# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SEVENTH WONDER – The Great Escape
| 24.01.2011

Oya bilir, Kaya bilir.

Özgür DURAKOĞULLARI

Yine bir acayiplikle daha karşınızdayım.

“Evet, testere filmini izlemiştim. Ama sadizm ve manyaklığın bu boyutlara gelebileceğini asla tahmin etmemiştim. Kırmızı pili yutarmışçasına o sapık testten geçmeyi kabul edişim aslında ürkek ve pasif karakterimden beklenmeyecek bir hareketti. İstediğim bilgiye ulaşabilmek için geçmem gereken sınav gerçekten de hayal gücümün de ötesinde bir psikopatlık barındırıyordu. Ortasındaki en derin bölümünün ağzımın hemen altına geldiği yapay bir benzin gölünün diğer ucuna kadar, elimde yanar halde, şu bakkallarda satılan küçük beyaz mumlardan biriyle geçmem gerekiyordu. Ve daha da kötüsü, yapay gölün zemininde sentetik bir biçimde kayganlaştırılmış kaya parçaları rastgele döşenmişti, dokununca aynı hissi veren diğer kaya parçalarının arasına. Yani hem şanslı olmalıydım, hem dikkatli, hem de becerili. Fakat işin en kötü yanını söylemedim: o kaygan taşlar öylesine bir biçimde yapılmıştı ki, ayağınızla basacağınız her kayayı önceden yoklayarak o sapık zihnin ürünü olarak imal edilmişlerden biri olup olmadığını anlamanız mümkün değildi. Çünkü 60 kiloluk bir basınçtan sonra o sapıkça kayış gerçekleşiyordu, yani bu biçimde kayaların dokuları dizayn edilmişti. Ve bu kayaların sadece çok azı iki ayağınızı da yerden kesebilecek şiddette bir kayganlığa sahiptiler. Yani muhtemelen az kaygan olanlara bastıkça bir “dexterity” testine de tabi tutulacaktım. Bazen demez miyiz bir anda ölsem acı çekmeden ne iyi olur diye? Ama yoo, istediğim bilgiye ulaşmak için girmek zorunda olduğum bu testin akıl babası hiçbir şeyin o kadar basit ve acısız olmasını istemiyordu. Haydi her şey bir tarafa, bari en azından kaliteli fazla damlatmayan mumlardan olaydı ya. Benzin ve mum damlası da sanırım serin bir ikili olmayacaklardı. Sonunda o an geldi çattı. Elimdeki mum yakıldıktan sonra bilinmezliğe doğru ilk adımımı atmamla birlikte kayıp düşmem bir oldu, ve o benzin gölü tüm benliğimi cehennemmişçesine kavuran bir alev ormanına dönüştü. Neyse dedim, kahvemden bir yudum aldıktan sonra load ettim ‘bastığım yeri kaygan diye seçme tanı, düşün altındaki binlerce tekinsiz…’ ananı gene kaydım lan!”

Hangimiz “hayat keşke bilgisayar oyunlarındaki gibi olsa, herkesi kesip doğrayabilsek, ortalık kan revana bürünse” diye düşünmedik ki? Yok lan öyle demeyecektim, dilim sürçtü. (Freud?). Yani hangimiz bilgisayar oyunlarındaki gibi “bir başarısızlığa uğradığımızda, aksilikle karşılaştığımızda hayatı load edebilsek” diye düşünmemişizdir ki? Şükür ki, spordakinin aksine bir müzik kaydı performansı esnasında hata yapıldığında buna benzer bir kolaylığı uygulayabiliyoruz. Vokalist detone mi oldu, baştan al. Basların üzerine gitarları kaydederken tonların ve frekansların uyuşmadığını mı fark ettiniz? Haydi sil baştan. Ama sporda böyle midir? Futbolun kaotikliği ve “iyi oynayan kazanır” genel geçerliğinde bir yorumun futbol için birçok örnekte geçersiz olduğu olgusunu dışarıda bırakırsak, (özellikle profesyonel bağlamda) birçok spor dalında bir hata yaptığınızda bunun bedelini ağır ödersiniz. 100 metre sprint’de hatalı çıkış yaparsanız diskalifiye olabilirsiniz, üç adım atlamada çizgiye basarsanız hakkınız yanar vs. gibi. Hadi her durumda her şey berbat olmasa da en kötü zaten az olan haklarınızdan biri yanar, ya da baştan alma gibi bir hakkınız yoktur.

Müzikte, özellikle albüm kaydında, sınırsız load etme şansınız olduğu kadar, canlı performanslarda da elinizden bagetin uçması ve yedek bagetinizi yanınızda getirmemeniz benzeri bir mallık dışında, hatalar işin tuzu biberidir. Davulcunun arada metronom kaçırması, vokalistin hafiften detoneleri, gitaristin yer yer kirli soloları gibi durumlar, çok kasıntı dinleyiciler haricindekileri pek rahatsız etmez.

Amaaaaa, tüm bu kolaylıklara ve dinleyici kesiminin hoşgörülerine rağmen, özellikle birkaç albüm çıkartmış bir profesyonel grubun sonraki kayıtlarından birinde majör kusurlar varsa, işte o zaman işler değişebilir. Ben böylesi konularda biraz gaddar, hatta tahammülsüzümdür. Örneğin, progresif metal’in çok önemli gruplarından biri olan ETERNITY-X’in albüm kaydı vokallerindeki inanılmaz entonasyon “fail” lerine kah gülmüş, kah bu sebeple grubu itin götüne sokmuşumdur belli zamanlarda. Çünkü, vokal denen şeyden biraz anladığım ve kendim de çapımda vokallik yaptığım için biraz züppe olabiliyorum mevzubahis vokal olunca. Şimdi büyük isim yapmış, ve zerre hoşlanmadığım bir ton vokalist sayıp antipati çekmek istemiyorum. Neyse biz SEVENTH WONDER’a gelelim artık.

Zaten bu grubun vokalisti birkaç yıldır progresif metal çevrelerini dumura uğrattı. Journey grubuna koysanız sırıtmayacak, hatta grubun müziğini zenginleştirecek kalitede ve yumuşaklıkta söyleyen Tommy Karevik kafadan dinlediğim en iyi vokal icracılarından birisi. Ses rengi, yer yer 16’lık nota kaydırmaları, kusursuz entonasyonu, muhteşem ses rengi zaten dinleyen hemen hemen herkesin “oha” olmasına sebep oluyor. Beğenmeyebilirsiniz, çok yumuşak bulabilirsiniz, metale yakıştıramayıp “bu ne lan R&B mi dinliyoruz” gibi modlara girebilirsiniz, ama bu adamın ses kalitesine laf edebilecek kişilerin bir daha düşünmeleri gerekiyor.

SEVENTH WONDER asla çok özgün bir grup değil, SYMPHONY X’in düz ritimleri varyatif ritim gitarlarla aksatması numaralarını, DREAM THEATER’ın klavye string’lerinin fonunu oluşturduğu aksak gitar atraksiyonlarının benzerlerini falan bolca kullanıyorlar. Ama BLOTTED SCIENCE, ZERO HOUR gibi deneysellik düzeyi yüksek olan gruplardan ziyade, SYMPHONY X gibi melodikliğin teknikten önde geldiği müzikleri sevenleri ihya edebilecek bir teknikalite de var müziklerinde. Ben ilk albümlerini dinlemedim, ama son 3 albümleri ekseninde değerlendirirsek, vokaller dışında, müzikte çok dramatik değişiklikler veya lineer bir gelişkenlik söz konusu değil.

Yakın dönemde çıktığı için ben son albümlerinin kritiğini yapıyorum, ama “Mercy Falls” soundu hariç tutarsak daha iyi melodilerle bezeli bir albüm. Yalnız “The Great Escape”de vokalist adeta şov yapmış. Sanki adamın gırtlağına gres yağı sürmüşsünüz de öyle söylüyor gibi, inanılmaz gırtlak numaraları var albümde. Öyle böyle değil. Davullar ve gitarlar da daha iyi tonlanmış, ama demiş olduğum gibi çok büyük bir değişim yok eski albümlere nazaran.

Bu grubun bir diğer güzel olayı ise, bas gitar fetişistlerini memnun edecek bir sound ve bunun hakkını veren bir bas gitar performansı sunmalarıdır. Bu yönden dinlediğim tüm SEVENTH WONDER albümlerini, SYMPHONY X’in “The Divine Wings Of Tragedy” albümüne yakın gördüğümü söyleyebilirim. Albümün ilginç kapağı acaba şarkı sözlerinin de ilgi çekici olmasına işaret olabilir mi diye düşünmüştüm, ama maalesef beklediğimi bulamadım bu yönden.

Tommy Karevik isimli vokalist, yeri geldiğinde rock’ın haykıran nüanslarını da verebildiği, dudak uçuklatıcı bir performansla aklımı başımdan aldı. Acaba canlıda nasıldır diye merak ediyorum, ama ne pis üşengeç bir insansam hala hiç aratmadım youtube’dan. Eğer canlıda bu gırtlak numaralarını yaparken detone, sürtone falan olmuyorsa, o benim beceremediğim benzin gölünden de kaya kaya geçer bu adam ilk seferde. Adam kayıyor abi, slalom bile yapar hatta…

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.60/10, Toplam oy: 25)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2010
Şirket
Lion Music
Kadro
Andreas Blomqvist: Bas
Johan Liefvendahl: Gitar
Tommy Karevik: Vokal
Andreas "Kyrt" Söderin: Klavye
Şarkılar
1. "Wiseman"
2. "Alley Cat"
3. "The Angelmaker"
4. "King of Whitewater"
5. "Long Way Home"
6. "Move on Through"
7. "The Great Escape"
I - ...And the Earth Wept
II - Poisoned Land (enstrumantal)
III - Leaving Home
IV - Takeoff
V - A Turn for the Worst
VI - A New Balance
VII - Death of the Goddesses
VIII - The Age of Confusion: Despair
IX - The Age of Confusion: Lust
X - The Age of Confusion: Reason
XI - The Aftermath
XII - Dining on Ashes
XIII - The Curtain Falls
  Yorum alanı

“SEVENTH WONDER – The Great Escape” yazısına 5 yorum var

  1. hiç says:

    power metalin en sevdiğin gruplarından.lakin bu albüm öncekilere nazaran daha kötü.yine de atlanmaz..

    Aeonian_Lich

    @hiç, Tek bi tarza sokmak gerekirse progresif metal dememiz daha doğru aslında. Ama power progresif de diyebiliriz tabii ki. Rhapsody of Fire, Nightwish gruplarına bile progresif etiketi takılıyorsa, bu adamlara mutlaka eklenmeli progresif ibaresi. Bence en iyi albümleri Mercy Falls. Ama bunu da bayağı beğendim.

  2. b says:

    progresif yönü daha ağır basan bir grup bence. biraz alman ivory tower grubunun müziğini andırıyor. ama daha iyiler tabii. vokalist bu işi iyi biliyor çok beğendim yorumlarını. bu albüm ise muhteşem. divine wings of tragedy albümünün kardeşi.:)

  3. Çok beğendim. Teşekkürler güzel yazınla tanıttığın için.

    Aeonian_Lich

    @Bahadır Sarp, Ben teşekkür ederim. Aslında yazı biraz garip oldu, beğenmeyen de çok olmuştur ama bu ara öyle bir moddayım içimden öyle yazmak geldi. Daha sık geleneksel tarzda tanıtıcı kritik yazıp, arada sırada böyle absürd kritikler serpiştirmeliyim diye düşünüyorum. Ama biraz da türü takip edenlerin duyması ihtimalinin yüksek olduğu bir albüm olduğu için rahat takıldım. Çok fazla isim yapmaya başladılar bu albümle.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.