# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DEATH – Symbolic
| 17.12.2009

Kristal dağın zirvesinde.

Bazı müzisyenler ve gruplar, fazla mükemmel olduklarından, onların albümleri söz konusu olduğunda fikirler de fazlasıyla öznelleşir. İşte Chuck, fazla mükemmel bir müzisyen ve Death de fazla mükemmel bir grup olduğu için bu spora yıllarını veren insanların Death albümleri hakkındaki fikirleri, albümlerin mükemmeliyetleri konusunda aynı olsa da bir noktadan sonra bu albümlerin, bir albümden çok daha fazlasını ifade etmelerinden dolayı fikirler fazlasıyla öznelleşmeye başlıyor. İşte bu bakımdan, benim için de diğer Death albümlerinden bir adım önde olanı “Symbolic”tir. Yazıyı nesnelleştirmek isteyenlerin, fikirlerimi bu katsayıyla bölmeleri gerektiğini belirtmek için kısa bir önsözdü.

“Spiritual Healing” albümüyle başlayan değişim, her geçen Death albümünde kendini daha da fazla hissettirmeye başlıyordu ve Chuck’ın aykırılığı gün geçtikçe daha fazla kişi tarafından fark ediliyordu. İlk iki albüm sonunda, dönemin death metalindeki yaygın konuların aksine, kişisel, felsefi ve sosyal konulara değinmeye başlamıştı ve müziğini de bunun için mükemmel bir araç olarak kullanmayı her albümde daha iyi başarıyordu.

Her albümde, müzikal olarak da death metal klişelerinden bir basamak yukarı çıkıp müziğe yeni boyutlar getirirken besteleri de teknikleşiyor fakat bu teknik, duyguyu öldürmüyor, aksine yoğunlaştırıyordu. Chuck’ın Death’te yaptığı, kişiliği gibi sürekli olarak değişen, gelişen ve arayışı bitmeyen bir müzikti.

symbolic_symbolic

İşte düşüncelerinin müziğiyle bütünleştiği şarkılarında da bu arayış ve yolculuktan bahsediyordu Chuck. Keder nehirlerinden okyanusların dibine umutla yaptığı yolculuklarda aradığı soruların cevaplarını bulmaya en çok yaklaştığı ve aynı zamanda yeni soruların da en çok yoğunlaştığı albümdü “Symbolic”.

From rivers of sorrow
To oceans deep with hope
I have travelled them
Now, there is no turning back
The limit, the sky
I ask my questions. Why? What today?
When tomorrow?

Sesinin her albümde biraz daha değişmesi “Symbolic”te de devam etmişti. Artık daha temiz (?) ve daha yüksek perdeden, kâh yırtıcı, kâh ıstıraplı bir vokal yapıyordu ve bu durum yazdığı sözlerle de mükemmel bir uyum yakalayarak duygularını müziğiyle ifade etmesinde sololarıyla birlikte en büyük rolü oynuyordu. Chuck, yazdığı sözlerde albüme de isim babalığı yapacak sembolik öğelerden yararlanmıştı. 1,000 Eyes şarkısında kameralarla donatılmış, özel alanların daraltıldığı gözetlenen dünyadan dem vururken, Crystal Mountain’da dinin ikiyüzlülüğüne, beyinleri körelttiğine ve buna karşı durmak için verilen mücadeleye değiniyordu. Perennial Quest’te ise hayat boyu sürecek olan zihinsel ve kişisel arayışından bahsederken, sekiz dakikalık süresi ve kapanışındaki akustik bölümle bu arayışın müzikal açıdan da gelişerek devam ettiğini haber veriyordu.

symbolic_2

Zaman içerisinde müziğinin değiştiği gibi kadrosu da çok sık değişti Death’in ve nihayet “Individual Thought Patterns” albümünde ideal on bir yakalandı. Perdesiz bas gitarı death metale sokan Steve DiGiorgio gibi bir efsane, “atomik saat” lakaplı Gene Hoglan ve King Diamond gitaristi Andy LaRocque’tan oluşan kadronun zor yanı, böyle meşgul adamları bir arada tutmaktı. Aradan geçen iki yıl içinde bu kadrodan geriye yalnızca Gene Hoglan kalabildi. Bas gitara Florida piyasası basçılarından Kelly Conlon, ikinci gitara da Chuck’ın lise yıllarından arkadaşı olan ve çalışını çok beğendiğini söylediği Bobby Koelble alındı.

Steve DiGiorgio’nun Symbolic’te olmayışı birçokları tarafından albümün en büyük eksiği olarak görüldü, haksız da değillerdi ama yiğidi öldürüp hakkını verelim, Kelly Conlon’ın performansı -bas gitar tonunun da etkisiyle- Death’e yaraşır düzeydeydi. Zaten hemen ertesi yıl Corpsegrinder’lı Monstrosity’nin “Millenium” albümünde de bomba işlere imza atacaktı (bu albümü de dinlemeyen varsa kötü oluruz).

Bobby Koelble ise Chuck’ın yanlış seçim yapmadığını gösterircesine onunla şaşırtıcı bir uyum yakalamıştı. Özellikle Zero Tolerance’taki soloları, kendi tarzını ortaya koyup albüme yaptığı katkı açısından çok iyi birer örnekti. Bu albümde Chuck’ın da patentli soloları zirve yapmış, istenmeyen notalardan arınmış ve vokali gibi hem agresif, hem de duygusal anlar içeren, her şarkıya kendi kimliğini kazandırır hale gelmişlerdi.

symbolic_3

Rif yapıları da soloları gibi kendine has olan Chuck, müziğine köklerinden kopmadan progresif boyutlar katmaya devam ediyordu. Kendine özgü ritim ve ölçü anlayışıyla yazdığı rifler, çok sık tempo ve ritim değiştiriyor, şarkılar dinleyene boyutlar arası yolculuk yaptırırken kafa sallayası gelenlere zor anlar yaşatıyordu; fakat buna rağmen parçaların, önceki albümlere oranla akıcılık kazandığı da dikkati çekiyordu. Bu kadar sık tempo değiştiren şarkılar, Gene Hoglan’ın davulda devleşmesini (!) sağlıyordu.

Dünyanın en yaratıcı death metal davulcularından olan Eugene “Gene” Victor Hoglan II, “Symbolic”in “Symbolic” olmasına Chuck’tan sonra en büyük katkıyı yapmaktaydı. Önceki albümde bir tekne pervanesi çalan Hoglan, bu albümde de davul setine bir M-14 fişeği katarak normal bir insan evladı olmadığını göstermişti. “Atomik saat” lakabının hakkını verircesine tek bir vuruş bile kaçırmadan, mükemmel bir tuşeyle çalıyor, hızlı bölümlerde yardırıp dinleyene adrenalin salgılatıyordu. Zillerle yaptığı oyunlar (fakat 1,000 Eyes’ın “to the left and to the right” bölümünde sağlı sollu zillere girişmesi?) ve kros hâkimiyetiyle de Chuck’ın yazdığı en basit rifleri bile teknik bölümlere dönüştürerek “orda naptı lan?”, “oha zillere bak!” tepkileri eşliğinde insanın Morrisound stüdyolarından albümün davul kayıtlarını isteyip bilahare dinleyesini getiriyordu.

symbolic_4

Albümün, önceki Death albümlerine göre farklılıklarından birisi de prodüksüyondu. Florida death metalinin mabedi Morrisound’da kaydedilen albümün prodüksiyonunu, stüdyonun sahiplerinden Jim Morris üstlenmişti. Yakalanan tonların doğallığı ve temizliği, albümün doğasına cuk oturmuştu ve dinleyene sanki yanı başında çalınıyormuş hissi vermekteydi.

Gitar tonunun çiğliği, özellikle sololarda parlarken, bas gitarın her notasının duyulmasını sağlayan etli ton, Gene Hoglan’ın mükemmel tonlanmış davullarıyla bir olup Symbolic’i Death’in prodüksiyon bakımından o zamana kadarki en başarılı albümü yapıyordu.

Symbolic, iki sayfadır saydığım bütün bu öğelerle death metal tarihinin, hatta tüm metal tarihinin en önemli ve en ilham verici albümlerinden birisi olmuştu. Bana, dinlediğim her şarkıdan sonra “bunu çalmalıyım” dedirten ve nihayetinde bütün şarkılarını baştan sona çaldıran nadir albümlerden biri olup çıkmıştı. Human ve Individual Thought Patterns albümlerinin üzerine Symbolic gibi bir iş yaparak tüyü de diken Chuck’ın kendisine de ilham veren albüm, artık kabına sığmadığını düşünerek Control Denied projesine başlamasına da neden olmuştu.

symbolic_6

Kritiğin sonuna yaklaştıkça, Death diskografisinin de sonuna yaklaşmanın verdiği buruk hisle sonunu bağlamak istemediğim için yazıyı, haddimi aşarak, Chuck’ın death metaldeki yeri ve hem müzikal, hem de düşünsel olarak duruşunu anlatan bir benzetmemle bitirmek istiyorum: Chuck Schuldiner, death metalin Âşık Veysel’idir. Naçizane…

hysteresis

Albümün okur notu: 12345678910 (8.70/10, Toplam oy: 595)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1995
Şirket
Roadrunner
Kadro
Chuck Schuldiner: Gitar, vokal
Kelly Conlon: Bas
Bobby Koelble: Gitar
Gene Hoglan: Davul
Şarkılar
01. Symbolic
02. Zero Tolerance
03. Empty Words
04. Sacred Serenity
05. 1,000 Eyes
06. Without Judgement
07. Crystal Mountain
08. Misanthrope
09. Perennial Quest
  Yorum alanı

“DEATH – Symbolic” yazısına 66 yorum var

  1. handsome says:

    öncelikle puanım 10 üzerinden 15 şunu söyleyebilirim ben rock ve metal dinlemeye başladğımdan bu yana 15 sene geçmiş dinlemediğim grup albüm tür tarz vs neredeyse kalmamış gibi bi ara elimde 1250 full diskografi ve yaklaşık 100 binin üzerinde parça bulunan bi arşivim vardı tabi daha sonra arşivin büyük bi kısmını arkadaşımın harddiskimi düşürmesi sonucu kaybettim şuan 600 diskografi ve 40 bine yakın parça var elimde normalde heavy thrash progressive en sevidiğm metal türleri ancak dönüp dolaşıp bu albüme geldiğimde ilk dinlediğime bir daha ve bir kaç kez dinleme isteği doğdu bende defalarca dinledim ve her seferinde vay anasını bu ne lan böyle dedim zamanın çok ama çok ötesinde bir albüm gibiydi sanki üstelik bunu çok fazla black death gothic doom vs dinlemeyene ve pek sevmeyen biri olarak söylüyorum çünkü bana heavy thrash ve progressive ve hatta glam hep daha güzel daha yakın ve iyi geldi yani o gruplarla iyi vakit geçirdim güldüm ağladım keyiflendim vs ama bu albüm cidden bambaşkaydı ve gerçekten çok güzeldi hani en sevidğim veya en iyi 10 20 albüm vs diye bir liste yapsam kesin bu albümüde katabilirim çünkü müzikal altyapı olarak akılalmaz derecede sağlam yani 90ların ortasnda böyle bi albüm yapılması akılalmaz inanılmaz birşeydi bana göre vesseal en sevidğim ve zaman zaman sevidğim konsept albümlerden sonra evde yalnzken açıp dinlediğim bir albümdür ki chuckın sesi ve vokal gücü inanılmaz habirde bizden sonraki nesillere gerçekten çok kaliteli bir mirastır bana göre tabi onlar severmi beğenirmi dinlermi elbette pek emin değilim çünkü basın yayın organlarında rap denen saçmalığın sürekli köpürtüldüğünü ve bunu kocakoca kanalların yaptıgını görmek son derece rahatsız edici neyse dinleyelim dinletelim sevdirelim aşılayalım edit: death hayranı olmamama ragmen bu kadar uzuzn yazacagımı ben bile tahmin etmemiştim ama ne demişler yiğidi öldür hakkını yeme

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.