# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
UNDERTAKERS
22.04.2013

Tırnaklarımızla kazıyoruz.

Geçen haftaki konuğumuz gibi bu haftaki konuğumuz da İstanbul’dan. 2005 yılında kurulan ve geçtiğimiz sene içerisinde “Reborn” adlı ikinci EP’sini çıkaran UNDERTAKERS’la, gruba dair konuşulabilecek pek çok şeyi konuştuk.

Merhaba arkadaşlar. Umarız UNDERTAKERS’a dair her şey iyi gidiyordur diyor ve sorulara geçiyoruz.

Grubu daha önce dinlememiş olanlar için UNDERTAKERS’dan ve nasıl bir müzik yaptığından kısaca bahseder misiniz?

Selamlar. 2005 İstanbul kuruluşlu bir grubuz. Vokalde Arsen İbabekçi, solo gitarda Önder Dülger, ritim gitarda Yusuf Güney, bas gitarda Alper Tohar ve davullarda Semih Kavala bulunmakta. Tarz olarak melodik death metal ve metalcore arası bir yerlerdeyiz. Kafamıza işlemiş Türk ritim ve melodilerinin de katkısıyla böyle şeyler çıkıyor ortaya.

EP’nin kaydı nasıl geçti? Stüdyo Mono’da geçirdiğiniz zamanlardan ve süreçten biraz bahseder misiniz?

Mono kendimizi evde hissettirdi gerçekten. Veli Erişim Meral ve Bülent Güngör, bilgileri kadar sıcakkanlılığı da aşırı yüksek adamlar. 3 gün gibi bir sürede bütün kayıtlar alındı, oradan da miks ve mastering için Arın Baykurt’a gönderildi.

Şarkı yazımı genelde nasıl işliyor? Şarkıları bütün olarak mı yazmayı tercih ediyorsunuz, yoksa çeşitli bölümler yazıp bunları sonradan birleştiriyor musunuz?

Genelde tamamlandığını zannettiğimiz besteler götürüp bambaşka şeylerle dönüyoruz. Bazen koca bir bölüm sadece geçişe indirgeniyor, bazen tek bir geçiş ana rife dönüşüyor. Grupta aynı tarz müzik dinleyen iki kişi bile bulunmadığı için herkesin çalmaktan keyif alacağı bir hale gelene kadar yoğruluyor besteler, olan kalıyor olmayan çöpe gidiyor.

“Reborn” EP’nize baktığımızda üç şarkı görüyoruz ve bu üç şarkının birinde Türk metal sahnesinin önemli isimlerinden Erdem Çapar’ı, diğerinde ise UÇK GRIND vokalisti Tanju Can’ı konuk olarak görüyoruz. Şarkılar yazılmadan önce bu birliktelikleri düşünüyor muydunuz yoksa sonradan karar verilen şeyler mi? Bu isimlerle tanışıklığınız eskiye mi dayanıyor?

“Reborn” EP’si, yakın çevremiz ve dinleyicilerimizin hala kaydetmediğimiz için bize fırça attığı 6 ila 4 senelik bestelerden oluşuyor. Kayıt döneminden 1-2 hafta kadar önce aklımızdan geçen hatıra niyetli bir karar aslında yani. Çok eskilere dayanan tanışıklıklar, aynı konserlerde çalıp farklı konserlerde birbirimizi dinlemişliğimiz var kendileriyle. Bizim için bu albümü ve şarkıları da daha manalı hale getirdiler kendi yorumlarını katıp. Hatta Özgür Özkan (SOUL SACRIFICE, MURDER KING) da aramızda olacaktı 3. şarkı (Slave of Brutality) için ama Hayko Cepkin’in yoğun tur tarihleri yüzünden denk gelemedik maalesef.

EP’yi CD olarak basma fikri başından beri kafanızda var mıydı? CD basma olayı maddi olarak sıkıntı yarattı mı? Sadece dijital olarak yayınlamayı hiç düşündünüz mü? İlerde dijital dağıtım olayına girebilir misiniz?

CD’den çok daha komplike fikirlerimizi vardı aslında albüm için, ama gereken maddi ve teknik desteği bulamadık maalesef. Bir de bu eski bestelerin bir araya gelmesi ve “Yeniden Doğuş”umuzun bir sembolü olduğu için elle tutulur bir CD’nin hem bize hem uzun zamandır bekleyenlere daha iyi geleceğini düşündük. Çok büyük maddi sıkıntılar da yaratmadı açıkçası. İlk baskı hızlıca tükenip 2.baskının maddi desteğini kendisi yarattı. Yakın zamanda dağıtım noktalarındaki durumu öğrenip 3.baskıya da geçebiliriz. İnterneti de elemiş değiliz ama.

Facebook 1
Facebook 2
YouTube
Soundcloud

üzerinden paylaşımlarımız oluyor.

Şu anda Facebook’ta yazan biyografinizde etkilenimleriniz arasında DEVILDRIVER, AMON AMARTH, IN FLAMES, SEPULTURA, SWORN ENEMY, LAMB OF GOD gibi isimleri görüyoruz. Bu isimlerin son yıllardaki durumlarını birkaç kelimeyle özetler misiniz? Bu grupların müziklerinde yaptıkları değişimler sizin müziğinize de bir nebze etki edebilir mi, yoksa bu grupların geçmişte yaptıklarını mı birer ilham kaynağı olarak görüyorsunuz?

Eski bir biyografimize denk gelmişsiniz. Şahsen içlerinden sadece LAMB OF GOD’ı etkilenim olarak sayabilirim, o da en az değişmiş olandır muhtemelen. Metal tarihinden bahsederken LAMB OF GOD’dan bahsedilmeden geçilemeyecek hale geldiler bence. Müzik olarak çok etkisi altında kaldığımız bir grup bulunduğunu düşünmüyorum ama, sound olarak etkilenmişliğimiz olan isimlerdir bunlar.

Sponsorlarınız arasında Dorock Bar’ı saymış olmanız ve “Reborn”da yer alan iki konuk, piyasanın içinden olduğunuzu gösteriyor. Sizce Türk metal sahnesinin şu anki durumu nasıl? Hâlâ eskide kalan gruplar mı, yoksa dünyayı takip eden ve yeni bir şeyler yapmak isteyen gruplar mı çoğunlukta? Yerli gruplar arasından favorileriniz kimler?

Evet, 2005 ten bu yana aktif olarak piyasada oluşumuz eski ve yeni birçok sağlam grupla çalmamıza olanak tanıdı. Gayet özgün gruplar tabi ki var ama genele bakınca kendine ait tarzı olan ya da bi akım oluşturmuş gruplar sayamam. Türkiye’de yenilik getirme açısından aklıma ilk gelen SETH ECT. Bu jenerasyona ait bildiğim en sağlam gruplardan biri. Onun dışında severek takip ettiğimiz, tabii ki eskilerden UÇK GRIND ve SOUL SACRIFICE var.

Konserlerle ilgili genel yorumunuz nedir? Seyirciyle etkileşim konusunda kendinizi nasıl görüyorsunuz? Konserlere dair yaşadığınız başlıca sıkıntılar neler?

Seyirci tek dayanağımız. Her konser öncesi uğraşılan ve ters giden her şeyi sahnede aldığımız anlık tepkiler telafi ediyor. Bir örnek vermek gerekirse, en son konserimiz olan Emergenza çeyrek finali için katılan gruplardan kendi seyirci kitlelerine bilet satmaları ve seyirci oylaması yapılacağı söylendi. Biz kendi içimizde aldığımız kararla bunu reddedip 15-20 dakikalık performans için hiç kimseye bilet satmamış olmamıza rağmen sahneye çıktığımızda seyircilerin arasından “Hiatus!, Mahşer!” diye 2008 EP’mizden şarkı isimleri bağıran insanlar vardı. Biz de o günkü repertuarı değiştirip istedikleri şarkılardan çaldık. Bar konserlerine dair sayabileceğimiz sıkıntı ancak mekan küçüklüğü ve ekipman kalitesizliği olabilir. Şarkıların yazım aşamasında “buraya sus koymayalım, konserde amfiler feedback verir” deyip vazgeçtiğimiz bile oldu. :)

Dünya metal piyasasını ne düzeyde takip ediyorsunuz? Son dönemlerde sizi heyecanlandıran başlıca gruplar, akımlar neler?

Djent’in Türkiye’de hayvani işler yapacağını düşünüyorum her ne kadar daha yapan bir grup görmüş olmasam da.

Türkiye’de metal yapmak konusunda sizce en büyük sıkıntı nedir? Türk metal gruplarının karşısında duran bir numaralı olumsuzluk olarak neyi görüyorsunuz? Bu konuda bir çözüm öneriniz var mı?

Özel konuşmak gerekirse bizim en büyük sıkıntımız fazla içe dönük organizatörler oluyor. Hiçbir zaman uzun süreli bir organizatöre ya da bir organizasyon firmasına bağlı çalışmadık. Her konser ya bize teklif olarak geldi ya kendimiz bizzat başvurduk. Sayısız sefer de “organizatörün eski grubu” ya da “mekân sahibinin veletlik arkadaşları” tarzında gruplar bize tercih edildi. Piyasanın ne yeni işlere, ne de kendi tırnaklarıyla yeni iş yapanlara açık olduğunu düşünüyorum. Çözüm önerim ya birilerinin çocukluk arkadaşı ya eski grubu ya da devamlı yağcısı olmak olur.

Röportajın manşetine koymamız için, “Türkiye’de metal yapmak çok zor” konsepti dışında, manşet olabilecek bir cümle söyler misiniz? (Sitenin ana sayfasında bu cümle görünecek, ona göre).

“Tırnaklarımızla kazıyoruz” diyebiliriz. Tam olarak budur yaptığımız. Daha önce de söylediğim gibi ne bir organizatör torpili ne bir plak şirketi kayırmasıyla bir yerlere gelmiş adamlarız. Ne de öyle olmak gibi bir niyetimiz var. Neredeyse “aile” diyebileceğimiz çekirdek takipçi kadromuzla, kendi sevdiğimiz müziği kendi istediğimiz yerlerde kendi imkanlarımız çerçevesinde yapıyoruz. Her bastığımız notaya aldığımız her tepki, her bitkin seyirci ve ritmimize sallanan her kafa gurur hanemize işleniyor.

Sorularımızı bu kadardı, UNDERTAKERS’a her konuda başarılar ve bol şans dileriz. Son sözlerinizi alalım.

İlginiz ve desteğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Elimizden geldiğince underground olanlar dâhil her organizasyona destek olmaya ve katılmaya çalışıyoruz.

“Bize ulaşın Ahlaki Erozyon’umuzu sizinle de paylaşalım!”

Reborn EP dağıtım noktaları:
Kadıköy: Hammer Müzik (Akmar pasajı)
Taksim: Bar Rasputin ve Dorock Bar
İzmir: Wizard Tekstil (Stüdyo Ümit)

Röportaj
Ahmet Saraçoğlu

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“UNDERTAKERS” yazısına 10 yorum var

  1. Beaver says:

    güzel röportaj olmuş sorularda cevaplarda tatmin edici .Türkiye’de olan durumuda çok da güzel tanımlamışlar.

  2. Yine bir yerli grupla çok güzel bir röportaj olmuş, elinize sağlık.

    Grubun Power Garage TV’de şöyle bir performansı da olmuş zamanında. http://www.powergaragetv.com/video/ur2KaQNFLJD9CEm

    Son olarak, abi o zaman grupta Yetkin Taşkın’da varmış (basçı). Adam herkesle çalıyor lan. Onur Akça seviyesine gelecek yakında gözümde :)

  3. patognomonic says:

    Grupla tanisikligimin bana Smackdown’daki undertaker’i hatirlatmasi hoş olmadı lan.Bu konudan bagimsiz baksak bile, grup ismi üzerine biraz daha dusunulebilirmis

  4. haxeberth says:

    Power garage performansına bas gitaristin katılamamasından dolayı eski grup elemanı olarak Yetkin destek vermiş.. Gayet başarılı bir performans. (Durumu diğer röportajlarında belirtmişler.)Daha fazlasını sağlayacak bir grup.. Yolunuz açık olsun arkadaşlar.

  5. ozgur says:

    Bu grup baya güldürüyor beni adını duyunca. Şimdi adını hatırlayamadığım (Belki Katharsis) küçük leş bir barda bu grubu izlemiştim. Hatta bi kaç kere izlemiştim galiba. Denk geliyodum heralde. İnanılmaz bir özelliği vardı grubun o zamanlar. O zamanlar dediğim heralde 4 5 yıl öncedir bu.

    Grup çaldığı her cover şarkının son dört notasında hep bir ağızdan “AN-DIR-TEY-KIRS” diye bağırıyodu. Ama her şarkı böyle bitiyordu.Şöyle bi şey oluyo:
    “Dara dara daba daba duba duba ANDIRTEYKIRS” (alkışlar) [ne kadar saçma bi insansın sen diye düşünen çıkabilir ama öyle olm ya]

    Baya komik geliyodu.

    Camiadaki “tanıdık kontenjanı” konusuna değinmeleri hoş.

  6. DrAQA says:

    Röportaj çok güzel, bir çırpıda okudum. O değilde Freedom şarkısı süper lan! Vay aq Türkiye’de ne işler varmış, PasifAgresif olmasa haberim olmayacak. :)

  7. Tompa says:

    Fakat double neck Gibson? Vay anam vay…

  8. Jumbo Armor says:

    Grubun ismi dışında her şey güzel. Tarzlarını sevmesemde yerli metal piyasasını çok yakından takip eden biri olarak grubun bir farklılığı olduğunu düşünüyorum. Hele geçen seneki EPleri o tarza yer yer kıl kapmama rağmen hoşuma gitmişti. Başırılı sayılırlar. Umarım kalıcı olurlar.

  9. Yılmaz KANCA says:

    sırf “kankacılık” ayağı yaparak bir şekilde duyulmuş grup. müzikleri orijinallikten uzak, yapay, taklit. sayısız dandik yerli metal grubundan sadece biri.

    earth's skin

    @Yılmaz KANCA, +1.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.