# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
VIRGIN SNATCH – In the Name of Blood
| 06.07.2010

Bakirelerin metalden çektikleri.

Berca B.

Polonya ne kadar güzel, ne kadar tatlı bir memleket oldu farkında mısınız? Meşhur ettiği her grup harika müzik yaparken, bir o kadar başarılıları da yavaş yavaş meşhur olma yolunda ilerliyor. Behemoth’uyla, Vader’ıyla, Riverside’ıyla, Decapitated’ıyla zaten enfes işlere imza atan ülkeye yeni bir gurur kaynağı daha katılmak üzere. Virgin Snatch dört albümdür ortalamanın bir hayli üzerinde yaptığı işlerle Polonya birinci ligine katılmayı bence çoktan hak etti.

Virgin Snatch, metalde algısının henüz tam olarak oturmadığını düşündüğüm modernizmi kusursuz olarak müziğine yedirmiş olan bir death/thrash grubu. Ölümcül saldırganlıkta thrash rifleriyle genel olarak brutal vokali kullanan ancak zaman zaman farklı vokal oyunlarına da başvuran Virgin Snatch, ilginç bir şekilde inanılmaz derecede akılda kalıcı bir müzik ortaya koyuyor. Bu kadar sert bir müzik yaparak bu kadar kolay hazmedilen, şarkılarına direkt olarak eşlik etme isteği uyandıran kaç grup vardır bilemiyorum, ancak Virgin Snatch kesinlikle onlardan biri. Bu sert ve akılda kalıcı olma durumu bir zamanlar KoRn için de kullanılan bir tabirdi ancak şu anda okuduğunuz grup bir death/thrash grubu. Yani kolay hazmedilmeleri sizi yanıltmasın, sapına kadar metal ve saldırgan bir müzikten söz ediyorum.

State of Fear ile adeta hayvanlar gibi bir açılış yapıyor albüm. Şarkı o kadar saldırgan ki grup elemanlarının her birinin kayıtlara girmeden önce adrenalin iğnesi aldığını düşünüyorsunuz bir an. Sadece bu şarkıda değil, genel olarak tüm albümde bütün rifler birbirinden enerjik, birbirinden vahşi ve kana susamış. Böylesine medeniyetten uzakta kalmış gibi ölesiye saldıran bir grup nasıl oluyor da bu kadar düzenli bir kaos oluşturuyor, şaşırmamak ve hayranlık duymamak elde değil. Bir de bu hayranlığa albüme ismini veren şarkı gibi groove yüklü kısımlar da eklenince tadından yenmez bir ziyafete dönüşüyor Virgin Snatch’in müziği. Bu kadar genel anlatımdan sonra yavaş yavaş işi parçalara ayırıp öyle inceleyelim.

Gitarlar Virgin Snatch’in en büyük kozları diyebiliriz. Grzegorz Bryla ve Jacek Hiro adlı kopyala-yapıştır yapmadan isimlerini yazmamın zor olduğu bu iki çılgın albüm boyunca o kadar büyük bir vahşete sebebiyet veriyorlar ki modern thrash metal sınırları içerisinde icra edilebilecek en boyun düşmanı rifleri kazıyorlar diyebilirim. Hakikaten, evde bu albümü hiçbir işiniz yokken dinliyorsanız elinize air guitar’ı alıp kendinizi deli gibi kafa sallarken bulmanız hiç de zor değil. Eski usül thrash’i de iyi bildikleri konusunda hiçbir şüphem olmayan bu ikili klasik kalıplardan çıkıp farklı şeyler denemekten de çekinmiyorlar. Bir de bunlara arsız ve cezbedici sololarını ekledikleri zaman kendilerine tam not vermekten de başka bir şansım kalmıyor açıkçası.

Lukasz Zielinski, grubun vokal işlerinden sorumlu kişisi ve albüm boyunca her tarzda vokalini duymak mümkün. Gayet güçlü brutaliyle kudretli bir canavara dönüşürken daha düz söylediği zamanlarda ise çok az da olsa Chuck Billy’yi andırıyor. Vokal melodileri ise grubun müziğinin bu kadar akılda kalıcı olmasının başlıca sebeplerinden. Nerede, ne zaman söylemesi gerektiğinin gayet farkında olan bu kardeşimizin tek kusuru ise temiz vokallerde iyice ayyuka çıkan, İtalyanlar’la yarışabilir düzeyde kötü İngilizce aksanı. Peşin peşin söyleyeyim, You-Know-Where adlı şarkıda berbat aksanını ilk duyduğunuz an gülmemek için kendinizi zor tutabilir, hatta “niye tutuyosam a küu sanki babamın oğlu” diyip kahkahayı basabilirsiniz. Bunun dışında hiçbir sorunu olmayan harika bir vokalist kendisi.

Davulu albüm boyunca devam eden yıkım hissini dinleyiciye en iyi şekilde yansıtan unsur olarak görebiliriz çünkü Jacek Slawenski tam bir azman, tam bir davul derisi düşmanı. Tuşesi çok yüksek ve davulu çalmıyor, adeta dövüyor. Modern metalde sıkça rastladığımız üzere kendisinin de rif-kick senkronlu bir tarzı var ve bu grubun müziğine tam olarak uymuş. Özellikle Vote of No Confidence’da mükemmel rif-kick örnekleri görebiliyoruz. Bunun dışında atakları çok kuvvetli ve “bodos atak” dediğimiz, kimi thrash tutkunları tarafından çok sevilen tomlar arası dolaşarak icra edilen atakları mükemmel kullanıyor.

Baslar ise daha çok groove bölümlerde kendini gösteriyor. In the Name of Blood’ın başındaki klas intro’su dışında çok fazla bir numarasını göremiyoruz bas gitarın. Genel olarak ritm gitarla ve davul kick’leriyle takılan, çok nadir kafasını çıkarıp “Ben burdayım!” diyen, ancak göze batmayan cinsten. Yine de rahat duyumuyla ve tok çalımıyla nakavt etmese de arada bir yumruğu yapıştıyor diyebiliriz. Diğer tüm elemanların zar zor okunan ve yazılan isimleri varken basçı arkadaşın isminin direkt Aniol (soyadı bile yok adamın) olması bu durumun baş sorumlusu olabilir. Ya da olmayabilir de bilemiyorum.

Grup isminden bağımsız olarak liriksel olarak politik konuları işliyor (ya da metaforu ben çözemedim), ne de iyi yapıyor çünkü Polonya hükümetinin ne kadar dangalak insanlardan oluştuğu herkesçe bilinen bir gerçek (gerçi çoğu öldü ya şimdi, neyse). Şarkı sözlerinde sürekli bir hükümete gönderme, bir eleştiri var. Sözler dikkatli okunduğu zaman şikayetçi oldukları konuların bizim kendi ülkemizde şikayetçi olduğumuz konulardan hemen hemen hiçbir farkı olmadığını görüyoruz. E aynı dangalaklıklar, aynı şikayetler. Kapakta da Polonya’nın sağ görüşlü dördüncü hükümetine açık bir gönderme var.

Prodüksiyon ise müzikteki tüm bu modern fikirleri birleştirip elemanların tam olarak kafasındakini yansıtmasında çok başarılı bir görev üstlenmiş. Her şey o kadar güzel duyuluyor ki, işte modern bir metal albümü böyle olmalı diyorsunuz adeta. Gitar tonundan tutun tomlara, vokallerden tutun grubun ekmeğinden biraz bedavacı şekilde otlanan basa kadar her şey çok net, çok oturaklı. Grubun prodüktörlüğünden sorumlu Wiesławscy kardeşler, Polonya’nın hemen hemen tüm gruplarının prodüktörlüğünden de sorumlu aynı zamanda. Bir nevi “Beni Türk doktorlarına emanet edin” durumu söz konusu yani. Henüz dinlemedim ancak ülkemizde Deicide’ın altında çıkan Nervecell grubunun da prodüktörlüğünü bu kardeşler yapmış. Bir ara bakmak lazım.

Durum buyken bu sevgili okurlar. Virgin Snatch, Polonya’nın son dönem yıldızlarından ve artık ismi Behemoth ile, Vader ile, hadi hiç olmadı Decapitated ile anılmaya aday. Sadece Polonya ile sınırlandırmayalım, modern anlamda thrash ve death metali bu kadar başarılı birleştirebilen pek fazla grup yok etrafta. Bu bakımdan değerini bilin, eldeki dört albümü de bir şekilde edinmeye çalışın (ben de bir ara Act of Grace albümünü incelemeye çalışayım). Bu albümden de özellikle State of Fear, Vote of No Confidence ve In the Name of Blood’a dikkat diyor, huzurlarınızdan çekiliyorum. Haydi hayırlı metaller.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.30/10, Toplam oy: 54)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2006
Şirket
Mystic Productions
Kadro
Lukasz "Zielony" Zielinski: Vokal
Grzegorz "Grysik" Bryla: Gitar
Jacek Hiro: Guitar
Aniol: Bas
Jacek "Jacko" Slawenski: Davul
Şarkılar
1- State of Fear
2- Purge My Stain!
3- Bred to Kill
4- IV - Vote of No Confidence
5- In the Name of Blood
6- Omniscientia
7- Diminished Responsibility
8- You-Know-Where
9- Devoted Loyalty
  Yorum alanı

“VIRGIN SNATCH – In the Name of Blood” yazısına 13 yorum var

  1. Ahmet Saraçoğlu says:

    Kısa bir açıklama, dünkü Catamenia yazısını yazan kişi gelen eleştirilerden çok bunaldığını ve yazının siteden kaldırılmasını istediğini söyledi, ben de her gün yeni bir yazı prensibimiz gereği kaldırmayacağımı söyledim, ancak sonraki tavrı hoşuma gitmediği için yazıyı siteden sildim.

    1 yıldır ilk defa oluyor böyle bir şey, demek ki yazdıklarının eleştirilmesine hazır değilmiş, neyse önemli değil.

    Böylece ilk kez bu kadar erken saatte yeni bi yazı koymuş olduk. :)

    havitetty

    @Ahmet Saraçoğlu, Aynı yazıya “çok güzel kritik olmuş” diyen de vardı yanlış hatırlamıyorsam. İyi eleştirileri görmeyip kötülere bu kadar moral bozmak ilginçmiş.

    Neyse.

    heat

    @Ahmet Saraçoğlu, gelen eleştiriler mi? özelden falan mı eleştirmişler abi:) hiç öyle ağır bi durum falan yoktu ki…neyse anorexia nervosa koyun o zaman bi yazarı küstürdünüz, anlamam valla…

    Ahmet Saraçoğlu

    anlatmaya çalıştım ama dediğim gibi tavrı hoşuma gitmeyince sildim.

    heat sana özel amon amarth – megadeth haftası yaparız artık naapalım.

    heat

    @Ahmet Saraçoğlu, valla öyle bi hafta şahane olur. artık sevinçten takla atarım evde. benim sevincimde bu kadar hehe. yalnız grup baya baya iyiymiş.

    Ufuk

    - 6 milyar kişi içinde yazını beğenmeyenler de olabilirmiş.
    - (gelinlikler içinde) skandal…

  2. like fire says:

    Berca helal olsun. Bu grubu Türkiye’de bilen birilerini görmek sevindirici. Bence çok klas bir albüm. Bir sonraki albümleri Act of Grace de harika, ama ondan öncekiler o kadar iyi değil. State of Fear’a hastayım bu arada.

  3. Ahmet Saraçoğlu says:

    Polonya’dan Horrorscope’un The Crushing Design albümünü de tavsiye ederim o da buna benziyo baya, manyak güzeldir.

    like fire

    @Ahmet Saraçoğlu, Bence Horrorscope’un bunlarla pek alakası yok. Bu arada yeni albümleri yoldaymış. Bahsettiğin albüme de senin kritiğinle başlamıştım. Firebolid’i aylardır dışarıya ilk adımımı attığımda dinliyorum. Olamaz böyle bi şey.

    Ahmet Saraçoğlu

    @like fire, yazıdaki ilk 2 şarkıyı dinleyince baya benzer geldi bana. Chuck Billy tarzı vokal, Testament-Exodus tarzı gitarlar vs. Ama bu grupta daha bodos death olayları da var gibi. Hepsini dinlemek lazım.

    Firebolid için hislerimiz aynı, bayadır dinlemedim ama ben de uzunca bi süre evden her çıkışımda onunla başlardım.

  4. özgür says:

    çok klas albüm. kritiğini görmek de güzel. bi ara mp3 çalar ve winamp’ımdan düşmüyordu. bi daha dinleyeyim bu sayede

  5. masteroforion says:

    İlk dinleyişim, kritik üzerine gaza gelip indirdim de, ilk şarkının nakaratının çok DNR koktuğunu bi ben mi düşünüyorum?

    Ahmet Saraçoğlu

    @masteroforion, yapı olarak benziyo da dnr tadı alamadım ben.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.