# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SIX FEET UNDER – Unborn
| 21.03.2013

Ben doğarken ölmüşüm.

Ömer Faruk YILDIZ (Emiroğlu)

Death metalin güzide ve bir o kadar da müstesna gruplarından Six Feet Under’ın, biz daha “Undead”i yeni hazmetmişken arkasından 1 sene bile geçmeden yeni albümü olan “Unborn”u çıkaracağını öğrendim. Grubun daha evvelden bir sene arayla çıkardığı albümü “Death Rituals”ın berbat olmasına istinaden bu albümün de bir sene sonra çıkacağı için aynı mahiyette olacağını düşünmüştüm. Hatta bu albüm için grubun stüdyoya girip parçaları sıfırdan yazdıklarını tahmin etmiştim. İki tahminimde de halt etmişim diyorum!

Birinci tahminde neden hatalı olduğumu albümü kritize ederken izah edeceğim zaten. İkinci tahminimin de yanlış çıkması normal. Çünki bilmiyordum Chris Barnes’in yeni ekibiyle “Undead”i çıkarmadan evvel 20 küsur parça yazdıklarını. Bunu, Chris’in “Undead” çıkmadan çok az bir vakit evvel bir Alman televizyonuna yaptığı röportajda öğrendim. Meğersem “Undea”d ile birlikte “Unborn”un da temelleri atılmış o günlerde…

Söylenmesi icap eden birkaç söz…

Evet, albümün kritiğine bir türlü geçemediğimizin farkındayım; ama Six Feet Under ile alakalı genel itibariyle bir takım yerli-yabancı sitelerde söylenen son derece asab bozucu ve hakkaniyetten uzak tenkitler ve ithamlara dair cevaben birkaç kelam etmezsem adeta çatlayacak haldeyim. O sebeple gevezeliğimin tazir edilmesini umuyorum.

“Undead” albümünü dinlemeden evvel albüm ve SFU hakkında kaleme alınan, uzun-kısa fark etmez, yazıların birçoğunu okudum. Maşallah SFU’a “uluslararası” alanda toplu bir taarruz söz konusu! Buna mukabil tüm dürüstlüğümle söylüyorum ki “Undead” için yapılmış en adil ve yerinde kritik, Ahmet kardeşimizinki olmuş…

Eminim bu albüm için yapılacak olan değerlendirmeler de ekseriyetle aynı mahiyeti taşıyacaktır. Ama ben, kendilerini death metal piri olarak görüp de yeni nesil “death-hardcore-thrash” terkibi ne idüğü belirsiz meteliksiz grupları öve öve bitiremeyen bu geveze sürüsünün Six Feet Under efsanesine dair içinde zerre akıl ve mantık olmayan, tamamen önyargılara ve tabulara dayanan boş laflarına hiç kıymet vermeden albümü dinledim… Sizlere de aynısını tavsiye ediyorum.

Six Feet Under death metal camiasının içinde ilk 5’e çok rahat girebilecek, hatta girmiş bir gruptur bana göre. Dolayısıyla bu kadar şık ve sağlam albümlerine rağmen sırf piyasa grubu olmadığı için bu edepsiz ve şuursuz eleştirileri hak etmiyor!

Nihayet albüme giriş…

Başta da naklettiğimiz üzere albümü bir nevi “Undead”in devamı mahiyetinde görebiliriz. Albümü defaten dinledikten sonra şu hitama vardım ki Chris Barnes, yeni ekibiyle beraber yazdığı parçaların en babalarını “Undead”e koymuş. Çünki “Unborn”da, evvelki albümdeki gibi bizi alıp farklı deryalara sürükleyen parçalar çok fazla yok. Undead’de ben Frozen At The Moment Of Death hariç bütün parçaları enfes bulmuştum şahsen. Ki mezkûr parça da diğerlerine nazaran vasat olarak ittihaz ediliyor. Ama “Unborn”daki vasat parça sayısı birazcık daha fazla sanki.

Bir de şunu belirtmek lazımdır ki Undead’e göre daha az melodik ve sound olarak daha sert bir albümle karşı karşıyayız.

Kısaca parçalar…

Albüme her ne kadar “az melodik” dediysek de 11 parçalık güzide albümümüz oldukça melodik ve menendine az rastlanır tarzda bir parçayla başlıyor. Neuro Osmosis… Klasik/akustik gitarlı bir giriş, sonrasında hepimizin beklediği üzere bir anda sertleşen sound, ve Chris’in muntazam bir ritimde başlayan mükemmel vokalleri… Ve melodik death havaları veren kısa müddetli sololar da cabası. Kısacası albüm için harikulade bir girizgâh olmuş bu parça.

Sakin bir tempoyla başlayan albüm oldukça sert ve aksiyon dolu bir parçayla devam ediyor. Prophecy… Şunu hatırlatmak gerekiyor ki, sadece bunda değil, birçok SFU parçasında göründüğü gibi, parçaların büyük ekseriyetinin ritim ve vokal uyumu, keza matematiği mükemmel tatmin edici derecede. Bilemiyorum bu çok normal bir durum mu yoksa bana mı öyle geliyor; ama hoşuma giden bir şey var bazı parçaların ritimleriyle alakalı. Prophecy de bunlardan bir tanesi. Bilhassa nakaratındaki enfes vokalleri dinleyince mutlaka bana hak veren çıkar. Albümün en harika 3 parçasından biridir bence bu…

Ve “Unborn”un sinyalini ilk kendisiyle aldığımız Zombie Blood Curse… Aslında Chris tanıtım olarak neden bu parçayı öne sürdü diye merak etmedim değil. Çünkü albümü tanıtmak için çok da matah bir kayıt olmadığını düşünüyorum. Yani rifler oldukça basit, adam akıllı bir solosu yok ve öyle yüksek performanslı bir vokal de yok… Tabii parçanın da kötü olacağı manasına gelmiyor bu; parça iyi aslında… Bilhassa konserlerde iyi gidecek türden; ama yine de albümün haberini kendisiyle verilmeyi hak edecek türden değil.

Decapitate’e gelecek olursak girişini pek beğenemediğim ama sair kısımlarında soundu toparlanan bir parça olmuş. Vokali de hoş buldum çünki parçanın temposu düştüğü vakit Chris’in sesindeki dehşetin mükemmelliği daha berrak bir şekilde içimize işliyor.

Albümün ağır toplarından Incision’da nihayet Six Feet Under’ın kendiyle bütünleşmiş bas soundunu görebiliyoruz. Grubun kadro değişikliğinde bana kalırsa SFU’ya en fazla sıkıntı yaratan olay Terry Butler’ın kendine has bas soundunun gruptan gitmesi olmuştu. Ama sanırsam yeni basçı Jeff Hughel ara sıra da olsa o klasik SFU bas riflerini konuşturuyor. İyi de yapıyor. Nitekim parçanın başında kulağımıza çarpan bas; parçaya pis ve korkunç bir hava aksettiriyor. Bunun yanında gitar riflerine de değinilmeden geçilir mi? Parçada gitar da iyi konuşmuş ve başında giren rif tek başına bütün parçayı götürmeye yetmiş. Harikulade bir kayıt…

Fragment da giriş olarak fevkalade bir sertliğe sahip ama 38’inci saniyeden sonra Chris’in vokalleri biraz uzun aralıksız sürdürmesi mübalağalı olmuş, dinleyeni çabuk sıkan türden. Ama ondan sonra solonun girdiği kısım parçaya başındaki sertliği tekraren kazandırıyor. Konsept olarak güzel bir mantıkla inşa edilmiş bir parça; ama biraz daha uğraşılsa daha iyi olabilirdi sanki.

Alive To Kill You, albümü değerlendirmeye başlarken bahsettiğim vasat parça sınıfının içine dâhil olanlardan. Tabii bana göre… Gerek ritim olarak gerekse sadelik yönünden bir Six Feet Under parçası olmamış. Daha çok bir Cannibal Corpse parçası olabilir bu dan-dun ritimle ve melodik olmayan tarafıyla. Yine de vasatların içinde dinlenilmeyecek türden değil. Diğer vasatların yanında pırlanta bile kalabilir aslında.

The Sinister Craving dinlenilmeyecek vasatların içine dâhil edilebilir. Çünki sık sık duran temposu ve Chris’in alakasız yerlerde çığlıklar atması açıkçası bu parçanın neyi amaçladığına dair mütalaalarda bulunmama sebebiyet verdi. Beğenemedim bunu maalesef.

Inferno gerek isminden, gerekse girişindeki güzel bas riflerinden ötürü çok şey beklediğim; ama beklediğimi tamamen alamadığım bir parça oldu açıkçası. Parça güzel, vasat değil ama genel olarak vokalleri, bilhassa nakaratı beğenemedim. Nakarat için ayrılmış zaman sürecinde Chris’in sadece “Inferno” kelimesini zikretmesi açıkçası heyecanı törpüleyici cinsten geldi bana; ama neyse ki ilk nakarattan sonra Chris’in kendine has çığlığı o heyecanın mertebesini tekrardan arttırdı. Ama Fragment için de sorduğum sual yine mevzubahis: neden daha fazla uğraşılmadı sound için?

Psychosis ise albümde bana göre en kötü parça. Gerek girişi, gerek sound’u, ve sair… Hiçbir adrenalin alamadım bu parçadan. Onun için daha fazla konuşmamak lazım.

Son ve albümün en uzun parçası The Curse of Ancients da albüm için hiç fena sayılmayacak türden bir kapanış. Hafif distorsiyonlu bas, parçanın ismine de uygunluk veren, bir eski-lanet havası aksettiren gitar rifleri ve Chris’in nakarattaki enfes vokalleri gerçekten albüme iyi bir nokta koyabilmiş. Tabi bir Prophecy’nin, Incision’ın tadını vermese de yine de “güzel olmuş yahu” diyorum mecburen…

Sonuç olarak…

Başta da söylediğimiz üzere “Undead”e göre daha az melodik ama daha fazla sert bir albüm olmuş. Ama yine de “Undead”den mücerret, kopuk bir soundunun olduğunu kesinlikle söyleyemeyiz. Kısacası albümün haberini aldıktan sonra düşündüğüm gibi ikinci bir “Death Rituals” faciası yaşamamış olduk. Sound olarak “Undead”den daha iyi olduğunu söyleyemem albümün, ama “Undead”den kötü olduğunu da söyleyemem… Onun için bu iki albümü bir görmek ve parçalarının bir kısmı 2012, diğer kısmı da 2013’te piyasaya çıkmış gibi davranmak en iyisi olur fikrimce.

Tabii Six Feet Under’dan bahsederken grubun her şeyi, bana göre de Death metalin olmazsa olmazı Chris Barnes’ın SFU harici projelerini de bir dip not olarak hatırlatmakta fayda olur diye düşünüyorum. Chris bildiğimiz gibi 2006’de Torture Killer grubuna girmiş (bana göre bir albümlük misafir vokal olmuş) ve “Swarm!” isimli bir albüm kaydetmişti. Şimdi aynı grubun “Phobia” isimli, çıkmak üzere olan yeni albümünde de Written In Blood isimli parçaya vokal yapmış. Bu açıkçası beni çok tahrik etmedi; ama beni yerimden hoplatan ve “bu herif ne yapıyor Allah aşkına” dedirten asıl haber Chris Barnes’in bir yan projesi olan IHATE oldu…

Öyle ki grubun ilk ve şimdilik tek parçası olan, keza klipi de çekilen Stretcher’ı dinledim ki işte o an Chris’in artık death metal sahasında efsaneliğini tescil ettiğine şahit oldum. Bir parça sözlerle ve vokalle klipine bu kadar mı adapte edilir yahu! Ve bir vokal bu kadar mı dehşet, öldürücü olur! Muhterem vokalistimiz 46 yaşında ama hala böyle eskisi gibi tesirli vokaller yapabildiğine göre demek ki sesi henüz gitmemiş… Ne diyelim, Allah bu sesi uzun bir müddet korusun!

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.22/10, Toplam oy: 46)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2013
Şirket
Metal Blade
Kadro
Chris Barnes: Vokals, sözler
Steve Swanson: Gitar
Kevin Talley: Davul
Jeff Hughell: Bas
Ola Englund: Gitar
Şarkılar
1. Neuro Osmosis
2. Prophecy
3. Zombie Blood Curse
4. Decapitate
5. Incision
6. Fragment
7. Alive to Kill You
8. The Sinister Craving
9. Inferno
10. Psychosis
11. The Curse of Ancients
  Yorum alanı

“SIX FEET UNDER – Unborn” yazısına 22 yorum var

  1. Albümü yazmayı planlıyordum ancak benden önce davranmışsın, eline sağlık. Henüz sadece Zombie Blood Curse ve Neuro Osmosis’i dinleyebildim. İlkini çok sevmedim, ikincisine ise bayıldım. Neuro Osmosis bence grubun yazdığı en iyi şarkılardan biri.

    Ola albümde Prophecy ve Curse of the Ancients’ı yazmış, o ikisini henüz dinlemedim ama merak ediyorum özellikle.

    serdar91

    @Ahmet Saraçoğlu, http://www.youtube.com/watch?v=wPp0_KPGW2k

    abi bu prophecy parçası.

  2. Rotten Angel says:

    Ellerine sağlık kardeşim.

    Aslında ben, kritiğe tamamen zıt bir görüşü savunuyorum. Bence Undead’den çok daha iyi, dinledikçe daha da çok sevilen, Psychosis’in (yazarın albümde en sevmediği şarkı) gayet güzel bir şarkı olduğu albüm.

    Katılmadığım bir cümle: ”Six Feet Under death metal camiasının içinde ilk 5’e çok rahat girebilecek, hatta girmiş bir gruptur bana göre. ”

    Yani, Six Feet Under eğer; death metal gibi zilyon tane grubun olduğu koca bir camiada ilk 5′e giriyorsa. vah death metalin haline. Undead ve Unborn taş gibi death metal ziyafetleri olsa da, o albümlerden öncesi korkunç (Warpath hariç)

    ManOmeR

    @Rotten Angel, Teşekkür ederim güzel fikirlerin için. Açıkçası kritiği yazmadan evvel albümü dinledikçe fikirlerimin değişeceğini ben de umuyordum; bu kaçınılmaz bir mesele. hele ki söz konusu Six Feet Under olursa. Lakin Psychosis hakkındaki fikirlerim halen değişmiş değil onu söyleyeyim. Bana göre yine albümdeki en berbat parça :))

    Ayrıca death metal gözlüğüyle undead’den daha iyi görülebilir, sert olduğu için, ama ben albümü grubun kendi konseptine göre değerlendirdiğim için Undead’e göre daha vasat buldum. Ama o kadar da çok vasat değil, hemen hemen aynı mertebedeler bana göre. Yalnız dikkat ettiyseniz bu albümde Chris’in vokalleri; evvelkiler gibi temiz bir brutallik içermiyor. Özellikle The Curse Of Ancients’i dinleyince adeta bir Arch Enemy dinlemiş gibi hissediyor kendini insan. Oysa ki SFU’ı sevenler; Chris’in kendine has vokal tarzı için seviyorlar grubu. Herneyse, albümün muvaffakiyetini gölgeleyemez tabi bu tür eksiklikler.

    Son olarak da Six Feet Under’ın death metal kategorisinde ilk 5′e girdiği hususunda son derece ısrarlıyım; hatta kendi içimde ilk 3′e bile sokuyorum ama çok fazla tepki almamak için limiti 5′e çektim :))) Ayrıca yine evet; binlerce, onbinlerce death grubu var. ama bunların %80′i klasik death şablonunu tekrar eden gruplar olduğu için sanatsal bir mahiyet taşımıyorlar bence. Bana göre iyi olanlar, bu tekdüzeliğin içinden sıyrılmayı başarabilenlerdir.

    En derin saygılarımı sunuyorum.

    Rotten Angel

    @ManOmeR, Bu mesajı yazarken Psychosis’i dinliyorum :) Albümdeki favorilerimden biri kesinlikle. Bu konuda sende saatler inatlaşabilirim.

    Ben Unborn’u daha sert olduğu için sevmedim açıkcası. Hiçbir şeyi daha sert olduğu için sevmem. Sadece bu albümün daha yaratıcı olduğunu, ve önceki albümlerdeki göze bazan hataların telafi edilip, bir basamak daha yukarı çıkıldığını düşünüyorum.

    ”Açıkçası kritiği yazmadan evvel albümü dinledikçe fikirlerimin değişeceğini ben de umuyordum; bu kaçınılmaz bir mesele. hele ki söz konusu Six Feet Under olursa.”

    Fikir değişimi kaçınılmaz. Açıkcası albümdeki şarkılara, tam ısınamadığın için çok sert dalmışsın bence :) Eminim alıştıkça daha da çok seveceksin. Mis gibi albüm.

    Manowar

    @Rotten Angel, Albümü sevdim tabiiki üstad. Sevmesem niye kritize edeyim zaten :)) Ama dediğin doğru, dinledikçe vasat bulduklarımı daha çok beğendim -ki bunun baştan beri böyle olacağını biliyordum-. Ama psychosis gerçekten iyi değil yaa :)))

    Rotten Angel

    @Manowar, İşte bu yüzden metaldaşım, bence kritiği biraz erken yazmışsın :) Şarkılara tamamen ısınıp, görüşlerin tam otursaydı: bence bu albüme 8,5 puanı rahat verirdin. Ama genede ellerine sağlık tabi. Diğer Six Feet Under kritikleri de (Özellikle Warpath) bekliyorum senden.

    ManOmeR

    @Rotten Angel, Pekala değerli kardeşim. Biliyorsun, heyecan insana bazan yanlış da yaptırabiliyor. Ama yine de albümü genel itibariyle adil bir şekilde değerlendirdim diye düşünüyorum.

    İnşallah diyelim hocam; ben de senden bekliyorum yeni kritikler ;))

    junkman afatsum

    @ManOmeR, death_morbid angel_obituary_deicide_cannibal corpse bu 5′liyi geçecek gurubu zikerler.

    Rotten Angel

    @junkman afatsum, Morbid Angel ile Death geçilmez zaten de, diğer gruplar için emin değilim

    ManOmeR

    @Rotten Angel, Death zaten türünün öncüsü olduğu için o benim gözümde bir numaradır. morbid angel’ı hiç dinlemedim, obituary güzel grup, cannibal corpse da bana göre tekdüzeleşmiş halde. Dolayısıyla bana göre SFU death hariç bütün grupları geçer. morbid angel için emin değilim, dinlemedim çünki. haksızlık etmemek lazım.

    junkman afatsum

    @ManOmeR, haddini biraz aşmıssın kardeşim sen daha morbid angel dinlemeden ki morbid angel death adlı gruptan daha death metaldir, bu türün oluşumunda death grubundan daha önde yer alır ki zaten chuck bile tam manası ile death metal yapmadığını söylemiştir. ama sen kalkmıssın buna rağmen sfu adlı grubu en 5 death metal grubundan birisi olarak görüyorsun büyük cahillik var ortada.

    Rotten Angel

    @ManOmeR, Buradan başla:

    http://www.youtube.com/watch?v=UYdfsZRURF0

    Death zaten yorumsuz. Ona yorum yapmak haddime değil. Spritual Healing dışında tüm albümleri direkt 10 puandır.

    Cannibal Corpse bana çok sıkıcı geliyor. Zaten en çok satan ve en bilinen death metal grubu olduğu için, kendini otomatik tekrara bağlamış.

    Morbid Angel ile Death’i çok sevmemin sebebi şu. Bu grupların hiçbir albümü, diğerine benzemez. Hepsi farklı tarzdadır. Hep yeniliğe ve gelişime açıktır. Ama Cannibal Corpse tam tersi olduğu için, hep aynı şeyleri dinlemek bana fenalıklar getiriyor.

    junkman afatsum

    @Rotten Angel, napalm death, bolt thrower, carcass, entombed, dismember, unleashed, gorefest, pestilence, asphyx ve suffocation dışında yukarda ki saydığım 5′liyi büyüklük konusunda zorlayacak grup yok death metal piyasasında. nedenine gelince türü yaratan ve belirginleştiren o 5 gruptur bir çok death metal müzisyenide benden farksız düşünmüyor gördüğüm kadarı ile.

    ManOmeR

    @junkman afatsum, Bu cevaplardan sonra münakaşayı uzatırsak veri tabanını zorlamaktan başka birşey yapmamış oluruz. Dolayısıyla yorumlarda bir tek Rotten Angel’ı kaale alıyorum hakaret ihtiva etmediği için.

    İstediğim grubu istediğim sıralamaya sokarım. Kimseye de hesabını vermem.

    Selametle.

  3. Bahadir Sarp says:

    Ola Englund var. Ona saygımdan ilk fırsatta dinleyeceğim.

  4. Baybora says:

    Grubu sevmem,Barnes’tan nefret ederim. Ama iyi bir albüm olduğunu kabullenmek zorundayım. Bir kere dinledim ve bir daha dinleyeceğimi sanmasam da genel olarak metal camiasının beğeneceği bir albüm gibi.

    Ayrıca hem albümün Undead’den daha iyi olma konusunda hem de Six Feet Under’ın o ilk beş sıralamasına giremeyeceği konusunda Rotten Angel’a katılıyorum.

  5. progressive says:

    Daha önce hiç sfu dinlememiş biri olarak fena bulmadım.2-3 şarkı dışında diğer şarkıları da beğendim.

  6. patognomonic says:

    SFU ile tanışıklığım sadece death rituals albümü düzeyinde. ..ve anladidigim kadariyla grubu bok üstünde yellenirken tanimisim

  7. Osman says:

    Çok kötü grup, çok da kötü olmayan albüm. 10 üzerinden 4 gider. Death metal efsanesi :)

  8. ismail vilehand says:

    Undead albümü biraz SFU hakkında atıp tutanlara “alın size cevap” tadındaydı bayağı da güzel albümdü ama benim gibi Six Feet Under’ın her halini beğenen eski, sadık fanların hissedebileceği bir eksiklikte vardı. işte bu albümde o eksiklik yok. Undead albümü ile eski işlerinin karışımı havasında bir albüm. Commandment’tan beri bu kadar çok SFU dinlediğimi hatırlamıyorum. her gün kesin bi tur döndürüyorum albümü. sanırım en iyi SFU albümü diyip, bu kadroyla sonraki albümde daha iyisini yapma ihtimallerini göze alarak 9.5/10 puan veriyorum.

    birde albümle ilgili enteresan bişi yaşadım. Neuro Osmosis’te 0:57′de ve Fragment’ta yine 0:57′de giren melodileri ilk duyduğumda “oha lan direk Whitechapel” dedim kendi kendime. tarz ve sound olarak çok benzerleri Whitechapel şarkılarında var bu melodilerin. esinlenme mi acaba falan derken bi baktım metal-archives’e şarkıları yazan ve stüdyoda çalan Whitechapel gitaristi Ben Savage’mış :) sonra yazdığı diğer şarkılara da dikkat ettim (Decapitate ve The Sinister Craving) iki gruba da hakim olanların çok rahat yakalayabileceği benzerlikler var. albümle ilgili asla unutmayacağım bir olay olarak kaldı bu aklımda.

  9. Exorsexist says:

    Kadrodaki değişim grubun müziğinde epeyce etkili olabiliyor olduğunu tekrar kanıtladı. Sfu’nun artık yaşlanmış, eski kafalı elemanlarının gidişi, yerine dinamik, genç ekibin gelmesi yaramış.
    Albümde öyle çok fazla beğendiğim bi şarkı olmadı ama “illusions” isimli bir bonus şarkıları var ki… Değil sadece sfu, hayatımda dinlediğim en iyi parçarlardan bir tanesi…

    http://www.youtube.com/watch?v=qtxai69EHQU

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.