: Vokal, ritim gitar
Michael Leon: Bas
Şarkılar
01. I Am The State
02. Give Me Liberty… Or Give Me Death
03. It Is True
04. Under The Gun
05. Waste Of Life
06. Untitled
07. Chasing The Edge
08. Worse Than War
09. Children Of The Grave [BLACK SABBATH cover'ı]
10. Unnatural Selection
  Yorum alanı

“HAVOK – Unnatural Selection” yazısına 9 yorum var

  1. zafer says:

    Malesef albümü büyük bir beklentiyle dinleyip hüsrana uğrayanlardanım. Time is Up çok daha keyifliydi bence. Sabbath coverı güzel; Give Me Liberty… hala favori şarkım.

    A.C.A.B. +1

  2. Retro thrash metal gruplarının “eskiye ne oranda bağlı kalma” konusunda biraz sıkıntısı var gibime geliyor. “Modern duyulabilecek bir şey yapmaktan kaçındıklarını hissettirme” ile “eskiden yapılmış havası vermeye çalışma” arasında tam nerede duracaklarını bilemeyince, “sadece retro” olmak ve eninde sonunda, atıyorum 2-3 albüm sonra, sıkıcılaşmaya başlama gibi bir sendrom ortaya çıkıyor.

    “Eski usul thrash dinlemek istesem eskiden yapılmışlarını dinlerim” olayı da değil aslında, ama sanki kendilerini sınırları çok belirgin bir kafese kapatmış ve bunun dışına hiçbir zaman çık(a)mayacaklarmış gibi bir hava oluşuyor.

    Böyle olunca da koca retro thrash grupları aleminde, asla başyapıt yaratamayacak, sadece iyi, çok iyi olarak nitelenecek bir sürü grup ortaya çıkıyor. Yaptıkları şeyi iyi yapıyor olabilirler, ama yıllar sonra bu retro akımı bittiğinde “şu grup da şu albümü çıkarıp ortalığı dağıtmıştı” olarak değil de, “o dönemde şu şu şu gruplar adlarını duyurmuşlardı” olarak bahsedilmekten öteye gidemeyecekler bence.

    Aynı şey diğer türlerde retro kasan sayısız grup için de geçerli elbet. Yani herkes yeni bir şeyler yapmak zorunda değil tabii ama böyle olunca da ister istemez “seçtikleri yol gereği hadlerini bilen gruplar” diye bir durum ortaya çıkıyor sanki. :)

    owlboss

    @Ahmet Saraçoğlu, Son paragrafa tam olarak katılmıyorum. Mesela bir Ghost haddini bilmekten öte bütün metal camiasının haddini bildiriyor.Saygı duymayan kesim yok diyecek kadar azdır sanırım.Yılların Phil Anselmo’sunu önünde diz çöktürüp elini öptürüyor. Tabii bu tip gruplar çok nadir çıkıyor. :)

  3. burningeyes says:

    Time Is Up süperdi, daha iyiydi bundan.

  4. saw you drown says:

    Acı ama gerçek; Thrash metal öldü, hemde uzun yıllar önce öldü. Ben artık thrash metal dinlerken sadece emektar grupların çıkan albümlerini dinliyorum. O da saygıdan ve büyük beklentilere girmeden. Maalesef durum böyle bence. Bu türden yeni bir medet ummak çok akılcı gelmiyor. Yeni thrash metal gruplarında etkileyicilik veya bir ayırt edici özellik göremiyorum. Müzikseverleri şok edecek bir müzikal yenilik beklemiyorum ama albümü dinlerken evet be olmuş bu deyip ben bu albümü daha uzunca bir süre dinlerim diyemiyor insan ne yazık ki. Bu albümü de dinledim ilkin beğendim şarkılar fena değil gibi geldi ama ne yazıkki 5. dinlemeden sonra baymaya başladı ve aslında albümün pek bir esprisi olmadığın farkına vardım. Evet Sacred reich dinlemeye devam.

    serdar91

    @saw you drown, son dört kreator ve son iki testament albümünü dinlemeseydim thrash metal öldü derdim ama hala nabzı atıyor thrash metalin.

    saw you drown

    @serdar91, Cümleleri iyi okumak lazım. Öldü derken eski gruplardan bahsetmedim.

  5. ozgur says:

    Dinlerken bazen Municipal Waste, bazen Suicidal Tendencies, bazen Anthrax etkileri/benzerlikleri gelmişti kulağıma. Onu dicektim ben de.

    Bence albüm “Time is Up” kadar etkileyici, deli-deşmen, çılgın atan bir albüm olmamış. Sanki “abi biraz değişik şeyler yapalım, napalım? Mesela orta tempo bir şarkı yapalım, gitar işleriyle oynayalım biraz falan.” diye düşünmüşler.

    Sıkmayın kendinizi olm, yapın dam-dum bi şeyler, dinleriz biz aslında.

  6. ozgur says:

    Bu da gitti geriye kaldı Warbringer.

    _____****__________**** ______
    ___***____***____***__ *** ____
    __***________****________***____
    _***__________**__________***__
    _***____WARBRINGER________***_
    _***_____________________***_
    __***____________________***___
    ___***__________________***____
    ____***_______________***_____
    ______***___________***_______
    ________***_______***_________
    __________***___***___________
    ____________*****_____________
    _____________***_____________
    ______________*_____________

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.