# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
THROWN TO THE SUN
04.01.2012

Bu kez kendi içimizden bir grupla, THROWN TO THE SUN’la karşınızdayız. Bu röportaj konusunda başta kafamızda bazı soru işaretleri vardı. Zira grubu oluşturan kişilerin büyük kısmı, aynı zamanda Pasifagresif’te de yazmakta olduğundan, kendimize soru soracak halimiz yoktu. O yüzden biz de, hatırı sayılır bir kitlesi olan Pasifagresif’in olanaklarını da kullanmak adına, röportaj sorularının Pasifagresif okurları tarafından sorulmasını en iyi yol olarak gördük ve bu isteğimizi okurlara ilettik. Birkaç gün içerisinde fazlasıyla soru gelince, olayın ansiklopediye dönüşmemesi adına soru sayfasını kapattık. Yine de normale göre biraz uzun bir röportaj olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Lafı daha fazla uzatmadan, karşınızda, ilk albümü “Of Oceans and Raindrops“ı 11 Kasım 2011′de çıkaran İstanbullu progresif death metal grubu THROWN TO THE SUN.

Grup elemanları nasıl bir araya geldi? (Oblgoth)

Ahmet: Bir grup kurma isteğim her zaman vardı. Bu hedefime 30 yaşıma yaklaşırken ulaşmış olsam da, bundan hiç şikâyetçi değilim. Grubun kuruluşu, Pasifagresif yazarları arası yaptığımız buluşmalardan birinde Batu’nun davul çalabildiğini öğrenmem ve ardından yaptığımız provalar sonucunda “Hemen bir grup kurmalıyız” fikrinin oluşmasına tekabül eder. Gelin bu olağanüstü ilginçlikteki hikayenin kalanını Batu’dan dinleyelim.
Batuhan: Teşekkürler Ahmet. Akıllara zarar hikayemiz, benim Onur ve Bahadır ile önceden tanışmama kadar uzanıyor. Ahmet ile yaptığımız provalar, grup kurma düşünceleri ve çeşitli eleman değişiklikleri ardından ilk önce Onur’u bas görevine aldık, akabinde de Bahadır’ı mikser başından kaldırıp eline gitarı verdik. Kayıtlarda da yine mikser başına zorla oturttuk. Çok üzüldü, çok çekti. Özellikle Ahmet çok acımasız olabiliyor kayıt konusunda.

Albümü klasik metotlar ile dağıtmak yerine neden internetten bedava yayınladınız? (sambalici)

Bahadır: Daha önceleri bunun tam tersini yapmayı düşünüyordum. Hatta ücretli ve eski yöntemlerle olursa en azından emeğimizin maddi kısmı karşılanır diye düşünüyordum. Fakat işin görünmeyen kısmındaki aksaklık ve amatörce tavırları biraz görünce bu inancım epey sarsıldı. Onun haricinde de zamanla düşüncelerim değişti ve içimizden gelerek yaptığımız işi en hızlı yoldan dinleyicilere ulaştırırsak hem onlar için hem de grubun reklamı için daha iyi olur diye düşündüm. Ahmet, Batu, Onur ve Enver de başından beri bu fikirde olduğundan hiç anlaşmazlık yaşamadan albümü internetten bedava yayınladık.

Albümünüzü plak şirketlerine gönderdiniz mi veya göndermeyi düşündünüz mü? (sambalici)

Batuhan: Öncelikli planlarımız arasında bu da yer alıyor tabii ki. Bağımsız bir grup olmanın verdiği birtakım rahatlıklar yok değil ancak hayatınızı bu gibi bir işe göre yönlendirdiğiniz zaman, plak şirketlerine başvurmak gibi bir eylem kaçınılmaz hale geliyor. DIY (şu “Kendin Yap” zımbırtısı), Türkiye içinde gerçekleştirmesi zor bir süreç.

Nuclear Blast gibi büyük şirketlerle anlaşma gibi düşünceleriniz var mı ileriye dair? (Oblgoth)

Batuhan: Düşüncelerimiz değil, ümitlerimiz var haha. Ama hem lokasyon, hem de maddi bazlı sorunların yarattığı bazı engeller mevcut ve o engelleri bir çırpıda aşabilmek için de zaman, sabır ve bol çaba gerekli. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi 10 yıl sonra bile bir hayal olabilir. Ancak şimdilik bu üçü üzerine yoğunlaşmayı tercih ediyoruz.

Yurt dışı konseri/turnesi hedefi (“olsa iyi olur tabi” dışında eheh) var mı? (sambalici)

Ahmet: Almanya’dan gelen bir turne teklifi var ancak şu anda hem maddi, hem de lojistik sebeplerle beklemeye aldık. Elbette ki gelecekteki hedeflerimiz arasında en üst sıralarda yer alıyor.

Olası fırsatlar dâhilinde yurt dışında turlama imkânınız olursa tüm grup elemanları buna iştirak edebilecek vaziyette mi? İş, aile gibi durumsallar engel olacak mı? Ahmet Saraçoğlu’nun arasının iyi olduğu gruplar var, mesela Quo Vadis. Bu gruplarla turlama ihtimaliniz var mı? (Oblgoth)

Ahmet: Hepimizin ortak isteği bu, hatta teklifler şimdiden başladı bile. Ancak yukarıdaki bir soruda da dediğim gibi, “yurt dışında turlamak” kavramının bir sürü zorluğu ve ön hazırlığı var. Bu konu geleceğimizi endekslediğimiz, mutlaka yapmak istediğimiz şeylerden biri, ancak ilk albümünü daha 1 ay önce çıkarmış, yalnızca birkaç konser vermiş ve bir şirket bünyesinde bile olmayan bir grup için, bu konu şimdilik “ön hazırlık” safhasında.

Grubun müziğini baz aldığı, direkt örnek olarak gördüğü bir grup var mı? (sambalici)

Ahmet: “Şu grup çok iyi hafız, onun Türkiye versiyonu olalım” gibi bir durum yok elbet. Ancak her grup gibi biz de yıllar süren dinleyicilik deneyimlerimizden edindiğimiz etkilenimler ile müziğimize katkılar yapıyoruz. Yazdığımız bir şeyin başka bir grubu anımsatması konusunda da titiz davranıyoruz ve bariz şekilde başka bir grubu anımsatan şeyleri kullanmamaya çalışıyoruz. Müziğimizde, etkilendiğimiz isimlerin irili ufaklı yansımaları zaten var, ancak şarkıları yazarken, sonuçta ortaya çıkan şeyin THROWN TO THE SUN gibi olması bir numaralı hedefimiz oluyor. Yine de kimi zaman çok ufak dokunuşlarla, bazen belki birkaç notayla bile olsa sevdiğimiz bazı gruplara “selam etme” yoluna da gidebiliyoruz. Bunlar zaten bilinçli ve göze batmayacak kadar ufak tatlar halinde oluyor.

Şarkıların yazılış ve albüm kaydının tamamlanış süresi ne kadardı? (Exorsexist)

Ahmet: Şarkı yazımı 2010 sonundan 2011 Temmuz’una kadar aralıklarla sürdü. Her şey hazır, artık kayda başlayabiliriz dediğimiz sırada, albümün 37 dakika civarında olduğunu fark ettik ve bu süre bize kısa geldi. 2 şarkı daha yazmamız gerektiği konusunda konuşmamızdan 2 gün sonra, elimizde Burning Circle, The Crumbling, The Ocean Beneath the Universe ve Afterglow vardı. İki günde yazılan bu dört şarkı sayesinde her şey bir anda hızlandı ve hemen kayda girdik. Vokaller dışındaki tüm kayıtların evde yapılması elbette ki büyük kolaylık sağladı. Vokalleri de çalıştığım yerdeki stüdyoda, 1 haftada kaydettik. 9 Eylül 2011′de tüm kayıtlar bitmişti.

İlk yapılan şarkı ne kadar eski? (Exorsexist)

Ahmet: Ravenous Sun’ın giriş rifi ve büyük kısmı 2006′ya kadar uzanıyor. Onun dışında Locus of Nullity’nin büyük bir kısmı da epey eski.

3, 4 şarkılık EP yapılmışken neden albüme dönüştürüldü? (Exorsexist)

Batuhan: Bu EP’nin kayıtları sırasında Bahadır’ı da saflarımıza katmış bulunduk. Ayrıca elimizde, EP’ye konacak şarkılar dışında bir sürü materyal biriktiğini fark ettik. Yapmışken tam yapalım, ilk adımı bir albüm ile atalım istedik.

Sözleri kim yazdı, çıkış noktaları nerelerdi? (SeventhSon)

Batuhan: Sözleri ben, Ahmet ve Enver ortaklaşa yazdık bu albümde. Sorumlu olduğum sözlerde ise kullandığım belirli bir tema olduğunu söyleyemem. Genelde Enver ile kafa patlatıp nelerden bahsetmek istediğimizi bulduk, ben de bu konular içinde payıma düşenleri yazdım. Etkilendiğim birçok yazar ve akım var tabii; Baudelaire, Georges Bataille, Tolkien, Kierkegaard gibi.
Enver: Bir ara yazdığım fütüristik hikayeler vardı. Onları belirli bir konsept etrafında birleştirip o şekilde yazdım. Albümdeki okyanus ve gezegen temaları da bu kısa hikayelerden geliyor.
Ahmet: The Crumbling’in sözlerini DEATH’e saygı duruşu çerçevesinde yazdım. Bir de Burning Circle’ın sözleri benim, onda da alâkasız bir anda aklıma gelen bir konsept var. Sözler, hayatında ilk kez Güneş tutulması gören bir neandertalin, bir anda her yerin karanlığa gömülmesiyle birlikte yaşadığı korkuyu ve düşüncelerini anlatıyor.

Gelecekteki albümleriniz gene “Of Oceans and Raindrops” tarzında mı olacak, yoksa grup olarak yeniliklere açık mısınız? (Junkie Ghoul)

Batuhan: Şarkı yazımı süresince asla bir formül içerisinde ilerlemiyoruz, şarkının verdiği duygunun boyutuna göre yönlendiriyoruz kendimizi. Bu yüzden, yenilik dediğimiz şeyi biz özellikle bulup, şarkı içine sıkıştırmıyoruz. Kendi kendine oluşuyor.
Bahadır: Yeni şeyler denemek insanın heyecanını canlı tutar bence. Bir şekilde ben ya da Ahmet ne kadar yenilik yapsak da sonuçta içinde biz olacağımız için önceki işlerimizden tamamen kopuk olamaz diye düşünüyorum.
Ahmet: Yeniliklere açık olmak garip bir kavram aslında. “Of Oceans and Raindrops”ı yazarken “bu güzel bir şarkı ama bize uymaz” diye attığımız şeyler olmadı. Hepimiz ne yapmak istediğimizi kafamızda belirlemiş olduğumuzdan, çıkan şeylerin neredeyse hepsi albümde kullanıldı. Bundan sonraki albümlerimizde de böyle olacaktır. Tek bildiğim, “bu formül tuttu” diye düşünüp benzer türde albümler, şarkılar yapma yoluna gitmeyeceğimiz. Aklımıza gerçekten çok fazla fikir geliyor ve hepsini en güzel şekilde kullanmak ve şarkılara, albümlere dönüştürmek için şimdiden sabırsızlanıyoruz.
Enver: Bir sonraki albüm şöyle olsun diye konuşmadık, ama yeniliklere her zaman açık olmak lazım. Tabii bu yenilikler bazen trendlere göre şekillenebiliyor, buna da dikkat etmek lazım.

Müzik tarzınızı nasıl tanımlarsınız? (caglardurmaz)

Batuhan: Bu soruyu kendi aramızda da çok sorduk, cevabı da sadece “Acaba ben bu grubun kritiğini yazıyor olsam, etiketlere ne eklerdim?” diye düşünürken bulabiliyoruz. Grupta hiç kimse tür sıkıntısı içine girmiyor, kimse dinlediğini şeyi türlere ayırmayı veya sadece bir müzikal yola bağlı kalmayı seçmiyor. Benim karşıma böyle bir grup gelseydi, sadece alışkanlıktan ötürü “progresif death metal” der geçerdim ancak bunun bizim bakış açımızı sınırlaması gibi bir durum söz konusu değil. Ancak müzik üzerine konuşurken bunun gibi bazı sembol ve etiketleri kullanmanın yararları da yok değil, onu da ekleyeyim.

Albümdeki besteler/sözler için isimler yazılmadığından merak ediyorum, hangi beste/söz kimin? Yoksa bu grup içinde egoları ziyan etmeyelim diye mi böyle yapıldı? (cenkozmercan, Exorsexist)

Ahmet: Egosal anlamda bir şey aklımıza gelmedi, çünkü şarkılar her kim tarafından yazılmış olursa olsun, grubun geri kalanının da fikirsel anlamda büyük katkıları oluyor. The Crumbling ve Afterglow’u Bahadır yazdı, kalan şarkıları ben yazdım. Ancak dediğim gibi, Batu’nun, Enver’in veya Onur’un fikirleri sonucunda orijinal hallerinden çok daha iyi hale gelen sürüyle bölüm var. Sözler Batu ve Enver ağırlıklı ama hepimizin katkısı oldu tabii ki. Bu kolektiflikten dolayı da her şeyi birlikte yaptık demeye karar verdik.

Yeni bir rif bulunca, bunun albüme girecek/bir şarkıya monte edilebilecek kadar iyi olduğuna karar verme süreci nasıl çalışıyor? (cenkozmercan)

Bahadır: Önce kendi sezgilerime güveniyorum, ardından grupla paylaşıyorum. Gruptan gelen tepkilere göre gerekli değişiklikleri yapıyorum. Ama çoğunlukla rif rif değil, oluşmuş bütün bir beste üzerinden gidiyorum. Bu şekilde şarkı daha bir bütünlük içinde oluyor ve değerlendirmesi de daha sağlıklı oluyor. Sonuçta anlatmak istediğiniz duyguyu, olgunlaşmamış haliyle paylaşmaktansa finalize edilmiş olarak yansıtmak daha anlamlı geliyor.
Ahmet: Bendeki durum da Bahadır’la aynı sayılır. Yazarken çok hoşuma gidip de gruba dinlettiğimde veto edilen, yahut şahsen orta karar bulduğum ama grupça hastası olunan rifler yazmıyorum. Beğeniler konusunda ortak bir kafa yapısına sahip olunca, şarkı yazım süreci çok hızlı işliyor. Yeni albüm için şimdiden 4 şarkının büyük oranda yazılmış olması da bunun bir göstergesi herhalde.

Bir beste yaparken “lan bunu konserde çalarken sıçmayalım” kaygısı oluyor mu? Olmalı mı? (cenkozmercan)

Ahmet: Şarkıların tümünü konserde çalabileceğimiz şekilde yazıyoruz. Acayip teknik bir müzik yapalım kaygımız olmadığından ve belli bir noktadan sonrasını zaten çalamayacağımızdan, yazdıklarımız da hep konsere uygun şarkılar oluyor. Güçlü bir müzikal içerik barındırmayan ve sahneye çıktığımızda enstrümanlarımız üzerinde matematik problemi çözüyormuş gibi görüneceğimiz şarkılardansa, çalarken coşup coşturabileceğimiz şeyler yazmayı tercih ediyoruz. Sonuçta müziğimizi dinleyen bir insanın “vay anasını ne biçim çalıyorlar” diye düşünmesini değil, “ne güzel şarkı yapmışlar, ne hoş bir rif/melodi yazmışlar” diye düşünmesini tercih ederiz.

Grup olarak gerçekleştirmek istediğiniz en büyük hedefiniz nedir? (Milky Flames)

Batuhan: “Şu hedefe ulaşalım” diye düşünmüyoruz ama Avrupa’daki festivallere katılmak ve Türkiye’ye gelen büyük ve sevdiğimiz grupların altında çalmak, bayağı hoşumuza gider elbet.
Ahmet: Ülkemizdeki her grup gibi biz de büyük bir şirketle anlaşmayı isteriz elbette. Ama iş sadece yaptığınız müzikle bitmiyor. Bir sürü dinamiğin aynı anda olumlu yönde hareket etmesi lazım ki bu tür hedeflere ulaşılsın. O yüzden, ulaşılması gereken en üst hedefe doğru yola çıktık diye düşünmektense, adım adım ilerleyip, hedeflerimizi yakın gelecekten uzak geleceğe doğru mantıklı yollardan gerçekleştirmeye çalışacağız.

Grubu kurmak için istek uyandıran neden ya da nedenler nelerdi? Ayrıca ülkemizdeki müzik ortamı (müzik şirketleri, yaşadığınız zorluklar, kolaylıklar, yazılı ve sanal müzik medyası, rock & metal ortamları vs.) hakkında düşündükleriniz neler? (tolga)

Batuhan: Müzik yapma isteğini bir neden neticesinde oluşturduğum söylenemez. Müzik dinlemeye başladığımdan beri bir gün, bir şekilde bu olgunun içine dâhil olmak, hayattaki tek amacım oldu hep. Olay sadece benim gibi düşünen başka insanların arkadaşlığına bakıyor aslında. Genel olarak Türk müzik ortamı ile ilgili çok kesin düşüncelerim olduğunu söyleyebilirim. Sadece metal ya da rock değil, hatta sadece müzik de değil, Türkiye’de yaratıcı, yenilikçi bir iş yapmaya çalışan insana verilen önem, önemi geçtim ciddiyet, sıfır noktasında. Biz bu işe kalkıştığımızda zaten bunun farkındaydık. Kısa denilebilecek bir zaman önce polis tarafından basılan pasajları, gazetelerin attıkları “Her yer heavy metal!” manşetlerini ve bazı köşe yazarlarının “Metaaaal!” gibi başlıkları olan yazılarını unutmadık. Ülkeye, yine olabilecek en yanlış şekilde ithal edilen bir olgunun içinde olduğumuzu da biliyorduk; ki bu durum, diğer kültürel, estetik üretim alanları için de geçerli. Hatta bu dışlanan tayfa içinde bile milyarlarca fraksiyon bulunduğunun ve çoğu fraksiyonun da nato kafa, nato mermer olduğunun bilincindeyiz. Her iki yönden de bir baskı, yaratılan zorluklar, yapıcılıktan millerce uzak eleştiriler mevcut. Ancak bu gibi bir ortamın içinde yeteri kadar zaman geçirdikten sonra bile ilk söylediğim cümleye olan bağlılık korunabiliyorsa, bu gibi şeyleri göz ardı edip, yolun ilerisine bakmayı ve inadına üretmeyi, daha fazla üretmeyi seçiyorsun. O da seni çok mutlu ediyor.
Ahmet: Uzun süredir bu müziği dinleyen ve enstrüman çalıp şarkılar yazan bir insan olarak, doğru insanlarla karşılaştığım anda grup kurma fikri belirdi ve arkası da hızlı bir şekilde geldi.
Bahadır: Birlikte güzel vakit geçirdiğim insanlarla bir şeyler yaratma fikri her zaman büyüleyici geldi. Eğlenceli de.
Enver: Bir şeyler yaratmak ya da yaratım sürecinin bir parçası olmak benim için en önemli neden. Türkiye dışı hakkında çok fikrim yok ama Türkiye’de müziğin hiç ciddiye alınmadığını düşünüyorum.

Hem grup ismi hem de albüm isminin seçimi aşamasında aranızda nasıl geyikler döndü ve bu isimlerde karar kılmanızı neler sağladı? Kısacası neden bu isimler? (patognomonic)

Batuhan: Of sanırım en zor soru bu olacak haha. Grup ismini bulmaya çalışırken üzerinde uzlaştığımız şeyler çekici bir tınısının olması ve farklı bir karakteri yansıtması gerektiğiydi. Gerisi tamamen fikir teatisi sonucu oluştu. Yüzlerce denebilecek kadar çok isim denedik. Bayağı bayağı eleme, oylama falan yaptık hatta. Bu isimde karar kıldık. Albümün ismi de benzer bir süreç sonunda ortaya çıktı. Yazdığımız şarkı sözlerinden ve işlediğimiz temalardan esinlendik, onların kombinasyonlarını denedik ve anlatmaya çalıştığımız şeyi en iyi şekilde özetlediğini düşündüğümüz ismi seçtik.

Müzik olarak bence gayet varyasyonlu bir albüm ama hem logo hem de albüm kapağı olarak gayet sade tercihler yapılmış, sebep? (patognomonic)

Ahmet: “Metaaaal!” diye bağırmayan, kendi halinde bir kapak olmasını istedik. Başta farklı fikirlerimiz vardı ancak zamanla sadeliğin daha anlamlı ve akılda kalıcı olacağına kanaat getirdik. İkinci albümde daha değişik tarzda bir kapak çalışması deneyeceğiz gibi duruyor.

Kaczynski’yi yayınladığınız zaman gelen tepkilerin geneli, beklenilenin üzerinde olduğuydu. “Of Oceans and Raindrops” ile birlikte bu beklentilerin daha da arttığını söyleyebilirim. Çıtayı bir adım daha ileri taşımak adına şimdiden kafanızda kurmaya başladığınız bariz değişiklikler var mı? (Itachi)

Ahmet: “Şunlar iyi olmadı, bir dahakine bu şekilde değiştirmek lazım” diye düşündüğümüz şeyler olmasa da, ikinci albümde iyileştirebileceğimizi düşündüğümüz yanlarımız elbette ki var. Zaten bu olmazsa çıkan her albüm bir diğerinin devamı gibi olur ki bu da en son isteyeceğimiz şey. Yine de “bir sonraki albümde çok gelişmemiz, insanları şaşırtmamız lazım” türü bir gaz taşımıyoruz. Ne yapmak istediğimizi biliyoruz ve “Of Oceans and Raindrops”ı seven insanların sonraki albümlerimizi de seveceğini umuyoruz.
Bahadır: Yaptığımız iş benim çok içime sindi. Her albüm ayrı bir anı ve o zamanları hatırlatan güzel şeyler olduğundan albümdeki her bir melodi de çok anlam ifade ediyor.

“Evoker Pt.1 – A Ground to Fall Upon”un başını yazarken ne düşünüyordunuz, farklı enstrüman kullanım fikri ve o muhteşem kısım nerden çıktı? (SeventhSon)

Ahmet: Şarkının başını aslında çok önceden yazmıştım. 2010′un ortalarıydı sanırım. Ancak aranjmanı için en çok uğraştığımız, hatta sırf bu yüzden en sona bıraktığımız şarkı da Evoker Pt. 1 oldu. Farklı enstrüman kullanımını da en baştan düşünüyorduk ancak tam olarak nasıl olması gerektiğine karar verememiştik. Sonuçta o yaylı kısımları biraz bilinçli, biraz da doğaçlama olarak hazırladık. Şarkının ortasındaki yaylı bölüm de aynı şekilde doğaçlama olarak ortaya çıktı. Kayıt düğmesine bastık ve çaldığımız ilk şeyi kullandık. Kayıt ortamı gizemli bir dünya.

“The Crumbling”de ben acayip bir Death havası yakalıyorum. Öyle böyle değil. Death’ten etkilenmiş olduğunuzu zaten biliyorum ancak kasıtlı bir Chuck abimize ithafen Deathvari bir parça yazalım mı dediniz? (SeventhSon)

Bahadır: Müziğini yazarken öyle bir şey düşünmedim; ama Chuck, ortaokuldan beri odamın duvarını süsleyen nadir insanlardan biri.
Ahmet: Bahadır şarkıyı yolladığında tüm grup gibi ben de hayran kaldım, çünkü tümü bir günde yazılmıştı ve gerçekten de hiç dokunmadan albüme konacak kadar iyiydi. Nakarattaki gitar melodisi bana uzak ve belirsiz bir yerlere gidiş havası verdiğinden, sözleri ben yazmak istedim. Bir gün işten eve dönerken yolda şarkıyı dinliyordum ve nakarat melodisi sırasında aklıma “Somewhere” kelimesi geldi. Nasıl olduysa o kelimeden yola çıkıp sözlerin DEATH’le ilgili olmasına karar verdim ve konsept olarak da beni ne kadar çok etkilediğini çeşitli yerlerde anlattığım “The Sound of Perseverance” albümünü aldım. Sonuçta sözler, o albümün kapağındaki dağa tırmanan adamların birinin ağzından yazıldı. Bu şekilde çok sevdiğimiz DEATH’e bir saygı duruşunda bulunmak istedik.

Siteden takip edebildiğim kadarıyla hepinizin müzik zevki geniş ve de sanırım birbirinden farklı. Bu denli birbirinden farklı fikri kullanmak, müziğinize çorba olmadan yansıtmak zor muydu? Bu fikirler arasında şarkılara yansıtmakta zorlandığınız, “neyse abi boş verelim” dediğiniz fikirler oldu mu? (bloodshower)

Ahmet: Yukarıdaki bir soruda da söylediğim üzere, THROWN TO THE SUN’ın yazım aşamasındaki en büyük avantajı, ne yapmak istediğimizi ve bize neyin gideceğini iyi biliyor olmamız ve şarkıları farklı zamanlarda yazılan irili ufaklı bölümleri birleştirmektense, bir bütün halinde yazıp, finalize edip kullanıyor olmamız. Bu sayede de, ben veya Bahadır tarafından yazılan bir şarkı için “şuraları güzel, şurasını çıkaralım” gibi muhabbetler neredeyse hiç olmuyor. Şarkılar büyük oranda albümde duyduğunuz şekliyle yazılıyor ve bu sayede de grubun geri kalanları tarafından onay görüyor.
Bahadır: Kafamızdaki fikirleri, hissettiklerimizi belirginleştirmeden kumbaraya koymamaya özen gösteriyoruz. Sonradan toptancı gibi “elimizde 834 tane rif var” demiyoruz hem. Tıpkı resim yapmak gibi bence bu. Hatırlarsın Bob Ross vardı eskiden, resmin içine ediyorken kafayı yiyorduk da sonradan bir şeyler ekleyince ev oluyordu falan, aynı o hesap, o resimdeki “küçük canlıları” yerleştirmeden ortaya atıp birbirimize işkence etmemeye çalışıyoruz.

Yarın öbür gün üçüncü-beşinci albüme gelip tarz değiştirirseniz, hayranlarınız, “bozdular”, “piyasa”, “paraları bitti herhalde”, “benim için öldüler”, “Black albüm sonrasını çöpe at gitsin(?!)”, “Camel çok iyi gruptur” gibi şeyler derse (ki diyecekler): Şimdiye kadar “bozmuş” dediğiniz gruplar gözlerinizin önünden bir film şeridi gibi geçecek mi? Yani aynı zamanda azılı birer metal dinleyicisi olarak; empati mi yaparsınız, “size noluyo ya?” mı dersiniz, umursamaz mısınız, ne yaparsınız? (hen)

Bahadır: Bence biz bozduk bile. İlk albümden sonra eski tat yok. Artık dinlemiyorum bizi.
Batuhan: Grup olarak sadece ve sadece içimizden gelen şeyi yapıyoruz, bunun değişmesi gibi bir durum da göremiyorum ileride. Bu yüzden eğer o minvalde eleştiriler ile karşılaşırsak eğer, “zevk meselesi” demekten ileri gidebileceğimi sanmıyorum.
Ahmet: Şahsen tek amacım kafamdaki müziği insanlarla paylaşmak olduğundan ve bize daha büyük maddi getiri sağlayacak türde müzik yapmak gibi bir düşüncem olmadığından, “bozacağımızı” sanmıyorum, hatta böyle bir şey olmayacağından da eminim. Ancak zaman içinde yapacağımız kimi denemelerden hoşlanmayacak insanlar çıkarsa da bunun bir zevk meselesi olduğunu düşünür, hayatıma devam ederim.
Enver: Bazen dinleyicilerin haklı olduğu zamanlar oluyor. Kimi zaman da bir gruba kişisel anlamda bağlılık duymak mantıklı düşünmeyi engelliyor. Sevilen grup farklı bir tarafa akınca yapılacak en mantıklı şey benzer tarzda başka bir şey dinlemek. Müzik dünyası büyük bir derya.

İnsanların sadece “maddi sebepler yüzünden istediğini yapamama” şeklinde değil, “düşünsel anlamda istediğini ifade edememe” gibi dertlerden de muzdarip olduğu ülkemizde; olur da yazdığınız sözler yüzünden üzerinizde oluşabilecek mahalle baskısı ya da hakkınızda başlatılacak hukuki süreç gibi durumlar; “Bu iş bu ülkede yapılmaz, canıma yetti” dedirtir ve müziği bıraktırır mı size? Ya da bu tür endişeleriniz var mı? Bir iş yaparken bu tür durumlar önceden aklınıza geliyor ve yaptığınız işleri etkiliyor mu? (hen)

Batuhan: Önceki sorulardan birinde de belirttiğim gibi, yaratıcı bir işin, soruşturma ile karşılandığı bir ülkede yaşıyor olduğumuz gerçeği kimse için yeni bir haber niteliği taşımıyor. Grup elemanları olarak belirli sosyal tavırlarımız var ancak sözlerimizin değindiği şeyler genelde bu odaklı olmuyor, ileride de olmayacak gibi duruyor. Zaten paragraf arası siyaset yapmayı sevmiyorum şahsen. Ancak olur da bir gün böyle bir şey ile karşılaşırsak, kendi yapıtımızın arkasında sonuna dek dururuz. Yaptığımız müziği bir mekân ile endekslemediğimizden kelli, “Bu ülkede bu iş yapılmaz” gibi laflar, müziği bırakmak gibi davranışlar bana çok uzak ve yapanlar üzerinde de yapmacık görünüyor.
Enver: Şimdilik, sadece böyle bir şey olmayacağını ummakla yetiniyorum.

Albümde kullanılan klavyeler midi yazılıp VST ile mi işlendi? Bana kalırsa albümdeki her şey çok güzel, bir tek klavye kullanımı (ki o da sadece böyle takıntılarım olduğu için tahminim) sıkıntılı geldi. Ellerinize sağlık, teşekkür ederim. (Zafer)

Bahadır: Evet midi yazıldı ve VST ile işlendi.

Grupçak bir türlü sevemediğiniz, hatta “ne biçim müzik ya” bile diyebildiğiniz ama dünya çapında oldukça meşhur bir grubun altında çalma teklifi, “profesyonellik dâhilinde değerlendirilmesi gereken bir fırsat” mıdır? (hen)

Bahadır: Tabii ki.
Ahmet: Dünya çapında meşhur bir grubun altında çalmak, elbette ki kaçırılmayacak bir fırsattır. Bu tarz bir durum olursa bir dakika bile düşüneceğimizi sanmıyorum.

Kadın vokal, ikinci vokal, tamamen akustik parçalar, çok uzun parçalar, yoğun klavye kullanımı, yoğun yaylı kullanımı, konsept albüm, vb. gibi en başta “hmmmm” dedirten unsurlar THROWN TO THE SUN için ne kadar olası? (hen)

Ahmet: İlk albümden denemeler oldu tabii ama müziğimizi ilginç kılma yolu olarak dış materyaller sokmaktansa, yazdığımız materyali daha değişken kılmyaa ve kendimizi bir sınır içerisinde tutmamaya özen göstereceğiz. Dış etkiler olabilir, ancak bunlar her zaman THROWN TO THE SUN tınısı içine yedirilmiş şeyler olacaktır.

Çalmaktan en zevk almadığınız, kötülüğünden değil de “çalarken sıkıcı ya” dediğiniz veya diğerlerinden daha az eğlenceli olarak gördüğünüz şarkı hangisi? (bloodshower)

Onur: Ortak düşüncemiz, çok iyi ve sevdiğimiz bir şarkı olmasına rağmen, canlı çalmanın çok eğlenceli olmaması dolayısıyla Burning Circle.

Cover yapsanız hangi parça olurdu? Orijinale sadık mı kalırdınız? (SeventhSon)

Onur: Aslında cover çalmak önceliğimiz değil, hatta bugüne kadar provalar sırasında çaldığımız bir cover da yok. Ama ilerde çalmak istersek, MASTODON, GOJIRA veya DEATH’ten bir şeyler olabilir. Bu gruplardan cover çalarsak sanırım denemeler yapmaya pek fırsat olmaz, olduğu gibi çalarız.

Enver’in imza günü ne zaman? (SeventhSon)

Enver: LAMB OF GOD buraya geldiğinde grup elemanlarını görmek için Taksim’e gitmiştim. Hatta orada Randy ile konuşup imzasını istedim. Sonra kendimi çok garip hissettim. Bir insanın başka bir insandan böyle bir şey istemesi çok saçma geldi. Zaten Randy gibi ünlü ya da ulaşılmaz biri de değilim. Beni her pazartesi gece yarısından sonra Dolmabahçe Sarayı’nın önünde scream atarken bulabilirsiniz (gerçekten).

Enver vokal konusunda herhangi bir eğitim aldı mı? (Itachi)

Enver: Almadım, elime geçen ilk ekonomik fırsatta almayı düşünüyorum.

Ankara taraflarına uğrama fikri var mı? (SeventhSon)

Enver: Tabii, ilk fırsatta gelmek isteriz.

Sorular
PASİFAGRESİF okurları

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“THROWN TO THE SUN” yazısına 61 yorum var

  1. TAAKE says:

    güzel, samimi ve akıl dolu cevaplar. yolunuz açık olsun, inşallah çok iyi ve başarılı olacaksınız.

  2. Çok güzel sorular ve cevaplar gelmiş. İkinci albümü ve İstanbul dışında bir konseri bekliyorum :)

  3. alperd says:

    içten ve samimi işlere saygılar :) tebrikler arkadaşlar…

  4. hen says:

    en iyi soruları hen sormuş.

  5. dünya çapındaki grup lou reed olsa, gelip “konseri boşverin de gelin çocuklar sizle lala diye bir albüm yapalım” dese ? :D

    Bahadır Sarp

    @cenközmercan, baştan söz isterim masa ben olcam diye. Tamam derse bana hava hoş.

  6. Junkie Ghoul says:

    klasik ve güzel sorular. ben beğendim bu röportaj işini.

    birde gruba iyi bir clean vokal yapabilen eleman lazım.

  7. Ugur says:

    Çok fazla soru geleceğini bildiğimden soru sormaya yeltenmedim bile.Nerdeyse merak ettiğim herşey sorulmuş ve çok güzel cevaplanmış, şahane bir röportaj ortaya çıkmış tebrikler.

    Bu arada Bahadır’a katılıyorum çok bozdunuz artık dinlemiyorum sizi zaaaaa xD

  8. like fire says:

    Baya uzun olmuş cidden. batu’nun atarlandığı noktaya aynen katılıyorum. cevaplar tatminkâr.

    kaczynski’nin hastasıyım. ben de ilerde grup kurmak ve vatana millete hayırlı bir evlat olmak istiyorum. gaza geldim.

  9. nordson says:

    şu soru hayattan souttu beni
    “Kadın vokal, ikinci vokal, tamamen akustik parçalar, çok uzun parçalar, yoğun klavye kullanımı, yoğun yaylı kullanımı, konsept albüm, vb. gibi en başta “hmmmm” dedirten unsurlar THROWN TO THE SUN için ne kadar olası? (hen)”

    hen

    @nordson, yazarken ben de tiksindim, ama biri bunu yapmalıydı. bu arada kadın vokal alırsanız size dava açarım sayın tttS. tttttt(……)S.

    hen

    @hen, her seferinde kaç tane t koydum diye kontrol ediyorum. kısaltma kullanarak elde ettiğim enerjiden çok daha fazlasını harcıyorum bu yüzden.

  10. junkman afatsum says:

    beyler albüm bluejean/headbang’tende geçer not almış, en iyi teknik death metal albümü filan demişler hadi iyisiniz.yalnız bizimde koltuklarımız kabardı sanki bu grup bize ait gibi neyse hepinize tekrardan helal olsun.bende albümü bi kez daha döndüriyim bakalım.

    Ahmet Saraçoğlu

    @junkman afatsum, evet, şöyle demiş Doğu Yücel:

    http://www.facebook.com/throwntothesun/posts/274333415954648

    junkman afatsum

    @Ahmet Saraçoğlu, doğu abinin daha çok power-prog-klasik tarafta bezi var.utku usta abimiz yorumlasaydı o not 9 olurdu kesin ama yinede iyi komplimanlar var bu arada piyasada sürekli çıkabilen heavy metal içeriğe sahip tek dergi bluejean-headbang kaldı onada sahip çıkalım dostlar sürekli netten olmaz bu işler.

    teacher

    @junkman afatsum, asıl utku usta yorumlasa 7′den ötesini zor görürdü albüm. doğu yücel gibi populist bir arkadaş için albüme söylediği saçma sapan yorumlar az bile olmuş.

    - ilk albümüyle ülkenin en iyi teknik death metal albümüne imza atmış durumda.

    - cool story bro.

    junkman afatsum

    @teacher, utku abim arkadaşımdır ama işleri dolayasıyla ilgilenemiyor dergiyle. yalnız az önce görüştüm bu albümden bahsettim haberi yokmuş ilginç dinledikten sonrasında görüşlerini belirticek. bakalım ne diyecek.

    teacher

    @junkman afatsum, “utku abim” ftw.

  11. caksu says:

    “Hatırlarsın Bob Ross vardı eskiden, resmin içine ediyorken kafayı yiyorduk da sonradan bir şeyler ekleyince ev oluyordu falan..” Haha. Çok yaşa emi.

  12. Exorsexist says:

    epey bilgilendirici bir röportaj olmuş. ekstra bir soru olarak;
    grubun ismini thrown into the sun olsa daha güzel olmaz mı? kısaltılmışı da “tits” oluyor hem

    SeventhSon

    @Exorsexist, direk tits olsa daha güzel olurmuş. hatta dur yazayım bunu bi kenara şaksdşa :D

    Mr Shred

    @Exorsexist, Bu sayede dişi dinleyici sayısı da artar diyorum ve arttırıyorum. :D

  13. Milky Flames says:

    @Exorsexist, mantık hatası var

  14. desqpio says:

    “Bahadır: Bence biz bozduk bile. İlk albümden sonra eski tat yok. Artık dinlemiyorum bizi.” eahah öldüm bu cevaba.

  15. aaliyah says:

    bu ne ya işinize gelmeyen sorulara cevap vermediniz mi? bu kadar da kendini yüceltme egosu görmedim arkadaş..

    Ahmet Saraçoğlu

    @aaliyah, tüm sorular bunlardı. insanlara istediğinizi sorun dedik, onlar da bunları sordular.

  16. Ufuk Sönmez says:

    röportajı keyifle okudum, grubu takibe devam.

  17. Ufuk Sönmez says:

    bence de grup kendini bozmaya başladı. aldığım duyumlara göre japonya’da albümü indiren vatandaşlara bonus track varmış. :)

  18. Bende Saklı Kalsın says:

    İyi güzel de, şu gözlüklü tipi nereden bulmuşlar?

  19. Burak Canik says:

    bunun üzerine bi inward reflection akar o zaman.

  20. _gereli says:

    http://www.metal-archives.com/albums/Misery_Index/Traitors/203111

    parça 10

    frat

    @_gereli, siteden biri de bu ismi niye koymadınız diye bir soru sormuştu sanırsam :D

    lefthandpath

    @_gereli,sevilen bir grubun parçasının ismini kullanma fikri 30 senedir var. abes bir durum yok ortada.

    Ahmet Saraçoğlu

    @lefthandpath, daha önce de söylemiştik, o şarkının adını grup ismini koyduktan sonra gördük. Tesadüf olmuş.

    lefthandpath

    @Ahmet Saraçoğlu, doğrudur. ben olumsuz bir yanı olduğunu düşünmedim zaten.

  21. nordson says:

    Enver: Bir ara yazdığım fütüristik hikayeler vardı. Onları belirli bir konsept etrafında birleştirip o şekilde yazdım. Albümdeki okyanus ve gezegen temaları da bu kısa hikayelerden geliyor.
    e o zaman Gojira’nın “From Mars To Sirius” albümünün fikir babası sensin bu durumda :D

    Enver Yılmaz

    @nordson, moby dick, ocean’s eleven, star trek… bunları da ben yazdım :)

    nordson

    @Enver Yılmaz, peki bunları kim yazdı? conan, sıpaydırmen, rüzgar gibi geçti, rainman ve candyman.

    Junkie Ghoul

    Gojira ile TTTS birbirlerine çok benzediği zilyon nokta var.

    aaliyah

    @Junkie Ghoul, opeth’le de.

    try

    @aaliyah, Death ile bi alaka kuramadım fekat?! Özellikle davulsal olarak :))))

  22. Kemalistim says:

    Çok mükemmel albüm sizi youtube’da infidel’e önerdim bakalım ne diyecek sizin hakkınızda… :D

  23. Exorsexist says:

    Asıl birisi bana şunun cevabını versin; tut ki grup üyeleri arasında tartışma çıktı, güreşe el ense tutuştunuz. Kim yener?

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, hışırtılı eşofmanlarımızı giyip halı üzerinde düzenli olarak güreşiyoruz zaten. Saçlarını ağzımıza burnumuza sokup üstünlüğü ele geçiren Onur şu sıralar önde gidiyor.

    Mr Shred

    @Ahmet Saraçoğlu, Abi ben Onur’un yerinde olsam o fretless bası verirdim sırtınıza.

    Olmadı bu biliyorum, finaller yüzünden mizah anlayışımı da kaybettim.

  24. Zafer says:

    Merhabalar;

    Elinize sağlık gerçekten, keyifle dinlenebilen bir albüme imza atıp arşivlerimizde yer aldığınız için. Birlikte çalabilmek dileğiyle . . . Kolaylıklar ve devamının gelmesini dilerim . . .

  25. baldur says:

    grup üyelerinin buradaki nickleri neydi arkadaşlar? hepsi buradan mı?
    ahmet saraçoğlu tamam ama diğerlerini bilmiyorum da.

    Bahadır Sarp

    @baldur, Merhaba. Evet burdayız hepimiz. Nick değil de kendi ismimizle yazıyoruz yazdığımızda.

    try

    @Bahadır Sarp, Abinizi örnek almanız ne kadar da ilginç :D

    hen

    @try, 5 papeline bahse girerim Ahmet Saraçoğlu’nu kastediyor. (hep kullanmak istediğim bir kalıptı bu da, iyi oldu güzel oldu.)

    Bahadır Sarp

    @hen, haha=) Ahmet Saraçoğlu sevdiğimiz bi abimiz.

  26. gülsün says:

    sağlam grup. yolları açık olsun.

  27. Bugün Radikal gazetesinde hakkımızda bir yazı yayınlandı arkadaşlar, paylaşayım dedim. =)

    http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1079908&CategoryID=82

    Gazetenin “Radikal İKİ” eki içinde bulabilirsiniz.

    Itachi

    @Batuhan Bekmen, baya ses getirdi albüm ha

  28. Beleg says:

    o değilde hâla sitede ttts incelemesini göremicek miyiz? Kaç ay oldu yav. Bi de konser zamanlarınız tam belli mi? Mayıs civarında oralarda olabiliriz de uğramadan geçersem konserinize dönmem kalırım zalım İstanbulda diye korkuyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Beleg, birden fazla konuk yazı geldi, kısa bir süre sonra çıkacaklar toplu şekilde. İlk konserimiz 15 Nisan’da Dorock’da, sonra 20 Nisan akşamı İTÜ’de ilk açık hava konserimiz, ardından da kısa süre içerisinde başka konserler olacak.

    Beleg

    @Ahmet Saraçoğlu, valla görelim artık incelemeleri ya bekletmeyin daha fazla :D

  29. Osman says:

    ikinci albümü bu sene çıkarmayı düşünüyor musunuz merak ettim

    Batuhan Bekmen

    @Osman, Şu an hala yazım aşamasındayız ikinci albüm için, çok da verimli, güzel ilerliyor. Bu sene içinde yayınlamak gibi bir planımız yok ama ne olur ne biter belli olmaz tabii. (=

Yorum Yazın

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.