# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Tartışma
Grupların müzikal yön değiştirmeleri
| 22.01.2013

“Davayı satmak.”

Sanatın tüm dallarında olduğu gibi müzikte de yaratıcılık, değişim ve dönüşüm devamlılığın başlıca ögeleri olmuş, sanatseverlerin ve sanatçıların gündeminde her zaman önemli bir yer kaplamıştır.

Metalin takip edilmesinde okuyucularının da büyük katkılarıyla ciddi çaba sarf eden PASİFAGRESİF’te bu hafta, bu müziğe ilişkin bilgi dağarcığınıza dayanarak her zamankinden daha fazla döktüreceğinizi umduğumuz bir konuyla karşınızdayız. Bildiğiniz gibi ortalamanın üzerinde başarıya ve tanınırlığa erişmiş bazı gruplar kariyerlerinde zaman zaman sert hamlelerde bulunarak deneysel ya da kalıcı adımlar atabiliyorlar. Karakteristik bir tını elde edip yayınladıkları her yeni çalışmayla sanatçılıklarında yeni bir basamak atlamayı hedefleyen bu gruplar, dinleyicilerinden çok farklı tepkiler alabiliyor, dinleyiciler arasında hararetli fikir alışverişleri yaşanmasına imkân veriyorlar.

Örneğin on yıl boyunca yayınladığı beş albümde de başarı yakalamış olan bir grup, başarısı kanıtlanmış olana devam etmek yerine tarzlarına yepyeni yönler katabiliyor, hatta bu yeniliği tamamen tür değiştirmeye kadar ilerletebiliyor.

Sormak istediğimiz başlıca soru şu: yenilik yapmak ile davayı satmak arasındaki ince çizgi nedir? Grupların bu tarz manevralarındaki sanatsal ve sanat dışı güdüleri nelerdir?

Özellikle uzun zamandır takip ettiğiniz grupların yenilikçi girişimleri hakkındaki düşüncelerinizi olabildiğince kapsamlı şekilde paylaşmanızı diliyor, haydi buyrun sohbete diyorum.

  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“Grupların müzikal yön değiştirmeleri” yazısına 36 yorum var

  1. Sonsuza kadar tartışılabilecek bir konu. Hatta metal konusunda tartışmayı en çok sevdiğim konulardan biri diyebilirim. Benim bu “davayı satma” olayında bunca yıldır anlayamadığım 2 konu var.

    1) Bu işten para kazanan profesyonel bir müzisyenin yapacağı müziğe dair fikir değişiklikleri, nasıl oluyor da hayranların o müzisyenden daha iyi bildiği bir konu haline geliyor ve 20 yıllık bir grubu 1 yıldır dinleyen biri çıkıp “Çok yanlış yaptılar!”, “Sattılarrrrr!!!” türünde şeyler söyleyebiliyor?

    2) Müzik dünyasının içinde “müzisyenler” ve “metal müzisyenleri” diye iki grup mu var ve “metal müzisyeni” olanlar, gerekirse daha düşük bir hayat kalitesinde yaşama pahasına ömürleri boyunca bu “davanın” bekçiliğini yapmakla yükümlüler mi?

    atoutlemonde

    @Ahmet Saraçoğlu, açığa kavuşturulması gereken nokta o insanların mesleğinin müzisyenlik olduğu ve “metalcilik” diye bir meslek olmadığıdır. Ancak birçok metal fanının piyasa olmaktan ölüm gibi korkmaları ve her fırsatta “biz farklıyız” imajı oluşturmak istemesi linçlik eleştiriler ortaya çıkarabiliyor.

    Piyasa olma olayına gelirsek de yapılan müzik kulağa hoş geldiği sürece karşı değilim, zaten iyi yapılan kaliteli işlerin bir şekilde büyük kitlelere ulaşacağını düşünüyorum. Malum internet çağındayız. Ancak türler değil de sınıflar arası geçiş bana ters geliyor açıkçası. (bkz: dubstep veya elektronik müziğe geçiş)

    Rotten Angel

    @Ahmet Saraçoğlu, Sanırım bu soruların cevabını kendi kritiğinde bulabilirsin :)

    http://www.pasifagresif.com/2010/11/in-flames-reroute-to-remain/

    Ahmet Saraçoğlu

    @Rotten Angel, cevaplarına dair kendi fikirlerim var elbet, sadece bu konunun bu dinamikler üzerinden konuşulması garibime gidiyor.

  2. Rotten Angel says:

    20-30 sene aynı müziği yapıp, sonradan davayı satma olayını ben pek abes görmüyorum açıkcası.

    En sevdiğim death metal grubu olan Morbid Angel, Illud Divinum Insanus’u ilk çıkardığında; ve bu albümden ilk şarkı olan Too Extreme’i dinlediğimde facepalm moduna girmiştim. Benim için pek korkunç bir andı:

    http://www.youtube.com/watch?v=rNibT_9-IJI

    İşin açıkcası. Bir gruba çok ama çok değer verdiğiniz zaman. Bu davayı satma olayı insanı üzüyor tabi ki. Artık göğsünüzü gere gere o grup için ”en iyisi” demekte zorlanmalar başlıyor. O grup sizi özetlememeye başlıyor. Artık sizin için ”kusursuz” olmuyor. Bu tepkiler bu sebepten ötürü geliyor.

    Ama şuan ben mesela Morbid Angel’a hak veriyorum. Hatta şuan I.D.I. albümünü severek dinlediğimi söyleyebilirim. Bu adam 1986′tan beri death metal yapıyorlar. Empati yapıyorum, ben o kadar süre hep aynı müziği yapsam kafayı yerdim sıkıntıdan.

    İnsanlar bazen farklı şeyler denemek istiyor. O müzikten sıkılıyor ve bir farklılık arıyor. Bu çok ama çok doğal bir şey. Senelerce aynı müziği yapmak bile bence çok büyük bir başarı.

    Ama 2-3 senede dava satanlara tabi ki aynı ”anlayışla” bakmıyorum :)

    Birde ben şöyle düşünüyorum. Davayı satma albümü, o proje adı altında çıkmayabilir. Aynı hayranlarını üzmemek için Chuck’ın melodikleşme ve clean vokale geçme çalışmasını ”Control Denied” adı altında yapması gibi. Ama tabi bu yöntem: o işte ”para hırsı” olmayanlar için geçerli :)

    Swedish

    @Rotten Angel, uzun süre aynı müzikten sıkılma ihtimalini hiç aklıma getirmemişim haklısın bence.Ama sıkılmaktan ziyade grup elemanlarınn olgunlaşması ve hayatının her döneminde farlklı mental dengelerde olmaları da etkili bence

    Rotten Angel

    Birde hayranların sert tepkisi yüzünden, ”tamam köklere dönüyoruz. kızmayın.” geyiği ile yapılan albümler aşırı derece de samimiyetsiz ve ruhsuz oluyor:

    En güzel örneği: Megadeth – The World Needs a Hero

  3. Kemal says:

    Ben de cok severim bu muhabbeti :D Ozellikle metal/rock muzikte bu tarz muhabbetlerin daha cok donmesinin sebebi, dinleyici kitlesinin bu gruplari cok fazla sahiplenmesinden ve kimi zaman hayatlarinin merkezlerine koymasindan kaynaklaniyor. Haliyle hayatimizim bu kadar icine girmis bi grup tarz degistirince, sanki cok eski bir arkadasimiz bize yalan soylemis ya da cok sevdigimiz bi arkabamiz bize kufretmis gibi hissediyoruz. E durum boyle olunca da tepki gosteriyoruz tabi.

    Ben tarz degistiren bir cok gruba asiri haksizlik yapildigini dusunuyorum. Dinleyiciler muzik uretmeyi beste yapmayi cok hesaplanmis uzerine planlar yapilmis bir sey gibi dusunuyorlar. Hemen hemen hic bir grup ‘bu albumde piyasa rock yapicaz’, ‘bi sonraki bestede yumusayalim’ seklinde calismaz (Ekstrem ornekler haric). Cogu zaman gruplar kendi iclerinden nasil geliyorsa, o an nelerden ilham aldilarsa, ya da o an elerinde ne varsa ona gore besteler yapiyorlar. Dinleyici de kendi istedikleri seyi duyamayinca ,grubu ‘davayi satmakla’, ‘samimi olmamakla’ sucluyor. Oysa ki fakrinda degiller ki grup aslinda onlarin istedigi seyi yapsa samimiyetten odun verecek :)

  4. Ufuk Sönmez says:

    bence türk metal dinleyicisi, son yıllarda bu konuda kendini epey geliştirdi. artık insanlar, belli grupların kalıplaşmış ve formülize olmuş benzer albümler çıkarmaları yerine, arayış içine girip, farklı kaynaklardan beslenerek dinleyiciyi heyecanlandıracak veya şaşırtacak bişeyler sunmasını bekliyor. örneğin eskiden moonspell, irreligious albümünden sonra sin\pecado albümünü çıkarınca “davayı sattılar” penceresinden bakılırken, artık böyle bakılmıyor. benim gözlemlediğim “keşke wofheart, irreligious dönemindeki moonspell olsa ama sin-pecado da iyi albümdür ya” şeklinde bir müzik kültürünün oluştuğunu düşünüyorum. en basitinden benim bile slayer için “vay aq nası olur da 25 yıldır hep thrash metal yapmışlar, hiç mi sıkılmamışlar” gibisinden düşündüğüm oluyor. davayı satmamış olmamaları aslında bana göre slayer’a getirilebiecek eleştirilerden biridir. bu anlamda konunun tam da merkezine oturabilecek konumdaki metallica, farklı sularda kendini ispat ederek sınavı geçmiştir. metallica davayı asıl “st. anger” gibi bir albüm çıkararak satmıştır. lan ben jeymis’in yerinde olsam bunca yıldan sonra bırak tarz değiştirmeyi gitarı bırakıp, obua çalmaya başlardım heralde. bunlar da insan sonuçta abi, müzikal yön değişimi yapsınlar, yeter ki müzikal kaliteden sapma olmasın.

    2013 yılında metal dinleyicisini artık “lamb of god” sounduyla tatmin edemezsiniz. lamb of god’ın da dönüşmesi lazım. devir artık the faceless, btbam, revocation vs.. gibi grupların devri. ille de progresif olunacak demiyorum, ghost veya alcest gibi, bazı türler harmanlanarak, eski usülden faydalanarak da ortaya güzel bişeyler çıkabiliyor. bir grubun kendini yenileyememesi veyahut müzikal yön değişiminden imtina etmesi, gruba yaratıcılık ve kolaycılık hususunda eksi puanlar getirecektir.

  5. Korhan Tok says:

    Halı hazırda gayet iyi işleyen düzene sahip bir gruba ‘artık yeni albümde değişmeleri lazım.’, ‘yok bu böyle gitmez.’, ‘ne geleceğini biliyoruz hep, çok bayık.’ gibi yorumlar yapanları aklım almıyor benim. Grubu sevmeyip de bu tip yorumlar yapanlardan bahsetmiyorum (kaldı ki o başka bir saçmalık zaten), grubu sevmesine rağmen zorla değişmeleri taraftarı olan insanlardan söz ediyorum. Bence baya saçmalık.

    Davaydı kıldı tüydü o konular pek umrumda değil ve girmek de istemiyorum, uzadıkça uzayacak bir şey. Tek söyleyebileceğim sen daha 2 ay önceki halinle aynı değilken, 3-4 kişilik (hatta işletme olarak bakınca çok daha fazla kişiden oluşan) bir topluluğun yıllarca aynı fikre, bakış açısına ya da müzikal arzulara sahip olmasını umuyorsan zaten o işte bir bokluk var.

  6. Ömer Kuş says:

    Davayı satma muhabbetini oldum olası saçma bulmuşumdur. Müzisyenler içlerinden geldiği gibi müzik yaptığı sürece bize sadece yaptıkları şeyi dinleyip hala bize hitap edip etmediklerini görmek düşer. Eğer yeni tarzları bana hitap etmiyorsa “buraya kadarmış” deyip eski albümlerini dinlemeye devam ederim. En sevdiğim gruplar listesinde ilk iki sırada olan In Flames ve Opeth’ten örnek vereyim mesela. Her iki grup da tarz değişikliklerine gitti son birkaç albümlerinde. Opeth’in Watershed’e kadar olan albümlerinin hepsinin köpeği olan ben, Heritage’ı taş çatlasa 5 kere dinlemişimdir. Yeni tarzlarını inanılmaz bayık buldum ve Opeth’i Opeth yapan o büyünün kaybolduğunu düşündüm. Ama Mikael artık bu tarz müzik yapmak istiyorsa paşa gönlü bilir tabii, adama ders verecek değilim. Ama daha önce başka bi yorumda da belirttiğim gibi, Opeth’in yeni albümü için zerre heyecan duymuyorum ve (bilen bilir) bu benim gibi Opeth manyağı bir insan için garip bir his hakikaten.

    In Flames’e gelirsek, sound değişimleri için daha acımasızca eleştirildi onlar. Ama bence onlar da sadece yeni şeyler denemek istediler ve uzun bir süredir bu değişimi sürdürüyorlar. Sounds of a Playground Fading bence gayet güzel bir albüm ve In Flames tarzını değiştirip kendini taze tuttuğu için, sırf fanlar istiyor diye “köklerimize dönecez gençler!” deyip zikik bi melodeath albümü çıkarmadığı için mutluyum açıkçası. Yeni albümlerini de aşırı bi heyecanla olmasa da bekliyorum.

    flamer

    @Ömer Kuş, aşmışsın abi önünde eğiliyorum saygıyla

  7. Kamil says:

    Davayı satma olayı eğer müziksel yön değişmesi ile sınırlıysa bence olmalı. Kalite sabit kaldığı takdirde herhangi bir problem yok. Kendi içinde tıkılı kalan bir müzik bir yerden sonra elbetteki bayar. Değişim gerekli. Değişimi kendi açımdan grupların kendilerini aşma çabası olarak görüyorum. Değişim gerekli ve mecburi açıkçası. Bir grup albümlerinde değişik bir şeyler sunmalı.

  8. Bir grubu/müziği dinlerken, o müziğin de bizim gibi insanların elinden çıktığını, Korhan’ın dediği gibi 2 ay içinde bile hayvanlar gibi değişirken, o insanların da zevklerinin değişebileceğini göz ardı ediyoruz. Suçlu olduğumuz gibi, bir de üzerine bize bu kadar keyif veren eserleri ortaya çıkartmış adamları aşağılıyoruz, hakaret hatta küfür ediyoruz.

    Sanki bir grup bizim çok beğendiğimiz bir albüm yayınlayınca, bize karşı bir sorumlulukları varmış gibi bir havaya giriyoruz, çok acayip. Bir dahaki eserini beğenmeyince, adamlar sanki o sorumluluğu yerine getirmemiş gibi davranıyoruz.

    Davaya mavaya kafam girsin zaten, her müzisyen kendi s.kinin doğrultusunda gitmekte sonuna dek özgürdür, bizim de ağzımızı açıp tek kelime etmeye hakkımız yoktur. Düşüncem bundan ibaret.

  9. DrAQA says:

    Davayı satma terimine pek inandığım söylenemez. Grupları bir önceki yaptıkları albüme veya başarı sağladıkları albüme göre değerlendirmiyorum. Adamlar tamamen özgür, istedikleri müzikleri yapabilirler. (Örneğin; Dark Tranquillity – Archetype) Sonuç olarak bu işe girerlerken “Yalnızca OldSchool Death Metal yapacağız” diye demeç vermiyorlar.

    He dinleyicilerin beklentisini karşılamayabilir, ancak bu dinleyiciyle ilgili bir şey. Ben Kreator’un Endorama albümünü de çok seviyorum.

  10. Osman says:

    Bir grubun bir tarzda çok iyi yaptıklarını tekrarlanması, ne kadar iyi olsa da eski etkiyi yaratamaz diye düşünüyorum. Evet, bu kadar.

  11. saw you drown says:

    Biraz da işi kategorize ederek bir yere varabiliriz diye düşünüyorum. Malum davayı satan grup çok. Birincisi, davayı yaptıkları müziğin kendi kalıpları ve sınırları içerisinde kaldığını görüp bundan epey sıkılıp kendi müziğini daha ileri götürmek için davayı satanlar var. Bu tür gruplar sırf müzik için müzikal yönlerinde değişikliğe gidiyorlar. Bu tür gruplara saygım sonsuz. İkinci bir davayı satan topluluklar ise sadece piyasalaşmak daha fazla para kazanmak ünlü olmak için davayı satan gruplar. Bunlara hiç saygım yok maalesef. Müzik bu sanat bu. İşçi değilsin ki sen. Hiç para kazanamıyorsan git başka işler yap. Müziği meslek olarak görmemek lazım. Şimdi diyecekler ki para kazanmasınlar mı tabi ki kazanacaklar ama müziklerini ne idüğü belirsiz yerlere sürükleyerek değil. Bunu yapmayıp para kazanamayan ama karakterli bir şekilde müzik hayatlarına devam eden yüzlerce topluluk var. Saymaya lüzum yok. Üçüncü bir şekil davayı satan topluluklar ise grubu babasının çiftliği sanıp sikinin keyfine göre müzikal değişiklik yapan frontmanlere sahip gruplar bence. Bu tür gruplar hakkında pek bir fikrim yok. Haklılar mı değiller mi karar veremedim.

    Mert

    @saw you drown, üç gruba çok doğru ayırmışsın ama bence bunları davayı satan gruplar olarak değilde müzikal değişime giden gruplar diye ayırmak daha doğru. Davayı satanlar ise ikince gruba girenler oluyor. Öyle deniyo yani. İlk grup zaten yapmasını gerekeni yapmıştır. Üçüncü grup (Mikael whazzzuup) ise, onlar harbiden karışık. Ama bence onlar da kendilerince doğru olanı yapıyorlar.

  12. Mert says:

    Mesele aslında değişmek değil. Değişim tabii ki her alanda olduğu gibi metal müzikte de olmazsa olmaz. Ancak “davayı satmak” kavramı belli bir yönde, belli bir kaygıyla değişimde bulunmak bence. Bu değişim ticari kaygıyla yapılmışsa işte o zaman dava muhabbeti başlıyor. Sonuçta Death, Opeth, Katatonia gibi gruplar kariyerlerinde bir çok değişeme uğrayan, işe başladıklarıyla şu ana getirdikleri müzikal anlayışlar baya farklı gruplar. Ancak bu gruplara davayı sattı denmezken Metallica, In Flames gibi gruplara denmesinin haklıda olsa haksız da olsa bir nedeni var bence. Baktığımızda bir Orchid ile Ghost Reveries arasında, Heritage arasında dağlar kadar fark var, veya Scream Bloody Gore ile The Sound of Perseverance arasında. Ancak bu değişimler beğenilse de beğenilmese de aklı başında kimse çıkıp Mikael davayı sattı veya Chuck davayı sattı(haşa) demez. Burdaki önemli etken de bu grupların veya sanatçıların bu değişimlerdeki tavrıdır. Bu gruplar değişimlerini müzikal anlamda sıkışmayıp farklı ürünler verebilmek için veya yapmak istedikleri müzik dış etkilerden bağımsız, içsel olarak değiştiği için yaşadılar, veyahut bu tarz nedenler işte tam olarak bilemeyiz sonuçta. Tabii ki bu muhabbetleri bilinçsizce yapan insanları desteklemiyorum veya illede In Flames’in gözünü para bürüdü ondan böyle oldu demiyorum, ama değişim var değişim var diyorum.

  13. Rotten Angel says:

    ”Davayı satmak” denilince, aklıma hep şu konser gelir:

    http://www.youtube.com/watch?v=Oe-zZXcDeAg

  14. Swedish says:

    Grupların ve müziklerin değişme sürecini çok zor kabul etmiş biri olarak artık bu duruma daha ılıman bakabiliyorum.Özellikle bu davayı satma muhabbetlerinin bu kadar alevli olmasının nedeni insanların kendilerine ait hissettikleri anları artık yaşayamama korkusu bence de.

    Yıllar sonra konserini beklediğin bir grubun 90 larda bestelediği parçaları artık konserlerinde çalmıyor oluşları grubun sevenlerinde ayrı bir üzüntü yaratıyor.Misal In Flames ile bu müziği sevmiş olan ben grubun ne lunar starin ne jester race ne de whoracle albümünden hiçbir parçasını canlı izleyememiş br adam olarak kahroluyorum.İşte insana bu koyuyor.Bundan bir on yıl sonra Opeth bu kıvamda devam ederse o yıllarda opeth i keşfetmiş ve ilk 4 albümüne hasta olan bir adam hiçbir konserde belkide o hastası olduğu parçaları hiç canlı dinleyemeyecek.

    Ama mantıklı olarak ve biraz da yurtdışındaki insanların hayat ve yaşam şartlarını,tarzlarını bilen bir insana bu değişimler çok normal geliyor.Bugün İsveç denen memlekette gençler bira içilmeyeckse dışarı çıkmıyorsa,misafirliğe eve gelen bir adamı kendileri yemek yerken oturma odasında tek başına bekletiyorsa bizlerin bu samimiyeti ve sıcaklığı adamlardan beklememiz hiç de normal gelmiyor bana.Demek istediğim o ki bu insanlar bizlere göre daha bencil daha çok kendilerinin zevk aldıkları şeyleri yapmayı tercih ediyorlar.

    Haa birde bizler çok sert metalcileriz ve herkeslerden daha çok bu müziği sahipleniyormuşuz gibi en ufak değişimlerde bile fanatiği olduğumuz grupları itin götüne sokabilen bir milletiz.Bununla ilgili en yakın örneğim Amon Amarth ın Aerials parçasını coverlaması…

    Son olarak bu yazdıklarımın hepsi benim yaşadığım bildiğim çevreden gözlemlediğim şeyler ve mutlaka sizlerin bu örnek ve fikirlerin zıddı bir çok hatıranız vardır sonuna kadar da saygı duyarım

    Ömer Kuş

    @Swedish, “Bugün İsveç denen memlekette gençler bira içilmeyeckse dışarı çıkmıyorsa,misafirliğe eve gelen bir adamı kendileri yemek yerken oturma odasında tek başına bekletiyorsa bizlerin bu samimiyeti ve sıcaklığı adamlardan beklememiz hiç de normal gelmiyor bana”

    Hacı bunu kim söyledi sana ya? :) Şu ana kadar bu dediğin türde bir İsveçliye rastlamış değilim :)

  15. Oblgoth says:

    Yukarıda katıldığım bir çok yorum var. Ben de zamanında özellikle In Flames üzerinden davayı satma edebiyatını epey tüketen insanlardan olmuştum ama sanırım insnaın ufku genişledikçe daha farklı bakabiliyor.

    Müzikal değişimler kategorize edilmiş bence de çok mantıklı. Death, Opeth gibi grupların kariyerlerindeki değişimler (Heritage’i ayrı tutuyorum) hep bir gelişimdi. Heritage’i ayrı tutmamın nedeni çok ihtilaflı bir konu oluşu. Albümü çok beğensem de sık sık dinlemek istemiyor canım. Ama Morningrise’ı, Blackwaterpark’ı yazan insanların elinden çıkan bir şeye tutup da bok gibi diyemem. Çarpılırım. Müziğini değiştiren gruplara hep saygı duyarım. Chuck Control Denied’da hayranlarını üzmek istemedi, Mikael Heritage ile bu işi hayran memnuniyeti – yüksek albüm satışı için yapmadığını gösterdi ve her iki yaklaşım da gayet süper ve saygı duyulası.

    Gel gelelim, zamanında mükemmel işler yapmış grupların müziğini “basitleştirmesi”, “kolaylaştırması” bence hoş değil. Evet, insanlar bundan para kazanıyor olabilir ama mükemmele yakın albümlerden sonra daha çok turlamak/satmak için müzikten TAVİZ VEREREK bir değişim yoluna gitme olayına saygı duyamıyorum.

    Doğal bir değişim (evrim) ile yontarak, uydurarak yapılan değişimler arasında fark var bence.

    Bu arada dayak yemeden belirteyim, In Flames isterse pop albümü çıkarsın, beklerken kurdeşen dökerim heyecandan. In Flames bu. Bir daha Whoracle gibi bir şaheser sunmayacaklarını bilmeme ve sövmeme rağmen tüm albümlerini seviyorum adamların. In Flames zayıf noktam.

  16. Ben müzisyenin samimiyetine bakarım önce. Örneğin Teoman, ömrü boyunca yetecek parayı kazandığını, yatırımlarını da yaptığını ve bundan sonra keyfine göre takılacağını açıklamıştı çok yıllar önce. Hatta Balans ve Manevra filmini çektiğinde, katıldığı programlarda 100.000, 200.000 civarı kişinin bu filme zaten gideceğini, geri kalanının da çoğunun gitmesinin elbette kendisi için iyi olacağını, parasını arttırırsa daha da keyfine göre filmler çekebileceğini söylemişti. Ama zerre “filmime gelin, şöyle süper, böyle harika” falan gibi ajitasyonlara girişmedi. Hatta bi öğleden sonra kadın programında, biraz konuştuktan sonra bi teyze mikrofonu aldı, “ben sizi hiç sevmiyordum, ama konuşmalarınızdan sonra size kanım ısındı” dedi. Teoman gülümsedi, ve “elbette beni sevin isterim, ama bunun için de bir çabaya girişemem” demişti. Belki kadın o laftan sonra gene uyuz olmaya devam etmiştir kim bilir haha. Ha Teoman kimdi, samimiyetsiz piçin biri değil mi? Ben öyle adamları daha çok seviyorum nedense. :)

    Metalde davayı satma olayında ise, anticilik, kültür karşıtlığı, din karşıtlığı gibi “dava”lar bi dönem çok ciddiye alındı, ve metal sanatçılarının sürekli çemkirip çemkirip bu değerleri aşağılaması ve sindirmesi, yani davanın protest insanlar tarafından kazanılması arzulanıyordu. Bi dönem sonra dünya değişti, ve herkes biraz yumuşadı bence. En azından, bi yaştan sonra müzisyenlerin at gözlükleri biraz yerinden oynadı. Şunu da söyliyim ki, at gözlüğü denen şey her zaman kötü bişey değildir. Önünüzde kilitlenmeniz gereken bariz bir hedef varsa, o hedefe daha iyi odaklanırsınız.

  17. tranquillist says:

    bence sorun üretenlerin, değişimin bokunu çıkarmaları ve o müziği tüketenlerin de değişimden çekinmeleri. mesela kendimden örnek vereyim ben de; şu sıralar d.t.nin construct’ını bekliyorum heyecanla ama bi yandan da çok tedirginim abi ”ya we are the void gibi yaparlarsa” diye. ha, öyle yapsalar yine dinlerim, yine kulağıma güzel gelir ama içimde bi yerlerde yadırgarım albümü. bence black metalsen black metalin içinde, o türün ölçüleri dahilinde müziğini yapıcaksın ama o sınırları sonuna kadar zorlayacaksın. ama gidip de ”farklı oliyim, sınırları aşiyim” diyerek black metal yerine death metal felan yaparsan veya melodic death yerine gidip de black felan yaparsan, yadırganırsın haliyle. bence suç ne yüzde yüz grupta ne de yüzde yüz fanlarda. ben olaya şöyle bakarım abi; benim albümünü beklediğim bi death metal grubu (bundan önce 7-8 tane death albümü yapan bi grup) sırf farklı olmak için tarzını değiştirirse davayı sattı derim ben. ama hala death metal içinde kalıp, kendi tarzının el verdiği ölçüde bi farklılıksa o, ben o zaman baş tacı ederim abi. albümleri sadece farklı yapmak da yetmez tabi, kaliteli de olması lazım. misal ben insomniumu severek dinlerim ama bence yıllardır hep aynı albümleri çıkarıyorlar. e biraz değiştir şu müziğini be abi. mesela katatonia, opeth, in flames gibi grupların yaptıkları köklü değişimlere de sıcak bakmıyorum neden çünkü bence köklerine sadık kalmaları lazımdı. yukarıda da söylenmiş zaten, in flames artık konserlerinde hiç jester race veya whoracle dan parça çalmamaya başladı, opeth o yönde, e abi şimdi bu saygısızlık değil de nedir. yeni albümünü beğenen zaten beğenir. oraya giden seyirci the jester’s door’dan ziyade the jester race bekliyor senden. bi de yumuşama meseles var ki ben şahsen hiç katılmıyorum. yumuşamadan kasıt ne abi? ”herkes yumuşadı ya zaten, ben yumuşasam bu da normal karşılanır” diye mi düşünmeli gruplar? bi de para meselesi var. bazıları ”adamlar para kazanıyor abi, haliyle daha da kazanmak için müziklerini değiştirebilirler, hem bu adamlar niye belli kalıplara sıpmak zorunda kalsın ki, neden davayı satmayan grup olarak anılmak istesin ki, davayı satmayınca nolucak” felan diye düşünebilirsiniz. ama bence bu düşünce yanlış çünkü davayı satmadan da iyi şeyler yapabilir, daha büyük kitlelere hitap edebilirsiniz bence. ve ben ”kulağa hoş gelen herşeyi dinlerim abi” diye de diyemiyorum maalesef çünkü kulağıma her hoş gelen şeyi dinleseydim, onun içindeki enstrümanları, parçalardaki sanatsallığı, parçaların sertliğini vs vs önemsemeseydim metal dinlemezdim zaten. bence metali zaten bu ayrı kılar. velhasıl kelam; kendi tarzın elverdiği ölçüde istediğin kadar sat abi davayı, ama her albümünde de farklı bi tarza bürünme derim ben.

    Oblgoth

    @tranquillist, Senle büyük ölçüde örtüşüyor fikirlerimiz ama şuna açıklık getirmek gerekiyor, müzisyenlerin hayranlarına karşı bir sorumluluğu yok. Onları biz yaratmadık. Ben tutup Akerdflet’i eleştiremem Heritage’i Opeth altında çıkardı diye. He aramızdaki samimiyete güvenir anasına söverim bre allahsız niye brutal vokal yapmıyon, bloodbath’den ayrılıyon diye ama eleştirmeye hakkım yok. Ve ya aynı şekilde “müziğini değiştiren gruplar/kişileri” hayranlarına saygı duymuyorlar diye eleştirmeye hakkımız yok diye düşünüyorum. Bu onların müziği. Adam hiçbir şeyi umursamayıp müziğini evrimleştiriyorsa saygı duymaktan ve beğenmeyip, satın almamaktan başka bir şey kalmıyor hayranlara.

    He zamanında Moonshield gibi şarkılar yazıp son albümlerde ay fiyıl layk şit diye miyavlayan Anders’ın da anasını babasını bıçaklayayım. Bu ticari bir durum. Yine de in flames’in köpeği olmaya devam ederim tabi yukarıda belirttiğim gibi.

    tranquillist

    @Oblgoth, haklısın abi. ama zaten kimseye bişey dediğim yok aslında. in flamesi, opethi yeni haliyle sevenler veya yeni haliyle bile sevenler olabilir, gruplar da müziklerini senin deyiminle evrimleştirebilir, buna saygı duyulur ama beğenmeyebilirsin. ben de o beğenmeyenlerdenim. yoksa herkese saygımız var tabi.

    Swedish

    @tranquillist, +1

  18. t_oskay says:

    Uzun bir aradan sonra benim de tekrar bir yorum yazasım geldi.

    Bence esas sorun grupların mevzubahis değişimleri geçirirken GENELDE biraz ÖZENSİZ davranmaları. Ben mesela Pain of Salvation’ın Road Salt One albümünü beğenmemiştim. Sebebi yumuşama veya davayı satmaları değildi. Açıkçası albümdeki besteleri kötü ve özensiz buldum. Sonuçta o albüm kadar yumuşak şarkılar dinlerim ama o albüm kötüydü. Mesela Megadeth’in “13″ albümünü kimileri köklere dönüş olarak yorumladı. Tarz olarak öyle denebilir belki, ama bence kötü bir albümdü. Sebep yine özensizlik.

    Yani KISACA: tarz değiştirirsin, iyi de olabilir ama bu tür değişimleri geçiren gruplar aynı zamanda yaratıcılıklarının da kaybolduğu dönemlerde genelde böyle değişimleri yaşıyorlar. En azından benim gözlemlerim bu şekilde. Dolayısıyla şarkılarda da malesef bir kötüleşme oluyor. Hatta tarz değişikliği olmasa bile bestelerde bir özensizlik görülebilir (bu duruma tam bir örnek veremeyeceğim).

    Böyle olmayabilir de tabii ki. Mesela 2010 senesinde In Flames’in Clayman incelemesi için yaptığım yorum:

    “ben bu albüme tam olarak death albümü diyemiyorum. ama çok iyi bir albüm. 9 veririm açıkçası. hatta verdim. benim tümüyle dinleyebildiğim albümlerden. o yüzden, bir albüm böyle ise yüksek puanı hakkettiğini düşünürüm…”

    http://www.pasifagresif.com/2010/10/in-flames-clayman/

    Tarz değişikliği bana göre var, ama hala çok beğendiğim bir albüm. Bu albümde bence herhangi bir özensizlik, yetenek kaybı vs. sözkonusu eğil. Yaratıcılığının devam ettiği bir dönemde çıkarmış In Flames bu albümü ve tarzı değişse bile güzel bulduğum bir albüm.

    Hatta Reroute to Remain de iyi albüm diyebilirim. Bazı fillerları çıkarırsak, az ama öz şarkılardan oluşmuş sağlam bir “modern metal” albümü olur. Ama Come Clarity’de artık toparlanamayacak bir gerileme söz konusu. Zaten toparlanamadığını ŞAHSEN düşünüyorum. Artık emekli oldular.

    Son söz: Tarz değişikliği ile dinleyici beğenisi arasındaki ilişki genelde aldatıcı bir ilişki.(Ekonometri okuduysanız “spurious regression” dediğimiz olaya benziyor). Yani aynı anda yaratıcılık da gidiyor ve aslında şarkıların/albümlerin beğenilmemesinin sebebi kötü besteler, tarz değişikliği değil.

    Son sözün de sonu: Peki bunun sebebi ne olabilir? Bence sıkılmışlık. Farklı tarz denemeleri bir arayış ama sıkılma ve kendini tüketme sonrası genelde baltayı taşa vuruyorlar. Yani ilk verdiğim örneğe geri dönersem, Pain of Salvation RSO albümünü yapmadan önce zaten kendini tüketmişti.

    Ufuk Sönmez

    @t_oskay, çok güzel özetlemişsin olayı. ben de bi örnek vereyim o zaman. mesela marty friedman’ın da solo gitar kariyerinde ne alaka diyebileceğimiz 2 tane “new age” soundu ağırlıklı albümü vardır. “scenes” ve “introduction”. ama ikisi de “hadi bi deneyeyim” tarzında değil, son derece şahane albümlerdir. demek ki olay tarzda değil niyette.

    Oblgoth

    @t_oskay, Ağzınız bal yesin. Yorumlarınızı daha sık görebilmek ümidiyle.

    Rotten Angel

    @t_oskay, Megadeth’in ”13” albümü, köklere dönüş albümü değildir. Endgame’de cayır cayır thrash yapıyordu zaten Megadeth.

    Birde, ”In Flames Come Clarity’de toparlanamayacak kadar geriledi” demişsin. Bana göre çok hatalı bir yorum olmuş :) Reroute to Remain ve Soundtrack to Your Escape albümlerinden fersah fersah ileridedir o albüm. Tam tersine bu 2 albümdeki enkazın ardından ilaç gibi gelmiştir Come Clarity. Neo-In Flames’in en iyi albümüdür kanımca.

    t_oskay

    @Rotten Angel,

    Görüleceği üzere farklı yorumların ve istisnaların mümkün olabileceğini belirtmek için BENCE, KİMİLERİNE GÖRE, GENELDE, ŞAHSEN gibi kelimeler kullandım. Böyle bir yorumla karşılaşacağımı bildiğim için!

    Come Clarity’e gelirsek, STYE’ten iyi olabilir, ama RTR’den iyi olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Zaten burada senin veya benim ne düşündüğüm önemli değil, yazının ana fikri önemli. Örneklere takılma derim. Bir başkası benim dediklerimi başka örnekler üzerinden de verebilirdi ve sen o örnekleri doğru bulabilirdin..

    Rotten Angel

    @t_oskay, Hmmmm.. dejavu

    Rotten Angel

    @t_oskay, ”Bana göre çok hatalı bir yorum olmuş :)”

    Demişim. Orada ”Bana Göre” var. Aynen senin göremediğin şekilde.

    Birde daha sıcak kanlı olsun, tartışma babında olmasın diye gülücük attım. Bu kadar heyecanlanmana gerek yok bence ;)

  19. crowkiller says:

    morbid angel in 2011 çıkışlı Illud Divinum Insanus albümünde marlyn manson vari müzik yapması ,endüstriyel müziğe kayması bu konuya örnek gösterilebilir

    sen koskocaman morbid angel , death metalin kült gruplarından biri ,git skillrex gibi (bu ağır oldu biraz , nine inch nails gibi diyim bari ) müzik yap

    oldu mu bu olmadı

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.