Bazen öğrencilik ve çocukluk yıllarına dönüp baktığımda yeni grup bulmanın nispeten zor olduğu, yeni öğrenilen bir grubun hemen hemen her ürünü ezberlendikten sonra bir başka grup arayışı içerisinde girdiğimiz nostaljik ve garip bir dönem yaşadığımızı hatırlıyorum. O dönem içerisinde çok iyi ve arkadaş çevresinde daha önce duyulmamış bir grubu keşfetmek kalplerimizi müthiş bir sıcaklıkla doldurur, akşam yatağımıza yattığımızda “Bak benim söylediğim grubu dinliyor hepsi. Nasıl da sevdi köftehorlar.” diye sevinir, sanki grubun solo gitaristiymiş ve albümümüzü beğenen de Adriana Lima’ymış gibi denyo duygulara kapılırdık. O zamanlardaki bir kaç keşfim yüzünden bu tip coşkulu anlar yaşamış olsam da, bir takım keşifleri büyük bir heyecanla dostlar meclisine sunduğumda “bu ney olm” tepkisini almam beni ziyadesiyle üzüyor, müziği bırakıcak noktalara getiriyordu.
Ne yaptım ne ettiysem bir türlü arkadaşlarıma sevdiremediğim gruplara karşı kendimi mahçup hissediyor, vokalistlerinden borç almış ve ödememek için telefonlarına çıkmıyormuşum gibi bir ruh haliyle kendimi sokaklara atıyordum. En çok zorluk çektiğim ve beni bu tür bunalımlara koşturtan grup ise hiç şüphesiz Helstar’dı. Lise sıralarında delirmişcesine “Ya ama bi şu soloya bak! Ya 25 sene öncesinin albümü, böyle konsept, şöyle davul…!” gibi coşkulu çıkışlarla dostlarıma bu grubu sevdirmeye çalışıp başaramıyor, akşam eve döndüğümde halimi gören kadın anama ise “Yok bir şey ana, ben odama çekiliyorum.” demekle yetiniyordum…
Netice itibariyle bu yazı da o dönemki heyecanımın biraz daha “usturuplu” bir versiyonu olacak umarım. Siz değerli okuyucular da bunca ağlamadan sonra bir zahmet grubu sevecek, bana da “Abi bu ne güzel grupmuş” diyeceksiniz. Ben de akşam kendimi Adriana Lima’yla…Ehm, neyse.
Bir çoğumuzun tevellütünün yetmeyeceği kadar eski bir geçmişe sahip olan Helstar, 1981 yılına kadar uzanan kariyerlerinde kuruldukları andan itibaren üstüne koyarak ilerlemiş, power/speed/thrash metalin bence 80lerin sonundaki haline gelmesine büyük katkısı olan bir grup. Burning Star, Remnants of War, A Distant Thunder gibi, üçü de birbirinden güzel albümlerden sonra 1989′da yayınladıkları “Nosferatu” ise sadece grup için değil, müziğin en genel çerçevesinden baktığınızda bile gerçek anlamda “başyapıt” tanımından başka hiçbir kalıba sokamadığım bir albüm. Özellikle o dönemdeki Metallica, Savatage, Halloween, Queensryche gibi grupların art arda yayınladıkları, türleri tanımlayan, her biri ayrı efsaneleşen albümlerinin arasında kaynamış gibi gözükse de kesinlikle ne dönemdaşı Operation Mindcrime’dan, ne Keeper of the Seven Keys Part:1′dan veya diğerlerinden geri kalır yanı yok. Piyasaya çıkış zamanı olarak “ölüm grubu”na düşmüş olsa da, açık ara aralarında en çok sevdiğim albüm “Nosferatu”.
Grubun kendi dinamiklerinden bakıldığında efsane kadro olarak değerlendirebileceğim bir kadronun ürünü olan Nosferatu, baştan aşağıya inanılmaz bir müzikalite barındıran, Andre Corbin ve Larry Barragan’ın metal müzik sahnesine nadiren gördüğümüz Dave Murray/Adrian Smith gibi bir ayardaki mükemmel uyum ve işbirliğiyle yazdıkları gitarlarına neo-klasik müziği öyle ölçüyle, damlalıkla değil kaşık kaşık katmışlar ve albüm muazzam bir hale gelmiş. Klasik müziği gitarına çok üstüne bir şekilde yedirmesiyle tanıdığımız Malmsteen’i aratmayan, sololardan ziyade rif ve melodilerde kendini belli eden üstün klasik müzik etkilenimi ile hızlı, sürekli değişen ve aralarında paslaştıkları riflerle bunların üzerinde çok üst düzey beceriyle yazılıp icra edilmiş sololar sonucunda ikili belki de metal müzik tarihindeki en etkileyici gitar işçiliklerinden birine imza atmışlar. Daha girişteki Rhapsody In Black…de neredeyse 1 dakika içerisinde 7-8 farklı rifi duyduğunuzda sizin de tek kaşınız “lan neler oluyor?” dercesine havaya kalkabilir. Eğer yetmezse Aieliaria and Everonn’un ilk 30 saniyesine de göz atabilirsiniz. Albümdeki son şarkının girişi böyleyken, şu cümlede kritiği bitirmeyip ne yapayım? Yazayım biraz daha, evet.
Klavyeye fazla bulaşmadan, iki gitar – bas – davul – vokal klasik yapısını koruyarak bestelerini oluşturdukları için klavyenin ekmeğini yiyen bir takım türdaşlarından da ayrılarak gönüllerde bir kez daha taht kuruyorlar. Zaten grupta bir klavyeci yok, Corbin ve bas gitarist Jerry Abarca yeri geldiğinde bu görevi üstlenmişler. Her ne kadar albüm içinde mükemmel bir homojen yapı oluşturulmuş olsa da , 2 dakikalık Von am Lebem Desto Strum’u dinledikten sonra acaba daha çok mu klavye-piyano olsaymış albümde demekten alamıyor insan kendini.
Bir de Frank Ferreira gibi bir adamı metal müzik dünyası nasıl atlamış aklım almıyor. Bu tempoda bu kadar varyasyon içeren bir davul işçiliğine imza atmış olması, ekipmanındaki her unsuru müziğe katarak her geçişi her notayı neredeyse belirtecek şekildeki çalışı ile bu mükemmelliğin baş mimarlarından biri. Dinlediğim en güzel davulların büyük bir kısmı bu albümde. Tek tek şarkılardaki davulu dinlemeye kalktığımda bir yerden sonra adam gördüğü her şeye random vuruyor galiba gibi biz izlenim oluşuyor. Öyle değil tabii.
Bu klasik grup yapısı ile bu kadar senfonik ve karmaşık bir müzik yapısı oturtmuş olmaları zaten grubun bilenlerin gözünde bu kadar büyük bir hale gelmesinin en büyük nedeni. Yeri geliyor davul bir maestro edasıyla besteyi yönetiyor, baslar tüm albüm boyunca zaten inanılmaz işler yapıyor, yeri geliyor James Rivera bir çığlığı ile şarkıya bir anda vites attırıyor. Kısaca müzikteki her elementin müziğe katkısı olabileceğinin en üst seviyesinde ve hakimiyetleri çok üst düzeyde. Bu nedenle de bu kadar ‘temel’ diyebileceğimiz bir ekipman kurgusuyla ortaya çıkabilecek en kompleks müziği yaratmak Helstar için çok da zor olmamış. Bu kompleks müziği ise belki de hayatımda dinlediğim thrash gruplarının yarısından daha hızlı bir şekilde çalmayı başarmış olmaları ise gerçekten korkutucu. Klasik müzik tabanlı thrash rifi bombardımanı seansı şeklinde geçen, riffing olayının gelebileceği en son noktalardan biri olduğunu düşündüğüm, ve şimdiye kadar dinlediğim en hızlı albümlerden biri olan Nosferatu’da albümün ortasında, gitar virtüözü olduğunu düşünen herkesin şapkasının önüne alıp bir kere daha düşünmesine sebep olabilecek Perseverance and Desperation ve piyano geçişi Von am… dışında albümün temposu neredeyse bir an bile düşmüyor. Kaldı ki Perseverance… bile hiç yavaş değil düşününce. 43 dakika boyunca boş geçen tek bir saniye bile yok albümde.
Çok belirli başlı gruplar dışında ne speed ne de power metal ile aramın çok iyi olmamasına rağmen, Helstar öyle farklı bir müzik icra etmiş ki tür gözetmeksizin dinletiyor kendisini. Albümün neredeyse yarısından fazlasının Bram Stoker’ın “Dracula” eserine adanmış ve bu konsepte uygun olarak yazılmış şarkılardan oluşması, bu durumun da albüme daha karanlık bir hava sağlamış olması insanı iyice tür tanımlama hissiyatından çıkarıyor. Genel anlamda kütür kütür thrash diyebileceğim bir albüm olmasına rağmen King Diamond, Metallica, Savatage, Malmsteen, Iron Maiden, … Nosferatu’da bulabileceğiniz grupların yalnızca birkaçı bunlar.
Nosferatu’nun genel olarak nasıl değerlendirildiğini görmek adına biraz bakındığımda zilyonlarca övgünün arasından benim de daha önce rastladığım, albümü beğenmeyenlerin ana dayanak noktası olan vokallerle ilgili eleştiriler gözüme çarptı. Eleştiri demek ne kadar doğru bilemem, zira James Rivera’nın vokalleri gerçekten kendine has ve öyle boş söylemediği, bir eğitime sahip olduğu çok belli. Ancak bazı dinleyiciler için biraz “cıyak cıyak” olabileceğini de kabul ediyorum. Bence kesinlikle değil ve gruba çok iyi giden bir sese sahip olsa da, kimilerine alışmak için kısa bir süre gerekli olabilir.
Jonathan Harker hikayesini müzikal olarak anlatsaydı Helstar’ın yaptığından daha iyi yapamazdı sanırım diyerek kulağı distorsion sesine, hızlı davula, kısaca en temel anlamda metal müziğe aşina olan, ya da daha da genel anlamıyla “çok iyi, çok güzel müzik” dinlemek isteyebilecek herkesin bu albüme bir şans vermesini, plak-kaset-cd artık ne bulurlarsa edinip kulaklarına bayram havası yaşatmalarını diliyorum.
10/10
Albümün okur notu: (7.97/10, Toplam oy: 31)
Loading ...
etiketler:
Albüm bilgileri
Çıkış tarihi 1989
Şirket Metal Blade
Kadro James Rivera: Vokal
Larry Barragan: Gitar
André Corbin: Gitar
Jerry Abarca: Bas
Frank Ferreira: Davul
Şarkılar 1. Rhapsody in Black
2. Baptized in Blood
3. To Sleep, Per Chance to Scream
4. Harker's Tale (Mass of Death)
5. Perseverance and Desperation
6. Curse Has Passed Away
7. Benediction
8. Harsh Reality
9. Swirling Madness
10. Von Am Lebem Desto Strum
11. Aieliaria and Everonn
Bu arada ne yazık ki youtube da şarkıların yüksek kaliteli versiyonlarını bulmak mümkün değil. O yüzden fikirler hoşunuza gittiyse biraz daha düzgün versiyonlar için sağa sola iki tıklayın derim. Çok erotik bir tavsiye oldu gibi.
Dayımın dolabındaki eski ayakkabı kutusunun içindeki kasetleri karıştırırken bulduğum ve o zamanlar 14 yaşında olmamdan dolayı çok bir şey anlamayıp bir-iki yıl içinde müzik anlayışımın daha da gelişmesi ile bu albümün orjinaline sahip olarak ne kadar şanslı olduğumu farkettiğim kusursuz yapıt. Hala dinlememiş olanlar ne kadar çok şey kaçırdıklarını bir bilseler…
ohara, lise yıllarına döndüm öyle unutmuşum ki grubun adını değil de albüm kapağınından hatırladım ve şöyle bir iddiam var. o dönemler için sert müzik ile böyle melodik vokalleri olan gruplar kendilerine biraz yazık ettiler. bence thrash’in thrash olduğu zamanlarda daha bir sepultura falan gibi olsaydı vokaller çok daha bilinir olurdu bu adamlar. flotsam jetsam, artillery falan da böyle bence…herneyse sanat tarihinin karşılığını alamayan güruhundan epikus bir albüm bu da.
gitar işçiliği, cayır cayır riffler, müthiş sololar hepsi kusursuz. ah bir de şu beni acayip bayan ve iten vokal türü yerine daha güçlü daha gür bir vokal olsa
HELSTAR, anı haznemde sadece bu albümle yeretmemiştir maalesef. 1988 yılının sonbaharında lise ilk sınıfta, bir arkadaşın defterindeki BON JOVI çıkartması ilişmişti gözüme. Arkadaşıma çıkartmayı nereden aldığını sorduğumda, bunun bir müzik dergisi olan BLUE JEAN’ in hediyesi olduğu cevabını almıştım. O gün, okul çıkışı soluğu hemen bir gazete bayisinde almış ve hayatımda ilk kez bir müzik dergisi satın almıştım. Yıllardır süren, halen devam etmekte olan müzik okuma alışkanlığımı bana kazandıran, BLUE JEAN dergisindeki HEAVY JEAN adını taşıyan, tadımlık sayfalar olmuştu. İlk kazandığım müzikal bilgilerimin yanısıra, derginin içinde yer alan albüm kritikleri de çok önemliydi benim için. İşte bütün bunlardan sebep, BLUE JEAN’e duyduğum sevgim-saygım baki kalacaktır. Fakat zamanında dergide yeralan, benim grupla olacak muhtemel tanışmamı 6 yıl erteleyen, HELSTAR – Nosferatu albümünün kritiğini yazan zat-ı muhtereme, bir-iki kelam etmek isterdim doğrusu. İşte o kritik:
” Nosferatu. Klasikleşmiş vampir tiplemelerinin en ünlülerinden Nosferatu’nun adını albümlerine isim olarak seçen HELLSTAR – evet herif çift l harfi kullanmış – bu albümü adeta deliler gibi deşarj olmak isteyen fanatikler için yapmış. Denemesi bedava olmasa da siz bir deneyin. ”
Düşünün o zamanlar ben Heavy Metal müziğini yeni tanımaya başlamış, tecrübesiz bir dinleyiciydim. Be adam, zaten iki satır bir şey yazmışsın, hiç olmazsa HELSTAR ‘ın metal müzik grubu olduğundan bahsetseydin ya! Emin olun, bu kritiği okuduğum zamanlar, Eskişehir’deki Esnaf Sarayının en üst katındaki müzik dükkanlarının vitrinlerinin hemen hepsinde, bu albümün kasetini görüyordum. Görüyordum görmesine ama okuduğum o kritik aklıma gelince, herhalde film müziği gibi bir şeydir diyerek almayı düşünmüyordum bile. Yıllar sonra, Aptülika’nın bir yazısında değindiği bir nokta, bana acaba dedirtmişti. Aptülika; bazı müzik yazarlarının, kendilerine promosyon olarak gelen kasetleri bırakın dinlemeyi, kasetlerin jelatinini dahi açmadan söz konusu albümler hakkında ahkam kestiklerinden bahsetmişti. Acaba bu HELSTAR yorumu da aynı şartlar altında yazıldı bilemiyorum lakin bu dingilce albüm yorumu, bana tam 6 seneye malodu. – Orada, ” bu albümü adeta deliler gibi deşarj olmak isteyen fanatikler için yapmış ” demek yerine ” bu albümü adeta deliler gibi deşarj olmak isteyen metal müzik fanatikleri için yapmış ” dese ben de bu başyapıttan daha fazla nasibimi alacaktım. O satırların yazarı da belki öyle yazmak istiyordu da kimbilir nelerin azizliğine uğradı bilinmez – Ama kesin olarak bildiğim, bu albümü 1995′ de değil de, çıktığı sene olan 1989′ da dinleseydim eğer, alacağım zevkin katbe kat fazla olacağıydı.
1995 senesinde yine Esnaf Sarayının en üst katında, Eskişehir’in ilk ve her açıdan tek metal müzik dükkanı olan SKYTURK Metal Shop’ u keşfettiğimde adeta kayıp cenneti bulmuştum. Eskişehirli speed metal grubu SKYTURK elemanlarının işlettiği, grup elemanlarından birinin annesinin üzerine kayıtlı bu dükkanı gördüğümde kendimden geçmiştim. Vitrin düzenlemeleri muazzamdı. Cama tonlarca kaset yapıştırılmıştı. Hele vitrindeki CELTIC FROST’ un Morbid Tales tişörtü ile CEREBRAL FIX plağı bugün bile gözlerimin önünde olan unutulmaz bir görüntüydü. Skyturk’ ten aldığım CANDLEMASS,AMORPHIS,DORO,ANNIHILATOR,GOREFEST albümlerinin yanısıra, birçok Türk grubunun demosu ve fotokopi fanzinleri ile orada buluşmuştum. Bütün bunların üstüne, mekanda en çok karşılaştığım kişi olan, grubun basçısı Ahmet ile yaptığımız doyumsuz müzik muhabbetleri de eklenince, zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordum. Ahmet benden daha fazla olan müzik bilgisiyle, bana gruplar öneriyordu. Günün birinde hiç HELSTAR dinleyip dinlemediğimi sorduğunda, hayır cevabını vermiştim. Kulakları çınlasın Ahmet, hemen müzik setine bu albümü koymuş ve kasetin kapağını incelemem için bana uzatmıştı. Aa, bu kaset kapağı hiç yabancı değil derken, jeton düştü. Kulaklarıma taarruza geçen müziğin etkisiyle kendimden geçerken, bir anda o talihsiz kritik aklıma geliverdi. Demek ki insan bir şeyler karalıyorsa, ne yazdığına dikkat etmeli. Şimdi pasif agresife bakıyorum da, arkadaşların hepsi çok muntazam kritikler yazıyorlar. Hepsinin ellerine sağlık olsun.
Nosferatu’ya gelecek olursam, benim naçizane düşüncem de, bu albümün bir şaheser olduğu yönünde. Korhan zaten herşeyi gayet güzel ifade etmiş. Benim ekleyeceğim, HELSTAR’ ın müziğini ne power ne de thrash bulduğum. Bu türlerden izler taşıyabilir ama HELSTAR’ ın icra ettiği tür özellikle bu albüm düşünüldüğünde, teknik/melodik speed metaldir bana kalırsa. Bu albüme yazılan en güzel kritiklerden biri, ZOR müzik dergisinde yayınlanan, ülkemizin en dehşet ekstrem metal davulcularından Cem Devrim DURSUN nam-ı diğer GOREMASTER’ ın kaleme aldığı kritiktir. Mutlaka bulup okumanızı tavsiye ederim efendim.
@Murat ‘historian’ KARAN, Öncelikle söz konusu yazının sahibi olarak önce kendi adıma, sonra da diğer yazarlar adına teşekkür ederim. Ben de farklı mecralarda çok baştan savma kritiklere denk gelip, daha sonrasında amiyane tabirle “köpeği” olduğum kimi albümlere o kritikler yüzünden gecikmeli şekilde kulak kabartabilmiş biri olarak çok iyi anlıyorum hislerini. Biraz da o durumun vicdanı yüzünden böyle kasıyoruzdur belki. :)
Çiftkrosoğulları’nın kritiğini ben de okumuştum zamanında, O da “köklerimizi de bilelim, bayıldığımız müziklerin temellerini atanlara dikkat edelim.” tarzında bir kapanış ile yazısını bitirmiş, benim de direk Hayri Plak’a koşmama ön ayak olmuştu, bu vesileyle selam olsun.
Dinlediğim en iyi metal albümlerinden biri. Başyapıt.
Bu arada ne yazık ki youtube da şarkıların yüksek kaliteli versiyonlarını bulmak mümkün değil. O yüzden fikirler hoşunuza gittiyse biraz daha düzgün versiyonlar için sağa sola iki tıklayın derim. Çok erotik bir tavsiye oldu gibi.
Dayımın dolabındaki eski ayakkabı kutusunun içindeki kasetleri karıştırırken bulduğum ve o zamanlar 14 yaşında olmamdan dolayı çok bir şey anlamayıp bir-iki yıl içinde müzik anlayışımın daha da gelişmesi ile bu albümün orjinaline sahip olarak ne kadar şanslı olduğumu farkettiğim kusursuz yapıt. Hala dinlememiş olanlar ne kadar çok şey kaçırdıklarını bir bilseler…
ohara, lise yıllarına döndüm öyle unutmuşum ki grubun adını değil de albüm kapağınından hatırladım ve şöyle bir iddiam var. o dönemler için sert müzik ile böyle melodik vokalleri olan gruplar kendilerine biraz yazık ettiler. bence thrash’in thrash olduğu zamanlarda daha bir sepultura falan gibi olsaydı vokaller çok daha bilinir olurdu bu adamlar. flotsam jetsam, artillery falan da böyle bence…herneyse sanat tarihinin karşılığını alamayan güruhundan epikus bir albüm bu da.
gitar işçiliği, cayır cayır riffler, müthiş sololar hepsi kusursuz. ah bir de şu beni acayip bayan ve iten vokal türü yerine daha güçlü daha gür bir vokal olsa
kült! 10/10
HELSTAR, anı haznemde sadece bu albümle yeretmemiştir maalesef. 1988 yılının sonbaharında lise ilk sınıfta, bir arkadaşın defterindeki BON JOVI çıkartması ilişmişti gözüme. Arkadaşıma çıkartmayı nereden aldığını sorduğumda, bunun bir müzik dergisi olan BLUE JEAN’ in hediyesi olduğu cevabını almıştım. O gün, okul çıkışı soluğu hemen bir gazete bayisinde almış ve hayatımda ilk kez bir müzik dergisi satın almıştım. Yıllardır süren, halen devam etmekte olan müzik okuma alışkanlığımı bana kazandıran, BLUE JEAN dergisindeki HEAVY JEAN adını taşıyan, tadımlık sayfalar olmuştu. İlk kazandığım müzikal bilgilerimin yanısıra, derginin içinde yer alan albüm kritikleri de çok önemliydi benim için. İşte bütün bunlardan sebep, BLUE JEAN’e duyduğum sevgim-saygım baki kalacaktır. Fakat zamanında dergide yeralan, benim grupla olacak muhtemel tanışmamı 6 yıl erteleyen, HELSTAR – Nosferatu albümünün kritiğini yazan zat-ı muhtereme, bir-iki kelam etmek isterdim doğrusu. İşte o kritik:
” Nosferatu. Klasikleşmiş vampir tiplemelerinin en ünlülerinden Nosferatu’nun adını albümlerine isim olarak seçen HELLSTAR – evet herif çift l harfi kullanmış – bu albümü adeta deliler gibi deşarj olmak isteyen fanatikler için yapmış. Denemesi bedava olmasa da siz bir deneyin. ”
Düşünün o zamanlar ben Heavy Metal müziğini yeni tanımaya başlamış, tecrübesiz bir dinleyiciydim. Be adam, zaten iki satır bir şey yazmışsın, hiç olmazsa HELSTAR ‘ın metal müzik grubu olduğundan bahsetseydin ya! Emin olun, bu kritiği okuduğum zamanlar, Eskişehir’deki Esnaf Sarayının en üst katındaki müzik dükkanlarının vitrinlerinin hemen hepsinde, bu albümün kasetini görüyordum. Görüyordum görmesine ama okuduğum o kritik aklıma gelince, herhalde film müziği gibi bir şeydir diyerek almayı düşünmüyordum bile. Yıllar sonra, Aptülika’nın bir yazısında değindiği bir nokta, bana acaba dedirtmişti. Aptülika; bazı müzik yazarlarının, kendilerine promosyon olarak gelen kasetleri bırakın dinlemeyi, kasetlerin jelatinini dahi açmadan söz konusu albümler hakkında ahkam kestiklerinden bahsetmişti. Acaba bu HELSTAR yorumu da aynı şartlar altında yazıldı bilemiyorum lakin bu dingilce albüm yorumu, bana tam 6 seneye malodu. – Orada, ” bu albümü adeta deliler gibi deşarj olmak isteyen fanatikler için yapmış ” demek yerine ” bu albümü adeta deliler gibi deşarj olmak isteyen metal müzik fanatikleri için yapmış ” dese ben de bu başyapıttan daha fazla nasibimi alacaktım. O satırların yazarı da belki öyle yazmak istiyordu da kimbilir nelerin azizliğine uğradı bilinmez – Ama kesin olarak bildiğim, bu albümü 1995′ de değil de, çıktığı sene olan 1989′ da dinleseydim eğer, alacağım zevkin katbe kat fazla olacağıydı.
1995 senesinde yine Esnaf Sarayının en üst katında, Eskişehir’in ilk ve her açıdan tek metal müzik dükkanı olan SKYTURK Metal Shop’ u keşfettiğimde adeta kayıp cenneti bulmuştum. Eskişehirli speed metal grubu SKYTURK elemanlarının işlettiği, grup elemanlarından birinin annesinin üzerine kayıtlı bu dükkanı gördüğümde kendimden geçmiştim. Vitrin düzenlemeleri muazzamdı. Cama tonlarca kaset yapıştırılmıştı. Hele vitrindeki CELTIC FROST’ un Morbid Tales tişörtü ile CEREBRAL FIX plağı bugün bile gözlerimin önünde olan unutulmaz bir görüntüydü. Skyturk’ ten aldığım CANDLEMASS,AMORPHIS,DORO,ANNIHILATOR,GOREFEST albümlerinin yanısıra, birçok Türk grubunun demosu ve fotokopi fanzinleri ile orada buluşmuştum. Bütün bunların üstüne, mekanda en çok karşılaştığım kişi olan, grubun basçısı Ahmet ile yaptığımız doyumsuz müzik muhabbetleri de eklenince, zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyordum. Ahmet benden daha fazla olan müzik bilgisiyle, bana gruplar öneriyordu. Günün birinde hiç HELSTAR dinleyip dinlemediğimi sorduğunda, hayır cevabını vermiştim. Kulakları çınlasın Ahmet, hemen müzik setine bu albümü koymuş ve kasetin kapağını incelemem için bana uzatmıştı. Aa, bu kaset kapağı hiç yabancı değil derken, jeton düştü. Kulaklarıma taarruza geçen müziğin etkisiyle kendimden geçerken, bir anda o talihsiz kritik aklıma geliverdi. Demek ki insan bir şeyler karalıyorsa, ne yazdığına dikkat etmeli. Şimdi pasif agresife bakıyorum da, arkadaşların hepsi çok muntazam kritikler yazıyorlar. Hepsinin ellerine sağlık olsun.
Nosferatu’ya gelecek olursam, benim naçizane düşüncem de, bu albümün bir şaheser olduğu yönünde. Korhan zaten herşeyi gayet güzel ifade etmiş. Benim ekleyeceğim, HELSTAR’ ın müziğini ne power ne de thrash bulduğum. Bu türlerden izler taşıyabilir ama HELSTAR’ ın icra ettiği tür özellikle bu albüm düşünüldüğünde, teknik/melodik speed metaldir bana kalırsa. Bu albüme yazılan en güzel kritiklerden biri, ZOR müzik dergisinde yayınlanan, ülkemizin en dehşet ekstrem metal davulcularından Cem Devrim DURSUN nam-ı diğer GOREMASTER’ ın kaleme aldığı kritiktir. Mutlaka bulup okumanızı tavsiye ederim efendim.
29.01.2012
@Murat ‘historian’ KARAN, Öncelikle söz konusu yazının sahibi olarak önce kendi adıma, sonra da diğer yazarlar adına teşekkür ederim. Ben de farklı mecralarda çok baştan savma kritiklere denk gelip, daha sonrasında amiyane tabirle “köpeği” olduğum kimi albümlere o kritikler yüzünden gecikmeli şekilde kulak kabartabilmiş biri olarak çok iyi anlıyorum hislerini. Biraz da o durumun vicdanı yüzünden böyle kasıyoruzdur belki. :)
Çiftkrosoğulları’nın kritiğini ben de okumuştum zamanında, O da “köklerimizi de bilelim, bayıldığımız müziklerin temellerini atanlara dikkat edelim.” tarzında bir kapanış ile yazısını bitirmiş, benim de direk Hayri Plak’a koşmama ön ayak olmuştu, bu vesileyle selam olsun.