# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
YOUR PAIN IS ENDEARING
27.01.2013

Türkiye’deki birçok grup, olayın “iş” kısmına yeterince hakim değil.

Bu haftaki konuğumuz, ABD’li death metal/deathcore grubu YOUR PAIN IS ENDEARING. Dördüncü EP’sini çıkarmaya hazırlanan grubun ilginç yanlarından bir tanesi, biri şu anda da grupta olmak üzere bugüne dek iki adet Türk basçıya sahip olması. Grubun gitaristi Jason Eick ve basçı Nazım Kemal Üre (Pasifagresif’te Kemal adıyla yorumlar yapıyor, konuk yazılar yazıyor) ile hem grup, hem de ABD’de yaşam, Türkiye piyasası gibi pek çok konuda konuştuk.

JASON

Selam Jason. Umarım o taraflarda her şey yolundadır. Buyrun sorulara geçelim.

YOUR PAIN IS ENDEARING’in nasıl kurulduğundan bahseder misin? Bu tür müzik yapma konusunda size gaza getiren gruplar oldu mu?

YOUR PAIN IS ENDEARING, ben BURN IN SILENCE (Prosthetic Records) ve BETTER LEFT UNSAID (Stillborn Records) gruplarında çalarken solo bir proje olarak başlayan, ancak daha teknik ve brutal bir şey çalmak istemem neticesinde asıl grubum haline getirdiğim bir oluşum. O sıralarda DESPISED ICON (hâlâ da bayılırım) ve WHITECHAPEL’ın ilk albümlerinden çok etkilenmiş, THE FACELESS’ın ilk albümüyle de aklımı yemiştim. Beste yapma ve teknik konularında sınırlarımı zorlamam için beni çok motive etmişlerdi. Bu projedeki asıl amaçlarım da hep bu iki konu oldu.

“The Turning of Tides”a yönelik tepkiler nasıldı? Müzikal ve prodüksiyon açısından her şeyiyle içinize sindi mi?

Hem ben, hem de grup olarak EP’den çok memnunuz. Kafamızdaki ilk fikirleri kaydettiğimiz sırada şarkıların umduğumuzdan da iyi olduklarını fark ettik, hepsi de kendi karakterlerini kazandılar. Prodüksiyon anlamında genel havanın çiğliğini yakalamayı başardım. Tepkiler de çok iyiydi, ayrıca insanların tüm ürünlerimize ilgi gösteriyor olduğunu görmek çok güzel. Ayrıca EP’nin kendimizi ileriye götürme anlamında da bize büyük faydası oldu.

Yakında dördüncü EP’niz “Upon A Throne of Hate”i çıkaracaksınız. Bu dördüncü EP’niz olacak, peki albüm ne zaman?

Bu yıl hem bir EP, hem de bir albüm çıkarmayı hedefliyoruz. Albümü biraz bekletmek durumunda kaldık ama şu sıralarda onda da sona yaklaşmış durumdayız. Asıl amacımız dinleyicilerimizi yavaş yavaş kendiize alıştırıp en sonunda da albümle karşılarına çıkmaktı. Albümü erkenden çıkarmaktansa, daha teknik ve progresif hale geldikten sonra ilk albümümüzü çıkarmamız bence albüme daha güçlü bir anlam katacak.

Şirket arayışınız ne durumda?

Açıkçası şu noktada şirketlerin pek de bir anlamı kalmadı. Yapıtlarımızı kendi paramız ve zamanımızı kullanarak çıkarıyoruz, turluyoruz, çalabildiğimiz kadar çok yerde çalıyoruz, yapabildiğimizin en iyisini ortaya koyuyoruz. Bundan daha fazlasını da isteyemezdik zaten, günümüzde şirketler de bundan daha fazlasını sağlayamıyorlar, hatta bizim tek başımıza yaptıklarımızı bile bize verecekleri şüphelidir. Şirketlerden ufak da olsa ilgilenenler oldu ve biz de dinleyici kitlemizi genişletmeyi ve süreci hızlandırmayı elbet isteriz, ancak şu anda kendimiz harici birileriyle çalışmak gibi bir düşüncemiz yok.

Yakın zamanda JOB FOR A COWBOY, CEPHALIC CARNAGE, ALLEGAEON gibi gruplarla çaldınız. Genel hava nasıldı, takılması en eğlenceli gruplar hangileriydi, turneden anlatabileceğiniz komik bir şeyler var mı?

JOB FOR A COWBOY konseri harikaydı. Pek çok yerel grup ve turlayan diğer gruplarla güzel bir hava oldu ve seyirci de çıkan her grubu sahiplendi. Ancak en çok hoşumuza giden ve hâlâ bizi mutlu etmeye devam eden şey, CATTLE DECAPITATION’la çalıp takılmamızdı. Uluslararası bir turneden ayrılıp son dakikada belirlenen konserlerinden birinde açılış grubuyduk. Konserden sonra onlarla takılmak ve New England’daki en sevdiğimiz salonlardan birinde çalmak, 2012’nin ikinci yarısındaki en güzel anılarımızdandı. Yılın ilk yarısındaki turne de çok iyiydi, bir sürü güzel anımızoldu ve bunların çoğu yollarda yediğimiz nefis yemeklerle ilgiliydi.

Deathcore gruplarının giderek birbirine benzemesi konusunda ne düşünüyorsun? Sence türün karakteristik özelliklerinin dışına çıkmamakta direnen gruplar giderek kendilerini sınırlamıyorlar mı?

Bence bu her türde olan bir şey, ancak gruplar ve türler popülerleştikçe olay giderek içten gelen bir dürtüden ziyade bir trende dönüşüyor. Ve bir tür veya alt tür, belli karakteristik özelliklerle şekillendiğinde, bu trende dâhil olmak isteyen gruplar dab u sınırların dışına çıkmamayı seçiyorlar.

Bu aralar dinlediğin iyi yeni gruplar hangileri?

PATHOGENIC, CONFORZA, BEHOLD OBLIVION, DYSENTERY, DOOMSDAY MOURNING, SUBSTRUCTURE, AEGAEON, FALLUJAH.

Peki Kemal’i nasıl buldunuz? Daha önceki basçılarınızdan biri daha Türk’tü, bu nasıl bir tesadüftür? Kemal’le ilgili neler söylemek istersin, iyi bir çocuk değil mi haha.

İki Türk basçımız olduğu için çok şanslıyız. İkisi de hem çok iyi müzisyenler, hem de ülkelerinin kültürünü bizle paylaşan, iyi insanlar. İkisini de Boston’da eleman ararken, tesadüfen bulduk. Kemal, yetenekleri gruba olan adanmışlığıyla bize ve hedeflerimize son derece uygun bir katkı oldu.

KEMAL

Gruba girmen nasıl oldu? Türkiye’de daha önce müzik namına neler yapmıştın?

Ben Boston’a Uçak/Uzay Mühendisliği üzerine doktora yapmak için geldim, ama aklımın bir köşesinde bir metal grubuna girmek hep vardı. İlk yılımda yurtdışına adaptasyon süreci, okulun zorluğu vs. derken ortamlara istediğim gibi giremedim ve evde kendi kendime bas gitar çalarak takıldım. Sonunda tamamen tesadüf eseri internette YOUR PAIN IS ENDEARING’in ilanına rast geldim ve denemelere katıldım. Grubun geri kalanı ile death metal konusunda zevklerimiz çok uyumlu olunca da rahat kaynaştık zaten.

İstanbul’da uzun süre Berker Altepe adlı arkadaşımla RETALIATION adlı thrash metal grubunu beraber yürüttük. Artık uzak mesafeden dolayı gruba aktif katkı yapamıyorum ama hâlâ buradan bas kayıtları göndermeye çalışıyorum.

Bunun dışında Barış Köksaldı (INSISTENCE) ve Alper Karahan (eski-DECAYING PURITY) ile birçok death metal çalışmam oldu, fakat 1-2 konser vermek dışında pek bişey yapamadık. Çok kısa süreliğine PERPETUAL GENOCIDE (http://www.facebook.com/PerpetualGenocide?ref=ts&fref=ts) grubu ile çalışma şansım oldu, eğer bu gruptan haberiniz yok ise mutlaka bakın derim, inanılmaz bir teknik/brutal death metal grubu, parçası olmaktan en fazla gurur duyduğum grubum kesinlikle odur. Bir de ek olarak CHOPSTICK SUICIDE ile bir konserliğine çaldım.

Ama sanırım en kayda değer işim cover grubu FATAL MIND’dır. 2009 yılında Dorock Bar’da Cumartesi geceleri MURDER KING’in önünde yaklaşık 20-25 kez sahne aldık. METALLICA’dan IN FLAMES’e, PANTERA’dan CONTROL DENIED’a uzanan bir playlistimiz vardı (Eğer okuyorlarsa buradan Onur ve Ozan’a da selam olsun). O atmosferi çok özlüyorum.

Dışarıdan bakabilen biri olarak, sence Türkiye piyasasının olumlu ve olumsuz yanları neler? ABD ile kıyaslamak saçma olur elbet ama, orada görüp de Türkiye’deki gruplara önerebileceğin temel şeyler neler?

Benim gördüğüm en olumlu yan, bence müzikal vizyon ve geri kafalı olmama adına büyük mesafeler kat ettik. Ben ilk amatör grup konserlerine gittiğim zamanlar (yaklaşık 10 sene öncesi), gruplar büyük inatla sadece cover çalıyor (kaç kere For Whom The Bell Tolls ve Roots dinledim sayısını unuttum) ve beste alanında klasik heavy ve thrash kalıplarının dışına çıkılmıyordu. Fakat artık senfonik power, progresif death metal, post-rock, neredeyse her türden müzik yapan gruplarımız var ve gruplar beste yapmaya/ albüm çıkarmaya çok daha fazla özen gösteriyorlar. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, “amatör grup” düzeyinde, müzikal vizyon ve beste kalitesi olarak Amerika’dan bir eksiğimiz olduğunu düşünmüyorum.

Asıl fark “büyük grup” düzeyinde ortaya çıkıyor, maalesef bu konuda hem Amerika’dan hem de Avrupa’dan baya gerideyiz. Bence bundaki en büyük etken Türkiye’deki birçok grubun işin “iş” kısmına yeterince hakim olmaması ve çaba göstermemesinden kaynaklanıyor. Beste yapmak, konser vermek, grup olayının sadece %50’si. Eğer büyümek istiyorsanız promosyon yapmanız, yurt içi, yurt dışı bağlantılar kurmanız ve her işte olduğu gibi finansal risk almanız gerekiyor. Benim gruplara tavsiyem eğer gerçekten büyümek istiyorlarsa işin bu kısmına daha çok yoğunlaşmaları. Her ne kadar hepimiz bu işi zevk ve eğlence için yapsak da, eğer büyük festivallerde sahne almak veya binlerce hayranımız olsun istiyorsak müzisyen şapkamızı bırakıp menajer şapkamızı takmamız lazım.

Yanlış anlaşılmasın, benim grubum da henüz büyük grup kategorisine girmiş değil. Fakat buradaki piyasayı ve büyüyen grupları gördükçe hepsinin sadece “iyi bir grup” değil, aynı zamanda “iyi bir şirket” olduklarını görebiliyorsunuz.

Bu konuda daha uzun uzun yazabilirim, eğer ilgilenen olursa altta yorumlarda tartışırız haha.

Daha ne kadar ABD’de kalacaksın? Gruptan ayrılmanı gerektirecek bir zaman, eninde sonunda gelecek mi? İleriye dönük başka müzikal planların var mı? Türkiye’ye dönme durumun olursa, döndüğünde de müzik yapmayı düşünür müsün ve düşünürsen nasıl bir müzik yapmak istersin?

En büyük isteğim, Türkiye’ye dönüp akademisyen olmak ve öğrenci yetiştirmek. Doktoramın bitmesine 1,5 yıl kadar var, biter bitmez hemen döner miyim bilemiyorum, o anki şartlara bağlı. Ama eninde sonunda Türkiye’ye mutlaka döneceğim.

Her ne kadar konser vermekten inanılmaz keyif alsam da, akademik yaşam benim hayatımın merkezinde, dolayısıyla eğer olur da grup büyürse ister istemez ayrılmak zorunda kalacağım. Şu an hafta sonu konserlerine ek olarak en fazla senede 2 defa 10-15 günlük Kuzey Amerika turnelerine çıkabiliyoruz. Daha uzun turnelere çıkabilmem mümkün değil, dolayısıyla böyle bir teklif gelirse ayrılmak zorunda kalacağım. Grupla bunu en başından konuşup ona göre anlaştık zaten.

Evet, kesinlikle Türkiye’ye dönünce müziğe devam etmek istiyorum. Hayalim enstrümantal bir progresif/death metal grubu kurmak. Bunun dışında teknik death metal yapan gruplar ile de çalışmak isterim. Bunların hiçbiri olmazsa, tekrar her haftasonu cover çalan bir gruba da hayır demem doğrusu. Onun tadı çok başka oluyor.

ABD’de gittiğin konserlerle Türkiye’deki konserleri düşününce, kitle namına ne gibi şeyler söyleyebilirsin? Hem sahnede çalan bir müzisyen olarak, hem de kendin gittiğin bir konserde, seyircilerin arasından bakınca.

Amatör grup konserlerinde özellikle seyirci miktarı Türkiye’dekine göre baya iyi diyebilirim. İnsanlarda “konsere gitme kültürü” var, yani adam her hafta sonu hayatında daha önce hiç duymadığı 5 tane grubun ortak konserine gidip bira içip eğlenebiliyor. Türkiye’de ise maalesef izleyici kitlesi genelde grup üyelerinin arkadaşları, ailesi ve başka grupların üyelerinden oluşuyor. Tabii ki istisna durumlar var, Kadıköy de sürekli konserleri takip eden bir kitle olduğunu biliyorum mesela. Ama benim genel gözlemim bu şekilde.

Olaya sahneden bakarsak, daha önce Pasifagresif’teki bir yorumda yazmıştım, sahne performansı olarak Amerikalı grupların büyük bir üstünlüğü var. Özellikle headliner olan grup öyle çok ahım şahım bir müzik yapmasa da sahnede hoplayıp zıplayıp bir şekilde seyirciyi eğlendiriyor. Türkiye’de ise maalesef durduğu yerde put gibi çalan çok grup gördüm. Yine istisnalar kaideyi bozmaz, sahnede kendisini parçalayan gruplarımız da var tabi.

Ha bu yukarıdaki iki gözlem 2,5 sene öncesine ait, son zamanlarda Türkiye’de amatör grup konserine gitme şansım olmadı ne yazık ki.

Amatör konserler dışında büyük grupların konserlerin e bakarsak, seyircinin ilgisi veya grubun performansı açısından Türkiye ile bir fark göremediğimi söyleyebilirim. Fark daha çok organizasyon seviyesinde ortaya çıkıyor, onları yazmama gerek yok herhâlde, herkes bu konudaki açığın farkında.

Ara ara İstanbul’a uğruyor musun yoksa “Abi şöyle bir acılı Adana olacaktı da” türünde gurbetsel özlemlerin var mı? Boston kısaca nasıl bir yer, sıkılıyor musun, yoksa American Dream durumları mı?

İstanbul’a senede iki defa gelmeye çalışıyordum ama artık işlerin yoğunluğundan dolayı bunu bire indirmek zorunda kaldım.

Abi sen ne diyorsun… Türkiye’yi nasıl özlüyorum anlatamam. Yemek konusu apayrı bir olay, burada da karnımız doyuyor bir şekilde ama bir tane sarmayı en kral Amerikan yemeğine değişmem. Evde kendi imkânlarımız ile bişeyler yapıyoruz ama aynısı olmuyor işte.

Boston Amerika’nın en Avrupai şehirlerinden biri, klasik soğuk ve endüstriyel Amerika atmosferine sahip değil. Yapılacak aktiviteler o kadar bol ki, sıkılmaya pek imkân yok gerçekten. Şehrin her tarafı üniversite olduğu için de oldukça genç bir nüfus var, ortam baya dinamik diyebilirim. Ayrıca okuldaki ortamım bir mühendisin ıslak rüyası gibi bir şey, o yüzden pek şikâyetim yok.

Fakat şöyle bir şey de var ki, özellikle sosyal ilişkiler konusunda burada ister istemez sıkıntı çekiyorsun. İstanbul’daki arkadaş ortamımı ve oradaki muhabbetleri çok arıyorum. Burada da illa ki kendine yakın bulduğun insanlar oluyor, ama istersen takır takır İngilizce konuş, yine de istediğin geyikleri yapamıyorsun, istediğin gibi küfredemiyorsun, ağzından çıkan kelimeler o anki mutluluğunu ya da heyecanını karşılamıyor. Böyle olunca da buradaki insanlarla hiçbir zaman Türkiye’deki arkadaşlarınla veya ailenle olduğu gibi bir bağ kuramıyorsun (YOUR PAIN IS ENDEARING’den kimsenin bu röportajı okuyamayacak olması çok güzel haha). Zamanla daha iyi hale geliyor tabii, ama Türkiye’ye döneceğim günü iple çekiyorum.

Sorular bu kadardı. Umarız her şey istediğin gibi gider, hem grup, hem diğer alanlarda çok süper şeyler olur.

Çok teşekkür ederim.

Röportaj
Ahmet Saraçoğlu

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“YOUR PAIN IS ENDEARING” yazısına 9 yorum var

  1. serdar91 says:

    benim gibi aklında metal müziğe yönelik projesi olanlara iyi bir örnek teşkil eden ve “yol” gösterebilen bir röportaj olmuş.eline sağlık ahmet abi.

  2. Ufuk Sönmez says:

    öncelikle keyifli bi röportaj olmuş, elinize sağlık. perpetual genocide deyince ben de kemal’in facebook’ta perpetual genocide gitaristi arkadaşım(bizim mahalleden) onur’u nerden tanıdığını merak ediyodum. meğerse adam grupta çalmış. gerçekten kemal’in dediği gibi, arkadaşım olduğu için söylemiyorum, harbiden çok yetenekli bi gitarist ve bestecidir. gözümün önünde bütün albümünü baştan sona çaldığını görüp “ohannesburger” demişliğim vardır. bestelerinde buralara özgü melodi ve rifler de kullanır zaman zaman, örneğin “bleeding ritual” şarkısında sabah ezanında duyabileceğimiz saba makamı vardır. ahmet saraçoğlu’nun da şarkı ve grup hakkındaki düşüncelerini merak ediyorum açıkçası. bleeding ritual:

    http://www.youtube.com/watch?v=ZhVB5FwyO4E

    bunun haricinde your pain is endearing’in bazı şarkılarını biraz önce netten indirdim, bildiğim bi gruptu zaten, şimdi daha detaylı dinleyecem. keep fucking supporting metal. hayde bre.

    Kemal

    @Ufuk Sönmez, Abi cok saol destegin icin oncelikle.

    Evet abi Perpertual Genocide inanilmaz bir grup, bir zamanlar uyesi oldugum icin filan demiyorum, ciddi ciddi grubun ve Onur’un gitaristliginin fani oldugu icin soyluyorum bunu :D

    Arkadaslar eger biraz olsun teknik death metal seviyorsaniz bu sayafada verilmis olan linklere goz atin kesinlikle pisman olmayacaksiniz.

    Bir de isin ilginc tarafi internette dolanan “Bleeding Ritual” ve “Kneeling Headless Body” albumun ‘normal’ sarkilarindan bence, asil internete dusmemis inanilmaz parcalar var. Albumun tamamini gormus/calmis biri olarak soyeleyebilirim ki Onur bu albumu bir piyasaya surse ortalik sallanir :D Ben buradaki arkadaslarima dinlettigimde millet acayip begenmisti

    insect

    @Kemal, Eyvallah peki o düşmemiş kayıtlara ulaşmanın bir yolu var mıdır?

    Kemal

    @insect, Malesef onun icin albumun piyasaya cikmasini beklemen gerekecek :) En son baktigimda basci ve label ariyorlardi.

    Kinder

    @Kemal, Benim dinlediğim ve henüz piyasaya çıkmamış olma olasılığı olan bi kaç parçası vardı.

    Kartal da güzel memleket :p

  3. Güzel bir röportaj olmuş Ahmet, eline sağlık. Gruba da başarılar dilerim, takipte olacağım.

    Kemal’in bahsettiği “amatör grup ve büyük grup” farkı meselesine tamamen katılıyorum, çok yerinde bir cevap olmuş. Eğer bir grup büyümek istiyorsa, dünyadaki “büyüyebilme” koşullarına bakmalı ve kendini ona göre değerlendirmeli ve yapacağı şeyleri ona göre belirlemelidir. Yanlış anlaşılmasın, tarz değiştirsin, yaka kaldırıp düğüne gitsin demiyorum. Bir şekilde büyüyen ekstrem tür gruplarının yaptığı herhangi bir sihir, büyü olmadığı sürece, bunu ülkemiz gruplarının da yapamaması için herhangi bir sebep yok. Tabii Türkiye’de yaşıyor olmanın belirli dezvantajları mevcut ancak bir grubun “müzik yapmak ve büyümek” hayali ile kuruluyorsa, bu konuda elinden geleni yapmadığı, elinde uygun ve makul ne fırsat varsa değerlendirmediği sürece bu sınırı aşamayacaktır bence.

    Buraya da Allah’ın demosu grup Rush’tan bir alıntı koymayı uygun gördüm:

    “In the whole wide world there’s no magic place,
    So you might as well rise put on your bravest face.”

    Kemal

    @Batuhan Bekmen, Saolasin abi :) Yalniz “Allahin demosu grup Rush” tanimi ile beni benden aldin :D Onu demeden edemicem !

  4. Kemal says:

    Selam arkadaslar, yeni EP hazirligindayken bir yandan uzun zamandir yapmak istedigimiz bir seyi gerceklestirdik. Eski vokaslitimizi de yanimiza alip, Dr. Dre’nin meshur parcasi Forgot About Dre’yi coverladik. Parcaya asagidaki linkten ulasabilirsiniz:

    http://www.battleofthebands.com/u/yourpainisendearing

    Ayrica gecen haftasonu bu parcaya bir de klip cektik. Onu da onumuzdeki gunlerde paylasacagim.

    Linkten ayni zamanda bu seneki Warped Tour da calmamiz icin oy da verebiliyorsunuz, eger destek olmak isterseniz cok seviniriz. Sagolun.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.