# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SPIRITUAL BEGGARS – On Fire
| 14.02.2012

Hint pazarı.

Berca B.

Herkese uzun bir aradan sonra tekrar merhaba. İş hayatı, öncelikle ilgilenilmesi gereken bazı meşgaleler ve hayatıma dönem dönem giren ayı tembelliği derken bir süredir bir şeyler yazamamanın ardından, Pasifagresif’in de bazı yeniliklere yelken açması vesilesiyle sonunda bilgisayar başına kurulabildim.

Fakat doğruyu söylemek gerekirse uzun süredir bir şey yazmadığım için kendimi biraz paslanmış hissediyordum ve bu durumu düzeltmek için en iyi çözümün kendimi biraz yazar moduna sokmak, biraz havaya girmek olduğunu düşündüm ve neler yapabileceğimi değerlendirdim ancak bu gibi durumlarda rağbet gören faaliyetlerin pek benlik olmadığını farkettim zira sigara kullanmıyordum, çay içmeyi bırakın demlemesini dahi bilmiyordum ve kahveden de nefret ediyordum.

Bunun üzerine portakal suyu sıktım ve otantik bir ortam olsun, kelimeler akıp gitsin diye de bir tütsü yaktım. Odaya döndüğümde daha önceden neleri yazmak isteyip de henüz yazmadığımı düşünürken -portakal suyuyla olan alakasızlığı bir yana- resmen artistlik olsun diye yaktığım tütsünün dumanı burnuma burnuma giriyordu, nefessizlikten doğru dürüst düşünemiyordum. O sırada, yaratıcılıktan zerre nasibini almamış biri olarak “kedi” ismini verdiğim, aslen sokak kedisi olan ama her gün 9. kattaki evimde en az bir saat geçirmezse rahat edemeyen kedi, tütsüyü devirip bir gıdım olan konsantrasyonumu da dağıttı ve ben de kediyi “ANANI BE ANANI” diye bağırarak dışarı atarken ne yazacağımı düşünmeye sıfırdan başlamaya karar verdim. Bu sırada devrilmiş, etrafı kül içinde bırakmış tütsüye baktım ve cevabı o anda buldum. Yazacağım grup, her albümünü siteye kazandırmaya ant içtiğim Hint fakirleri, muhteşem SPIRITUAL BEGGARS’dan başkası olmayacaktı ve “Return to Zero” ve “Demons” yazıldığına göre, sıra” On Fire”daydı.

On Fire, Spiritual Beggars diskografisini bölümlere ayıracak olursak, grubun Ad Astra’yla birlikte girdiği 3 albümlük ikinci döneminin ikinci halkası ve sesinin hastası olduğum Spice’ın ani ayrılışının ardından Grand Magus vokali JB’nin mikrofonu ele geçirdiği ilk albüm olarak göze çarpıyor. Matematiksel verilerle kafa karıştırmak yerine daha somut konuşacak olursak, On Fire’ı da içine alan bu ikinci dönem Spiritual Beggars müziği dediğim şey, önceki döneme göre çok daha temiz prodüksiyon, ilk üç albümün saf stoner havasına nazaran daha hard rock bir sound’un benimsenmesi, daha retro bir anlayış, Hammond’un çok daha aktif ve müziğin her anını doldururcasına kullanılması, müziğin biraz daha oynaklaşması ve temponun artması demek oluyor. Spiritual Beggars’ın genel karakteri olan tripli hava ve kuvvetli rifler ise bir değişime uğramadan yollarına devam ediyorlar.

Hiçbir albümünde hit eksikliğine rastlamadığım bu güzel adamlar, bu albümde de işi baştan sağlama alıyorlar ve albümü bol koşuşturmalı, bol karmaşalı gaz bombası Street Fighting Saviors ile açıyorlar. JB’nin avazı çıktığı kadar bağırması, riflerin akıcılığı, kütür kütür davullar derken ister istemez siz de havaya giriyorsunuz ve albümün geri kalanının da bolca heyecan, adrenalin vaat ettiğine ikna oluyorsunuz.

Derken yine muhteşem riflerle ve atmosferi bol bol dolduran Hammond’larla donanmış Young Man Old Soul, Spiritual Beggars diskografisinin en büyük hitlerinden Killing Time, hop oturtup hop kaldıran Fools Gold devreye giriyor ve Spiritual Beggars dinlerken genel olarak ortaya çıkan o memnuniyet, o “of işte müzik bu be kardeşim” hissiyatı tekrar tekrar kendini gösteriyor. Ancak burada dikkat çekmek istediğim başka bir şey var; oda Spiritual Beggars’ın benim gözlemlediğim kadarıyla en dikkatsiz, -ya da dikkatsiz demeyelim de, dikkati dağılmaya müsait dinleyicilerin- bile dinlediği şeyden kolay kolay kopmamasını sağlayan bir müzik yapması. Bunu nasıl yaptıklarını direkt bir formüle dökmek kolay değil zira ortadaki müzik ticari, basit bir müzik değil. Aksine ortada oldukça varyasyonlu, özellikle Per Wiberg’in susmayan klavyesi ve Hammond’ı sağolsun sürekli bir şeylerin olduğu, formüle dayanmayan, yoğun bir müzik var ve böyle bir albümü takip etmek doğal olarak zor olabilir. Ama işte bu adamlar ne yapıyorlarsa artık, müziğe kitlenip kalıyorum adeta. Başka bir şeyle uğraşamıyorum, sadece dinleyip keyif almaya bakıyorum. Bence bu en az, bir albümün atmosferi, elemanların yetenekleri, şarkı yazma kabiliyetleri gibi kriterler kadar önemli ve başarıldığı zaman özel albümlerin ortaya çıkmasına yardımcı olan bir konu.

Şarkılara geri dönelim. Yazının başından beri albümün ne kadar hareketli, ne kadar koşturmalı, ne kadar aksiyonlu olduğundan bahsediyorum fakat yavaş, trip havalarının tavan yaptığı, 70′lerin yavaş jam session’larına bol bol göndermeler yapan şarkılar da yok değil. Özellikle görkemli Black Feathers, adamı duman içinde bırakan enstrumantal Fejee Mermaid, albümdeki en tripli havaların yaşandığı, yarısından itibaren uçuşlara geçilen, şahane gitar ve Hammond sololarıyla akıl alan The Lunatic Fringe ile On Fire, her bakımdan parıl parıl parlayan bir albüme dönüşüyor.

Birkaç paragraf önce de bahsettiğim gibi, Ad Astra’dan itibaren temiz prodüksiyona gönül veren Spiritual Beggars, bu albümde de ağır sikletlerle çalışmış ve şu aralar Borknagar’ın vokal konusunda yaptığı ayılığı On Fire’da miks konusunda yapmış ve albümü normalde herhangi bir grubun biriyle bile çalışmak için kul köle olacağı Andy Sneap ve Fredrik Nordström’ün güvenli ellerine teslim etmişler. Hal böyle olunca, kimsenin olumsuz yorum yapabileceğini düşünmediğim, insanın içine içine işleyen, dinlemesi bile kafaları güzel etmeye yeten bu sıcak sound ortaya çıkmış.

On Fire atmosfer olarak sonraki albüm Demons ile çok yakın olduğundan ve Demons’ı da daha önce incelediğim ve aynı şeyleri tekrar tekrar söylemek istemediğim için daha fazla uzatmadan sonuca gideyim. 70′lerin hard rock atmosferinden hoşlanıyorsanız bu albümü edinin. Led Zeppelin’in akar giderliğine vurulmuşsanız, Black Sabbath tadında rifler arıyorsanız bu albümü edinin. Koltuğunuza yayılıp Hammond’ların gitarların birbiriyle tatlı tatlı atıştığı jam session’lar ilginizi çekiyorsa bu albümü edinin. Kısaca “güzel” müzikten hoşlanıyorsanız bu albümü edinin. Ben de bu sırada arayı açmadan, bolca insan tarafından grubun en iyi albümü olarak görülen ve süper ses Spice’lı son Spiritual Beggars albümü olan Ad Astra’yı yazmaya başlayayım. Görüşürüz.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.53/10, Toplam oy: 19)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2002
Şirket
Music for Nations/Koch
Kadro
Janne "JB" Christoffersson: Vokal
Michael Amott: Gitar
Roger Nilsson: Bas
Per Wiberg: Klavye, piyano, org
Ludwig Witt: Davul
Şarkılar
1- Street Fighting Saviours
2- Young Man, Old Soul
3- Killing Time
4- Fools Gold
5- Black Feathers
6- Beneath The Skin
7- Fejee Mermaid
8- Dance Of The Dragon King
9- Tall Tales
10- The Lunatic Fridge
11- Look Back
12- Burden Of Dreams (bonus)
  Yorum alanı

“SPIRITUAL BEGGARS – On Fire” yazısına 15 yorum var

  1. Milky Flames says:

    bir iki albümünü dinleyip silmiştim bu grubu

  2. İlk üç paragrafta dağıldım resmen gülmekten. Eline sağlık lan, güzel yazı olmuş.

    Albümü dinlemedim ama kritikteki şarkılar baya hoşuma gitti. Bu işlerin daha stoner tarafında olmama rağmen böyle 70′ler jam kafalarını da sevmiyor değilim. Kesin bakıcam.

  3. Exorsexist says:

    çayı anlarım da, bir insan nasıl kahve sevmez hatta nefret eder? Dünyadaki en muhteşem icatlardan birisi.

    Aeonian_Lich

    @Exorsexist, Sting’in de meşhur şarkısındaki (Englishman in New York) gibi: “I don’t drink coffee, I’ll take tea my dear.”

    Biz arada kalmış bi ülke olarak, seylon çayından filtre kahveye kadar her boku içiyoruz genelde. Gerçi ben bi sene boyunca o kadar çok filtre kahve içmiştim ki, yıllarca aklıma geldiğinde bile kötü olmuştum ileriki yıllarda. Geçen hafta bi içtim, fena gelmedi. Yeniden kaptırırım diye üfleyerek yiyorum şu sıra ama. :)

    Ha bi de kahve içince uykunun kaçması olayı bende pek işlemiyor. Uykumun gelmeyesi varsa 2 litre ayran-süt de içsem gelmiyor, gelesi varsa 5 kupa koyu kahve de içsem de geliyor.

    Şu ara Nescafe’nin Dolca isimli Brezilya kahvesinden takılıyorum en çok, beyazlatıcı, süt ve şeker konmasa dahi yumuşak bi içime sahip hoş bi kahve.

    Neyse, daha fazla sulandırmadan sadede gelip kritiği beğendiğimi belirtiyorum. Müziğin duygusundan nemalanılıp güzel bir üslupla yazılmış.

    Berca B.

    @Exorsexist, ben de var bir şey hakkaten. Mesela peynirden de nefret ediyorum, normal insanlardan az laf yemedim bu yüzden.

    Aeonian_Lich

    @Berca B., Ben ise mandıra sütü (pastörize edilmemiş süt) dışında her şeyi tüketebiliyorum. Uzakdoğuya gitsem böcek, köpek falan da yiyebilirim sanırım. (Tercih etmem, ama yiyebilirim gibime geliyor.)

    Itachi

    @Exorsexist, Bende hiç haz etmem kahveden, keza yumurtadan da öyle. Fakat pırasaya da bayılırım. Oluyo böyle şeyler arada.

    hen

    @Exorsexist, çarpıntı diye bir şey duydun mu hiç?

    Exorsexist

    @hen, Duydum ama hiç deneyimim olmadı. En azından kahveden dolayı.

  4. Berca B. says:

    Başlığı yorumlara göre seçmişim resmen. Koca koca adamlar oturup peynir süt yumurta konuşuyoruz resmen, tam pazar muhabbeti ahah.

    tolga

    @Berca B., peynir süt olmasa ben böyle (120kg,195cm) olamazdım :) bu da bana konserlerde arka sıralarda
    ciddi avantaj sağlıyor.

  5. desqpio says:

    abi en önemlilerinden biri de zeytin, lütfen sofralık zeytini es geçmeyelim. ve hani bir sürü çeşidi var bunun. memecikti, gemlikti, edremitti. ne nedir ona göre bilip alalım, yiyelim.

    http://www.uzmantv.com/sofralik-zeytin-cesitleri-nelerdir

    hen

    @desqpio, artı bir.

    Berca B.

    @desqpio, gemlik zeytininin üstüne tanımam hacı. Eskiden ev arkadaşım Bursa’dan getirirdi, ekmekle bir yumulurduk yarısı biterdi kavanozun. Az fakir değildik o zamanlar

  6. Gelgec says:

    Şu wah ile “fukufuku” yapan fuzz’a gömülmüş gitar tonu kadar beni heyecanlandıran çok az şey vardır bu dünyada. Yanına Hammond organ girince zaten çarpıntı başlıyor bende, fenalaşıyorum.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.