Dünyanın belki de en yaratıcı müzik projelerinden biri bence The Ocean Collective. Adları çoğu yerde The Ocean olarak geçiyor olsa da, grubun özünü kavramak için “collective” kelimesi üzerinde durmamız gerekiyor öncelikle.
Grup, 2000 yılında gitarist Robin Staps tarafından kuruluyor. Grubun ilk elemanları gazeteye verilen ilanlar, ağızdan ağıza “Beyler Robin eleman arıyor bu arada” şeklinde dolaşan sözler vs. ile bulunuyor. 2002’de yayınladıkları ilk demoları “Islands and Tides”a kadar 40 küsür eleman değiştiren grup, 2003’te yayınladıkları “Fogdiver EP”ye kadar bu eleman değişikliklerine devam ediyor, ancak sanmayın ki bu değişiklikler herhangi bir underground grup gibi ikide bir davulcu, gitarist yenilemeleri şeklinde oluyor.
Durumu kavramanız için şöyle bir örnek vereyim; grubun ilk konserinde 2 gitarist, 2 vokal, 1 davulcu, 1 perküsyonist, 1 efekt sorumlusu (visual artist) ve sayısını tam olarak bilmediğim flüt, trombon ve çello vs. ile desteklenen bir müzik icra ediliyor. Yineliyorum; grubun ilk konserinde.
Asıl çıkışlarını yakaladıkları “Fluxion”a kadar 2 demo ve bir EP yayınlayan grup, aldığı ziyadesiyle olumlu eleştriler sonrası gazını sağlam almış olacak ki, Burst ilen çıkardıkları bir split sonrası 2005 yılında ikinci albümleri “Aeolian”ı yayınladı. “Precambrian”ı konsept ve altyapı açısından daha iyi anlayabilmek için bu noktada “Aeolian”dan biraz bahsetmem gerekiyor. “Fluxion” ile daha senfonik, atmosferik ögelerle harmanlanmış (oh lan kullandım bunu) sludge’a kayarlı bir müzik icra eden grup, “Aeolian” ile işin biraz daha metal kısmına kayıveemiştir.
Grubun tüm albümlerine genel anlamda bakıldığı zaman en agresif albümünün “Aeolian” olduğunu görüyoruz ki mükemmel de bir albümdür, ayrıca bir kritikte yazmak lazım onu da. Evet.
“Aeolian”ın devamı olarak çıkarılan Precambrian” ise boynuz kulağın ebesine atladı klişesini bir daha bizlere yaşatan bir albüm olarak 2007’de çıktı. Hadean/Archean ve Proterozoic adlı iki kısımdan (CD) oluşuyor albüm. Konsept olarak Dünya’nın oluşum evrelerinden ilki, yani direk Precambrian evresi.
Albümün 2 kısma bölünmesinin önemli bir nedeni var. Dünya ve atmosfer yeni yeni oluşmaya başlarken yani yeryüzünde bir lav, sülfür ve ısı dominasyonu varken (ORALAR YİNE DE DUTLUKTU LAN) Dünya’nın sert, acımasız, küfür gibi yüzü ile karşı karşıyaydık. Sonra her şey yerli yerine kısmen oturdu, bi durdular, dinlendiler. Yağmurlar başladı, babaannemin hayatından bile uzun süren yağmurlar. Sonra yeryüzünde hayat başladı, hayat evrimler geçirdi. Yani bunun günümüze kadar yolu var.
Ancak şöyle bir gerçek var ki Dünya’nın o sert, acımasız yüzü hep, hala, sonuna kadar orada kalacak. Biz görmüyor olsak da.
Aha işte, albümü anlatmış bulunuyorum sizlere. Açıkça söyleyebilirim, bu kadar “gerçek” bir albüm yapmak her yiğidin harcı değil ki albümde yer alan 40 küsür yiğidi hesaba katarsak sağlam harç oluşturmuşlar kesinlikle. Albümün ilk ve ikinciye nazaran kısa olan Hadean/Archean kısmı, Dünya’nın yukarıda belirttiğim ilk evresi hakkında. Ne demiştik o kısım için? Başlangıçtan itibaren sert, acımasız, katıksız bir yeryüzü modeli. Ve albümün giriş şarkısına bakıyoruz.
Duyduğum en gaz girişlerden birine sahip olması dışında, ileri derecede başarılı bir şarkı olan Hadean ve sonrasında gelen dört şarkı, size bu özellikleri tam anlamıyla sunuyor. Yani o evrede yaşanmış olan kaosu mükemmel bir kompozisyon ile anlatmış grup. “Aeolian”daki agresifliğin bir devamı gibi bu bölüm.
Sonra ne demiştik, her şey duruldu, yağmurlar başladı, hayat filizlendi vs. Albümün ikinci ve uzun kısmı olan Proterozoic ise bu bölüm hakkında ve o dönemlerde yaşanan (ilk döneme nazaran tabii ki) rahatsız sakinliği yine ilk kısım kadar mükemmel anlatmış. Bu kısma bir intro niteliği taşıyan Siderian ile Godspeed You! Black Emperor’dan sağlam ekmek kopardığı çok rahat anlaşılıyor grubun.
Evet, ilk kısma göre daha durgun ve oturaklı bir bölüm olmasına rağmen, yukarıda da belirttiğim gibi bir rahatsızlık var. Dünya alttan alttan dürtüyor kısacası, yani o kaos hâlâ orada. Tüm Dünya’yı ele geçirmiş durumda olmasa da hâlâ orada. Akabinde şarkılara bakıyoruz ve yine aynı rahatsızlığı ve alttan alttan dürten kaosu apaçık bir şekilde fark edebiliyoruz.
Bir şarkıda tam “Oh rahatladım be. Let dı reeeyn pörc dı leend, vooş it ool eveeey be” diyorsunuz ki, “Akıllı ol len” tarzında bir uyarı geliyor mâlum kaostan ve yine bir agresiflik alıp başını gidiyor. Aynı Dünya’nın hali gibi. Yani “gerçek” bir albüm derken kastettiğim olay buydu tamamen.
Albümün konsepti bu olmasına rağmen, grup alttan alttan bir şeyler de sıkıştırmaktan kaçınmamış. Albümde endüstriyel dünyaya, kapitalizme, dinlere/Tanrı’ya ve eşitsizliğe, açık göndermelerle nefret yağdırılıyor. Burada yine bir Trees (Rush) durumu ile karşı karşıyayız aslında.
Grup, bu gibi yoğun bir konsepti sadece müzik ile sınırlı bırakmamış ve üzerine görselliği de ekleyerek albümü bir üst noktaya daha taşımayı başarmış. Kapağına ayrıca bayıla bayıla öldüğüm, o derece mükemmel bir artworke sahip bir artwork için grup, Fantomas ve Tomahawk’ın da albümlerine el atan Martin Kvamme ile çalışmış. Kendisi ile devam etmelerini diliyoruz.
“Precambrian”dan bu kadar bahsetmem yeter sanırım. Ancak grubun bu özgünlüğü ve ileri anlayışı nasıl kazandığı konusunu da değinmeden geçemeyeceğim. Yazının en başında söylediğim gibi, The Ocean’ın yaratıcılığının nereden kaynaklandığını anlamak için “collective” kelimesi üzerinde durmak gerekiyor. Peki bu kolektiflik olayı nereden geliyor veya nedir? Bu konuyu grubun sitesinden bir açıklama ile anlatmak yeterli olacaktır sanırım.
“The Ocean, topluluğa sizin de katılmanızı istiyor! Grubu isteyen herkesin parçası olabileceği bir durumda tutmak istiyoruz. The Ocean Collective’e katılmak istiyor ve herhangi bir enstrüman çalmaktan, tişört tasarımına veya artwork’e varana kadar herhangi bir konuda gruba yardımda bulunacak kadar yeteneğiniz olduğunu düşünüyorsanız, iletişime geçin! Ünlü olmanız gerekmiyor, sadece yaptığınız işte iyi olmalısınız. Full-time katılımlar için, aynı zamanda bizim merkezimiz olan Berlin civarında ikâmet etmeniz gerekiyor. Ancak Krglcevgzky’de yaşıyor olsanız bile, bizim müziğimizi seviyorsanız, bir gün oraya geleceğimize emin olabilirsiniz. Ve eğer “Isla de la Luna”nın davullarını çalmayı biliyorsanız, o akşam bizimle beraber çalabileceğinize emin olun!
Bu bizim okyanusumuz… Siz de kendinizinkini yapın!”
Sonuç? Grupla şu ana kadar beraber çalışmış 100 ü aşkın müzisyen, inanılmaz artwork çalışmaları, sahne şovlarında kullanılan özel efektler, vs. En önemlisi de, müzik yapmanın kendisine duyulan sevginin açık bir şekilde yüceltilmesi. Yani The Ocean’ı kendisi yapan şey, bir kolektif olması.
Sonuç olarak, kurulma ve ilerleme prensibinden ödün vermeyen ve bunun sonucunda da “Precambrian” gibi bir eser yaratan The Ocean, müzikte başka sınırlar görmek isteyen herkes için ideal bir gruptur kanaatimce.
Dinleyin, dinletin. Dinlemeyenleri de Eda Teyze’ye havale ediyorum.
Kesinlikle mükemmel bir albüm. Özellikle Rhyacian nedir öyle. Progressive dinleyen her ademoğlunun hatmetmesi gerek bu albümü. 10/10′dan aşağı not veren bizden değildir.
Grubun türüyle ilgili bir muhabbete denk gelmiştim. Yiğidin biri ‘It’s not whalecore(Gojira’yı kastediyor burda), It’s “GEOLOGYCORE” dediğinde uzun bir süre kendime gelememiştim.
Kesinlikle mükemmel bir albüm. Özellikle Rhyacian nedir öyle. Progressive dinleyen her ademoğlunun hatmetmesi gerek bu albümü. 10/10′dan aşağı not veren bizden değildir.
Çok güzel anlatmışın hoca eline sağlık. Grubun öküzlüğüne tanık olmayan kalmaz zaten. Güzellik içimizde.
Grubun türüyle ilgili bir muhabbete denk gelmiştim. Yiğidin biri ‘It’s not whalecore(Gojira’yı kastediyor burda), It’s “GEOLOGYCORE” dediğinde uzun bir süre kendime gelememiştim.
paleonthologycore omg.
Kusursuz albüm, harika kritik.