# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
THE HOWLING VOID – Shadows Over the Cosmos
| 19.04.2011

Ataç, Teksas, abazanlık, funeral doom.

Metal müziği oluşturan büyük kitlenin bu müzik türünü sevmemesine, bıkkınlıktan ayağa fırlayıp ateş püskürmesine, ağırkanlı makamını yerden yere vurmasına ve nihayet burun kıvırmasına haklılık kazandıracak karakteristiklerinden birinin, yani ağır aksak ilerleyen şarkıları dolduran uzun dakikalara yedirilen malzemenin bıktırılana kadar tekrarlanması karakteristiğinin, gözlerinde samimi bir çalışkanlığın değil, tilki siyasetinin gururlu parıltısıyla suistimal edildiği, Türkçe ve argo tabiriyle bokunun çıkarıldığı bir albümle karşı karşıyayız.

Bu albüme kritik yazarken kendimi Nurullah Ataç gibi hissediyorum: Dünyanın merkezinden yalıtılmış yalnız ve yavan bir üçüncü dünya ülkesinde, Batı edebiyatının etkilerinin taklitçi yansımalar şeklinde kırıklı döküklü etkilediği bir edebiyat muhitinde Ataç, hayatının büyük kısmını bugün isimlerini edebiyat profesörlerimizin bile hatırlamadığı, hatta duymadığı karanlık, dalavereli ve şüpheli romanlara ve romancılara ayrıntılı eleştiriler yazmakla, açıktan açığa hakaretler etmekle geçirdi. Benim yaptığım daha umutsuz, boş: Dünyanın merkezinin kıyısına ilişmiş yalnız ve yavan bir üçüncü dünya ülkesinde, kimsenin dinlemeyeceğini bilmeme ve hatta Amerikalı bestekârının okuyamayacağını bilmeme rağmen, muhtemelen kişisel gelişim kitaplarının körüklediği bir üretkenlik isteğiyle bestelenmiş bir albüme ağdalı lakırdılarla süslenmiş bir kritik yazıyorum.

Sihirli bir ülkenin adının geçtiğine dikkat etmişsinizdir. Ama Amerika’nın değil, Rusya’nın yalnız ve mutsuz bir köşesindeki bir şehrin deposunda biriktirilmiş derme çatma bir plak şirketinin satmaya uğraştığı bir albüm bu. Ucuz bir metonomi yapmak için mahsustan ‘yalnız’ dediğimi değerli okurlarım anlayacaklardır: Solitude Productions! Ama albüm yerine single diyebilirsiniz. Neden yazmış, bilinmez. Cebime beş yüz dolar girsin, tanımadığım insanların gözünü boyayayım, geceleri yastığıma başımı daha mutlu koyayım, tatsızlığına ve sıkıcılığına gömüldüğüm şu hayatta kahve sohbetlerinde karıya kıza azamet satayım diye yazmış olabilir. Hatta Teksas sokaklarında Beyaz apaçilik -Türkiye’deki taşra apaçiliğiyle analoji kurarak- yaparken kendi albümünü dinleyebilmek için bile yazmış olabilir.

Yazının bizi nereye götürdüğünü gördünüz mü? Ataç, Teksas, abazanlık, funeral doom. Bir iç konuşma hâli de aldı. Kimsenin okumayacağını bildiğim için kendi kendimle konuşmaya başladım çünkü. Düzyazı nelere kadir. Düzyazının o mukadder, monolitik, muazzam kütlesinin bir taş kırıntısına, bir toz parçacığına, bir derinliksiz çiziğine tanık oluyoruz şurada. Peki, nerede o eski köy enstitüleri? Ayrıca, bir Fransa olamadık.

Gevezelikleri bırakıp, albümü inceleyelim. Efendim, albüm kozmik duygular içeriyor. Kozmik duygular nedir peki? Bunu, konusunda uzman kozmosbilimcilere bırakıyoruz. Biz buna yalnız işaret edebiliriz. Gerisini onlar getirecektir. Bilimlerin kardeşliğinden yoksun kalırsak, yalnız bir muharrir, bir mimesis, bir travesti olur çıkarız. Gevezeliği bırakalım! Ama pek öyle incelenecek bir yanı yok albümün. Bir teknik death metal analizi beklemeyin. Funeral doom işte; ağır tempo, kısa menzilli melodiler, nakaratlı şarkı yapıları, boğuk böğürtülü vokaller. Neden kötü? Altmış dakikalık bu albümde bir Skepticism şarkısının ilk beş dakikasını doldurabilecek nitelikte ve nicelikte malzeme yok çünkü. Çok ayağını kaydırmamak lazım. O kadar niteliksiz sayılmaz rifler. Bir ölçüye kadar kozmik bir atmosfer yarattığını, yabancılaşma duyguları verdiğini, sofistike içlilik uyandırdığını söylemek mümkün. Ama uyandırıyorsa bile, on dakika boyunca aynı şeyi nakaratlarla uyandıra uyandıra bıktırıyor bizleri. Kolayca sınıfta kalıyor. Erişilebilirliği, dinlenebilirliği güzel.

Gitarların tonu fena değil, klavyeler cilalı prodüksiyon yanılgısı yaratıyor. Ama amaç minimalizm ve atmosfer değil, müzikalizm. Hafıza, tekrar, melodi, eğlence. Dolayısıyla kurgulanmış bir minimalizm ya da atmosfer estetiği de bulamıyoruz. Sadece notalarımı dinle, ama aynı notalarımı bir saat boyunca dinle diyor. Kötü bir puan vermek, sınıfta bırakmak gerekiyor. Tanpınar’ın cümlesiyle: ‘’Kendi kendine inanmanın bu derecesini şairler arasında değil, insanlığa yeni bir din getirenler arasında bile görmek pek az mümkündür.’’

Evet, bitirelim. Peki ne oldu bitirince? Bu kritiği yazarken mekan ve zaman ortadan kalktı. Kıyıda köşede kalmış Türk romancılarına afralı tafralı eleştiriler yazan Nurullah Ataç, binlerce sayfalık yazı hayatına yer yer kötü antik çağ edebiyatı analizleri serpiştiren ayaklı kütüphane Bakhtin, ilkgençliğinde aynı kilise altında çaldığı bir Barok heveslisinin hevesini yerin dibine sokup çıkaran Bach, satır satır uyaklarını derleyip kasideler yazmaya kalkışıp kalkışmakla kalan şair heveslilerini ‘Siz unutulmuşlar, ben sizleri yaşatacağım!’ diye alaya alıp sararmış müsveddelerini öğrencilerine sergileyen edebiyat profesörüm, metal müziğin akademisi metal archives arşivlerinde on beş yıl öncenin Deicide klonlarından birinin bir demosuna kritik yazarak puan kazanmaya uğraşan bir kullanıcı, ölümüne yaklaşınca Viktoryan dönem eserlerini okumaya döneceğini iğneleyici anıştırmalarla anlattığına tanık olduğumuz Forster, kimsenin adını bilmediği Sovyetler Birliği formalist eleştirmenlerin lüzumsuz bir dökümünü yapan Shklovsky, baştan sona ağır hakaretlerle dayalı döşeli Türkiye gezisi sırasında karşılaştığı bir Batılı Türk özentisini ironik bir üslupla taşlayan Gide, akşamlı sabahlı diğerinin şiirinin ne kadar kötü olduğunu bağrışa çağrışa mektuplarla kanıtlamakla uğraşan hasebi nesebi bilinmez iki lüzumsuz Yunan pastör şairi, sahaflarda kimsenin sayfalarını karıştırmaya yanaşmadığı yırtık pırtık risalelerin kemiklerini ve sinirlerini yapılandıran cümlelerin altını iyimserlikle çizmiş milyonlarca insan, hepimiz, her birimiz, şu an okumakta olduğunuz satırları yazan yazarla yekpare birleştik.

Hepimiz aynı şeyi hissettik, hepimiz aynı odadayız, hepimiz şimdi yaşıyoruz. Hepimiz aynı kişiyiz. Onları okuyan okurlar ve siz de öyle.

Ertuna YAVUZ

4/10
Albümün okur notu: 12345678910 (3.43/10, Toplam oy: 14)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2010
Şirket
Solitude Productions
Kadro
Ryan: Tüm enstrümanlar
Şarkılar
1. The Primordial Gloom
2. Shadows Over The Cosmos
3. Wanderer of The Wastes
4. The Hidden Sun
5. Lord of The Black Gulf
  Yorum alanı

“THE HOWLING VOID – Shadows Over the Cosmos” yazısına 6 yorum var

  1. Aeonian_Lich says:

    Çok sıkıcı bir müzik. Kritik ise enfes. Kutlarım. :)

    Ertuna Yavuz

    @Aeonian_Lich,

    *o*
    ^o^

    Aeonian_Lich

    @Ertuna Yavuz, Sailormoon’lar gibi şensin, anladığım kadarıyla?. *v*

    Ertuna Yavuz

    @Aeonian_Lich, evet yakışmıyor hemen asalım suratımızı

    >=[

  2. nordson says:

    Unholy Trance

    Ertuna Yavuz

    @nordson, sessiz eleştirmenim benim:) unearthly trance üyesi olduğunu bilmiyordum. ben yalnız in the red dinlemiştim ama baya oluyor ama beğendiğimi hatırlıyorum. notalarını hatırlamıyorum ama albüm aklımda güzel bir bütünlük deseni bırakmış gibi duruyor. o albümü överdim eğer kritik yazmış olsaydım. adamın bu projesinin önceki albümü için daha iyi şeyler söylediklerini de duydum ama dinlemedim. ama açıkçası funeral doom için tekrar, nakaratın biraz fazla uzatıldığını düşündüm. zaten asıl zaafı ve gücü yavaşlığından gelen bir türde en kolaya kaçar hamlelerde bulunmak rahatsız edici geliyor bana. bir de albüm dediğimiz şeyin formatı da değişti, eskiden 30 dakika albüm derdik şimdi 1 saat olmasını bekliyoruz ısrarla. eğer bu albüm de daha dürüstlükle 30 dakika olsaydı daha iyimser bakabilirdim. ama 1 saat söz veren birinden daha fazla üretkenlik beklememiz gerektiğini hissediyorum. diğer albümleri çıta almak da iyi kanaat çıkartmaya yardımcı olabiliyor. ne bileyim shape of despair, tyranny, wormphlegm falan da var tekrarın abartılı yönüne kaçan ama atmosferik oyunlarla sıkıcılığa gitmiyorlar. katıksız müzikalite, 1 saatlik üretkenlik diyen bu albümse ortalama üstü müzikalite ama 1 saatlik verimsizlik sunuyor. bence böyle işte.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.