Orphaned Land için neredeyse herkesin yaptığı bir yorum vardır; “Duyduğum hiç birşeye benzemiyor.” Sanırım grup için en iyi özet de bu. Herhangi bir Orphaned Land albümünü değerlendirirken, normalde kullandığınız ölçütleri bir kenara bırakıp, albümde keşfettiğiniz yenilikleri saymakla meşgul olarak buluyorsunuz kendinizi. Ki grubun özellikle, albümün adına da yakışır bir şekilde, “Mabool” albümünde başlattığı bu yenilikler seli durumu bir çok sadık dinleyici ve hayran kazanmasına yol verdi.
Grubun “Mabool” öncesi albümlerinden fazlaca söz edildiğini duymadım daha önce, belki sadece “The Beloved’s Cry‘ın olduğu albüm” şeklinde geçiyordu “Sahara”". Grubun gelişiminde önemli bir mihenk taşı olan, duyduğum en güzel şarkılardan birkaçını barındıran El Norra Alila”nınsa fazla adı geçmiyordu (ayrıca eklemek isterim ki grubun “El Norra Alila” albümünün çıkışının 10. yılı şerefine İstanbul’da verdiği konser inanılmazdı. 4 yıl oldu hala unutamadım tek bir dakikasını, o derece). Her neyse, bu şekil bir kaliteye rağmen grubun adını şanını duyurması “Mabool” ile başladı. Grubun hem tematik, hem müzikal olarak o gençlik heyecanından çıkıp daha rahat ve rafine bir müzik yapması olarak görüyorum bu durumdaki asıl etkeni. Çünkü “El Norra Alila” gibi hazmetmesi zor ve mesajı direkt olarak kafaya vuran bir albümden sonra, “Mabool” gibi akıp giden ve amaçların belki de en anlamlılarından birine hizmet eden bir albümü dinlemek herkese daha cazip gelmesi normal. Aslında birçok açıdan grubun doruk noktası olan, yani o zamana kadar öyle sanılan “Mabool”un efsane, başka bir eşi olmayan bir albüm olması bu yönden bakıldığında gayet olağan.
“Mabool”u dinlemeyen pek kalmamıştır zannediyorum, eğer varsa da bu cümleleri okumaya devam etmeden açıp dinlemesini tavsiye ediyorum. Bu yüzden de tekrar tekrar açıklamaya gerek olmadığını düşünüyorum, bazı belli başlı ve gerekli noktalar dışında.
Genel anlamda grubun müziğini anlamak için, kullandıkları temayı öncelikli olarak ele almamız gerekiyor. Orta Doğu kökenli bir grup olarak, din ve din üzerine yapılan savaşlar, din üzerinden elde edilen kazanımlar gibi kavramların her zaman içinde bir grup oldu Orphaned Land. Ve müziklerini de bu durumu çözmeye, insanları etraflarında aslında neler döndüğünden ve dönmesi gerektiğinden haberdar etmeye adadılar. Zannetmiyorum ki bu gibi erdemli bir amaç için Orta Doğu’dan daha uygun bir mekan olsun. Bu gibi “yalanları görün” temalı müzik yapan diğer gruplara baktığmız zaman, çoğunun olayı salt bir din eleştirisini geçemiyor. Bir nevi kendi içinde çelişme veya kaybolma olarak da tanımlayabilirim sanırım bu durumu, vermek istedikleri ve verdikleri mesaj arasında dağlar kadar fark barındırıyorlar çünkü. Bu boşluğun nedeni olarak da tecrübe eksikliğini görüyorum. Buna daha sonra değinmek daha iyi olacak.
En az müzikleri kadar erdemli bulduğum bir mesajın savunucuları olarak, bu mesajı dilleri döndüğünce anlatmak üzere “Sahara” ile başladı grup yolculuğuna. Hallac-ı Mansur ismi ile bir şekilde haşır neşir olmuş bulunanların yabancı olmayacağı “enel hak” sözü ve belki de ucundan “fenafillah” düşüncesi ile bağdaştırabileceğimiz temalar ile Çin diyalektiğinini hafiften sentezleyerek. Belki de biraz heyecanlı bir şekilde savunarak bunları. Daha kararlı, ancak oturmamış. Neye karşı olduklarını, neyi anlatmak istediklerini tam söyleyememiş, böyle tam boğazlarında düğümlenmiş gibi. Ta ki kendi manifestolarına kadar. En sonunda anlatmak istediği şeyi anlatıp, koca bir “OH” çekmiş gibi bir hal aldıktan sonra, sanırım kazandıkları kişisel deneyimden olacak, bir olgunlaşma sürecine girdi grup.
Bu olgunlaşma süreci ve sonrasını baz alacak olursak, müziklerinde kendilerini herhangi bir siyasi, dini, ideolojik bir görüş içine sıkıştıracak hiç bir öge kullanmadı grup. Daha doğrusu, böyle bir sınırlama için çok fazla öge barındırıyorlar. Grubun sahip olduğu, daha doğrusu savunduğu tek görüş ise, ilahi bir temel ile verilen bir dünyevi düşünce; birlik, harmoni, mutuallik. Ne derseniz artık. Karşı oldukları şey ise çok net, belli, ortada. Nefret. Sadece bu bile beni sevindirecek bir öge. Nefrete karşı müzik yapan bir grup bulmak. Hem de gerçek bir nefrete. Sanal, sadece olsun diye yaratılan bir nefrete değil. Ancak ortada şöyle bir anlaşılma sorunu var; Orphaned Land kitleleri dine çeken, dine yöneltmeye çalışan, yani kısaca misyoner bir grup olarak nitelendiriliyor çoğu zaman. Bu tip görüşler, kanımca eksik bilgiden kaynaklanıyor. Grubun taşıdığı mesaj asla “Kurtuluşunuz dindir.” değil. Hatta tam aksine, bir dine zaten mensup olanların kendilerine daha çok pay çıkarabileceği sözler yazıyor grup, onlar arasındaki bir kavgayı bitirmek için, zaten onların da inandıkları gerçekleri gözlerinin önüne ısrarla sürerek. Misyoner olarak tanımlanmak için çok “iyi niyetli” bir müzik yapıyor Orphaned Land.
“The Neverending Way of ORwarriOR”, “Mabool” ile başlayan bu olgunlaşma sürecinin ikinci halkası niteliğinde. Orphaned Land hala Orphaned Land olduğu için neredeyse taban tabana aynı müzikal ve temasal taşıyan iki albüm diyebilirim hatta. Şu ana kadar yazıp durduğum grubun bu temasal başarısının nedeni ise, savundukları ve anlatmaya çalıştıkları düşünceyi neredeyse olabilecek en orjinal biçimde anlatmaları. Şöyle bir gerçek var ki, insanlık tarihinde gerçekleşmiş savaşların büyük bir bölümünde, durumu meşru ve uğruna değecek bir hale getirmek için kullanılan din örtüsünun bu nosyonu, günümüzde sadece bazı kitlelelerin (bazı kitleler derken milyonlardan söz ediyorum) gözlerini karartmak için kullanılıyor. Etrafında asıl olan biteni göremeyen bir kitlenin, asıl sorunu ve büyük portreyi görmesi imkansız hale geliyor, portre açık ve bariz olsa bile. İşte din, din üzerinden dönen kavgalar, yönetimler, dinin amaçlarının değiştirilmesi gibi kavramlar sonucu, bu dinlerden birine mensup herhangi biri, karşı dinden bir kişiyi düşman, günahkar, kafir (INFIDELS!) olarak görüyor. Ve bu durum da haliyle kitlesel bir nefret doğuruyor. Aslında açıklanması bile gerekmeyecek kadar bariz olan bu nefret, Orphaned Land’in karşı olduğu nefretin ta kendisi.
Grubun karşı olduğu bu nefrete karşı savunduğu birlik düşüncesi ise aslında çok basit bir temele dayanıyor. Aynı tanrı, aynı kurallar, aynı din, aynı kitaplar. “Size gönderilen ve sizin de şüphesiz inandığınız kitaplar bile size bunu söylerken neden böylesiniz?” demeye çalışıyor grup, en basit olarak. Bu yüzden üç semavi dinden de kesitler, sözler, karakterler kullanıyorlar. İşte söz ettiğim orjinallik de burada. Şarkı sözleri incelendiğinde de çok rahat bir şekilde anlaşılıyor zaten. Yedi’den inen 3 oğul; Yılan, Aslan, Kartal. Oğulların birleşmesi. Tek bir ağızdan insanlığı uyarması. Yedi’nin öfkesi, tufan. Çok da uzak gelmiyordur muhtemelen. Neyse, dediğim gibi, Mabool’u tekrar açmaya gerek yok.
“Orwarrior”ın yönü de “Mabool”dan pek farklı değil. Ama grubun mesajlarını anlatmak için bu sefer seçtikleri yol bende inanılmaz bir şaşkınlık ve hayranlık uyandırdı. Albümde hikayesi anlatılan kahraman, ışık için savaşan “Orwarrior”, aslında semavi dinlerin peygamberlerinin birleştiği bir ikondan başkası değil. Nasıl mı? İşte kanıtı, dev hizmet;
Albümdeki The Path (Part 1) – Treading Through Darkness şarkısından bir alıntı yapayım
“…as once told, i shall part the rising sea
seeds from the blood that i shed”
Musa’ya açık bir gönderme.
From Broken Vessels’dan
“When i break
…why do they all forsake?”
İsa’ya hafif açık bir gönderme.
Muhammed nerede diyecek olursanız, Disciples of the Sacred Oath II şarkısında kullanılan Nur Suresi 35. ayet gayet yeterli bir kanıt olarak görünüyor.
Albümün tüm şarkılarının sözleri ayrı ayrı incelenip, üzerine çıkarımlar yapılabilir. Grubun düşüncesinin kanıtları ve örnekleri, önceki albümlerinde olduğu gibi, tüm albüme dağılmış bir vaziyette çünkü. Hatta bu tutum sadece müzikte veya sözlerde kalmıyor. Grubun konsept fotoğrafları bile bu düşüncenin birer destekçisi aslında. Grubun kovaladığı ütopik bir mutluluğun, barışın göstergesi. “Bizim müziğimizde böyle bir tablo var.” diyor vokal Kobi Farhi, grubun resimlerini göstererek. Daha iyi bir açıklama da göremiyorum açıkçası. Ancak bu tabloyu düz bir resimden, bir “sanat eserine” dönüştürmek için de gereken ana etken; tecrübe. Yukarıda da belirtmiştim, böyle bir amaç için Orta Doğu’dan daha uygun bir yer olduğunu düşünmüyorum. Üç dinin, üç büyük kültürün neredeyse her yönüyle görülüp, tecrübe edilebildiği bir yerdeki sorunlar hakkında yapılan müzik, herşeyden önce daha “gerçektir” bence. Yani bir iç sızlaması veya ideoloji dürtüsü ile icra edilen müziğin yanında, karşı çıkılan şeyin “yaşanması” sonucu üretilen bir müzik daha kabul edilebilir geliyor bana.
Yani bu albümde de bu amacına ulaşmak yolunda hiç bir şeyi göz ardı etmemiş Orphaned Land üyeleri. Kutsanma için bilgiye sığınan, ışığın militanlığını yapan, bütün bu sorunların anası olan keskin sınırlara karşı çıkan bir düşünce bu. Bu düşünceye karşı saf bir saygı beslememek elde değil.
Yakın zamanlarda çok boş, gereksiz kullanılan ama aslında gayet hoş bulduğum bir tabir var; “müzik ziyafeti”. Eğer “OrwarriOR”a bu yakıştırmayı yapacak olursak, bir transatlantiğin açık büfe kahvaltısını andıran bir manzara ile karşılaşırız. Ki bu durum zaten Orphaned Land için ilk defa görülen bir şey değil. Artık bir formülleşme bile görüyorum bu durumda. Progresif, death, doom öğeleri içeren bir metal sentezinin içine ince işlenmiş Ortadoğu ezgileri (evet sadece ilk kullanıldığında orjinal olan bir terim). Şahsen bayıldığım, kulu kölesi olduğum Arap/Ortadoğu müziğini, metal müziğin içine bu kadar sağlam ve detaylı yerleştirmek ve hiç mi hiç sırıtmamasını sağlamak Orphaned Land’in asıl müzikal başarısı diyebiliriz, ki bunu bilmeyen de kalmamıştır sanıyorum.
Grup elemanlarının her birinin cover yapma, uyarlama konusunda birer dahi olduklarını düşünüyorum. Sadece Estarabim cover’ını hesaba katarak değil tabii ki (evet böyle birşey de var albümde bu arada). Grubun her albümünde yer bulan ve gruba has bir tarzda uyarlanan İbranice şiirler, Yemenit şarkıları ve daha bir çok Ortadoğu’ya özgü eser de bunu kanıtlar nitelikte. Hatta bu albümden çıkan ilk klip şarkısı Sapari ‘nin de bir Yemenit ezgisi olması ve kalitesi de bu durumu kat be kat kanıtlar nitelikte. Neyse. Grubun yetenekleri arasında sadece bu Ortadoğu ezgilerini “uyarlamak” yok. Daha önceki albümlerde de yoğun olarak kullandıkları yerel enstrümanlar, grubun müziğini hem tema hem de tamamlayıcılık açısından dolduruyor. “ORwarriOR” ise bu durumun tavan yaptığı albüm olmuş Orphaned Land için. Her ne kadar bu tür enstrümanlar önceki albümlerde de “tat olsun, aperatif olsun” mantığını aşacak, belirleyici bir kullanıma sahip olsalar da, “ORwarriOR”da bunlardan oluşan koca bir akşam yemeği var (ne kadar çok yemek referansı yaptım be). O nefis gitar melodilerinin üzerine giren ney ve kaval ezgileri, Arap kemanlarının bize tanıdık gelen o “damarlığı”… Özellikle Disciplies of the Sacred Oath II’taki bazı bölümlerde “Ay kalk hadi ben dayanamıyorum valla! Yapıştır!” diye ayağa fırlamamak için kendini zor tutuyor insan (tabii “otur zındık Kuran okunuyor” lafını duyup kafanıza bir teyze damage yemeniz de olağan).
Bunların üzerine bir de gitaristler Yossi, Matti ve Uri’nin elini çok öptürtece ve kanaatimce Orphaned Land’in en iyilerinden olan rifler, sololar, ritmler; Avi Diamond’ın, zaten her zaman çok beğenmiş olduğum performansını katlamış olması gerçeği; Kobi Farhi’nin şahane vokal performansı üzerine bir de Shlomit Levi’nin havada yakalanıp öpülesi sesi gibi, ki eminim atladıklarım da vardır, bir çok öge eklenince “ORwarriOR”ın asıl yüzü ortaya çıkıyor. Ek olarak, Kobi Farhi’nin Nur Suresi’ni okurken ki performansını ayrıca takdir etmek istiyorum. Artık ders mi aldı ne yaptı bilmiyorum ama valla helal olsun arkadaş.
Bu albümün en çok konuşulan yanlarından biri de prodüksiyonu oldu şüphesiz. Masa başında Steven Wilson olunca olağan bir durum aslında. Ben de dahil olmak üzere çoğu kişinin, albümü ilk dinlediğinde hemen sindirememesinin başlıca nedeni olarak görüyorum prodüksiyonu. Önceki Orphaned Land albümlerine nazaran o kadar “temiz” bir ses var ki, grubun kullandığı her öge teker teker öne çıkınca insan bir şaşırıyor normal olarak. Ancak sonuç olarak albümdeki prodüksiyonu çok başarılı bulduğum kararına vardım. Çünkü, yukarıda da belirttiğim gibi, kullanılan enstrüman, ses, öge sayısı oldukça fazla ve bundan daha kirli bir prodüksiyonda bu ögelerden bazılarının güme gideceğini düşünüyorum. Bu grup açısından görüşüm. Ancak Steven Wilson’a tamamen tebriklerimi sunamıyorum. İsmi geçen her albümde neredeyse aynı veya birbirine çok yakın işler çıkaran Wilson, biraz sıkmaya başladı açıkçası. Ephrat, Paatos, Porcupine Tree, Blackfield, Orphaned Land… Neredeyse hepsinde aynı sound. The Incident’tan sonra bu ikinci yamuğun oldu Steven. Şş, hop.
Sonuç olarak, Orphaned Land’in yaptığı en güzel şarkılardan birçoğuna sahip ve Orphaned Land’in şu ana kadarki en başarılı albümü olarak görüyorum “ORwarriOR”ı. Aslında “en başarılı” ne kadar düzgün bir laf bilemiyorum, çünkü kafamda “Mabool”la yarışır bir durumdalar şu an. Berabere diyelim, tatlıya bağlansın. Zaten Orphaned Land’in değişmesi gerekmiyor, gelişmesi gerekiyor. Orphaned Land zaten Orphaned Land.
Dipnot: Din, savaşlar vb. konuların gayet netameli olduğunun farkında olarak, kimsenin bir inancına veya düşüncesine saldırmaya veya eleştirmeye çalışmadan yazmaya çalıştım bu kritiği. Umarım öyle de olmuştur, olur da bir hata görürseniz affola. Zaten gayet denyo bir kritik oldu, farkındayım.
Kadro Kobi Farhi: Vokal
Yossi Sa'aron Sassi: Gitar, ud, saz, buzuki, cümbüş, piyano, geri vokal
Matti Svatitzki: Gitar
Uri Zelcha: Bas
Shlomit Levi: Vokal
Avi Diamond: Davul
Şarkılar Part I: Godfrey's Cordial – An ORphan's Life
1. "Sapari"
2. "From Broken Vessels"
3. "Bereft in the Abyss"
4. "The Path Part 1 – Treading Through Darkness"
5. "The Path Part 2 – The Pilgrimage to Or Shalem"
6. "Olat Ha'tamid"
Part II: Lips Acquire stains – The WarriOR Awakens
7. "The Warrior"
8. "His Leaf Shall Not Wither"
9. "Disciples of the Sacred Oath II"
10. "New Jerusalem"
11. "Vayehi Or"
12. "M i ?"
Part III: Barakah – Enlightening the Cimmerian
13. "Barakah"
14. "Codeword: uprising"
15. "In Thy Never Ending Way (Epilogue)"
şuana kadar sevmediğim gruplara dahil edebileceğim bir gruptu. mabool’u da sevmem. ama bu albüme hayran kaldım yaklaşık 2 hafta playlistimde dönderip durdum. baterist arkadaş da çok iyi bir performans çıkartmış, maboolu dinlediğimde etkilenmemiştim halbuki.
Halen Treading Through Darkness’tan çıkabilmiş değilim, albümü halen tam olarak sindirebilme fırsatım olmadı ama tek bir şeyi söyleyeceğim, o da yeni logoya ve albüm kapağına hasta olduğumdur.
Gördüğüm en kral albüm kapağı olabilir.
tam ne güzel kritik olmuş lan bravo valla diyecekken “zaten gayet denyo bir kritik oldu, farkındayım” lafını gördüm, hiç öyle olmamış gayet güzel, bir solukta okudum. Albüm de taş gibi bence, ben de Maboolla berabere olduğunu düşünüyorum.
Albümün güzelliğine kesinlikle lafım yok. Ama benim için asla Mabool tadını vermeyecek. Bu biraz daha ağır bir albüm olmuş. Ayrıca Batu, teraziye tıklıyorum, benden sana artı rep koç.
Exorsexist’in tersine ben de Mabool’u ilk dinlediğimde aklım çıkmıştı. Birkaç hafta hiç durmadan dinlemiştim. Bunuysa zamansızlıktan daha bir kere dinleyebildim ama Mabool’daki gibi bi tat alamadım. Biliyorum ki dinledikçe seveceğim. Mabool’a göre çok daha katmanlı ve zor bir albüm gibi duruyor.
“Mabool’daki gibi bi tat alamadım. Biliyorum ki dinledikçe seveceğim.” Ben de böyle düşünüyorum.Mabool’un ilk dinleyişte bütün parçaları çarpıyordu ama bu albüm ilerledikçe biraz daha içine girilmesi güçleşiyor gibi.Dinledikçe sevilen albümlerden olacaktır büyük ihtimalle.Bir de neden son üç şarkıya kadar buzuki duymuyoruz merak ettim :) (çok pis Egeliyimdir)
albümü pek sevemedim. sadece etnik bölümler çok iyi işlenmiş güzel yedirilmiş müziğe o kadar. arkadaşın dediği gibi ağır bir albüm olmuş. tam anlamıyla içime sinmedi ama kritik çok iyi olmuş ellere sağlık. detaylara inilmiş. bir de steven wilson ile ilgili düşünecelere sonunda kadar katılıyorum. haklılık payı çok fazla. ;)
geçenlerde rastladım ilk hafta satışları tam bir fiyasko. sadece 600 kopya satabilmiş amerika’da, böylesi güzel müziğe karşın. umarım bunca yıllık emeklerinin, mükemmeliyetçi yapılarının karşılığını maddi olarakda çıkarırlar, ne diyeyim.
@ihsan, Amerika’yı bilmem de İsrail’de deli gibi satmıştır bence. Avrupa’da da hiç fena değildir durum diye düşünüyorum. Amerika’ya biraz fazla yabancı gelmiş olsa gerek.
bu grup hem tarzı ile hemde şarkıları ile dünyanın en ilginç ve en iyi grubu diyebilirim, 95 ten beri bıkmadan dinlerim, RUH MÜZİĞİNİ EN İYİ YAPAN GRUP.. bu albümde diğer albümleri gibi çok sağlam olmuş, find yourself discover GOOOOOOD :))
hohohoho, en iyi abümleri bile olabilir… orphaned land mükemmel bi grup olduğunu, steven wilson ise mükemmel bi insan(?) olduğunu birkez daha kanıtladı… favorim disciples of the sacred oath 2… ilk dinleyişte tabii ki bi mabool etkisi vermiyor fakat, gittikçe büyüyen bi albüm olmuş, benden 9 gider şimdilik… film gibi albüm dinleyin dinlettirin…
şuana kadar sevmediğim gruplara dahil edebileceğim bir gruptu. mabool’u da sevmem. ama bu albüme hayran kaldım yaklaşık 2 hafta playlistimde dönderip durdum. baterist arkadaş da çok iyi bir performans çıkartmış, maboolu dinlediğimde etkilenmemiştim halbuki.
Halen Treading Through Darkness’tan çıkabilmiş değilim, albümü halen tam olarak sindirebilme fırsatım olmadı ama tek bir şeyi söyleyeceğim, o da yeni logoya ve albüm kapağına hasta olduğumdur.
Gördüğüm en kral albüm kapağı olabilir.
tam ne güzel kritik olmuş lan bravo valla diyecekken “zaten gayet denyo bir kritik oldu, farkındayım” lafını gördüm, hiç öyle olmamış gayet güzel, bir solukta okudum. Albüm de taş gibi bence, ben de Maboolla berabere olduğunu düşünüyorum.
Albümün güzelliğine kesinlikle lafım yok. Ama benim için asla Mabool tadını vermeyecek. Bu biraz daha ağır bir albüm olmuş. Ayrıca Batu, teraziye tıklıyorum, benden sana artı rep koç.
Exorsexist’in tersine ben de Mabool’u ilk dinlediğimde aklım çıkmıştı. Birkaç hafta hiç durmadan dinlemiştim. Bunuysa zamansızlıktan daha bir kere dinleyebildim ama Mabool’daki gibi bi tat alamadım. Biliyorum ki dinledikçe seveceğim. Mabool’a göre çok daha katmanlı ve zor bir albüm gibi duruyor.
“Mabool’daki gibi bi tat alamadım. Biliyorum ki dinledikçe seveceğim.” Ben de böyle düşünüyorum.Mabool’un ilk dinleyişte bütün parçaları çarpıyordu ama bu albüm ilerledikçe biraz daha içine girilmesi güçleşiyor gibi.Dinledikçe sevilen albümlerden olacaktır büyük ihtimalle.Bir de neden son üç şarkıya kadar buzuki duymuyoruz merak ettim :) (çok pis Egeliyimdir)
çook güzel kritik olmuş, ellerine sağlık.
9′u hakediyor albüm.
sonraki albüm için 6 sene daha bekletmezler umarım.
albümü pek sevemedim. sadece etnik bölümler çok iyi işlenmiş güzel yedirilmiş müziğe o kadar. arkadaşın dediği gibi ağır bir albüm olmuş. tam anlamıyla içime sinmedi ama kritik çok iyi olmuş ellere sağlık. detaylara inilmiş. bir de steven wilson ile ilgili düşünecelere sonunda kadar katılıyorum. haklılık payı çok fazla. ;)
geçenlerde rastladım ilk hafta satışları tam bir fiyasko. sadece 600 kopya satabilmiş amerika’da, böylesi güzel müziğe karşın. umarım bunca yıllık emeklerinin, mükemmeliyetçi yapılarının karşılığını maddi olarakda çıkarırlar, ne diyeyim.
04.06.2010
@ihsan, Amerika’yı bilmem de İsrail’de deli gibi satmıştır bence. Avrupa’da da hiç fena değildir durum diye düşünüyorum. Amerika’ya biraz fazla yabancı gelmiş olsa gerek.
Uğraştım, kendimi zorladım, ama olmadı. benim adıma hayal kırıklığı bi albüm.
13.09.2010
Orphaned Land fanı olmamama rağmen bence yılın en iyi 3 albümünden biri. Hani aşık oldum nerdeyse.
13.09.2010
@like fire, benimki muhtemelen mabool’u fazla yüceltmekten. güzel yerleri var ama benimseyemiyorum. aşık olduğum ölüp bittiğim şarkı yok maalesef.
13.09.2010
@Ahmet Saraçoğlu, burda ayıb etmişsin.
13.09.2010
@Ahmet Saraçoğlu, Ahmet’in metalden anlamadığının bambaşka bir kanıtı.
disciples of the sacred oath (ilk hali) :
http://www.youtube.com/watch?v=Ceks7_Jq_UY
bu grup hem tarzı ile hemde şarkıları ile dünyanın en ilginç ve en iyi grubu diyebilirim, 95 ten beri bıkmadan dinlerim, RUH MÜZİĞİNİ EN İYİ YAPAN GRUP.. bu albümde diğer albümleri gibi çok sağlam olmuş, find yourself discover GOOOOOOD :))
Bugüne kadar dinlemeyen kafama sıçayım. Enfes birşey bu.
hohohoho, en iyi abümleri bile olabilir… orphaned land mükemmel bi grup olduğunu, steven wilson ise mükemmel bi insan(?) olduğunu birkez daha kanıtladı… favorim disciples of the sacred oath 2… ilk dinleyişte tabii ki bi mabool etkisi vermiyor fakat, gittikçe büyüyen bi albüm olmuş, benden 9 gider şimdilik… film gibi albüm dinleyin dinlettirin…
01.09.2011
@blackroseimmortal, harbi çok komik lan en iyi albümleri ahahahahahahhdkvfbfgblşkgb
yaptıkları 4 albüm içinde en iyisi bu, en zayıfı da mabool bence.