Batuhan: Veil of Maya adlı kardeşlerimizi bilmeyen kişinin az olmasının ana nedeni isimleridir diye düşünüyorum. Hınzırlık edip, Cynic (C.C)‘nin en güzide şarkılarından birinin adını alan grup, aslında iyi bir fikirle de ortaya çıkmış diyebilirim. Neyse. Benim dikkatimi de ilk önce isimleri ile çekti grup. İsimlerini bir çok aşırı iyi grupla yanyana gördüm konser afişlerinde de. “İş var bu grupta sanırım” dememe karşın, uzun bir süre dinlemedim kendilerini. Belki de deathcore etiketlerinden olabilir, deathcore seven biri değilimdir genel olarak. Bu albümü dinlediğimde ise grubun dümdüz deathcore’dan ziyade daha bir rafine müzik yaptığını anladım. Ama bu demek olmuyor ki deathcore stereotipi bir grup olmaktan uzaklaşmışlar, artık başka kafalardalar vs. Bana göre hala, yazının ileri bölümlerinde de açıklayacağım türde birçok eksi barındırıyor grup. Her ne kadar “progresif” diye adlandırılsalar da, böyle olmalarını sağlayacak pek az etmen barındırıyorlar kendileri. Ama türü biraz daha ileri yorumlamışlar diyebilirim. Yani yavaş yavaş NSBM tayfasına dönen deathcore camiasından sıyrılmalarına yetecek yetenekleri var kendilerinin.
duraganyolcu: Veil of maya, bu isimle 2004 yılında hayvani bir progresif death metal grubu kurulana kadar, bir Cynic parçası olarak bilinirdi. Artık Veil of Maya denince akla hem Cynic, hem de grubun kendisi gelecektir emin olun. Chicago, Illinois’dan çıkan bu delikanlıların henüz iki albümü var. İki albümle bu kadar dikkat çeken grupların sayısı azdır, bu yüzden “geleceği oldukça parlak görünen bir progresif death metal grubu” denmesinde hiçbir sakınca yok.
Ne değildir?
Batuhan: 2008 yılı, metal albümleri açısından çok bereketli bir yıl oldu bildiğiniz gibi. Ancak bu albümü o parlak albümlerden biri sayamayacağım. Durumu, müzik yaptıkları türe kadar daraltsak bile aynı kalıyor. Bu albüm ile aynı yılda çıkan “Planetary Duality” (ben her ne kadar “core” olarak adlandırılmasına şiddetle karşı çıksam da) ve “Fortress“ı ele alalım. Orjinallikten, progresiflikten yerleri oynatan bu gibi iki albümden sonra Veil of Maya dinlediğiniz zaman arada zayıf kalan yönleri çok rahat anlayabiliyorsunuz.
duraganyolcu: Boş grup değildir, haşa. Bir de bol bol “core” barındırdığından ötürü saf bir “deathcore” da değildir. Güzide müziğimizin türleri oldukça karışıklaşmış, yeri geldiğinde çok abartılmıştır. Ancak bazı şeyleri karıştırmamak doktorların da tavsiyesi üzerine sağlık açısından iyidir. Sağlıklı olmak için de bu gruba “deathcore yapıyor” demeyiniz. Neden bunu diyorum çünkü ota boka “deathcore” denmeye başlandı. The Faceless olsun, Iwrestledabearonce olsun, Veil of Maya olsun. Tamam deathcore öğeleri bunların hepsinde var ama yalnızca “deathcore bu” demek… İşte onu demek… Ayrıca bu grubu suni, yapay bulmak, “sen gelme ulan ayı” demek…
Nasıl çalıyor amcamlar? Genel olarak nasıldır albüm?
Batuhan: Grup yetenekli elemanlardan oluşuyor. Albüm genelinde enstrüman hakimiyetlerinde sorun yaşadığım anlar fazla olmadı zira. İlk şikayetlerimden biri bas ile ilgili olacak yalnız. Bas sesinin zaten sıfıra yakına alındığı albümde bir de yazılan partisyonlar baya kötü olunca, bir eksi vermem gerekti. Bir grupta icra edilen enstrümanın boşuna çalınmasına sinir oluyorum.
İncelediğimiz grup bir “core” grubu olduğu için (genel anlamda konuşuyorum) bakmamız gereken ilk bölüm tabii ki breakdownlar oluyor. Burada genel olarak bir tür eleştrisi yapmam gerekiyor. Deathcore, emocore vs. müzik yapan grupların %90’ı saçma sapan breakdown ve sinir bozucu vokallerden ileri bir şey yapamıyor ve türün de ileri gitmesi, gelişim göstermesi gibi durumlar da o kadar nadir oluyor ki çoğu dinleyici ümidini kesmiş durumda. En azından ben. Neyse. Türün bu derece sığ olmasından dolayı bazı gruplar çeşitli sıyrılma yolları arıyor. Bu konuda Veil of Maya’nın da bir şekilde sıyrıldığını söylemiştim daha önce. Kullandıkları sıyrılma yolu ise çok klasik olmuş diyebilirim. Melodik, kulağa saniyede bir değişen power chord riflerinden daha farklı, daha progresif bir sound yakalamaya çalışmışlar. Bunun çok başarılı bir örneğini Protest the Hero’da görebiliyoruz mesela. “Fortress”ı dinleyen herkes, o dolu dolu sound’u bilir. Ancak Veil of Maya’da bunu göremedim ben. Albüm, klasik core gruplarındaki yapay havadan bir türlü kurtulamıyor. Bu noktada grubun türünden kopamadığını görüyoruz.
Neyse. Dediğim gibi bakmamız gereken ilk bölüm breakdown’lar. Güzel geçişler barındıran, devamlılığını sürdürdüğünde sizi sıkmayan ve yeteri kadar çeşitli ve gaz breakdown içeriyor albüm. Bu ritimlerin üzerine icra edilen melodik kısımlar da güzel bir sos olmuş. Çarpışan arabalar havasından bir nebze de olsa kurtarıyor sizleri. Ki burada da tüm bu işleri üstlenen gitarist arkadaş Marc Okubo’yu da tebrik etmek gerekiyor. Ancak türe alışık olmayan biri için çok fazla ve gereksiz kullanılmış gelebiliyor bunlar, kullanım süresi konusunda bir yenilik aramayın derim.
Bunun dışında müzikal açıdan pek bir olağandışılık barındırmıyor albüm. Bir de vokaller var evek. Tek diyeceğim şey, o ciyak ciyak scream’leri ve kalpleri paramparça eden clean vokalleri duymadığım için sevindim. Çok.
duraganyolcu: Okyanusun azgın dalgaları gibi. Belki bir tsunami yaratacak kadar olmasa da üzerindeki gemileri tedirgin edecek kadar diyebilirim. Albümde pat diye farkedilecek şey enstrüman hakimiyeti. Sonrasında parça yazımı, kompozisyon, matematik diye devam edebilir. Progresifliğin hakkını sonuna kadar veriyor grubumuz. Bilindiği üzere progresiflik değişkenlik demektir ve albümün şarkılarında oldukça değişken bir yapı var. Bu yapı bol bol breakdown’larla da birleşince hem gaz, hem değişken, kaliteli bir metal çıkıyor ortaya. Bu breakdown’ların gavurların, sıradan ‘chugga-chugga’ diye telaffuz ettikleri terimle hiçbir alakası yok. Sürekli aksak olaylar mevcut ve bu çok keyif veriyor. Bunların dışında grup melodilere de yer verince tam benim istediğim tarzda bir şey çıkıyor ortaya. Boku çıkarılmış, mastürbatif bir progresiflik yerine elemanların istedikleri şeyi istedikleri gibi, olgunca yaptıkları kanısına rahatça varıyorum.
Davul ve gitarın uyumu özellikle dikkat çeken unsurlardan biri. İkisi de farklı atraksiyonlarla güzel işler çıkarıp, yer yer birbirinden ayrı gibi görünseler de müziği bir bütün olarak çok iyi tamamlıyorlar. Gitarın burada tek olması ilginç bir etken. Albüm kayıtlarında gitar tabii ki tek değil, elemanımız iki kere kaydetmiş ve kimi yerlerde harmoni vs. eksik etmemiş ancak grubun bu konudaki tutumunu pek anlamış değilim. Zaten bas gitar albümde yeterince duyulmuyor, gitarcı da tek. Tamam, güzelim kompozisyonların bir çoğunu gitarcı da yazmış olabilir ama konserlere bari tek gitarla çıkmayın lan! Neyse ben karışmam. Anahtar kelimeler “aksak”, “gaz” ve “değişkenli” olunca kuduran beni gayet tatmin eden bir albüm. Birazcık arpejler, yavaşlayan bölümler olsa biraz daha sevinirdim ama olsun, bu da iyi. Vokallerde bir eksiklik yok, bir fazlalık da yok. Albüme iyi giden, yerinde bir vokal. The Faceless, Born of Osiris gibi grupları seviyorsanız bunu kaçırmayın.
Prodüksiyon dendi?
Batuhan: Veeee tanıdık bir isiiiim! Albümde prodüksiyonu THE FACELESS’tan da tanıdığımız Michael Keene abimiz üstlenmiş durumda. Kendisinin işlerini çok beğensem de, bu albümde bir eksik var. Önceden de belirttiğim yapay hava. Albüm genel anlamda ortalama bir Extol havası barındırıyor. Ki Keene’in de sağlam bir Extol hayranı olduğunu düşünürsek böyle bir işe kalkışması anormal değil. Ama neymiş, öyle bir havayı bir deathcore grubuna entegre edince olmuyormuş. Kötü değil prodüksiyon, aksine başarılı. Ama sadece teknik açıdan. Atmosfer açısından “sınıfta kaldılar” (fakat tesbihle kafama vurulması? La noliy?!).
duraganyolcu: Michael Keene “Machine”. Evet albümde The Faceless’ın “pınarı” Michael Keene’nin prodüktör olarak emeği geçtiğini görüyoruz. “Albümde basların bu kadar kısık olması” olayı ondan çıktıysa bile bu başarısına gölge düşürmez. Zaten tahminime göre bu bas gitar olayı grubun kendi isteği. Kendi tercihi olsa The Faceless’ta çatır çutur olur muydu baslar? Olmazdı. Grubu istediği sound’a ulaştırdığı ve başarılı bir iş çıkardığı bence oldukça net. Ancak atmosfer açısından Batuhan’a katılmamak elde değil.
Peki bu grup balta mı olur, sap mı kalır? Ne dersin?
Batuhan: Odin kerim. İlerlemeye devam etseler çok şeker olurlar kendileri. Ama böyle giderlerse alemin Protest the Hero’larından çok dayak yerler, öğle yemeği paraları gider. Façalarıyla da hava atamazlar.
duraganyolcu: En kralından balta olur, hatta elektrikli testere bile olur. Kendilerini daha da geliştireceklerine inancım sonsuz. Haydi, daha da üretken, daha da sevgi dolu günler için el ele..
Kadro Marc Okubo: Gitar
Sammy Applebaum: Davul
Matt Pantelis: Bas
Brandon Butler: Vokal
Şarkılar 1. Wounds
2. Crawl Back
3. Mark the Lines
4. It's Not Safe to Swim Today
5. Entry Level Exit Wounds
6. Pillars
7. We Bow In It's Aura
8. All Eyes Look Ahead
9. Sever the Voices
10. It's Torn Away
Grup adını Cynic’in şarkısından almış da, sor bakalım Cynic o şarkının adını nerden almış. :)
“Veil of Maya’s name comes from the Ralph Waldo Emerson poem of the same name. Coincidentally, the band Cynic also used the poem’s name as a song on their LP, ‘Focus’.”
Grup adını Cynic’in şarkısından almış da, sor bakalım Cynic o şarkının adını nerden almış. :)
“Veil of Maya’s name comes from the Ralph Waldo Emerson poem of the same name. Coincidentally, the band Cynic also used the poem’s name as a song on their LP, ‘Focus’.”
taş gibi albüm, güzel albüm, bal-şeker albüm.
oh yeah man, oh yeah! sana puanım 8 kanka.
Taş gibi konser grubu bu adamlar, çok seviyorum lan. Umarım canlıda hep beraber ‘jumpdafuckup’ yapabiliriz günün birinde.