Ama nasıl olduysa, beş ayın ardından, albümü ümitsizce bir kez daha dinlerken bir şey oldu ve “yahu bu Live for the Kill ne güzel bi şeymiş” diye geçirdim aklımdan.
Amon Amarth, neredeyse doğuşundan beri takip ettiğim ve yıllar boyunca devam eden gelişimine bire bir tanık olduğum için kendimi şanslı saydığım gruplardan biri. Viking’di, baltaydı diye diye, yıllar yılı bizi peşlerinde sürüklediler. Kuzeyli’dir, sempatiktir düsturunu hevesli gibi benimseyen bizler de, gerek grup elemanlarını, gerek de grubun genel havasını ve samimiyetini pek bir sevdik (halbuki elin sakallısı yani bize de nooluyo..)
“With Oden on Our Side” çıktıktan ve grup bir anda hiç olmadığı kadar patladıktan sonra, bir sonraki albüme dair kafamda çeşitli öngörüler şekillenmişti. Dedim madem bu albüm böylesi güzel, böylesi cillop, oturayım da kafamda Amon Amarth’la ilgili öngörüler şekillendireyim. Buna göre, “Twilight of the Thunder God” çıktığı hafta birtakım Avrupa ülkelerinde listelere girecek, özellikle Almanya’da sansasyonel bir liste girişi olacak, ben de “bak ben demiştim abi ben metali çözdüm” diyecektim. Neyse albüm çıktı, bir hafta geçti geçmedi, bir de ne göreyim: albüm Alman listelerine 6 numaradan girdi (çok pis öngörürüm).
Artık sanırım hepimiz şunun farkındayız: Amon Amarth dünyanın sayılı gruplarından biri olmayı başardı ve adını In Flames, Opeth, Children of Bodom gibi kendi çapında devlerin arasına yazdırma ihtimali olduğunun sinyallerini verdi (tabii yaptıkları müziğin sertlik dozu düşünüldüğünde, onlar kadar hızlı olmayacak). Grubun “Wrath of the Norsemen” DVD’sindeki bir röportajında, vokalist Johan Hegg şöyle buyuruyordu: “Keşke sadece Amon Amarth olarak yaptıklarımızla hayatımızı idame ettirecek parayı kazanabilsek, ama henüz bu gerçekleşmedi.. Son albüme kadar (“Fate of Norns”) hiç para almadan albümler yapıp turnelere çıktık, ama neyse ki son zamanlarda az bir şeyler kazanıyoruz. Umarım yakında her şey daha güzel olur.” Bu yorumdan bir yıl sonra piyasaya çıkan “With Oden on Our Side” ile muhakkak ki iyiye giden bu durum, kanımca “Twilight of the Thunder God”dan sonra Amon Amarth’ın sadece müzik yaparak yeterli parayı kazanabilen müzisyenler olmasını da sağlayacaktır. Saf bir death metal grubu için bu durum, rüyaların gerçek olmasından başka ne olabilir ki sevgili okur kitlesi?
Albüme dönelim. 5 farklı formatta piyasaya sürülen “Twilight of the Thunder God”, son yıllarda gerçekten dehşet bir promosyon atağına kalkan Metal Blade’in tonla yan ürün ve gazlama ile desteklediği bir albüm olarak göze çarpıyor. Metal Blade’in asıl para kaynağı durumundaki 5 gruptan biri olan Amon Amarth (diğerleri de Cannibal Corpse, Unearth, As I Lay Dying ve Behemoth), bu sayede hayvanlar gibi turlama ve promosyon yapma şansını da yakalıyor ve çok satıyor. Öyle ki albümün bazı sürümlerinde sınırlı sayıda Viking çizgi romanları ve en acayibi de Amon Amarth elemanlarının kafa sallayan ufak oyuncaklarından (bubbleheads) var. Hani şu dolmuşların ön konsollarında kafa sallayan cici köpekler var ya konsola yapışık duran, onlardan.
Çoğu kişiye göre şu ana kadarki en güzel Amon Amarth kapağına sahip olan albüm, barındırdığı konuklarla da gülümsetiyor. İlk olarak karşımıza çıkan konuk, Finlandiya metal piyasasının en önemli simalarından, emektar virtüöz Roope Latvala (Children of Bodom, Sinergy, eski Stone). Açılış parçası “Twilight of the Thunder God”da karşımıza çıkan Latvala, cici bir soloyla bizleri selamlıyor, ki bu şarkıyı canlı çaldıklarında o solonun yerine daha basit bir şey atılıyor doğal olarak. İkinci misafir, “Guardians of Asgaard”daki vokalleriyle anında kendini belli eden, Makedon metalcisinin gururu Lars Göran Petrov (yazmaya gerek yok ama Entombed diyelim madem). Son konuk, hatta konuklar ise, “Live For the Kill”i bambaşka tatlara taşıyan duygu insanları “Apocalyptica”.
Buraya kadar her şey güzel. Bundan sonrası kendi adıma biraz tuhaf biçimde şekilleniyor. Öncelikle belirteyim ki “With Oden on Our Side”ı normal bir insan evladından daha fazla seven bir kişiyim. Sadece sevmekle de kalmıyorum, her notasına tapıyorum desem yeridir. Bu nedenle, belki yüz kere dinlemiş olmama rağmen, çıkışından sonraki ilk 5 ay albümü pek sevemedim arkadaşlar. Kötü falan değildi elbet, ama hakikaten kasmama rağmen bir türlü ısınamıyordum. Bunun ilk sebebi, dediğim gibi “TotTG”ı “WOoOS”la kıyaslamam ve diğer birtakım huysuz metalci travmaları sonucu tadımı kaçıran ufak ayrıntılardı. Misal “Where is Your God?”ın grubun yaptığı en sıradan şarkılardan biri oluşu, “The Hero”nun hiç sevemediğim nakaratı, vesaire..
Ama nasıl olduysa, beş ayın ardından, albümü ümitsizce bir kez daha dinlerken bir şey oldu ve “yahu bu Live for the Kill ne güzel bi şeymiş” diye geçirdim aklımdan (kodu mu oturtan troo metalci gençliği bile duygulara gark eden Apocalyptica bölümünden ziyade, baş taraflarından bahsediyorum). Sonra bir aydınlanma oldu bende ve baştan ısınamadığım her şarkıyı adeta bir tavuk gibi beğenmeye başladım.
Her ne kadar basın tarafından göklere çıkarılan pek çok şeyi, ben bir önceki albüme göre eksik görüyor ve bu yüzden de albümü Amon Amarth tarihinde bir geri adım olarak değerlendiriyorsam da, “With Oden…”i hiç düşünmezsek kendi içinde gayet oturaklı ve olgun bir album “TotTG”.
“Free Will Sacrifice”, “Guardians of Asgaard” ve “Varyags of Miklagaard”ın (memleket havaları) kesinlikle diğer şarkılardan birkaç gömlek üstün olduğunu da ekleyerek, hayatımın en zorlu albüm benimsemelerinden birini bana yaşatan bu albümü, önce tekrar dinlemek ve biraz daha sevmek adına kendime, sonra da grubu hala duymamış olanlara öneriyorum.
Şarkılar 1. Twilight of the Thunder God
2. Free Will Sacrifice
3. Guardians of Asgaard
4. Where Is Your God?
5. Varyags of Miklagaard
6. Tattered Banners and Bloody Flags
7. No Fear for the Setting Sun
8. The Hero
9. Live for the Kill
10. Embrace of the Endless Ocean
ulan çok alakasız ama olsun yazıcam az önce ekşi sozlukde sambalicinin yazdıgı olavi mikkonen entrysini gordum çok feci gaza geldim bence ekstrem metalin en iyi gitaristlerinden biri olavidir sorarım size death metalde olavi mikkonen kadar duygu yuklu gitar yazabilen bir gitarist varmıdır amon la tanıstıgım ılk gunleri hatırladım simdi Thousand Years of Oppression ı ilk dinledigimde gozumden yaş gelmisti ulan bu kadar sade bi teknikle bu kadar ustun sarkılar yazabilirmi bi insan o yuzden dunyanın en iyi gitaristi olavi mikkonendir ohhh be…ohhhhh!!
ahah eyvallah. amon amarth’ın en zayıf albümü olsa da sevdiriyor kendini, öyle bir entesan dinlenebilirliği var. bir de ben hala temiz prodüksiyonu yakıştıramıyorum gruba, versus the world en kıvamı bulmuş albümdü bence.
@ali ihsan balı, anaaa hahaha! ne kadar şahaneymiş ya hiç haberim yoktu bunlardan. blinded by fear cok güzelmiş. adamın fısıldayarak “anliiş” dediği bölün şahane. ama en güzeli tabiki tıvaylaytofdıtandırgad.
@Ahmet Saraçoğlu, şarkının başındaki teyzenin ingilizce çok komik.. evet andırıyo baya bence vokalin sesinin biraz vintersorg’u andırdığı için olabilir.
@aliihsan bali, bu bluegrass dan hoşlananlar bide Iron Horse ve Hayseed Dixie ye göz atsın derim. (ulan çok biliyomuş gibi bide yeni öğrendim burda bunları:) hatta bide: http://www.myspace.com/hsdx
yahu alamadım hızımı simdide actım asator u fiireeeeeee diye dağ bayır kosuyorum şuursuzca
ulan çok alakasız ama olsun yazıcam az önce ekşi sozlukde sambalicinin yazdıgı olavi mikkonen entrysini gordum çok feci gaza geldim bence ekstrem metalin en iyi gitaristlerinden biri olavidir sorarım size death metalde olavi mikkonen kadar duygu yuklu gitar yazabilen bir gitarist varmıdır amon la tanıstıgım ılk gunleri hatırladım simdi Thousand Years of Oppression ı ilk dinledigimde gozumden yaş gelmisti ulan bu kadar sade bi teknikle bu kadar ustun sarkılar yazabilirmi bi insan o yuzden dunyanın en iyi gitaristi olavi mikkonendir ohhh be…ohhhhh!!
ahah eyvallah. amon amarth’ın en zayıf albümü olsa da sevdiriyor kendini, öyle bir entesan dinlenebilirliği var. bir de ben hala temiz prodüksiyonu yakıştıramıyorum gruba, versus the world en kıvamı bulmuş albümdü bence.
yani sonunda şu “where is your god”ın boktan bir şarkı olduğunu söyliyen çıktı. kesinlikle amon amarth’ın en kötü albümü.
ama 7 az olmuş sanki.
az olmuş tabi en kotusu bile en az 8 almalı ben 10 verdim tabi orası ayrı ayrıca where is your god da super sarkıdır neresi kötü yahu
where is your god bildiğin kuru kalabalık. tek bir notası bile dinlemeye değmez.
http://www.sotb.se/
isveç death metal gruplarının bluegrass versiyonları olan acayip bi grup. Twilight of the Thunder God coverı edinilebilir.
07.07.2010
o elemanlar süper ya, at the gates’in dvdsinde çalan blind by fear coverlarını duymuştum ilk, punish my heaven da şahane.
07.07.2010
@ali ihsan balı, anaaa hahaha! ne kadar şahaneymiş ya hiç haberim yoktu bunlardan. blinded by fear cok güzelmiş. adamın fısıldayarak “anliiş” dediği bölün şahane. ama en güzeli tabiki tıvaylaytofdıtandırgad.
09.07.2010
@heat, tottg’nin kimi yerlerini isveççe söylemişler galiba. ama ben en çok punish my heaven’ı sevdim.
09.07.2010
@aliihsan bali, damar yerleri Borknagar – Origin’den çıkmış gibi olmuş.
09.07.2010
@Ahmet Saraçoğlu, şarkının başındaki teyzenin ingilizce çok komik.. evet andırıyo baya bence vokalin sesinin biraz vintersorg’u andırdığı için olabilir.
09.07.2010
@aliihsan bali, bu bluegrass dan hoşlananlar bide Iron Horse ve Hayseed Dixie ye göz atsın derim. (ulan çok biliyomuş gibi bide yeni öğrendim burda bunları:) hatta bide:
http://www.myspace.com/hsdx
http://www.myspace.com/ironhorsebluegrass
08.07.2010
@ali ihsan balı, bluegrass>all!
09.07.2010
@Ufuk, the dubliners gibi sanki..