# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
IRON MAIDEN – Somewhere in Time
| 08.08.2011

Gazla çalışan zaman makinesi.

Iron Maiden isimli ermiş insanlar grubu 11 ay süren ve 195 konseri içeren World Slavery Tour adlı efsanevi dünya turnesinin ardından (bkz: Live After Death) bir değişime ihtiyacı olduğunu hissetmeye başlamıştı. Ağır turne programı grup üyelerini, en çok da Bruce Dickinson isimli evliyayı (pardon firavunu) gruba ve hatta metale yabancılaştırmıştı. Bruce bir röportajında şunları söyleyecekti: “22 Acacia Avenue şarkısını, bir konserde şarkı sanki bir peynir dükkanı hakkındaymış gibi söyledim (ki bu şarkı bir genelevle ilgilidir) ve kimse bunu umursamadı bile. O zaman bu işi yapmamızın ne anlamı vardı?” O zamanlar böyle bir beyanat veren Bruce, kimsenin Iron Maiden’dan beklemeyeceği projeler üretmek istedi ve yeni albüm için bir çok akustik parça yazdı.

Steve ise bu parçaların hiçbirini yeni albüme almayarak Bruce’a kırmızı kartı gösterecekti. (Bir yerde bu parçaların birinin Tears of Dragon olduğunu okumuştum. Eğer doğruysa yazık olmuş Maiden’a). Bu ve bunun gibi gelişmelerin ışığında Iron Maiden’ın o zamana kadarki en janjanlı albümü “Somewhere in Time” 29 Eylül 1986 tarihinde raflardaki yerini aldı. Albüm kapağı, şahsen “Brave New World” ile birlikte en sevdiğim Maiden kapağıdır. CD versiyonun arka ve ön resimlerinde yer alan ayrıntılara da yazı sonunda değineceğim.

Albümün en başta dikkat çeken noktası daha önce synthesizer kullanmayan grubun, bu albümde yoğun şekilde synthesizer olayına girmesiydi. Bu durum, zamanın “Maidenhead”leri tarafından en başta olumsuz karşılandı. Ama geçen süreçte, bu yeni teknolojinin Maiden’ın müziğine çok şey kattığını herkes kabul etti. Bruce baba, bu albümde kendi ifadesiyle “ağzı açık ayran budalası gibi” kalmıştı. Yani albümde sesi ve karizması dışında bir katkısı yoktu. Ama 3 tane Smith bestesi dikkat çekiyordu. Ayrıca bu parçaların ikisi single olarak seçilmişlerdi..

Bir süre önce elime geçen 1986 yılına ait bir metal dergisi ekinde albüm hakkında şöyle bir yorum vardı: “Grup elemanları bu albümde çok formda görünüyor. Sanki maç öncesi kampa girmiş futbolcular gibiler. İşin garibi bu kamp olayının sadece lafta kalmaması. Grup üyeleri albüm kayıtları boyunca akşam 8’de yatmaya gittiler ve ağızlarına sütten başka hiçbir içecek koymadılar. En önemlisi de kayıt boyunca çevrelerinde hiçbir dişi varlığın bulunmamasıydı. Tabii stüdyo duvarındaki kadın vücudu şeklinde duvar saatini saymazsak…”

Albümden sonra çıkılan Somewhere on Tour isimli turnede konserlere Londra’dan aldığı 10 kiloluk lambalı ceketi ile başlayan (ceketin kalp kısmında kırmızı, yumruk büyüklüğünde bir ampul vardır) ve sonra akıllara ziyan bir kostümle söylemeye devam eden Bruce’un albüm hakkında yorumunu verdikten sonra parçaları anlatayım: “Evet bu son albümden hepimiz çok hoşnutuz. Eddie dahil hepimizde bir değişim isteği vardı. Zavallı Eddie artık tımarhanelerden, piramitlerden, mezarlardan sıkılmıştı”. (Maiden’dan ayrıldıktan sonra albümü böyle övmeyecektin ama Bruce abi.)

1. Caught Somewhere in Time: Kritik başlığını bu şekilde koymama vesile olan gaz mı gaz bir giriş parçası. Ayrıca Türkiye konseri çıkışında elemanın biri Maiden’a doyamamış olacak ki arabasında son ses bu parçayı çalarak evinin yolunu tutuyordu. Sözler zaman yolculuğu ile ilgili.

2. Wasted Years: Maiden’ın en popüler parçalarından biri. Smith bestesi, ayrıca albümün single parçalarından biridir. Tatlı giriş rifi ünlüdür. Şarkının ortasında bu rif ile Steve’in bas gümbürtülerinin kombinasyonu, bence albümün zirve noktasıdır. Solo kısmında da benzer bir kombinasyon var. Parçanın klibinde ise grubun 1980-1985 arası döneminin foto ve videolarından kesitler yer alıyor. Ayriyetten eskrim yapan Bruce’u, ok atan Dave’i, Futbol oynayan Steve’i, bebek seven Nicko’yu da klip içerisinde görüyoruz. Nakaratta “Bu yüzden anla, zamanını harcama arayarak o harcanmış yılları / yüzleş, kal ayakta ve fark et altın yıllarını yaşadığını” deniyor. (Adamlar yapmış abi.)

3. Sea of Madness: Şahsen albüm içinde en az sevebildiğim parça bu. Yine de lisede okurken yatakhanede teybin sesini sonuna kadar açıp millete bu parçayı dinletmişliğim vardır. Bir de şarkı sonunda Bruce, “Madneeeeess, madneeeesss diye uzun hava çığırtmasa daha iyi olurmuş ama neyse. Smith bestesi.

4. Heaven can Wait: İşte konserlerin “vesikalı yari olan bir Harris bestesi. Şarkıyı ilk olarak “A Real Live One” kaydından dinleyip sonradan stüdyo kaydı ile dinleyince “yahu bu adamın sesi niye incelmiş bu kadar” diye düşünmüştüm. Bilen bilir, ortasındaki “oooo” kısmını sahneye çıkan bir tabur seyirci ile birlikte söyler elemanlarımız konserde. Sözleri, ölüm korkusu yaşayan bir ademoğlunun ağzından yazılmıştır.

5. The Loneliness of the Long Distance Runner: Alan Sillitoe’nun kısa öyküsünden esinlenerek yazılan bir parçadır. Hikayenin kahramanı, koşmaktan başka bir işe yaramamakta ve hayatını sorgulamaktadır. Parça, duygu yüklü melodileri ile beni benden alır. Maiden’ın gerektiği değeri görmeyan parçalarından biridir.

6. Stranger in a Strange Land: Sözleri kutuplara yapılan bir gezinin kahramanının ağzındandır. Smith bestesi olup single olarak seçilmiştir. Gerçekten hayatımda dinlediğim en özel parçalardan biridir. Baslı girişiyle, nakaratıyla, solosuyla, kısacası her şeyiyle çok özel bir parçadır. 1999 da Smith’in babasının vefatından sonra konserlerde çalınmamıştır. Keşke yeni konserlerde çalınsa da yeni nesil metal dinleyicilerinin bu parçayı duyması daha kolay olsa…

7. Deja –Vu: Yine bir Maiden saklı hazinesiyle karşı karşıyayız. Parça, girişteki yavaş solo ile ben Murray bestesiyim diyor ağabeycim. 20 yaş altı metal dinleyicisi kardeşlerimizin bu parçayı dinlemelerini özellikle isterim. Niye yüzlerce grup, bu taytlı adamlardan etkilenip müzik yapıyor anlayabilirler. Ah be Steve amca, şunu bir konserde çalsanız ölür müsünüz…

8. Alexander the Great: Adından da anlaşılacağı üzere Makedonya kralı Büyük İskender in hayatını anlatan epik bir çalışma. Şarkı girişindeki rüzgar efektlerinden sonra İskender’in babasının konuşmasını seslendiren ise Nicko imiş. İnternette parça sözleri ile ilgili ağır eleştiriler okudum. Şahsen “Yaşlı Denizcinin Türküsü” İle birlikte en sevdiğim Maiden epiği budur. Bu parçadan bir albümün bir yüzü rahatça dolabilir. Parçanın ortasındaki horon çekmelik solo nedir abi öyle ya? Ne yazık ki tüm ısrarlarıma rağmen Steve amca bu parçayı da gruba çaldırmadı hiçbir konserde.

Çok uzattım galiba… Neyse CD’nin arka ve ön resimlerinde bulunan “geçmiş zaman olur ki” ayrıntılarını da verip ben kaçayım artık:

- Arka yüzdeki elektronik saat 23:58’i gosterir (Two Minutes to Midnight hesabı)

- Arka yüzde akan bilgi bandinda maç sonuçları olarak West Ham: 7 – Arsenal: 3 yazar. West Ham, Maiden üyelerinin tuttuğu takımdır.

- Aces High bar, ilk kuruldukları günlerde çaldıkları yere gönderme yapan Rainbow Bar (Rainbow Bar’ın yanındaki pencereden görülen kadın da Charlotte The Harlot’tır) ve Marquee Club gözüküyor. Aces High Bar yazan tabelanın altında iki tane “görünüşte bardak” vardır. Dikkatli bakılırsa onların bardak değil uçak olduğu görülebilir. Aces High Bar’ın sol tarafında garip işaretler görebilirsiniz. Bu işaretler İbranice’dir. Ve orada Allah’ın Mukaddes Kitap’ta 7000 kere geçen ismi “Yehova” yazar. Ayrıca Aces High Bar ın altında “Sand Dune” yazar. Bu “To Tame A Land” şarkısında konu alınan “Dune”dır.

- Arkada sağ altta Rusça ” Кефир” sözcüğü yazar. Türkçe bildiğimiz “kefir” demektir.

- Arka kapakta havada bir UFO vardır. Bu da Steve amcanın en sevdiği gruptur

- Sinemada “Live After Death” oynamaktadir.

- Phantom Opera House adlı opera binası var.

- Ancient Mariner Seafood Restaurant görünüyor.

- Bradbury Towers Oteli’nden asağı düsen, kanatlari alev almış Icarus görülmektedir. (Flight of Icarus hesabı)

- Arka taraftaki piramitler “Powerslave”i simgelemektedir.

- Ön yuzde Eddie’nin durduğu sokak Acacia Avenue’dür ve 22 Acacia Avenue’ya gönderme yapmaktadır.

- Bruce , elinde “Piece Of Mind”ı temsil eden bir beyin tutmaktadir.

- Ön kapakta Eddie tabancasının hemen sol tarafında bir binada Horus’un gözünü görebilirsiniz. (“Into the Abyss I’ll fall in eye of Horuuus” hesabı)

Iron Maiden’ın son 15-20 yıldaki progresif sound’unun temellerinin atıldığını düşündüğüm bu klasik albümü hâlâ severek dinlerim. Hepinize saygılar, sevgiler.

Emre ÇİFTÇİ

9,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.15/10, Toplam oy: 170)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1986
Şirket
EMI
Kadro
Bruce Dickinson: Vokal
Dave Murray: Gitar
Adrian Smith: Gitar
Steve Harris: Bas
Nicko McBrain: Davul
Şarkılar
1. Caught Somewhere in Time
2. Wasted Years
3. Sea of Madness
4. Heaven Can Wait
5. The Loneliness of the Long Distance Runner
6. Stranger in a Strange Land
7. Deja-Vu
8. Alexander the Great
  Yorum alanı

“IRON MAIDEN – Somewhere in Time” yazısına 39 yorum var

  1. Aeonian_Lich says:

    Ellere sağlık, keyifle okudum. Lakin Tears Of The Dragon’un 1986 civarlarında bestelendiğini hiç zannetmiyorum. Belki, ama belki ilk fikir kıvılcımı çakmış olabilir. Marty’nin geriye dönüp doktor Brown’a akı kapasitörünü hatırlatması gibi bi zaman yolculuğu olmuşlacaktıysa bilemeyeceğim

    emre

    @Aeonian_Lich, :)

  2. illuminati says:

    İlk döneminin Piece of Mind ve Number of the Beast’ten sonra en kötü albümü, 7 verilebilir.

    emre

    @illuminati, abi bu saydığın albümleri kötü buluyorsan Msiden ın herhangi bir albümünü beğeniyor musun merak ettim de.

    illuminati

    @emre, en kötüsü bile güzel işte, çok sevdiğim bir grup. Brave New World ve Seventh Son of a Seventh Son çok hakkı yenen şaheserler, 10 veririm onlara. Iron Maiden en sevdiğim metal gruplarından biridir ayrıca.

    hen

    @illuminati, Abi iyi misiniz ya? 7th Son’ın hakkını kim yiyor allasen? Grubun tarihindeki en önemli albümlerden biri belki de. Gruptan bahsederken halen daha “7th Son’dan beri..” diye referans veriliyorsa o albüm gayet göz önünde bir albümdür.

    Brave New World de gayet beğenilen bir albüm. Hatta kendisinden sonraki albümleri Brave New World’den daha çok beğenen insan olduğu kadar “hiç beğenmeyen” insanlar da çoktur. Ama BNW’ü öyle çok Maiden fanı olmayan insanlar bile beğenir. En büyük sebebi 99-sonrası Maiden soundunun daha yeni oturuyor olması ve dinleyiş olarak çok daha “akıp giden” şarkılardan oluşması. Gerek uzunluk olarak, gerek yapı olarak, gerek sound olarak, zaten şarkıların 3 veya 4 tanesi Virtual XI döneminde yapılmış şarkılar. Virtual XI dönemi Bruce ile olsaydı nasıl olurdu gibi bir şey. Gruba yeni dönen Smith’in çok az şarkısı, Gers’in ise çok fazla şarkısı var. Ayrıca Kevin Shirley ile kayıt edilen ilk albüm (bkz: 99-sonrası ilk albüm).

    Maiden diskografisinde çok iyi olmasına rağmen, çok iyi bir debut ve grubun en meşhur albümü arasında kaldığı için en çok hakkı yenen (bahsi az geçen) albüm Killers’dır.

    Sonra X-Factor’dur (hakkaten sevmeyeni çoktur ama bunun gerçekten sebepleri vardır, o yüzden Killers’dan sonra geliyor.)

    Sonra da Piece of Mind. Bu albümden de müzisyenler çok bahseder (Tom Morello’dan tut da, Zörkgögarr’ın gitaristine kadar), dinleyiciler genelde Powerslave ya da Number of the Beast tercih ediyorlar. Trooper’dan başka düzgün şarkısı yok diyen bile gördüm.

    Somewhere in Time’ın hakkı da çok yenimyor diyorum çünkü kapağıyla olsun, Wasted Years’la falan olsun, gayet bilinen bir eser. Türkiye’de bir çok kişinin ilk dinlediği metal albümü (benim neslimin falan değil tabii ki). Hatta sanırım Türkiye’ye gelen ilk metal albümü. Garip bir şekilde, synth kullanılmış olmasına rağmen bir metalhead de çıkıp şu albüme kötü not vermiyor. Bu yönüyle BNW ile benzeşiyor ama sebebi çok farklı. Bu arada internette falan neredeyse hiç canlı kaydının olmaması, olanların da inanılmayacak derecede düşük kaliteye sahip olmasının sebebi turne kayıtlarının yanmasıdır. Steve Harris çok üzülmüştür hatta, arşivde en çok olmasını istediği turnelerden biridir bu turne.

    Tabii sonuçta hepsi Maiden albümü, hepsi de gayet öküz gibi beğenilen ve bilinen albümler. Sadece kendi içlerinde değerlendirdim, yoksa neredeyse hepsi herhangi bir grubun herhangi bir albümünden fazla biliniyor.

    Gerçek anlamda “underrated” Maiden albümü olamaz, olsa olsa Maiden şarkısı olabilir diye düşünüyorum. (grubun varlığını bile unuttuğu şarkılar..).

    öf ne yazdım ya.

    illuminati

    @hen, en iyi Maiden albümü anketi yapılsa, (ki yapıldı sitede sanırım) Seventh Son of a Seventh Son’ın ilk 3′e giremeyeceği açık. Bu açıdan dedim hakkı yenen diye, grubun kendi albümleri içerisinde hakkı yenen anlamında. Yoksa Maiden’ın bütün albümleri çok ünlü zaten.

    hen

    @illuminati, İlk 3′e giremiyorsa 4.dür yani. Onu demek istedim. Tabii canım kendi içinde değerlendiriyorum zaten.

    Bi de en sevdiğiniz albüm değil de en sevdiğiniz 3 albümü sıralayın desen, ilk 3′e girer bence. (bu arada o anket sorusunu ben sorduydum lan)

    emre

    @hen, çok yazmşsın ama güzel yazmışsın. Ben de bundan sonra Maiden ın bile bestelediğini unuttuğu şarkılarla dolu bir albümün kritiğine başlıyorum: No Prayer For the Dying.

    hen

    @emre, No Prayer for the Dying en az ilgi çeken albüm evet ama hakediyor öyle olmayı. O yüzden de “hakkettiği ilgiyi görmeyen” sıralamasına sokmadım. (şarkı bazında çok hoşuma giden şarkılar olmasına rağmen, albüm olarak Maiden ortalamasının altında çok net bir şekilde, bir bu bir de Virtual XI.)

    hen

    @hen, tabi bunların hepsi “bence”. neyse dinleyin işte ya :D

    emre

    @illuminati, Ok. Anladım dostum.Valla Seventh Son a yıldızlı 10 bile verilebilir besteler anlamında harbiden.

  3. aaa says:

    wasted years der 9 veririm

    aaa

    @aaa, halt etmişim,mal mıyım lan ben.klasik dönemin en iyisi ne 9′u.

  4. yine çok iyi bir yazı, eline sağlık. Caught Somewhere in Time, Afraid to Shoot Stangers ile birlikte en sevdiğim 2 Maiden şarkısından biri.

    emre

    @Ahmet Saraçoğlu, valla benim de kaut samver in taaaaaayym diye sokaklarda çok gezmişliğim var:=

  5. ozan akis says:

    albüm güzel 9′u hakediyor, fakat arkadaş tüm illuminati sembollerini de kapakta toplamışlar yahu eheheh.

    emre

    @ozan akis, Duyduğuma göre Steve dünyayı yöneten mason şirketlerinin birinin sahibiymiş:)

  6. Kıvanç says:

    Kapaktaki sembollere bittim yalnız. Ayrıca Wasted Years var abi. 10/10.

  7. SeventhSon says:

    saklı hazine resmen, albüm kapağına bakıp dalar gider ayrıntılar arasında kaybolurum resmen. en sevdiğim albüm kapağı bu. ayrıca wasted years’ın solosu nedir abicim öyle ya off.

  8. masteroforion says:

    En sevdiğim Maiden albümü, en sevdiğim Maiden albüm kapağı, en sevdiğim Maiden şarkısının bulunduğu albüm (Stranger in a Strange Land), yine aynı şekilde en sevdiğim Maiden solosu da Stranger in A Strange Land’de. Maiden’ın en underrated albümü aynı zamanda. Kaldı ki grubun kendisi bile albümün bana göre en boktan şarkısı Heaven Can Wait ve Wasted Years dışında konserlerde sklemiyor bu albümü (ayıp ediyosun East End’li Harris). Ama olsun, synth gitarına kurban.

    hen

    @masteroforion, underrated mı? oeh.

    masteroforion

    @hen, Düzelteyim, klasik döneminin en underrated albümü.

    aaa

    @masteroforion, iron maiden’ın en underrated albümü.

  9. heat says:

    bacılar, kardeşler oyuna gelmeyin, uyumayın kapaktaki sembollerin anlamı çok farklıdır iron maiden’da maalesef ruhunu kötülüğe satmış bir gruptur

    o horus gözleri, piramitler, ufolar illuminati’nin propagandasıdır geri kalan her türlü açıklama bunların kılıfıdır, gerçek dışıdır

    uyandırma projesi was hiyır

    John Voxville

    @heat, çok fazla michael sikkofield okumuş insan taklidi yapmak?

    aaa

    @John Voxville, pink floyd ve led zeppelin dinleyenler masondur nıhahaha

  10. Kurtkan says:

    Bu albümün LP sini edinip odanın en görünür yerine koyacaksın.

    nordson

    @Kurtkan, güzel söyledin

  11. hihat says:

    “Stranger In A Strange Land” Robert A. Heinlein ‘ın aynı adlı romanından etkilenimle yazılmış birparçadır diye biliyorum ben

    emre

    @hihat, Valla haklı olabilirsin ben birkaç kaynakta kritikteki nedeni okumuştum. Ondan öyle yazdım.

  12. bab-ı esrar says:

    prodüksiyon anlamında ve o ışınsal sound bakımından benimde en sevdiğim Maiden albümü Somewhere in Time dır. Powerslave ile başlattıkları hız olayına bu albümle devam etmişler bana göre Powerslave den bile daha gaz bir albümdür. Bir kere Caught Somewhere in Time gibi dört nala giden muhteşem bir açılış parçası ile başlaması bile albümü bilmeyenler için gidişatın nasıl olacağı ile ilgili fikir verir. Bruce un sesini bu albümde daha bir ayrı seviyorum opera sanatçısı gibi yüksek perdelerde çok dolanması ayrı bir haz veriyor insana bu albümden sonra aynı yönde gidip hızlı bir albüm yapabilirlerdi ama Bruce un değişik sularda yüzme dürdütüsünün ağır basması ile progresif yöne kaydılar!

  13. Jester says:

    Bir zamanlar en sevdiğim Iron Maiden şarkısı Caught Somewhere in Time’dı, daha sonra The Loneliness Of The Long Distance Runner oldu. Bayağı sevdiğim bir albüm, en sevdiğim albümlerinden biri.

  14. mfeci says:

    Bu müziğe beni başlatan iki albümden biridir(Diğeri de Nirvana – From the muddy banks of the wishkah). Çekme kasetten walkmenimde sayısız kez dönmüştür. Müziğe bakış açımın oluşmasında çok etkili olmuştur, Iron Maiden’ın kesinlikle en farklı ve bence açık ara en iyi albümüdür. Tartışmasız 10/10.

  15. Seyfullah says:

    80-88 arasında en sevdiğim Maiden albümü 10/10

  16. Berk says:

    Dostlar bir şey sormak istiyorum,bu albüm çok sevdiğim bir albüm ve koleksiyonuma katmak istiyorum.İnternetten sipariş vereceğim ama sanırım albümün enhanced versiyonunda albümün meşhur arka kapağı farklı.Her yerde de enhanced versiyonu mevcut sanırım bu meşhur arka kapaklı haline ulaşmak için hangi siteye bakabilirim?Ya da enhanced versiyonunda arka kapağın farklı olduğuna dair yanlış bir duyum mu aldım?

    Seyfullah

    @Berk, Arka kapağı son resim ile aynı,sanırım yanlış bir duyum almışsın.

  17. Raddor says:

    Bu albümün wallpaper’ı şahane oluyormuş yalnız. Masaüstünüz şenlensin. Buyrun:
    https://bit.ly/2D07sp7

  18. EdHunter99 says:

    Bazı parçalar hakkındaki yorumlar saçma olmuş ama onun dışında genel olarak iyi.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.